Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/239 E. 2026/2280 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/239
Karar No
2026/2280
Karar Tarihi

T.C. SAKARYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/239 - 2026/2280

"T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I"

T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2026/239 KARAR NO : 2026/2280

BAŞKAN : ...(...) ÜYE : ...(...) ÜYE : ...(...) KATİP : ...(...)

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KOCAELİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 09.12.2025 NUMARASI : 2023/586 Esas - 2025/699 Karar

İSTİNAF YOLUNA BAŞVURAN DAVACILAR : 1- ... (T.C. NO:...) - ...... 2-. ... (T.C. NO:...) - ...... 3-... . (T.C. NO:...) - ...... 4-.. ...(T.C. NO:...) - ...... VEKİLİ : Av. ... - .....

İSTİNAF YOLUNA BAŞVURAN DAVALILAR : 1- ... (T.C. NO:...) - ...... 2- ... (T.C. NO:...) - ...... VEKİLİ : Av. ... - .....

İSTİNAF YOLUNA BAŞVURAN DAVALI : ... SİGORTA ANONİM ŞİRKETİ VEKİLİ : Av. ... - .....

DAVANIN KONUSU : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan) BAŞVURU TARİHİ : 09.01.2026 - 12.01.2026 - 14.01.2026 İSTİNAFA GELİŞ TARİHİ: 06.02.2026 KARAR TARİHİ : 05.11.2026 İLAM YAZIM TARİHİ : 05.11.2026

İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen dosyadaki tüm belgeler ve Dairemiz üyesi tarafından hazırlanan raporlar incelendi. Davanın Dairemizin görev alanına girdiği, ilk derece mahkemesi kararının kesin olmadığı, istinaf başvurusunun süresi içinde yapıldığı, başvuru şartlarının yerine getirildiği anlaşılmakla;

