Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/221 E. 2026/986 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/221
- Karar No
- 2026/986
- Karar Tarihi
T.C.ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 31.HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/221-2026/986 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 31.HUKUK DAİRESİ (İnceleme Aşamasında / Duruşmasız) (Başvuru Kabul/Gönderme/HMK m. 353/1-a.3)
DOSYA NO : 2026/221 Esas KARAR NO : 2026/986
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 17/11/2025 NUMARASI : 2025/712 Esas-2025/853 Karar
DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : 15/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 05/11/2026
Taraflar arasında yapılan yargılama neticesinde Menfi Tespit (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasında mahkemece davanın kabulüne dair verilen karara karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilen dosyanın yapılan istinaf incelemesi sonucunda; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili; davalı tarafından müvekkili aleyhine Ankara 3. Genel İcra Müdürlüğü'nün 2024/51355 Esas sayılı dosyası ile kambiyo senedine dayalı icra takibi başlatıldığını, takibe konu 550.000,00 TL bedelli senedin, taraflar arasında imzalanan iş sözleşmesi uyarınca teminat senedi olarak verildiğini, sözleşmenin "yüklenici teminat olarak 550.000,00 tl senet verecektir. senet karkas bittiğinde yükleniciye iade edilecektir." hükmünü içerdiğini, müvekkilinin davalıya ait "1 Eylül Mh, 2744 Ada, 7 Parsel"de kain taşınmaz üzerindeki yapının karkasını bitirme edimini 03/05/2024 tarihi itibarıyla yerine getirdiğini ve bu durumun sunulan fotoğraflarla sabit olduğunu, işin yaklaşık üç ay geç bitmesinin sebebinin davalının inşaat ruhsatını geç alması ve araziye iş makinelerinin geçmesi için komşu parseldeki mahsulün beklenilmesi gibi müvekkilin kusurundan kaynaklanmayan nedenler olduğunu, kaldı ki işin zamanında teslim edilmemesi halinde dahi sözleşmeye göre 80.000,00 TL tazminat ödenmesinin kararlaştırıldığını, ayrıca müvekkilinin bu işten dolayı davalıdan 300.000,00 TL alacağı da bulunduğunu ileri sürerek, müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitine, davalının haksız ve kötü niyetli takip yapmış olması nedeniyle senet bedelinin %20'sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini, öncelikle de Ankara 3. Genel İcra Müdürlüğü'nün 2024/51355 Esas sayılı dosyasının teminatlı veya teminatsız olarak tedbiren durdurulmasını talep etmiştir. Davalı tarafça davaya cevap verilmemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 17/11/2025 tarihli, 2025/712 Esas, 2025/853 Karar sayılı kararında özetle; Ankara 3. Genel İcra Müdürlüğü'nün 2024/51355 Esas sayılı takip dosyası, taraflar arasında imzalanan tarihsiz iş görme sözleşmesi, dava dilekçesine ekli fotoğraflar ve tüm dosya kapsamına göre, davalı tarafından davacı aleyhine 550.000,00 TL bedelli bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibi başlatıldığı, davacının takibe konu senedin taraflar arasındaki iş sözleşmesi gereğince teminat olarak verildiğini ve edimini ifa ettiğini ileri sürerek bu menfi tespit davasının açıldığı, davacı tarafından dosyaya sunulan ve tarafların imzasını taşıyan iş sözleşmesinde "Yüklenici teminat olarak 550 bin TL senet verecektir. Senet karkas bittiğinde yükleniciye iade edilecetir" hükmüne yer verildiği, dava dilekçesine ekli fotoğraflara göre iş sözleşmesine konu yapının karkasının tamamlandığı, bu delillere göre takibe konu senedin teminat amacıyla verildiğinin davacı tarafından ispatlandığı, bu durumda senedin kambiyo senaflığı vasfını yitirdiği ve ispat yükünün yer değiştirdiği, alacaklı olan davalının, senedin iadesi şartı olan "karkasın bitirilmesi" ediminin davacı tarafından yerine getirilmediğini ispatla yükümlü olduğu, ancak davalının davaya cevap vermediği gibi bu yönde herhangi bir delil de sunmadığı bu itibarla davalı tarafından senedin iadesi gerektiği halde haksız olarak takibe konulduğu gerekçesiyle, davacının borçlu olmadığının tespitine ilişkin talebinin kabulüne; İİK'nın 72/5. maddesi uyarınca, davalının senedin teminat amaçlı olduğunu ve hangi şartla iade edileceğini bilmesine rağmen takibe koymakla haksız ve kötü niyetli olduğu kanısına varılarak davacı lehine %20 oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; icra dosyasında avukat mevcutken dava dilekçesinin doğrudan asile tebliğ edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkilinin dosyayı avukat aracılığı ile takip etmesi sebebiyle kendisinin davaya doğal olarak cevap vermediğini, müvekkilinin savunma hakkının ihlal edilmesinin Anayasaya aykırı olduğunu, müvekkili ile davacı arasında akdedilmiş olan sözleşme hükümlerine göre davacı tarafından bahse konu sözleşmede yazılı yükümlülüklerinin hiçbiri yerine getirilmediği gibi müvekkilinin mağdur edildiğini, davacı yanın söz verdiği üzere yüklendiği işi hakkaniyete uygun ve süresinde yapmadığını, icra takibine dayanak