Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1146 E. 2026/1397 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1146
- Karar No
- 2026/1397
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2026/1146 Esas 2026/1397 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2026/1146 KARAR NO : 2026/1397
TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR
İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : Ankara 3.Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ : 12/07/2024 NUMARASI : 2024/356 Esas 2024/605 Karar
DAVA : Menfi Tespit DAVA TARİHİ : 15/03/2023 KARAR TARİHİ : 16/10/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 23/10/2026
Taraflar arasındaki menfi tespit istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın husumet nedeniyle reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin genel kredi sözleşmesi kefili dava dışı ...'un eşi olduğunu, müvekkiline davalı Banka ile dava dışı ... arasında akdedilen 24/10/2014 tarih ... nolu genel kredi sözleşmesine eşi ...'un kendi rızası olmaksızın kefil sıfatıyla taraf olduğunu öğrendiğini, mahkemece de bilindiği üzere evli kişilerin, ancak eşinin yazılı rızasının olması halinde kefil olabileceklerini, sunulan davaya konu kredi sözleşmesinde müvekkilinin imzası bulunmadığını, müvekkilinin sözleşmenin kurulmasından önce verdiği bir rızası da bulunmadığını, bu husus Türk Borçlar Kanunu’nun “Eşin rızası” başlığını taşıyan 584. maddesinde hükme bağlandığını, öte yandan olayımızda yasada sayılan istisnalar da söz konusu olmadığını, davaya konu kredi borcu kredi borçlusu tarafından ödenmediğinden tarafları aleyhine davalı banka tarafından icra takibi başlatıldığını, satış işlemlerinin gerçekleştirildiğini, müvekkilinin rızasının ve imzasının alınmadığı 24/10/2014 tarih ve ... sayılı genel kredi sözleşmesinde eşi ...'un kefaletinin geçersizliğine karar verilmesi için iş bu davanın zorunlu olduğunu bildirerek, müvekkilinin rızası ve imzası olmayan 24/10/2014 gün ve 345 sözleşme nolu genel kredi sözleşmesinde eşi ...'un kefaletinin /kefilliğinin geçersizliğine /kaldırılmasını talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; açılan davanın usul ve yasaya aykırı olduğu gibi yasal dayanaktan da yoksun olduğunu, davanın eksik harçla açıldığını, davacı ...'un eşi ...'un dava konusu 24/10/2014 tarih ve ... sayılı genel kredi sözleşmesine 350.000 TL kefaleti bulunduğunu, dava konusunun belirli bir değere ilişkin olması nedeniyle 492 sayılı harçlar kanunu gereğince dava nispi harca tabi olduğunu, davacının iş bu davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığını, davacı taraf mahkeme nezdinde açmış olduğu dava ile eşi ...'un 24/10/2014 tarih ve ... sayılı genel kredi sözleşmesine olan kefaletinin geçersiz olduğunu ve borçlu olmadığının tespitini talep ettiğini, davacı tarafından, dava dışı eşinin borçlu olmadığının tespiti talepli olarak açılan davanın usulsüz olduğunu, bu dava ancak kredi sözleşmesinin tarafı olan dava dışı ... tarafından müvekkili bankaya karşı açılabileceğini, davacı eş tarafından açılan davanın yasal bir dayanağı bulunmadığını, ancak dava dışı ... tarafından açılabilecek iş bu davada davacı ...'un hukuki bir yararı bulunmadığını, kaldı ki 27/12/2006 tarihli ve 5570 Sayılı kamu sermayeli bankalar tarafından yürütülen faiz destekli kredi kullandırılmasına dair kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler için eşin rızasının aranmadığını, davacı taraf beyanın aksine yasada açıklanan istisnai durumun gerçekleştiğini, açılan dava husumet ve hukuki yarar itirazı dışında 6098 Sayılı Kanunun 584.maddesindeki açık hüküm nedeni ile de yasal dayanaktan yoksun davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; davacı yan, davalı banka ile dava dışı asıl borçlu arasında akdedilen genel kredi sözleşmesinde eşinin müteselsil kefil sıfatıyla imzası bulunduğunu, kefalet tarihinden önce veya kefalet anında rızasının alınmadığını, kefaletin geçersiz olduğunu iddia etmiş, davalı yan ise dava dışı asıl borçluya kullandırılan kredi türünün TBK'nun 584. maddesinde yer alan istisnai durumu oluşturduğunu, kefalette eş rızasının gerekmediğini savunmuş olup, dava konusu kefalet sözleşmesi davacının eşi ... ile davalı banka arasında akdedilmiş olup, davacının 04/10/2014 tarih ve ... sayılı genel kredi sözleşmesinde imzası yer almadığını, kefalet sözleşmesinden kaynaklanan bir uyuşmazlığın varlığı halinde husumetin sözleşmenin tarafları arasında yöneltilmesi gerektiğini, bir başka anlatımla kefalet sözleşmesinin geçersizliği nedeniyle açılan dava