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ : Davacılar vekili dava dilekçesinde; 06.06.2010 tarihinde davalılardan ...'in sevk ve idaresinde olan ...'in işleteni olduğu ... plaka sayılı aracın kaza yapması nedeniyle araçta bulunan davacılar ... ve ...'in annesi olan ... ile davacılar ... ve ...'ın müşterek çocuğu ...'ın hayatını kaybettiğini, davacılar tarafından Kocaeli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/526 Esas sayılı dosyası ile maddi ve manevi tazminat talepli dava açıldığını ve bilirkişi raporuna göre maddi tazminat talebinin fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak ıslah ile artırıldığını, mahkemece bu meblağa göre hüküm kurulmuş ise de istinaf başvuruları kabul edilerek verilen hükmün Sakarya BAM 3. Hukuk Dairesi'nin 2019/799 Esas ve 2019/922 Karar sayılı dosyasında verilen 13.12.2019 tarihli kararıyla kaldırıldığını, aynı mahkemenin 2020/4 Esas sayılı dosyasında yeniden bilirkişi incelemesi yaptırıldığını, ilgili dosyada Yargıtay İhtisas Dairesi'nin kabul ettiği formül ve tabloya göre (TRH progresif rant) yapılmış bir hesaplama bulunmamakla ve bu amaçla dosya bilirkişiye tevdi edilmiş olmakla birlikte ölümlü trafik kazasında zaman aşımı süresinin 15 yıl olduğunu ve zaman aşımı süresi dolana dek bir kesin hüküm ortaya çıkmayacağı ve aynı yargılamada ikinci kez ıslahın da mümkün olmadığı haliyle ek dava açmaktan başka çare bulunmadığı gözetilerek bu davayı ikame ettiklerini belirterek davacıların munzam zarara ve diğer taleplerine dair talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile Kocaeli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2020/4 Esas sayılı dosyasının kesinleşmesinin huzurdaki dosya yönünden bekletici mesele yapılmasına, haklı davalarının kabulüne ve davacı ... için şimdilik 50.000 TL, ... için şimdilik 25.000 TL, ... için şimdilik 25.000 TL ve ... için şimdilik 50.000 TL'nin takdiri ile bu taleplere her bir talep için 06.06.2010 tarihinden itibaren uygulanacak yasal faiziyle birlikte davalı ... Sigorta A.Ş. yönünden poliçe limiti ve ferileriyle sınırlı olmak üzere tüm davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar ... ve ... vekili cevap dilekçesinde; yetki itirazında bulunarak görevli mahkemenin Asli Ticaret Mahkemesi olduğunu, ayrıca talebin zaman aşımı süresinin dolduğunu, Kocaeli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2020/4 esas sayılı dosyası ile bu davanın konusunun ve tarafların aynı olduğu, derdestlik nedeniyle davanın usulden reddini, aksi kanaatte dosyaların birleştirilmesini, davacıların belirsiz alacak davası olarak açmasının hukuka aykırı olduğunu, zira Kocaeli 2.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2020/4E. sayılı dosyası kapsamında destekten yoksun kalma tazminatları yönünden aktüer raporu alındığını ve davacılar yönünden alacak miktarının kesin olarak belirlendiğini, kaza günü davalı ... ve müteveffaların birlikte alkol aldıklarını, müteveffaların davalı ...'ın alkollü olduğunu bilerek araca bindiklerini, davacıların desteklerinin müterafik kusurlu olduklarının kabulü ile tazminattan indirim yapılması gerektiğini, kazanın alkolün etkisiyle meydana gelmediğini, kasisi gören davalı ...'ın frene basması ve ıslak zeminde aracın kayması sonucunda müteveffaların araçtan fırlayarak hayatlarını kaybettiklerini, müteveffaların emniyet kemerinin takılı olmadığını ve hatır taşımasının kabul edilmesi gerektiğini, poliçe limitinin kaza tarihine göre belirlenmesi gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir. Davalı ... Sigorta A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; zaman aşımı itirazında bulunarak, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte kazanın meydana gelmesinde yol ya da araç kusurunun (teknik arıza) bulunup bulunmadığının tespiti ve tazminat hesabı yapılması halinde şartları var ise tazminat tutarından indirim yapılması gerektiğini, Kocaeli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 2011/526 Esas ve 2019/140 Karar sayılı dosyasında bulunan çelişkili kusur raporlarının nazara alınmaması ve davalı sigorta lehine oluşmuş usuli kazanılmış hakların dikkate alınması gerektiğini, davacılar tarafından destekten yoksun kalma tazminatı istenebilmesi için müteveffaların davacıların desteği olduğunu, düzenli ve eylemli yardımın varlığını ispatlanması gerektiğini, davalı sigortanın sorumluluğunun poliçede belirtilen limit ile sınırlı olduğunu, davacı tarafın davalı sigortadan kaza tarihinden itibaren yasal faiz talep etmesinin yasaya aykırı olduğunu, ancak dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz talep edebileceklerini belirterek davanın reddini talep etmiştir. Davacılar vekili ıslah dilekçesinde; taleplerini ... için 701.014,71 TL, ... için 392.681,84 TL, ... için 25.000 TL ve ... için 188.562,93 TL olarak arttırmıştır. İlk derece mahkemesi tarafından, davacılar açmış maddi tazminat davasının kısmen kabul kısmen reddine, ... için 701.014,71 TL(Garameten yapılan hesapta 111.297,16 TL ile sigorta şirketinin sorumluluğu olmak üzere), davacı ... için 392.681,84 TL(Garameten yapılan hesapta 63.702,84 TL ile sigorta şirketinin sorumluluğu olmak üzere), davacı ... için 14.172,82 TL(Garameten yapılan hesapta davacı olmayan ...’in payı düşüldüğünde 12.385,04 TL ile sigorta şirketinin sorumluluğu olmak üzere), davacı ... için 188.562,93 TL(Garameten yapılan hesapta davacı olmayan ...’in payı düşüldüğünde 60.980,61 TL ile sigorta şirketinin sorumluluğu olmak üzere) maddi tazminatın 06.06.