Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/529 E. 2026/711 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/529
Karar No
2026/711
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

17. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2026/529 Esas

KARAR NO:2026/711

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi

TARİHİ:28/01/2026

NUMARASI:2025/1102 Esas, 2026/82 Karar

DAVANIN KONUSU:İFLAS (Adi Takipten Doğan İtirazın Kaldırılması Ve İflas (İİK 156))

KARAR TARİHİ:14/05/2026

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Taraflar arasında Kocaeli İli, Gebze İlçesi, ... Köyü 153 Ada 4 Parselde kain taşınmazın inşaat yapımı projesi hususunda takip borçlusu dava dışı ... A.Ş.'nin İşveren, müvekkili şirketin ise Yüklenici sıfatını haiz olduğu 15/11/2016 tarihli "İnşaat Yapım Sözleşmesi" akdedildiğini, süreç içerisinde taraflar arasındaki bu ilişki yapılan protokoller ile birtakım düzenlemelere tabi tutulduğunu, ancak takip borçluları hem ana sözleşme hem de ek protokoller uyarınca üstlenmiş oldukları yükümlülüklerini vaktinde ve tam olarak yerine getirmediğini, bunun üzerine takip borçluları aleyhine fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla KDV alacakları ve vade farkı alacağının tahsili talebiyle İstanbul 1. İcra Müdürlüğü ... sayılı dosyası ile iflas talepli ilamsız takip başlatıldığını, takip borçluları tarafından takibe itiraz edilmesi üzerine takip borçlusu dava dışı ... bakımından itirazın kaldırılması ve iflas talepli olarak İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/917 Esas sayılı davası ikame edilmiş olup dava halihazırda derdest olduğunu, davalı ... tarafından yapılan itirazın kaldırılması ve iflasına verilmesi talepli işbu davanın açılması zaruriyeti hasıl olduğunu beyan ederek öncelikle İİK md. 159 uyarınca davalının malvarlığı ve alacakları ile ilgili defter tutulmasına, sonradan telafisi imkansız zararların önüne geçebilmek maksadıyla İİK md. 159 uyarınca davalının başta gayrimenkul ve banka hesapları olmak üzere tüm malvarlığı değerleri üzerine tedbir konulmasına ve ilgili yerlere müzekkere yazılarak tedbirin uygulanmasına, mahkemece uygun görülecek olan diğer muhafaza tedbirlerinin alınmasına, İstanbul 1. İcra Müdürlüğü ... sayılı iflas takibine davalının haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olan itirazının kaldırılmasına ve davalının iflasına karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalının şahsen tacir olmadığı ve bu nedenle iflasa tabi bulunmadığı resmi belgelerle sabit olduğunu, davanın esasa girilmeden usulden reddi gerektiğini, bu husus dava şartı niteliğinde olup mahkemenizce re’sen gözetilmesi zorunlu olduğunu, . davanın, davalı ... yönünden husumet yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini, davacı tarafın “tüzel kişilik perdesinin kaldırılması” yönündeki iddiaları soyut, dayanaksız ve hukuki şartlardan yoksundur.6. kdv alacağı iddiası hukuken müvekkile yöneltilemeyeceğini, 05/09/2020 tarihli protokol müvekkil aleyhine şahsi borç doğurmayacağını, takip dayanağı olmayan, davada ilk kez ileri sürülen ve vadesi geçmiş senede dayalı kefalet ve borç iddiası dinlenemez ve tacir olmayan müvekkil aleyhine iflas sebebi teşkil etmeyeceğini, İİK m.159 uyarınca talep edilen muhafaza tedbirlerinin yasal şartları oluşmadığını, davacının kötü niyetli dava açma eylemleri nedeniyle kötü niyet tazminatına mahkum edilmesi gerektiğini beyan ederek davalı ...’un tacir olmadığı ve iflasa tabi bulunmadığının tespitine, bu nedenle davanın iflas talebi yönünden dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine, hukuki dayanaktan yoksun iflas talebine bağlı olarak, İcra Ve İflas Kanunu’nun 159. maddesi uyarınca talep edilen defter tutulması ve sair tüm muhafaza tedbirlerinin tamamının reddine, müvekkili hakkında ileri sürülen