Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/904 E. 2025/942 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/904
- Karar No
- 2025/942
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2025/904
KARAR NO: 2025/942
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 07/05/2025
NUMARASI: 2024/387 Esas - 2025/485 Karar
DAVA: Menfi Tespit (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün asıl ve birleşen dava davacısı ile asıl ve birleşen dava davalısı vekillerince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında mevcut ticari ilişki kapsamında cari hesap alacağına dayalı olarak müvekkilinin alacaklı konuma geçtiğini, ancak daha önce davalı tarafa verilen 12/01/2016 düzenleme, 01/04/2016 ödeme tarihli bonodan dolayı müvekkilinin herhangi bir borcu bulunmadığı halde söz konusu bononun Küçükçekmece ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası ile takibe konu edildiğini, bu nedenlerle söz konusu bonodan dolayı müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında mevcut ticari ilişki kapsamında davalı şirket tarafından düzenlenen dava konusu bonoya dayalı olarak müvekkilinin alacaklı olduğunu, alacaklarını tahsil amacıyla davacı aleyhine icra takibi yaptıklarını, alacağın bonoya dayanıyor olması nedeniyle yasal dayanağı bulunmayan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Birleşen Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 03/05/2018 T., 2017/948 E. - 2018/316 K. Sayılı dava dosyasında
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında 04/01/2014 tarihli "Ana Bayi Sözleşmesi", 01/03/2016 tarihli "Ürün Satış Bayilik Sözleşmesi" ve 20/04/2015 tarihli "Bayilik Sözleşmesi Ek Protokolü" imzalandığını, müvekkilinin imzalanan işbu sözleşmeler ile davalının ürünlerinin tanıtım, pazarlama, satış ve montaj işlerini üstlendiğini, taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında müvekkilinin zaman içerisinde cari hesaptan kaynaklanan alacağının doğduğunu, davacı şirkete Bakırköy ...Noterliğinin 30/01/2017 tarih ... yevmiye nolu ihtarnamesinin keşide edilerek cari hesaptan kaynaklı müvekkilinin 1.417.997,63 TL alacağının talep edildiğini, ödeme yapılmaması üzerine davalı aleyhine Bakırköy ...İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının haksız ve kötü niyetli itirazı üzerine takibin durduğunu, müvekkilinin cari hesaptan kaynaklı alacağını tahsil edememesi nedeniyle zamanla iş yapamaz duruma geldiğini, maddi bakımdan zor duruma düştüğünü, kira ve fatura borçlarını dahi ödeyemeyen müvekkilinin iş yaptığı diğer firmalara karşı olan borçlarını da ödeyemediğini ve hakkında sayısız icra takibi başlatıldığını, müvekkilinin icra dairesine yatırılan harç dışındaki bakiye harcı yatıracak maddi gücünün bulunmadığını, dolayısıyla Anayasa, Yargıtay Kararları ve Uluslararası Anlaşmalar gereğince davacı müvekkili lehine adli yardım kararı verilmesini talep ettiklerini belirterek davalının haksız, hukuki dayanaktan yoksun ve kötü niyetli itirazının iptaline, takibin 1.417.997,60 TL nin takip tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte devamına, % 20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle davacı yanın adli yardım taleplerinin reddine karar verilmiş olmakla mahkemenin ara kararı gereğince belirtilen harç ve masrafların süresinde ikmal edilmemesi halinde davanın usulden reddine karar verilmesini talep ettiklerini, ... ürünlerinin Türkiye pazarındaki satış ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi amacıyla 2007 yılında İstanbul'da kurulan müvekkili şirketin o tarihten bu yana faaliyetlerine devam ettiğini, davacı şirket ile müvekkili arasındaki ilişkinin eski genel müdür dava dışı ... zamanında 2013 yılı ve devamında akdedilen Ana Bayilik Sözleşmesi ve sair Ek sözleşmelerle kurulduğunu ve bu şekilde davacı şirketin müvekkilin bayisi olarak faaliyet gösterdiğini, davacı