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak(tahsilde mükerrerlik olmaması kaydı ile) davacılara verilmesine, davalı sigorta şirketinin poliçe limiti olan (kazadan dolayı iki şahıs vefat etmiş olduğundan şahıs başına 175.000,00 TL kaza başına 875.000,00 TL limit ile (her ne kadar sigorta şirkiti daha önce Sakarya BAM 3.Hukuk Dairesi'nin 2024/589 E. 2024/973 K. Sayılı 15.05.2024 tarihli ilamı neticesinde hükmedilen tutarların tenzili ile bakiye poliçe limiti 106.431,72 TL olduğu belirtilmişse de davalı sigorta şirketi tarafından ödeme ile ilgili her hangi bir bilgi belge sunulmadığından poliçe limiti yapılan ödeme miktarınca düşülmesi gerektiğinden poliçe limiti düşülmemiştir) ) ile sınırlı olarak sorumlu tutulmasına, davalı sigorta şirketi yönünden tazminatlara temerrüt tarihi olan 17.01.2011 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine, (bütün davacılardan yüzde yirmi hatır taşıması ve yüzde yirmi müterafik kusur indirimi yapılmış talep edilen miktarlarda indirim yapılmış hali ile olduğu için bu hali ile karara yazılmıştır) fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir. Yerel mahkemenin bu kararına karşı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. Davacılar vekili istinaf dilekçesinde; hükmedilen tazminat miktarlarının oldukça düşük olduğunu, 23.10.2025 tarihi itibariyle alınan bilirkişi ek raporundaki hesaplamaların 2023 yılı verileri üzerinden yapıldığını ve hükme elverişli olmayan bilirkişi raporu na istinaden 2023 yılı verileri üzerinden hüküm kurulduğunu, destekten yoksun kalma tazminatı hesabında işlemiş dönem yönünden artış oranlarının kullanılmadığını ve karar tarihine en yakın ücret verisi üzerinden hesaplama yapılmadığını, şartları oluşmadığı halde hem müterafik kusura hem de hatır taşımacılığı indirimine hükmedildiğini, uygulanan oranın %20 gibi oldukça yüksek bir oranda belirlenmesinin ve her bir davacı için ayrı ayrı vekalet ücreti hükmedilmesi gerekirken tek bir vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, ayrıca davada zorunlu olan arabuluculuk dava şartının dosyada yerine getirilmediğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Davalılar ... ve ... vekili istinaf dilekçesinde; ek dava olarak açılan bir davanın belirsiz alacak davası olarak kabul edilemeyeceğini, Kocaeli 2.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2020/4E. Sayılı dosyasında bilirkişi raporu ile tüm alacak miktarlarının belirlendiğini ve ıslah edilen tutarlar gözetilerek karar verildiğini, kararın istinaf edilmesi üzerine Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3.HD 2024/589E.-2024/973K. Sayılı ilamı ile ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak 16.11.2023 tarihli rapor hükme esas alınarak yeniden kesin olmak üzere karar verildiğini, ek davada Kocaeli 2.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2020/4 E. sayılı dosyasında hiç tartışılmayan dava dışı ...'in payı dışlanmasına karşın 16.11.2023 tarihli rapordaki hesaplamaları aşacak şekilde kesinleşen karardan fazlaya hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğunu, ...'in asgari ücret tutarında gelir sahibi olduğu sabit olduğu halde asgari ücretin 2,54 katı baz alınarak hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, müteveffaların emniyet kemerlerinin takılı olmamasının indirim nedeni olarak değerlendirilmemesinin, tazminatların mahsubunda faiz hususunun gözetilmemesinin ve üniversiteden yeni mezun olmuş olan müteveffa ... yönünden asgari ücretin 2,21 katı gelir elde edeceğinin kabul edilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı ... Sigorta vekili istinaf dilekçesinde; bilirkişi raporuna karşı yaptıkları itirazların değerlendirilmediğini ve denetime elverişsiz eksik ve hatalı bilirkişi raporuna dayanılarak karar verildiğini, öncelikle dosya kapsamında kusura ilişkin herhangi bir inceleme yapılmadığını, kusur raporu alınmadan hesaplama yapılmasının hukuka aykırı olduğnu, dolayısıyla kusur durumunun tespiti amacıyla Adli Tıp Kurumundan rapor alınması gerektiğini, davalı sigortanın tek limitten sorumlu olduğu ve hesap bilirkişi raporunda; müteveffa ...'in annesi dava dışı ... hesaplamaya dahil edilmişse de hesaplamanın garameten yapılmadığını, Sakarya Bam 3. Hukuk Dairesinin 2024/589 E. 2024/973 K. sayılı 15.05.2024 