Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1730 E. 2026/1824 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1730
- Karar No
- 2026/1824
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/1730
KARAR NO : 2026/1824
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 13/05/2026
NUMARASI : 2026/431 Esas - 2026/349 Karar
DAVA: Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 07/10/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ile davalı ... .... A.Ş. arasında uzun yıllardır süre gelen bir ticari ilişki bulunduğunu, davacının davalı şirkete defalarca çek verdiğini ve mal aldığını, davacının 2.60 mm kalınlığında 72.500 kg galvanizli tel karşılığında, ... Bankası, ... Şubesi'ne ait 30.04.2026 keşide tarihli 2.000.000,00 TL bedelli ve 10.05.2026 keşide tarihli 1.000.000,00 TL bedelli çekleri ... keşide ettiğini, akabinde bilahare imzalanan sözleşme ile işbu çekleri temel borç ilişkisi ile ilişkilendirildiğini, davalı şirketin, çekler karşılığı teslim etmesi gereken 72.500 kg 2.60 mm kalınlığındaki 3.000.000,00 TL bedelli malı teslim etmesi gereken sürede teslim etmediğini, teslim günü geldiğinde davacının adına ihtarname göndermelerine rağmen ihtarnameye cevap verilmediğini, fakat söz konu malları teslim edemeyeceğine dair bir beyan verdiğini, çeklerin bedelsizliği gerek görülmesi halinde ise istirdat davası açabilmek için arabuluculuk görüşmeleri yaptıkları sırada ...'in konkordato ilan etmeye hazırlandığını, davacıdan dava konusu çekleri alır almaz bankalara teminat olarak gösterdiğini, çeklerin karşılığında teslim etmesi gereken malları teslim etmediği gibi, bir müddettir konkordato hazırlığında olduğunu, işbu malları hiç teslim edemeyeceğini bilmesine rağmen davacıyla sözleşme imzaladığını, dava konusu çekleri de davacıyı kandırmak suretiyle aldığını, hiç teslim edemeyeceğini bildiği mallar için satış sözleşmesi imzaladığını fark ettiklerini, ...'in alenen iyiniyete mugayir olarak ticari ahlakı hiçe saydığını ve eskiye dayanan güveni kötüye kullandığını, malları teslim etmesi gereken zamanda davacının davalı şirket ile iletişime geçtiğinde ise davacıya "borcunu ödeyemeyeceğine dair" belgeyi imzalayıp verdiğini, dava açılış süreci öncesinde yapılan arabuluculuk görüşmeleri sırasında çeklerden birini ... Bank'a, diğerini ... Bankası'na verdiğini ...'in bizzat ifade ettiğini, davalı şirketin konkordato ilan edene kadar merkezinin İstanbul'da olduğunu, işbu süreçte merkezini Ankara'ya taşıdığını, bu sürecin gerçek bir konkordato süreci mi yoksa alacaklıları kandırmak için planlanmış bir olgu mu olduğunun ispata muhtaç olduğunu, dava konusu çeklerin ödenmesi halinde telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğuracağından dava sonuçlanıncaya kadar öncelikle ... Bankası ... Şubesi'ne ait, ... tarafından keşide edilen ... ve ... no'lu çekler için İİK md. 72/2 uyarınca ihtiyati tedbir kararı verilmesine, davanın kabulüne, davacının borçlu olmadığının tespitine, ... Bankası, ... Şubesi'ne ait 30.04.2026 keşide tarihli ... hesabına ait ... no'lu 2.000.000,00 TL bedelli ve ... no'lu 1.000.000,00 TL bedelli çeklerin bedelsizliğinin tespitine, davacıya iadesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; dava dilekçesi ekinde davalı ... yönünden arabuluculuk son oturum tutanağının sunulmadığı, mahkememizin ihtarlı tensip tutanağı ve ara kararı sonrasında davalı ... yönünden şahıs olarak arabuluculuk görüşmesi yapılmadığını, ...'in, davalı ... ... Anonim Şirketi'nin yetkilisi olduğunu ve şirket yönünden yapılan