taleplerin, taraf sıfatı bulunmaması nedeniyle husumet yokluğundan reddine, davanın, esası bakımından da tüm talepler yönünden tamamen reddine, davacının, açıkça kötü niyetli ve hukuki dayanaktan yoksun şekilde dava açtığının sabit olması karşısında, 6100 sayılı HMK’nın 329. maddesi uyarınca kötü niyet tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; Somut dosya kapsamında davalının iflasa tabi kişilerden olduğuna dair somut bir delil, belge olmadığı anlaşıldığı, iflası talep edilen davalının tacir olması, iflas yoluyla takip için özel takip ve dava şartı olup, tacir olmayan kişi hakkında yapılan iflas yoluyla takibin usulüne uygun bir takip sayılamayacağı gerekçesi ile HMK'nun 114/2 ve 115/2 maddeleri uyarınca dava şartı noksanlığından davanın reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ Karar yasal süresinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Davacı vekili istinaf nedenleri olarak; gerekçeli karar incelendiğinde, ilk derece Mahkemesinin uyuşmazlığın özünü teşkil eden fiili tacirlik ve tüzelkişilik perdesinin aralanması olgularının tamamen göz ardı ederek yalnız şekli bir inceleme ile yetindiğini, Mahkemenin davalının tacir sıfatına sahip olup olmadığını belirlerken taraflar arasındaki ticari ilişkiyi, davalının şahsi mal varlığı ile şirket mal varlığının nasıl iç içe geçirdiğini ve üçüncü kişiler nezdinde oluşturduğu tacir algısını dikkate almadığını, ilk derece Mahkemesince gerçek ve fiili durum dikkate alınmaksızın yalnızca vergi dairesi kayıtları üzerinden eksik inceleme sonucu verilen hükmün usul ve yasaya aykırı olduğunu, ticaret sicilinde veya vergi dairesinde kaydın bulunmamasının tek başına tacir sıfatının yokluğuna delil olarak kabul edilemeyeceğini, aksinin her türlü delille ispat edilebileceğini, usulüne uygun bir yargılamada davalının sadece kağıt üzerindeki sıfatının değil fiili konumunun, banka hesap hareketlerinin, ticari defterdeki şahsi hesap ilişkilerinin ve davalının nakit akışının incelenmesi gerektiğini, ilk derece Mahkemesinin sadece Üsküdar Vergi Dairesinden gelen gayrimenkul sermaye iradı kaydıyla yetinmesinin TTK'nun 12/3 maddesi ruhuna da açıkça aykırı olduğunu, davalının kendi adına müvekkili ile ticari iş ve işlemleri gerçekleştirdiğini, bu kapsamda şahsi mal varlığı ile şirket mal varlığını ayırmaksızın ticari hayatın içinde bizzat yer alan davalının tacir olduğunun kabulünün zorunlu olduğunu, davalı ile yetkilisi olduğu şirket arasında tam bir ekonomik ve hukuki menfaat birliği bulunduğunu, davalının şahsi malvarlığı ile şirket malvarlığını ayırmaksızın ticari hayatın içinde yer aldığını, davalının şirket perdesini kullanarak müvekkilini zarara uğrattığını, müvekkilinin ödediği KDV'ler ve doğan vade farkı alacaklarının, davalının bu şahsi yönetim anlayışı sebebiyle tahsil edilemez hale geldiğini, bu nedenle özellikle tüzel kişilik perdesinin aralanması suretiyle davalının şahsi sorumluluğuna gidilmesi ve tacir sıfatıyla iflasına karar verilmesi gerekirken davalının iflasa tabi kişilerden olmadığından bahisle dava şartı noksanlığından davanın reddine dair verilen kararın hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, istinaf incelemesi ve yargılamanın devamı sürecinde müvekkilinin haklarına halel gelmemesi bakımından muhafaza tedbirlerinin alınmasını talep ettiklerini belirterek ilk derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde; dilekçesinde bildirdiği nedenlerle davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde;Dava, İİK'nun 154 vd maddesinde düzenlenen iflas yolu ile takibe karşı yapılan itirazın kaldırılması ve iflas istemine ilişkindir.Mahkemece yapılan yargılama neticesinde, davalının tacir sayılan kişilerden olmadığından iflasa tabi olmadığı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiş olup karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.