tarihli kesin kararı ile hesaplanan tazminatlar düşülmeden hüküm kurulduğunu, ... yönünden yapılan hesaplamada çocukları ... ve ... bakımından 25 yaşa kadar hesaplama yapılmışsa da,.... ve ... nin eğitiminin devam ettiğine hiç bir somut veri bulunmadığını, dolayısıyla hesaplamanın 18 yaşa kadar yapılması gerektiğini, hükme esas alınan bilirkişi hesap raporunda müteveffa ... asgari ücretle çalıştığı halde gelirinin asgari ücretin 2,54 katı baz alınarak hesaplandığını, hesaplamaların TRH - %1,8 teknik faiz esas alınarak yapılması gerekirken TRH - progresif ranta göre yapıldığını belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Dava, hukuki niteliği itibariyle 6098 sayılı TBK 53/3.maddesine göre destekten yoksun kalma tazminatı istemlerine ilişkin ek dava niteliğindedir. Somut olayda; davacılardan ... ve ...'ın oğulları ... ile ... ve ...'in anneleri ...'in 06.06.2010 tarihinde davalılardan ...'in kullandığı, diğer davalı ...'e ait, davalı sigorta şirketi nezdinde ZMSS poliçesi bulunan ... plaka sayılı araç içerisinde seyri sırasında, davalı sürücünün olay mahaline geldiğinde almış olduğu 1.64 promil alkol etkisiyle ve aşırı hız nedeniyle direksiyon hakimiyetini kaybedip önce yolun sağındaki elektrik direğine çarptığı, akabinde kontrolden çıkan aracın yolun her iki tarafında park halinde duran araçlara çarpması sonucu otomobilde yolcu olarak bulunan davacılar yakınları ... ve ... ile dava dışı ... 'in ölümü ile sonuçlanan ölümlü yaralanmalı ve maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiği anlaşılmaktadır. 1-Davacılar tarafından 27.09.2011 tarihinde, aynı davalılara karşı manevi tazminat istemi de ekli olarak açılan asıl davada, davanın görüldüğü Kocaeli 2.Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 09.05.2019 tarih, 2011/526 Esas ve 2019/140 Karar sayılı kararı ile maddi tazminat istekleri yönünden davanın kısmen kabulüne dair karar verilmiş olduğu, karara karşı davacılar vekili ile davalılar vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulması neticesinde Dairemizin 13.12.2019 tarih, 2019/799 Esas 2019/922 Karar sayılı karar ilamı ile tarafların kusura, zamanaşımına, yetiştirme giderine ilişkin sair istinaf itirazları yerinde bulunmamış ise de desteğin gelir hesabı ve mükerrer mahsup yönlerinden kararın eksik inceleme ile verildiği üzerinde durularak taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile, Kocaeli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 09/05/2019 tarihli, 2011/526 Esas ve 2019/140 Karar sayılı kararının kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Kaldırma kararı sonrasında mahkemesince kaldırma kararı gerekleri gereğince yapılan yargılamada iki ayrı aktüerya raporu daha alındığı ve neticeten 12.12.2023 tarih, 2020/4 Esas ve 2023/450 Karar sayılı kararı ile bu kere maddi tazminat istekleri yönünden ".. kaldırma kararından önce davacı davasını 25/02/2019 tarihinde ıslah etmiş olduğundan yeniden ıslah yapamayacağı değerlendirilmekle maddi tazminat yönünden kaldırma kararından önceki şekilde karar vermek gerektiği" gerekçesi ile önceki gibi davanın kısmen kabulüne dair hüküm kurulduğu görülmektedir. Mahkemesince verilen ikinci karara karşı da tüm taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemizin 15.05.2024 tarih, 2024/589 Esas ve 2024/973 Karar sayılı kararı ile Dairemizin kaldırma kararı ile incelenen istinaf istemleri yeniden incelenmeyerek ; "...Dairemizin kaldırma kararından sonra dosya kendisine iade edilen ilk derece mahkemesince eksiklikler giderilerek alınan bilirkişi raporu ile kaldırma nedenlerinin karşılanmış olmasına, Anayasa Mahkemesinin KTK'nın 90.maddesinde yapılan değişikliği iptal etmesi üzerine Yargıtay uygulama birliği sağlanması için tazminat hesaplarında bakiye ömrün belirlenmesinde TRH 2010 tablosunun esas alınmasını, ancak hesaplamalarda progresif rant yönteminin kullanılması ile bilinmeyen devredeki gelirlerin her yıl için %10 artırılıp %10 iskonto edilmesi suretiyle tazminatın hesaplanması yönünde içtihat geliştirildiği ,hükme esas alınan 16.11.2023 tarihli hesap raporunun bu yöntemle hazırlandığı, destek ...'in Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi okul öncesi öğretmenlik mezunu olup kaza tarihinde sözleşmeli okul öncesi öğretmeni olarak çalışması , müteveffa ...'