arabuluculuk görüşmelerinin ilk oturumuna şirket yetkilisi olarak katıldığını beyan ettiği anlaşılmıştır. Yukarıda açıklanan sebeplerle, davacının dava dilekçesinde davalı ... yönünden arabuluculuk son oturum tutanağını sunmamış olması, arabuluculuk tutanağının bulunmadığını beyan etmesi sebebiyle; dava açılmadan önce arabuluculuk yoluna başvurulmasının dava şartı olduğu gözetilerek davanın usulden reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. Davacı vekilince karar tarihinden sonra, gerekçeli karar yazım aşamasında 25/05/2026 tarihinde arabuluculuk son oturum tutanağı sunulmuştur. Davacı vekili her ne kadar 25.05.2026 tarihli dilekçesi ile davalı ... yönünden arabuluculuk son oturum tutanağını sunmuş ise de tutanağın verilen kesin sürede sunulmadığı ve arabuluculuk sürecinin başladığı tarihin 23.03.2026 olduğu, dava tarihinin ise 01.03.2026 olduğu gözetilerek davanın usulden reddine, ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; şirket ile yapılan arabuluculuk görüşmesi akabinde şirket yetkilisi ... ile arabulucu görüşmesi tamamlandığını ve anlaşamama olarak tutanağın imza altına alındığını ancak buna rağmen dosyanın usulden reddedilmesinin hukuki mesnetten yoksun ve haksız olduğunu ve usul ekonomisi ilkesine aykırı karar teşkil ettiğini, hükmedilen karşı vekalet ücretinin de haksız ve hukuki mesnetten yoksun olduğunu, dosya'nın esası ile birlikte değerlendirmek yerine tefrik neticesinde usulden ret kararının hukuka aykırı olduğunu ancak karşı vekalet ücreti de başlı başına hukuka aykırı olarak hükme konu edildiğini, dosyaya vekalet sunan avukatın ...'in vekili olup olmadığının tartışması gerektiğini, vekaletin üzerinde ... ... Anonim Şirketi'nin de yetkilendirmesi bulunduğunu, esasa girilmeden usulden reddedilen dosyada verilen kararın hukuki mesnetten yoksun olduğunu, mahkemece verilen usulden ret kararı usul ekonomisi ilkesinin tam aksine sonuç doğurduğunu çünkü davacının yeniden arabuluculuk başvurusu yapacağını, yeniden dava açacağını, yeniden harç ve gider ödemek zorunda bırakılacağını ve dolayısıyla da aynı uyuşmazlık, aynı taraflar arasında yeniden mahkeme önüne geleceğini ve böylece hem taraflar hem de yargı teşkilatı bakımından gereksiz zaman ve masraf doğacağını, hükmedilen avukatlık ücretinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemece, davalılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmadığının ve bir kısım davalı yönünden farklı değerlendirme yapılması gerektiğinin kanaatine vardığını ancak bu hususun davanın tefrik edilerek bir davalı yönünden ayrı bir dosya üzerinden usulden ret kararı verilmesini gerektirmediğini, mahkemece, uyuşmazlığın tamamı hakkında hüküm kurulması gerekirken, davalılardan biri yönünden dosyanın tefrik edilerek akabinde usulden ret kararı verilmesinin davanın bütünlüğünü bozduğunu ve usul ekonomisi ilkesine aykırı bir sonuç doğurduğunu, tefrik kararının tamamen mahkemenin yargılamayı sevk ve idaresine ilişkin takdirinden kaynaklandığını, davacının kötüniyetli veya haksız bir dava açma iradesinden söz edilemeyeceğini, taraflara bu hususta beyanda bulunma ve varsa eksiklikleri giderme imkânı tanınmaksızın doğrudan ret kararı verilmesinin, hukuki dinlenilme hakkının ve silahların eşitliği ilkesinin ihlali niteliğinde olduğunu, davanın açıldığı tarihte mevcut maddi vakıalar ve hukuki görünüm karşısında, davalı ...'in davaya dahil edilmesi objektif olarak haklı ve makul nedenlere dayandığını, davalı ... yönünden yapılacak değerlendirmenin asıl dosya içerisinde ve nihai