Somut olayda, davacı tarafından davalı aleyhine İstanbul 1. İcra Müdürlüğü'nün ... Sayılı dosyasında başlatılan iflas yolu ile adi takipte ödeme emri davalı borçluya tebliğ edilmiş ve itiraz üzerine takibin durdurulmasına karar verilmiştir. İİK'nun 156. Maddesinin son fıkrasında iflas istemek hakkının ödeme emrinin tebliği tarihinden bir sene sona sonra düşeceği düzenlenmiştir. Borçluya ödeme emrinin 27.11.2024 tarihinde tebliğ edildiği, davacının 27/11/2025 tarihinde yasal bir yıllık sürede itirazın kaldırılması ve iflas istemiyle iş bu davanın açıldığı anlaşılmıştır.Davalının birden fazla şirketin yönetim kurulu başkanı, ortağı ve temsilcisi olduğu konularında herhangi bir uyuşmazlık yoktur.Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalı gerçek kişinin, yasal düzenlemeler kapsamında, iflasa tabi şahıslardan olup olmadığı, buna ilişkin incelemenin yeterli olup olmadığı, başlatılan takibin yerinde olup olmadığı, davanın usulden red kararının yerinde olup olmadığıdır. İflas yolu ile takip, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun altıncı babında düzenlenmiştir.154 vd maddelerde yer alan düzenlemenin 155. maddesinde “ Ödeme emri ve mübderacatı “ başlığı ile, borçlunun İflas yolu ile takibe tabi şahıslardan olması halinde alacaklının istemesi halinde ödeme emrine yedi gün içinde borç ödenmediği takdirde alacaklının mahkemeye müracatla İflas talebinde bulunabileceği ve borçlunun gerek borcu olmadığına ve gerek kendisinin iflasa tabi kişilerden olmadığına dair itirazı varsa bu müddet içinde dilekçe ile icra dairesine bildirmesi ve konkordato teklif edebileceğinin ilave olunacağına yer verilmiştir.Aynı yasanın 43. maddesinde ise, “ iflasa tabi şahıslar hakkındaki takip “ başlığı İle İflas yolu ile takibin ancak Ticaret Kanunu gereğince tacir sayılan veya tacirler hakkındaki hükümlere tabi bulunanlar ile özel kanunlara göre tacir olmadıkları halde iflasa tabi bulundukları bildirilen hakiki ve hükmü şahıslar hakkında yapılacağı belirtilmiştir.Yani kimler hakkında İflas yolu ile takip yapılabileceği İİK ‘nın 43. maddesinde düzenlenmiştir.Türk Hukukunda İflas yolu İle takip tacirlere hasredilmiştir. 6102 sayılı TTK nın 18. maddesinde, tacirin her türlü borcundan dolayı iflasa tabi olduğu belirtilmek suretiyle İİK 43.maddede ki kural teyit edilmiştir.Kimlerin tacir veya tacirler hakkındaki hükümlere tabi olduğu TTK ‘nın 12-17’maddelerinde gösterilmiştir. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 14/02/2014 tarihli 2013/8371 E. 2014/1048 K. sayılı ilamında; "...İcra ve İflas Kanunu'nun 43 üncü maddesine göre ancak Türk Ticaret Kanunu'na göre tacir sayılan ya da tacirler hakkındaki hükümlere tâbi olanlar ile tacir olmadıkları halde, özel yasalara göre iflasa tâbi tutulan kimselerin iflasına karar verilebilir; bu husus Türk kamu düzeni ile ilgilidir. ..." denilmiştir.Yargıtay örnek kararlarında, gerçek bir kişinin iflasının istenilmesi halinde, iflasa tabi şahıslardan olup olmadığının mahkemece re’sen araştırılması gerektiği ifade edilmiştir. Somut olayda, mahkemece,Üsküdar Vergi Dairesi Müdürlüğü'ne davalının tacir kaydının bulunup bulunmadığına dair müzekkere yazıldığı anlaşılmaktadır. Gerçek kişinin ticaret sicilinde kaydının bulunmaması tacir olmadığını göstermez. Ticaret siciline kayıtlı olmak tacir olmaya karinedir. Karinenin aksi ispat edilebilir.Diğer yandan, sermaye şirketi olan A.