ın İstanbul Gelişim Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi mimarlık bölümü öğrenci olması, her iki müteveffa için emsal gelir araştırması yapılarak gelirlerinin asgari ücretin 2.21 ve 2.54 katı olduğu kabul edilerek hazırlandığından usulüne uygun olduğu, olay tarihi, olayın oluş şekli, tarafların sosyal ekonomik durumları ve manevi tazminata ilişkin ilkeler gözetildiğinde, davacılar yararına hükmedilen manevi tazminatın olaya ve hakkaniyete uygun olduğu kanaatine varıldığından taraf vekillerinin bu husustaki istinaf itirazları da yerinde görülmemiştir. ...Ancak kabule göre somut olaya bakıldığında hatır taşıması ve müteveffaların alkollü kişinin aracına bilerek bindiğinden müterafik kusurun mevcut olduğu anlaşıldığından mahkemece belirlenen tazminattan hatır taşıması ve müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğinin kabulünün doğru ise de hükme esas alınan 16.11.2023 tarihli bilirkişi raporunda davacıların alabileceği tazminat miktarı daha fazla olduğu anlaşıldığından kısmi dava olarak açılan bu davada hatır taşıması ve müterafik kusur indirimi yapılarak karar verilmesi dairemizce doğru bulunmamış, ayrıca İhtiyari dava arkadaşı olan davacıların her birinin desteğin ölümü nedeniyle ayrı ayrı maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuş olması, her birinin davasının diğerinden bağımsız olması ve aralarında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunanların usul ekonomisi ilkesi dikkate alınarak birlikte dava açtıkları durumda da esasen birden fazla dava olduğu dikkate alınarak; kabul edilen miktar bakımından her bir davacı lehine ve red edilen miktar bakımından davalı lehine hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarına göre ayrı ayrı vekalet ücreti verilmesi gerekirken yazılı şekilde tek vekalet ücretine hükmedilmesi doğru değildir. Dairemizce ilk derece mahkemesince verilen kararda yukarıda belirtilen hususlar hatalı bulunmuş ise de; anılan hataların düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, HMK'nun 353/1-b-2 maddesi gereğince, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, taraf vekillerinin istinaf isteminin kısmen kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm kurulmuştur;" gerekçesi ile denilerek "Taraf vekillerinin istinaf başvurularının kısmen kabulü ile, Kocaeli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 12.12.2023 tarih ve 2020/4 Esas, 2023/450 Karar sayılı kararının HMK'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca kaldırılmasına,2-HMK'nun 353/1-b-2 maddesi gereğince yeniden hüküm kurulması gerektiğinden, A-a)Davacıların maddi tazminat taleplerinin kabulü ile; Davacı ... için 22.395,62 TL, davacı ... için 21.374,45 TL, davacı ... için 31.626,69 TL, davacı ... için 36.941,59 TL maddi tazminatın 06.06.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, davalı sigorta şirketinin poliçe limiti olan (175.000,00TL) ile sınırlı olarak sorumlu tutulmasına, davalı sigorta şirketi yönünden tazminatlara temerrüt tarihi olan 17.01.2011 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine," ve fer'ileri dair yeniden hüküm kurulduğu ve kesin olarak karar verildiğinin belirtildiği ve taraflarca temyiz yoluna başvurulmadığından ilk derece mahkemesince kararın kesinleştirilmiş olduğu anlaşılmaktadır. İncelenen eldeki dava dosyasında ise davacılar vekilince asıl dava dosyası devam ederken ilk kaldırma kararından sonra Kocaeli 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2020/4 Esasındaki dava görülürken Kocaeli 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/586 Esasına görevsizlik kararı ile gönderilip kaydedilen iş bu dava dosyası ile asıl dava dosyasında ikinci ıslah yasağı nedeniyle hüküm altına alınamayan bakiye tazminat alacakları iddiası ile eldeki davanın açıldığı görülmektedir. Dava dosyalarının safahatine ilişkin bu bilgilerinden sonra eldeki davanın hukuki niteliği kesin hüküm ve zamanaşımı itirazlarının değerlendirilmesi gerekmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 107/1 maddesinde belirsiz alacak davası açılabilmesinin şartları hüküm altına alınmıştır. Buna göre; davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hallerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilecektir. Yargıtay'ın emsal kararlarında da belirtildiği üzere alacak miktarı belli olan ya da belirlenebilmesi için gereken verilerin mevcut olduğu hallerde belirsiz alacak davası açılamaz ancak şartları varsa kısmi dava açılması mümkündür. Bununla birlikte kısmi dava açılabilmesinin ön koşulunu dava yoluyla yerine getirilmesi istenen edimin bölünebilir bir nitelik taşıması oluşturur. Nitekim, 6100 sayılı Kanunun 109/1 maddesinde de; talep konusunun, yani istenen edimin, sadece niteliği itibariyle bölünebilir olduğu durumlarda kısmi dava açılması yoluna gidilebileceğine açıkça vurgu yapılmıştır. Edimin bölünüp bölünemeyeceği sorunu ise, bir usûl hukuku sorunu değil; maddi hukuk sorunudur ve edimin bölünebilirliğinden maksat, niteliğinde herhangi bir değişme ve değerinde herhangi bir azalma meydana gelmeksizin kısmen ifasının talep edilebilmesidir. Kısmi dava ile davacı, Mahkemeden sadece dava konusu yaptığı kısmın hüküm altına alınmasını istemektedir. Bu nedenle kısmi dava bakımından dava açılmasına bağlanan sonuçlar, sadece alacağın dava konusu yapılan kısmı bakımından sonuç doğuracaktır. Kısmi dava açılması halinde davaya konu edilmeyen kısmın ayrı bir davayla talep edilmesi veya aynı davada ıslah yoluyla dava konusuna