senedin kayıtsız şartsız borç ikrarı içermekte olup müvekkili ile davacı arasında akdedilmiş olan sözleşmeye istinaden alınmadığını, müvekkilinin memleketinin Amasya Suluova olup davacı tarafın da o bölgede iş yapmasına istinaden işlerinin kötü olmasından ve nakit paraya ihtiyacı olmasından ötürü söz konusu bedelin nakit borç olarak davacıya verildiğini, bahse konu senedin icra dairesinden istenmediğini, bu sebeple incelenmediğini, senet üzerinde herhangi bir "teminattır" ibaresi yer almadığını, bahse konu senedin; 10.08.2023 tanzim, 20.11.2023 vade tarihli, düzenlenme yerinin Ankara İli olduğu, nakden ibareli ve 550.000,00 TL bedelli kambiyo senedi vasfına haiz kıymetli evrak niteliğinde olduğunu, bir an için söz konusu senedin teminat olduğu varsayılsa bile; davacı yanın tacir olduğu ve tacir olmanın yasal yükümlülükleri de göz önüne alındığında, senedin düzenlenme tarihi, vade tarihi, düzenlenme yeri gibi ayırt edici bilgilerin sözleşmeye yazılmaması yalnızca bedele ilişkin bilgi verilmesinin, senet üzerine de teminatın kaynağının yazılmamasının hayatın olağan akışına tamamen aykırı olduğunu, davacı yanın tacir olduğunu ve kötü niyetli olduğunu belirterek bir tacirin teminat senedi vereceği durumlarda bu hususu hatalı ve eksik yapmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, kendilerindeki senedin sözleşmede bahsi geçtiği iddia edilen senet değil nakit borç ilişkisinden kaynaklı farklı bir senet olduğunu açıklamaya ve ispat etmeye çalıştıklarını, ayrıca bahsettikleri nakit borç ilişkisinin ispatının zaten ellerinde bulunan senet olduğunu, bu senedin ise kambiyo vasfına haiz olmadığı teminat senedi olduğu iddialarının davacı tarafça ispatlanması gerektiği ve işbu ispatın ise bahsi geçen sözleşme ile yapılamayacağını, ilk derece mahkemesi kararının hatalı olduğunu, ilk derece mahkemesine sunulan tarihsiz sözleşmede bahse konu senede atıfta bulunulan herhangi bir ibarenin söz konusu olmadığını, yalnızca bedel kısmı uyumlu olup Yargıtay Kararları ve Hukuk Genel Kurul Kararları doğrultusunda vade ve tanzim tarihi ve miktarın açıkça belirtilmesi gerektiği bu üç hususun birlikte belirtilmesi gerektiği sadece miktarın uyumlu olmasının o senedi teminat hükmüne sokmayacağının açıkça belirtildiğini, davacı yanın, İİK 169/a maddesinde hüküm altına alınan belgelerle iddiasını ispat edemediğini, sözleşmede tarih dahi bulunmadığını, söz konusu senedin vade ve tanzim tarihinin belli olduğunu, bütün unsurları ile açık olan senedin tarihi dahi belli olmayan bir sözleşmeye istinaden teminat olarak düzenlendiğinin iddia edilmesi ve işbu iddianın da ilk derece mahkemesi tarafından kabul görmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu belirterek istinaf başvurularının kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. GEREKÇE : Talep, eser sözleşmesinden kaynaklanan menfi tespit istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava, taraflar arasında düzenlendiği iddia olunan inşaat yapım sözleşmesi kapsamında davalı yana teminat olarak verildiği iddia olunan kambiyo senedinin, teminat koşullarının sona erdiği iddiasıyla iadesi gerektiği halde davacı yana iade edilmeyerek haksız şekilde takibe konu edildiği iddiasıyla davacı hakkında başlatılan icra takibinden dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespiti ve %20 oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmesi istemine ilişkindir. Davalı davaya cevap vermemiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş, bu karara karşı davalı vekili yukarıdaki gerekçelerle istinaf yoluna başvurmuştur. 1-6102 sayılı TTK'nın 4.maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için ya tarafların her ikisinin de tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması, yada tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın TTK veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesi'nin bakacağı yönünden düzenleme olması gerekmektedir. Anılan kanunun 5.maddesinde ise, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunun şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın Asliye Ticaret Mahkemesi, tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olup, Asliye Ticaret Mahkemeleri ile Asliye Hukuk Mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu düzenlenmiştir. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemelerce ve istinaf incelemesi aşamasında Bölge Adliye Mahkemesince re'sen incelenir. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5/4. maddesinde düzenlenmiş olup, buna göre, yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemelerine açılan davalarda görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmeyecektir. Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir (6102 sayılı TTK m. 11/1). Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenir (6102 sayılı TTK m. 11/2). Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir (6102 sayılı TTK m. 12/1). Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır (6102 sayılı TTK m. 12/2). Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur (6102 sayılı TTK m. 12/3). İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11 . maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır. Ancak, tacirlere özgü 20 ve 53 üncü maddeler ile Türk Medenî Kanununun 950 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmü bunlara da uygulanır (6102 sayılı TTK m. 15). 5362 nolu Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu’nun 3. maddesinde Esnaf ve Sanatkâr: İster gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler, olarak tanımlanmıştır. TTK 24 ve devamı maddelerde düzenlenen ticaret siciline ilişkin hükümler tacir sıfatını taşımanın tescile bağlı olmadığı üstelik bu sıfatı taşımanın sonucu ve gereği olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle esnaf boyutunu aşan ticari işletme işleten kimsenin ticaret siciline kaydını yaptırmamış olması, tacir olmadığını göstermediğinden esnaf sayılmasını gerektirmez (Yargıtay (kapatılan) 15. Hukuk Dairesi, 2016/5851 Esas, 2018/552 Karar) Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1463. maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 18.06.2007 tarihinde kararlaştırılıp, 21.07.2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf - tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiştir. Buna göre; a) Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesinin 1. fıkrasının 1 ve 3 no'lu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar; b) Vergi Usul Kanunu’na istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci maddede belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır. 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK'nın 11/2 maddesinde öngörülen Bakanlar Kurulu (Cumhurbaşkanı) kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtildiğinden ilgili Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekecektir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/4614 Esas, 2017/6953 Karar). Somut olayda uyuşmazlık, dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nun 470. vd. maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmıştır. Anılan bu tür uyuşmazlıklar 6102 sayılı TTK'nın 4. maddesinde tahdidi olarak sayılan mutlak ticari davalardan değildir. Davacı ve davalı gerçek kişi olup, davaya konu uyuşmazlık da Türk Ticaret Kanununun 4.maddesinde düzenlenen mutlak ticari davalardan olmadığından davacı ve davalının tacir olup olmadıklarının belirlenmesi için, işletmelerini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olup olmadıkları, vergi dairesinden bilanço esasına göre defter tutup tutmadıkları ve esnaf sınırını aşıp aşmadıkları araştırılmadan buna göre her iki tarafın veya taraflardan birinin tacir olmadığının anlaşılması halinde davayı görmeye asliye ticaret mahkemelerinin görevli olmayacağının düşünülerek ve davalı iş sahibinin tüketici sıfatına sahip olması halinde davanın tüketici mahkemesinde görülmesi gerektiği, davalı iş sahibinin tüketici sıfatına sahip olmaması halinde ise genel görevli mahkeme olan asliye hukuk mahkemesinin görevli olacağı gözetilmeden mahkemenin kendini görevli sayarak davayı esastan sonuçlandırmış olması usul ve yasa kurallarına aykırı olduğundan davalı vekilinin istinaf başvurusunun bu sebeple kabulüne karar verilmesi gerekmiştir. O halde Mahkemece yapılacak işlem; yukarıdaki hususların araştırılması suretiyle görevli mahkemenin belirlenmesinden sonra, görevli olduğunun anlaşılması halinde davanın esastan sonuçlandırılması, görevli olmadığının anlaşılması halinde ise davalı iş sahibinin sıfatına göre dosyanın, nöbetçi tüketici mahkemesine veya nöbetçi asliye hukuk mahkemesine gönderilmesine karar vermek olmalıdır. Açıklanan nedenlerle; sair hususlar incelenmeksizin davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının HMK'nın 353/1-a.3. maddesi gereğince kaldırılmasına, dosyanın dairemiz kararına uygun şekilde sonuçlandırılması için kararı veren mahkemeye gönderilmesine dair karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, 2-ANKARA 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 17/11/2025 tarih ve 2025/712 Esas-2025/853 Karar sayılı kararının HMK’nun 353/1-a.3. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 3-Davanın dairemiz kaldırma kararı gerekleri yerine getirildikten sonra görevli mahkemece davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine, 5-Davalı tarafından ödenen istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek kararda dikkate alınmasına, 6-İnceleme konusu kararın icrasının geri bırakılması için İİK'nın 36/1 maddesi gereğince varsa taraflarca yatırılan nakit teminatların veya sunulan banka teminat mektuplarının dosya kapsamı ve kararın niteliğine göre aynı maddenin 5. Fıkrası gereğince yatıran/sunan tarafa İADESİNE, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dair dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/1.a maddesi gereğince KESİN olmak üzere 15/10/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Başkan
Üye
Üye
Katip