hüküm ile birlikte yapılması mümkün iken dosyanın tefrik edilmesi suretiyle ayrı bir yargılama oluşturulduğunu, akabinde de bu usul işleminin sonucu davacı aleyhine ayrı bir vekâlet ücretine hükmedilmesine gerekçe yapıldığını, davacı, aynı maddi vakıaya ve aynı hukuki ilişkiye dayalı olarak, uyuşmazlığın çözümü için gerekli gördüğü kişileri davaya dahil ettiğini, yargılamanın uzamasına veya ayrı bir dosya oluşmasına sebebiyet veren herhangi bir kusurlu davranışı bulunmadığını, ön inceleme aşaması dahi tamamlanmamış dosyada, ... avukat ile temsili sırasında dosyaya bir tek beyan sunmadığını, dosyanın dilekçe teatisi aşamasında bir katkıda bulunmamış olmasına rağmen tam ücrete hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, hükmedilecek vekâlet ücretinin davalılar lehine ayrı ayrı ve tam olarak değil; dosyanın niteliği, davalılar arasındaki hukuki bağlantı, savunmanın ortaklığı ve yargılamanın henüz ön inceleme yapılmadan sona erdirilmiş olması dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini, beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE : Dava, kambiyo senedi(çek) nedeniyle borçlu olmadığının tespiti davasıdır.
İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, arabuluculuk dava şartının yerine getirilip getirilmediği ve davacı yararına takdir edilen vekalet ücreti noktasındadır.
Davacı tarafça, çeklerin bedelsiz kaldığı iddiasıyla borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.
Davalı ... hakkındaki dava mahkemenin 2026/192 Esas sayılı dosyasında görülen davadan tefrik edilerek ilk derece mahkemesinin yukarıdaki esasına kaydedilmiştir.
7155 sayılı Kanunun 20'nci maddesi ile eklenen ve 7445 sayılı Kanunun 31. Maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 5/A-1 maddesinde, ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olduğu, 7155 sayılı Kanun'un 23'ncü maddesi ile eklenen 6325 sy m.18/A-2 maddesinde ise, arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verileceği düzenlenmiştir.
Somut olayda, davacı tarafından davalı ... yönünden açılan davada arabuluculuk başvurusu yapmadan eldeki davanın açıldığı davacının da kabulündedir. Davacı tarafça, davalı ...'in dosyanın tefrik edildiği 2026/192 Esas sayılı dosya davalılarından ... A.Ş.'nin yetkilisi olduğu ve şirketle yapılan görüşmede uyuşmazlık konusunda sulh olunamayacağına ilişkin irade belirtildiği beyan edilmiş ise de, adı geçen şirket ayrı bir tüzel kişiliğe sahip olduğundan şirket ile yapılan arabuluculuk faaliyetinin davalı ... ile olan uyuşmazlığı kapsadığının kabulü mümkün değildir. Davacı tarafça davalı ... yönünden başvuru yapılmış ve arabuluculuk son tutanağı 30/03/2026 tarihinde düzenlenmiş ise de davacı tarafından arabuluculuk tutanağı dosyaya karardan sonra 25/05/2026 tarihinde sunulmuştur. Arabuluculuk tutanağı karardan sonra sunulduğundan karar anında halen dava şartı noksanlığı bulunduğundan HMK'nın 115/3. maddesinin uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Bu nedenle ilk derece mahkemesince davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Davacı vekalet ücretine ilişkin kararı da istinaf etmiştir. Ancak ret sebebi ayrı olan davalılar aleyhine ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilecek olması ve HMK'nın 168/2. Maddesine göre ayırma kararının tek başına kaldırma nedeni yapılamayacak olması nazara alındığında davacının söz konusu itirazı yerinde görülmemiştir.
HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
KARAR : Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.07/10/2026