dahil edilmesi mümkündür. Eldeki dava her ne kadar davacı tarafça belirsiz alacak davası olarak nitelendirmiş ve mahkemece de belirsiz alacak davası olarak kabul edilerek yargılama yapılmış ise de; asıl davanın kısmi dava olarak açıldığı ve kabul kararı verildiği gözetildiğinde; ek davanın açıldığı tarihte davacının artık alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin imkânsız olduğundan yani davanın belirsiz alacak davasının şartlarını taşıdığından söz edilemeyecektir. Zira alacak miktarının belirlenebilmesi için gereken veriler mevcut hale gelmiştir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.11.2020 tarih, 2019/17-853 Esas - 2020/907 Karar sayılı emsal kararında: ".. Bir davadaki talep sonucu bazı kısımları itibarıyla birden fazla dava türü tanımıyla ilgili, çakışan yani benzer unsurlar içeriyor olabilir. Bu gibi durumlarda hâkim davayı aydınlatma ödevi kapsamında davacıdan açıklama isteyerek doğru dava türünü belirleyebilecektir. Tüm bu nedenlerle davacı dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olduğundan söz etmiş olsa bile belirsiz alacak davası unsurları bulunmuyorsa bu davanın açılmasında hukuki yarar olmadığından söz edilemeyecek alacağın istenmesinde hukuki yarar olduğundan mevcut unsurları itibarıyla kısmi dava açılmış olduğu kabul edilerek davacının talep sonucu hakkında karar verilebilecektir." denilmektedir. Genel olarak Anayasa Mahkemesi de bu gibi durumlarda davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesini aşırı şekilci ve daraltıcı bir yorumla etkili başvuru hakkının ortadan kaldırılması olarak kabul etmektedir. Kabule göre de eldeki ek dava, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak kısmi şekilde açılan asıl davaya ek kısmi dava olarak nitelendirilmesi gerekeceğinden artık davacı vekilince sunulan 28.08.2025 tarihli "Dava konusu tazminat taleplerinin artırıldığı ıslah dilekçesidir." konulu dilekçenin talep artırım dilekçesi olarak değil kısmi davaya ilişkin ıslah talebi olarak kabul edilmesi gerektiğinden davalıların zamanaşımına ilişkin itirazlarında bu başlık altında birlikte değerlendirilmesi zorunludur. Olaya ilişkin Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/233 Esas Sayılı dosyasında mevcut kaza yeri tespit tutanağı, Gölcük Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/2014 soruşturma dosyasında trafik bilirkişisinden alınan 10/06/2010 tarihli bilirkişi raporu ile ceza dosyasında alınan 08/09/2010 tarihli Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi raporuna göre gerçekleşen kazada davalı sürücü ...'in asli ve tam kusurlu bulunduğu,yapılan ceza yargılaması sonunda davalı ...'in taksirle birden fazla kişinin ölümüne sebebiyet vermek suçunun sabit bulunarak 6 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmıştır. Karayolları Trafik Kanunu'nun 109. maddesi gereğince motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar. Dava cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunmuşsa bu süre maddi tazminat talepleri içinde geçerlidir. Yine Türk Borçlar Kanunu'nun 72. maddesi gereğince maddi veya manevi zarara ilişkin davalar zarara uğrayanın zararı ve fiili öğrenme tarihinden itibaren 2 sene ve herhalde zararı doğuran fiilin işlenmesinden itibaren 10 sene geçtikten sonra zamanaşımına uğrar. Tazminat, ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa bu zamanaşımı uygulanır. Davaya konu trafik kazası sonucunda davacılar destekleri de dahil olmak üzere üç kişi vefat etmiş olup eylem için kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK’nın 66/I-d maddesi uyarınca 15 yıllık zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Tüm bu bilgiler ışığında somut olay irdelendiğinde; dava konusu eylemin aynı zamanda 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda tanımlanan taksirle ölüme neden olma suçunu oluşturduğundan uygulanacak ceza zamanaşımı süresi, aynı Yasası'nın 66. maddesi uyarınca 15 yıldır. Davacıların destekleri 06.06.2010 tarihinde hayatını kaybetmiş olup, 06.06.2025 de zamanaşımı süresinin son günüdür. Ancak, "Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 7226 sayılı Kanunun" Geçici 1. maddesi (1) Covid-19 salgın hastalığının ülkemizde görülmüş olması sebebiyle yargı alanındaki hak kayıplarının önlenmesi amacıyla; a) Dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikâyet, itiraz, ihtar, bildirim, ibraz ve zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler ve zorunlu idari başvuru süreleri de dâhil olmak üzere bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm süreler; 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 12.1.