sözleşmelerde taraf sıfatı bulunmayan davacı tarafından açılamayacağını, eş rızası bulunmadığından bahisle kefaletin geçersizliğini ancak kefil olandavacının eşi ...'un ileri sürebileceği, üçüncü kişi konumundaki davacının kefaletin geçersizliğini ayrı bir dava ile ileri sürmesinin mümkün bulunmadığı gözetilerek, aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının kefil olan kişinin eşi olup, haciz satış ve bunun gibi işlemlerin aile konutu dahil diğer müşterek yerlere de uygulandığını, sözleşmede kefil ...'un eşi olan davacının muvaffakati ve imzası bulunmadığını, meydana gelen mağduriyet dikkate alındığında davacının eş sıfatıyla bu davayı açmasında menfaati bulunduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; genel kredi sözleşmesinde eş rızasının bulunmaması nedeniyle eş tarafından açılan kefaletin geçersiz olduğunun tespiti istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; Davacı yan, davalı banka ile dava dışı asıl borçlu arasında akdedilen genel kredi sözleşmesinde eşinin müteselsil kefil sıfatıyla imzası bulunduğunu, kefalet tarihinden önce veya kefalet anında rızasının alınmadığını, kefaletin geçersiz olduğunu iddia etmiş, davalı yan ise dava dışı asıl borçluya kullandırılan kredi türünün TBK'nun 584. maddesinde yer alan istisnai durumu oluşturduğunu, kefalette eş rızasının gerekmediğini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonunda yukarıda özetlenen gerekçe ile davacının davasının aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. Uyuşmazlık, davacının eşi olan ...'ın davalı banka ile dava dışı ... arasında akdedilen genel kredi sözleşmelerinde yer alan kefaletinin sözleşme tarihlerinde yürürlükte bulunan TBK'nun 583 vd. maddelerindeki şekil koşullarına uygun olup olmadığı, dava dışı asıl borçluya kullandırılan kredinin TBK'nun 584/son maddesinde düzenlenen istisnalardan olup olmadığı ve bu kapsamda kefalete ilişkin eş rızası bulunup bulunmadığı ve kefilin eşi davacı yan tarafından eldeki davanın açılmasında hukuki yararı ve aktif husumeti bulunup bulunmadığının belirlenmesi noktasında toplanmaktadır. UYAP sistemi üzerinden dosya incelendiğinde, davalı banka tarafından dava dışı ..., ..., ... ve davacının eşi olan ... aleyhine toplam 602.556,50 TL'nin tahsili talebiyle ilamsız icra takibi yapıldığı, takibe dayanak GKS incelendiğinde, davalı banka ile dava dışı ... arasında imzalanan 24/10/2014 tarihli GKS ve limit arttırım sözleşmesine davacının eşi dava dışı ...'ın 390.000,00 TL limit ile 22/10/2014 tarihinde kefil olduğu, kefaletinde eş rızası ve imzasının bulunmadığı görülmüştür. 6098 TBK'nın 584.maddesinin; "Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır.Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumlu olacağı miktarın artmasına veya adi kefaletin müteselsil kefalete dönüşmesine ya da kefil yararına olan güvencelerin önemli ölçüde azalmasına sebep olmayan değişiklikler için eşin rızası gerekmez.(Ek fıkra: 28.03.2013 - 6455/77 md.) Ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler, mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkârlar tarafından verilecek kefaletler, 27/12/2006 tarihli ve 5570 sayılı Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler ile tarım kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde verilecek kefaletler için eşin rızası aranmaz." şeklinde düzenlendiği görülmüştür. Eşin yazılı rızasının verilmesi adi yazılı şekle tâbidir. Yani rıza beyanının eş tarafından imzalanması gerekli ve yeterlidir. Ancak rıza somut ve belirli bir kefalet sözleşmesinin kurulmasından önce veya en geç sözleşmenin kurulması anında verilmelidir (TBK m.584). Dolayısıyla gelecekte yapılacak kefalet sözleşmelerini de kapsayacak şekilde genel bir rıza verilemeyeceği gibi sözleşmenin yapılmasından sonra (geçersiz sözleşmeye geçerlik kazandırmak için de) rıza verilemez. Türk Borçlar Kanunu'nun 584/1 inci maddesine göre rıza sonradan verilecek icazet ile tamamlanmadığından, eşin izni tamamlayıcı unsur değil geçerlilik unsurudur. Yani kefalet sözleşmesinin geçerli olarak kurulabilmesi için eşin rızası mutlaka gereklidir. Aksi halde kefalet sözleşmesi geçersiz olacaktır. Zira rıza, eşin kefil olma ehliyetini sınırlar ve rızanın yokluğunun yaptırımı kesin hükümsüzlüktür. Bu geçersizlik hakim tarafından resen dikkate alınır (Gümüş, M.A.: Borçlar Hukuku, Özel Hükümler, İstanbul 2014, s.348). Ayrıca, kefalette eş rızası olmaması nedeniyle kefaletin geçersizlik iddiası itiraz niteliğinde olup, ilgili herkesçe ileri sürülebileceği gibi mahkemece de re’sen dikkate alınacaktır. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 26/10/2022 tarih, 2021/3353 E, 2022/7428 K sayılı ilamı) Tespit davası, eda davasının öncüsü olup, işlevi bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespitinden ibarettir. Eda davalarında ise tespit işlevinden başka, ikinci bir (eda) bölüm vardır ki, bu bölüm tespit davalarında mevcut değildir. İşte bu nedenledir ki eda davası, aynı konudaki tespit davasını da (talebini) içeren geniş kapsamlı bir davadır. Tespit davasının konusu bir hukuki ilişki olmalı ve davacının, bu hukuki ilişkinin var olup olmadığının hemen tespit edilmesinde hukuken korunmaya değer güncel bir menfaati bulunmalıdır. Bir hukuki ilişkinin hemen tespit edilmesinde hukuki yararın bulunduğunun kabulü için ise; davacının bir hakkı veya hukuki durumunun hali hazır bir tehlike ile tehdit edilmiş olması, bu tehdit sebebiyle davacının hukuki durumunun tereddüt içinde bulunması, tespit davasının bekletilmesinin davacıya zarar vermesi ve tespit hükmünün bu tehlikeyi ortadan kaldıracak kabiliyette olması gerekir. Bir davada hukuki yararın bulunup bulunmadığı dava şartıdır. Tespit davası açılabilmesi için henüz eda davası açma zamanının gelmemiş olması veya eda davası açılmasının mümkün olmaması ve böyle bir davanın açılmasında davacının hukuki yararının bulunması gerekir. Bunu hakim görevi gereği re'sen araştırmak durumundadır. Somut olayda, davacının eşi hakkında davalı banka tarafından kefil sıfatıyla ilamsız icra takibi yapıldığı ve halen derdest olduğu , hal böyle olunca davacının mal varlığını ilgilendirilen iş bu davayı açmakta güncel ve korunmaya değer hukuki yararı bulunmakla birlikte, sübjektif bir hakkı (yani tespit hükmünün elde edilebilmesine ilişkin hakkı) dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine ait olduğundan, anılan sübjektif hakka ilişkin eldeki davada davacının davacı olma sıfatına yani aktif husumete sahip olduğu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 27/04/2026 tarih, 2025/5623 E, 2026/2382 K sayılı ilamı ile onanarak kesinleşen Dairemizin 04/07/2025 tarih, 2022/1741 E, 2025/764 K sayılı ilamının da bu doğrultuda olduğu anlaşılmıştır. Öte yandan şekile ilişkin geçersizlik (yokluk) ilgili tarafından ileri sürülebileceği gibi mahkemece re'sen gözetilecek bir husustur. TBK'nun 584 mad. eş rızasına ilişkin madde gerekçesinin de ailenin korunması olması da gözetilmelidir. Hal böyle olunca somut olayda, davacı yanca davacının eşinin verdiği kefalete rızası ve onayı bulunmadığından kefaletin geçersizliği iddiasının ileri sürülmesinde davacının eşinin icra tehditi altında olduğu ve kefaletin geçersizlik iddiasının itiraz niteliğinde olup, herkes tarafından ileri sürülebileceği dikkate alındığında, davacının eldeki davayı açmada hukuki yararı ve aktif dava ehliyeti bulunduğu gözetilerek, mahkemece işin esasına girilmesi gerekirken davacının davasının aktif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur. Eş rızasının aranmadığı istisnai durum ise, TBK'nun 584/son maddesinde düzenlenmiştir. Davalı banka cevap dilekçesinde ve aşamalarda dava dışı asıl borçluya kullandırılan kredinin 5570 sayılı Kanun kapsamında kullandırılan kredi niteliğinde olduğunu ileri sürmüştür. Tüm bu nedenlerle, ilk derece mahkemesince verilen davanın usulden reddine ilişkin kararında isabet görülmediğinden, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davaya konu Genel Kredi Sözleşmesi'nin bir örneğinin dosyaya kazandırılmasından sonra gerek görülmesi halinde bankacı bilirkişi tarafından banka kayıtları üzerinde yerinde yapılan inceleme yapılmak suretiyle davacının eşinin kefil olduğu kredinin 5570 sayılı Kanun kapsamında kullandırılan kredi niteliğinde olup olmadığının da belirlenmesi suretiyle karar tesis edilmesi ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesi gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1- Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1)-a.6 maddesi gereğince KABULÜNE, 2-Ankara 3.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 12/07/2024 tarih 2024/356 Esas 2024/605 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın karar veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 4-Davacı tarafından yatırılan 732,00 TL istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 5-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 6-İstinaf aşamasında duruşma yapılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/(1)-a.6 ve 362/(1)-g. maddeleri uyarıca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 16/10/2026
Başkan - Üye - Üye - Zabıt Katibi -