Ş ortakları ve yöneticilerinin ( Bankalar Kanundaki istisna dışında ) tek başına bu sıfatlarından dolayı iflasa tabi olmayacakları kabul edilmiştir. Yargıtay 19. HD’nin 28.06.2001 tarihli, 3712/5039 Karar sayılı ilamında “Anonim şirket ortağı olmak tek başına bu kişinin tacir olduğuna yeterli değildir”, aynı dairenin 20.04.2000 tarihli, 1352/2988 Karar sayılı ilamında ,”Kredi Sözleşmesini kefil olarak imzalamak tacir sayılmak için yeterli değildir” ,25.03.1999 tarihli 1598/2054 karar sayılı ilamında “ Limited Şirket ortağı olmak tacir sayılmayı gerektirmez”, 25.04.1995 tarihli, 2328/3746 Karar sayılı ilamında “ Bir ticari işletme açmış gibi muamelelerde bulunan kimse tacir kabul edilir ve iflasa tabi olur”, 11.11.1999 tarihli, 6080/6724 Karar sayılı ilamında “ Ticaret siciline tacir olarak kayıtlı gerçek kişilerin iflasına karar verilmesi isabetlidir “, 24.05.1995 tarihli, 3082 /4548 Karar sayılı ilamında,” Sermaye şirket ortağı kişisel faaliyeti nedeniyle tacir ise iflasa tabidir “, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin, 2015/10005 Esas, 2017/706 Karar ve 07.03.2017 tarihli ilamında,“ ...davalı gerçek kişinin şirket ortağı ve yönetim kurulu başkanı olması nedenine dayalı aksi yöndeki kabulününde yerinde görülmediği, şirket ortağı olma ya da kambiyo senedi tanzim etme hallerinin gerçek kişinin tek başına tacir sayılması için yeterli olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği...” ifadelerine yer verilmiştir.Somut olayda, yukarıda ifade edildiği üzere, davalı gerçek kişinin birden fazla şirket ortaklığı, yönetim kurulu başkanlığı veya temsilciliğinin olması tek başına tacir olduğunu göstermeye yeterli olmayacaktır.Örnek ilamlarda belirtildiği üzere, kişisel faaliyeti olarak tacir olduğuna veya ticaret sicile kayıtlı gerçek kişi tacir olduğuna dair dosyada bir belgeye rastlanmamıştır. Diğer taraftan, tacirin ticaret siciline kaydını icra etmesi zorunlu ise de, bu kaydın yapılmamış olması, bir ticarethaneyi veya ticari bir şekilde yürütülen diğer bir müessese adına işletme olan kişiyi tacir gibi sorumlu olmaktan kurtarmaz. Ticaret sicilinde kayıt yok ise, davalının tacir olduğu her türlü delil ile ispatlanabilir. Yukarıda ifade edildiği üzere, iflası istenen kişinin tacir olup olmadığının mahkemece re’sen araştırılması gerekir. Yargıtay emsal kararlarında ( örnek, Yargıtay 19, HD’sinin 2000/5828 Esas, 2000/7383 Karar ve 02.11.2000 vb), sanayici sıfatıyla iş adamı derneklerine üye olan şahıslar veya ticaret odasında yöneticilik yapanlar tacir sayılmıştır.Bu durumda, mahkemece, ilgili sanayi odalarına, ticaret odalarına ve vergi dairelerine müzekkereler yazılarak, davalının TTK hükümleri gereğince tacir olup olmadığı ve iflasa tabi bulunan şahıslardan olup olmadığı konularında yeterli bir araştırma yapılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile karar verilmiş olması isabetli görülmemiş ve davacı vekilinin buna dair istinaf nedenlerinin kabulü gerekmiştir. Açıklanan nedenlerle ve özellikle yasal düzenlemeler ile uygulamalar kapsamında, eksik inceleme ve eksik delil değerlendirilmesi sonucu verilen karara yönelik istinaf incelemesi yapılamayacağından, tüm bilgi ve belgeler ile taraf delilleri toplandıktan sonra uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekeceğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esasa dair hususlar incelenmeksizin kabulüne dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;

1-Davacının istinaf başvurusunun esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin KABULÜNE,

2-İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2025/1102 Esas, 2026/82 Karar sayılı ve 28/01/2026 tarihli kararının 6100 sayılı HMK'nun 353/1-a.6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,

3-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılmak ve yeniden bir karar verilmek üzere mahal Mahkemesine İADESİNE,

4-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf harçları davacı tarafından peşin yatırıldığından yeniden harç alınmasına YER OLMADIĞINA,

5-Davacı tarafından karşılanan istinaf harç ve yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a.6 bendi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.14.05.2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/529, K. 2026/711, T. 14.05.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-529-e-2026-711-k-b143506dbe94