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile usul hükmü içeren diğer kanunlarda taraflar bakımından belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim tarafından tayin edilen süreler ile arabuluculuk ve uzlaştırma kurumlarındaki süreler 13.03.2020 (bu tarih dâhil) tarihinden itibaren 30.04.2020 (bu tarih dâhil) tarihine kadar durur. Bu süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden itibaren işlemeye başlar. Durma süresinin başladığı tarih itibarıyla, bitimine on beş gün ve daha az kalmış olan süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden başlamak üzere on beş gün uzamış sayılır. Salgının devam etmesi halinde Cumhurbaşkanı durma süresini altı ayı geçmemek üzere bir kez uzatabilir ve bu döneme ilişkin kapsamı daraltabilir. Bu kararlar Resmî Gazete’de yayımlanır.” hükmünü haizdir. 2480 Sayılı Yargı Alanındaki Hak Kayıplarının Önlenmesi Amacıyla Getirilen Durma Süresinin Uzatılmasına Dair Karar, 30 Nisan 2020 tarihli ve 31114 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış olup; yayımı tarihinde yürürlüğe giren 7226 Sayılı Kanunun Geçici 1. maddesi 1. fıkrası a bendi kapsamında 13.03.2020 tarihinden itibaren duran sürelerin 15.06.2020 (bu tarih dahil) tarihine kadar durmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin güncel kararlarında ceza zamanaşımı sürelerine bu sürelerin eklenmesi yönünde içtihat geliştirmiş olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre Yukarıdaki açıklandığı şekilde, 7226 Sayılı Kanun’la yapılan düzenleme ve bu Kanun kapsamında Cumhurbaşkanı Kararıyla yapılan süre uzatımı ile 13/03/2020 ve 15/06/2020 tarihleri (bu günler dahil) arasında zamanaşımı ve hak düşürücü süreleri ile aynı Kanun’da sayılan diğer süreler durdurulmuştur. Bunun diğer anlamı, arada geçen süreler, asıl sürelere eklenecektir. Bu arada geçen süre 95 gün olduğundan zamanaşımı ve hak düşürücü süreler hesaplanırken, süre başlangıcına bu 95 gün de eklenerek sürenin dolduğu tarih belirlenecektir. Tüm bu bilgiler ışığında somut olay irdelendiğinde; kaza tarihi itibariyle TBK ve KTK'da düzenlenen 10 yıllık süre geçmediği gibi davaya konu olay, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda tanımlanan taksirle ölüme neden olma suçunu oluşturduğundan; uygulanacak ceza zamanaşımı süresi, aynı Yasası'nın 66. maddesi uyarınca 15 yıldır. Davacıların destekleri 06.06.2010 tarihinde hayatını kaybetmiş olup, eldeki ek dava 13.07.2023 tarihinde açılmış, ıslah dilekçesi ise 28.08.2025 tarihinde mahkemeye verilmiştir Buna göre dava ve ıslah tarihine kadar geçen süre içerisinde zamanaşımı süresi dolmamıştır. Bu nedenle davalılar işleten ve sürücünün zamanaşımı itirazı yerinde değildir. 2- 6100 sayılı HMK madde 109/3; “Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmının açıkça feragat edilmiş olması hali dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.” hükmünü ihtiva etmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 09.02.2005 tarih ve 2004/7-754 E. 2005/36 K. sayılı kararında; “ Islah dilekçesi, her davada bir kez verilir, ikinci kez ıslah yoluna başvurulamaz. Kısmi davada saklı tutulan alacak bölümü için gerek kısmi dava karara bağlanmadan önce, gerekse daha sonra ayrı bir dava açılması usulen olanaklıdır. Uygulamada bu ayrı davaya ek dava denilmektedir. Yine kısmi davadan sonra açılan ek davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması ve davacının hukuki yararının bulunması koşullarının birlikte varlığı halinde, birden fazla ek dava açılması mümkündür. O halde, somut olayda, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutan davacının ıslah talebinden sonra, ek davalar yoluyla fark alacağını isteyebileceği sonucuna varılmaktadır.” Her dava, kural olarak iki kısımdan; tespit ve eda kısımlarından oluşur. Davanın kısmi nitelikte olması halinde önceden açılan davada kesinleşen ilamın tespit kısmı, kalan kısım hakkında açılan ikinci davanın tespit kısmı için kesin hüküm oluşturur ve kuşkusuz bağlayıcıdır. Öğreti ve yargısal uygulamada; kısmi davanın redle sonuçlanması halinde tüm alacak hakkında kesin hüküm oluşacağı; kısmi dava kısmen kabul kısmen redle sonuçlanırsa her iki bölüm yönünden de kesin hüküm oluşacağı; kısmi dava tümüyle kabul edilirse de kararın tespit bölümünün açılan ek dava için kesin hüküm oluşturacağı kabul edilmiştir. Eş söyleyişle; kısmi dava sonunda davalının borcu ödemeye mahkum edilmesi veya kısmi davanın tamamen veya kısmen reddine karar verilmiş olması halinde taraflar arasındaki borç ilişkisinin varlığı ya da yokluğu da tespit edilmiş olur ki, bu tespit zorunlu olarak borç ilişkisinin tümünü kapsar. Bu nedenle kısmi dava sonunda verilen ve kesinleşen kararın tespite ilişkin bölümü sonradan açılan ek dava için kesin hüküm oluşturur.(Bkz. HGK.2007/15-126 E, 2007/210 K. 18.04.2007 tarih) Kısacası; ikinci davaya bakan mahkeme, kısmi davanın davalının sorumluluğuna ilişkin bu tespit bölümüyle bağlıdır. Burada davalının haksızlığı olgusu artık tartışılamaz hale gelmiştir. Zira, kesin hüküm bulunan bir konuda, mahkemenin bu yönün doğruluğunu yeniden araştırma ve inceleme konusu yapmasına olanak bulunmamaktadır. Bu yön kamu düzenine ilişkin olup, mahkemelerce res'en göz önünde tutulmalıdır. Açıklanan hususlar Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.02.1980 tarihli ve 1980/9-73 Esas, 1980/186 Karar sayılı; 02.06.1982 tarihli ve 1981/11-1130 Esas, 1982/549Karar sayılı ve 09.11.1988 tarihli ve 1988/15-5/ Esas, 1988/898 sayılı kararlarında da açıkça vurgulanmıştır. Tamamlanan ve miktar yönünden kesin olmakla bir taraf yararına kesin hüküm etkisi ya da usuli kazanılmış hak yaratan bir hukuksal durumun değişmezlik ve dokunulmazlık niteliklerini zedeleyecek şekilde yeni düzenleme çerçevesinde tekrar değerlendirmeye tâbi tutulması kazanılmış haklara saygı, hukuki güvenlik, belirlilik ilkelerinin yanı sıra adil yargılanma hakkı kapsamında silahların eşitliği ilkesine de aykırı olacaktır. Bu nedenle Dairemiz incelemesinden geçerek kesinleşen asıl dava devam ederken 2. ıslah yasağı nedeni ile hüküm altına alınamayan bedel yönünden; kesinleşen hususlara göre açılan ek dava olarak kabul edilmesinde bir hata bulunmadığı, kesinleşen ve karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; istinaf dilekçelerinde ileri sürülen ve aşağıdaki bentler kapsamında kalmayan diğer nedenler kararın kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. 3-Mahkemesince, davanın ek dava niteliği dikkate alınarak; asıl dava dosyasında Dairemiz ilk kaldırma kararı gerekleri yerine getirilerek düzenlenen ve Dairemizce denetime esas kabul edilen 16.11.2023 tarihli aktüerya raporu ile tespit altına alınan tazminat tutarlarından, Dairemizin 2024/589 Esas ve 2024/973 sayılı kararı ile hüküm altına alınıp kesinleşen maddi tazminat tutarları mahsup edildikten sonra davalı sigorta şirketi yönünden 2918 sayılı KTK 96.maddesine göre bakiye teminat limitine göre garame hesabı yapılması ile yetinilmesi gerekmektedir. Bunun yerine mahkemesince 16.11.2023 tarihli rapor ile kesinleşen bu miktarlar yerine yeniden devre sonu hesaplarının eklenmesi yahut dava dışı anneye pay ayrılması vb. nedenlerle dosya kapsamına uygun olmayan birden fazla kök ve ek rapor ile davanın niteliğinden uzaklaşılarak ve bağımsız müstakil yeni bir dava gibi hesaplama yapılıp karar verilmesi doğru görülmemiştir. Yanı sıra davalı sigorta şirketi yönünden, Dairemizin 2024/589 Esas ve 2024/973 sayılı kararı ile hüküm altına alınıp kesinleşen maddi tazminat tutarlarının mahsubu yapılması gerekirken ödeme yapıldığı ispatlanamadığı gerekçesi ile davalı sigorta şirketinin tüm poliçe limitleri oranında sorumlu tutulması da yanılgılı olmuştur. 3-Kabule göre de ihtiyari dava arkadaşı olan davacıların her birinin desteğin ölümü nedeniyle ayrı ayrı maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuş olması, her birinin davasının diğerinden bağımsız olması ve aralarında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunanların usul ekonomisi ilkesi dikkate alınarak birlikte dava açtıkları durumda da esasen birden fazla dava olduğu dikkate alınarak kabul edilen miktar bakımından her bir davacı lehine ve red edilen miktar bakımından davalı lehine hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarına göre ayrı ayrı vekalet ücreti verilmesi gerekirken yazılı şekilde tek vekalet ücretine hükmedilmesi doğru değildir. İlk derece mahkemesinin yaptığı yargılama ve verdiği kararda tespit edilen ve yukarıda belirtilen eksiklik ve hatalar dairemizce H.M.K'nun 353/1-a-6 maddesi kapsamında "uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması" olarak nitelendirildiğinden; taraf vekillerinin istinaf taleplerinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.

H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının KABULÜ İLE; Kocaeli 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 03.12.2025 tarihli ve 2023/586 Esas - 2025/699 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın Kocaeli 2.Asliye Hukuk Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 3-Taraflardan peşin alınan istinaf karar harcının talebi halinde yatıran tarafa iadesine, 4-Tarafların istinaf başvurusu için yaptığı giderlerin esas hakkında verilecek kararda değerlendirilmesine, 5-Harcanmayan istinaf gider avansının yatıran tarafa iadesine, 6-Karar tebliği, harç ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, 7- Tehiri icra talebi nedeniyle davalı ... Sigorta A.Ş tarafından Kocaeli İcra Dairesinin 2026/193 sayılı dosyasına yatırılan 972.826,25 TL nakit teminatın talep halinde İİK 36 md uyarınca yatırana iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK.362/1-g maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 05.11.2026

Başkan ... e-imzalıdır

Üye ... e-imzalıdır

Üye ... e-imzalıdır

Katip ... e-imzalıdır

*İşbu evrak 5070 sayılı Kanunun 5. maddesi gereğince Güvenli Elektronik İmza ile imzalanmıştır*

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/239, K. 2026/2280, T. 05.11.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-239-e-2026-2280-k-4806e298aa6b