iddialarının aksine müvekkili şirketin davalıdan alacaklı olduğunu, davacının müvekkili şirket ile arasındaki bayilik ilişkisinden kaynaklı olarak keşide ettiği karşılıksız senetler bulunduğunu, müvekkilinin bu senetlerden kaynaklı bugüne kadar ödenmemiş alacağının ise 1.856.283,29 TL olduğunu, bu alacaklarına ilişkin talep ve dava haklarını saklı tuttuklarını, davacı şirketin dava dışı müvekkil şirket genel müdürü ile ortak hareket ederek yaptıkları işlemlerle haksız ve dayanaksız olarak müvekkili şirket nezdindeki borç bakiyesini kapatmak amacıyla 27/09/2016 tarihinde müvekkiline 2 adet toplam 1.916.610,93 TL tutarlı iade faturası düzenlediğini, iade konusu malların ise müvekkiline iade olmadığını, ayrıca iade faturalarına konu malların birim fiyatlarının da müvekkili tarafından davacıya satışı yapılan malların birim fiyatlarından çok yukarıda düzenlendiğini, iade faturalarına konu malların bir kısmının ise davacıya satışının dahi gerçekleştirilmemiş ürünler olduğunu belirterek fazlaya ilişkin tüm talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla davanın reddine, % 20'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "İBAM kaldırma kararı kapsamında dosya bilirkişi ...'a tevdi edilmiş, bilirkişi düzenlemiş olduğu 16/08/2024 tarihli kök rapor ile 18/11/2024 tarihli ek raporunda özetle; kaldırma kararında belirtilen bonoların borç senedi olarak dikkate alınması durumunda da birleşen dava yönünden davacı tarafın, tarafların ticari kayıt ve Ba-Bs formları dikkate alındığında toplam 1.886.059,95-TL alacağı bulunduğunu teknik kanaati olarak belirtmiş, mahkememizce düzenlenen bilirkişi raporu yeterli görülerek hükme esas alınmıştır. Bilirkişi tarafından düzenlenen rapor kapsamında birleşen dava yönünden davacı taraf mahkememize sunmuş olduğu 28/01/2025 tarihli ıslah dilekçesiyle, davasını ıslah ederek itirazın iptali davasından alacak davasına dönüştürdüğü ve 1.886.059,95-TL alacağın tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Her ne kadar birleşen dava yönünden davacı vekili, düzenlenen bilirkişi raporu kapsamında davasını ıslah ederek 1.886.059,95-TL'nin alacak olarak tahsiline karar verilmesini talep etmiş ise de; mahkememizce birleşen dava yönünden verilen ilk kararın davacı tarafından istinaf edilmediği, kararın yalnızca davalı tarafından istinaf edildiği, bu bağlamda İBAM kaldırma kararının davalı yönünden usulü kazanılmış hak teşkil ettiği (Yargıtay 4.HD. 2023/6949 Esas 2024/8283 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere), bu bağlamda birleşen dava yönünden davacı tarafın ıslah talebinin geçersiz olduğu kabul edilerek değerlendirme yapılmıştır. Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre: İBAM kaldırma kararı kapsamında yapılan araştırma ve alınan bilirkişi raporu doğrultusunda birleşen dava yönünden davacı tarafın takip konusu alacak miktarı kadar alacağı bulunduğundan birleşen davanın kabulüne ve davacı lehine %20 icra inkar tazminatına, asıl dava yönünden, davalı tarafın alacağının dayanağını teşkil eden 01/04/2016 ödeme tarihli 117.000-TL'lik bononun kayıtsız şartsız borç ikrarının içerir belge olduğu, söz konusu bononun teminat amacıyla verildiği hususunun davacı tarafından kanıtlanamadığı, bu nedenlerle asıl dava yönünden menfi tespit isteminin reddine, ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Her ne kadar ıslah talebi Mahkemece reddedilmiş ise de söz konusu red kararının yürürlükteki mevzuata aykırı olduğu, ıslah talebinin kabul edilmesi gerektiğini, ıslahın düzenlendiği HMK md. 177 /(1) hükmüne göre ıslah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabileceğini, aynı kanunun 177/ (2) hükmüne göre ise; (Ek:22/7/2020-7251/18 md.) Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabileceğini ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durumun ortadan kaldırılamayacağını, ıslahın bölge adliye mahkemesinin yerel mahkemenin ilk kararını ortadan kaldırma kararından sonra yapılan tahkikat sırasında yapıldığını, çünkü ilk derece mahkemesi , ortadan kaldırma kararına uygun olarak davanın esasına ilişkin rapor düzenlemesi için dosyayı bilirkişiye tevdi etmiş ve ayrıntılı bir rapor almış mahkemenin bilirkişiden rapor alması, hukuki anlamıyla, yukarıdaki kanun hükmünde yerini bulan " ...ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması.." olup bu sebeple yerel Mahkemenin ıslah talebinin geçersiz olduğunun kabul edilmesi yönündeki gerekçesinin hukuken yerinde olmadığını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen ıslah talebinin reddine ilişkin kararın kaldırılmasını ve birleşen davanın ıslah edilen tutarda kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Hatalı ve eksik değerlendirme sonucu tanzim edilen bilirkişi raporu ve buna bağlı olarak yerel mahkemenin birleşen dava yönünden tesis ettiği hatalı kararın kaldırılması gerektiğini, mahkemece Bölge Adliye Mahkemesi kaldırma kararına uyarak bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verildiğini, dosyada mübrez 18.11.2024 tarihli bilirkişi ek raporu bölge adliye mahkemesinin kaldırma gerekçesini karşılamadığı gibi dosyadaki tüm raporlar ile çeliştiğini, 18.11.2024 tarihli bilirkişi raporunun karar vermeye elverişli bir rapor olmadığını, 18.11.2024 tarihli bilirkişi raporuna beyan ve itirazlarının ibraz edildiğini, dosyada mübrez 23.12.2024 tarihli bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinin de 2,3,4,5,6,7,8,9 ve 10. maddeleri özellikle bilirkişi raporundaki somut hataları gösterdiğini, itiraz dilekçesinde raporda yer alan somut hataların gösterilmesi olmasına rağmen ilk derece mahkemesi bu hataların giderilebilmesi için talebi olmasına rağmen yeniden bilirkişi raporu tanzim edilmesini gerek görmediğini, somut olarak hükme esas alınan bilirkişi raporundaki hataları beyan etmemize rağmen eksik ve hatalı inceleme neticesinde tesis edilen bilirkişi raporu ile hüküm tesis edilmesi hem hatalı olup hem de bölge adliye mahkemesinin işaret ettiği eksikleri giderir mahiyette olmadığını, yerel Mahkemede dava seyri içerisinde yukarıda bahsi geçen bilirkişi raporunda davacının alacağı 1.886.059,95-TL gösterilmesi üzerine davacı taraf 468.062,35-TL dava değerini arttırdığını, davacının ıslah talebinin geçersiz olduğu yönünde haklı bir karar oluşturmasına rağmen hüküm kısmında davacının ıslah talebinin geçersizliğine yönelik açıklamaya yer verilmediğini, bu haliyle ilk derece mahkemesi kararının hüküm ve gerekçe kısmı birbiri ile uyumlu olmadığını, aynı zamanda reddedilen miktar üzerinden davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi yerel mahkeme kararının hatalı olmasına sebebiyet verdiğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve birleşen davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE: Birleşen dava bayilik sözleşmesine dayalı cari(açık) hesaptan kaynaklanan alacağın tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davalıda bulunan bonoların teminat senedi olup olmadığı ve bunların cari hesaba etkisi noktasındadır. Taraflar arasında, 04/01/2014 tarihinde ana bayi sözleşmesi, 20/04/2015 tarihinde bayilik sözleşmesi ek protokolü, 01/03/2016 tarihinde ürün satış bayilik sözleşmesi imzalanmıştır. Davacı- takip alacaklısı tarafından ise, davalı-takip borçlusu hakkında, Bakırköy ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasında, "cari hesap alacağı" sebebine dayalı olarak 1.417.997,60 TL asıl alacağın tahsili istemiyle 02/03/2017 tarihli takip talebi ile ilamsız icra takibi başlatılmış, itiraz üzerine takip durmuştur. Davacı tarafça, birleşen dava yönünden İİK'nın 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır. Davalı, diğer savunmaların yanı sıra davacının keşide ettiği ödenmeyen senetler nedeniyle alacağı bulunduğunu ve davacının borcu kapatmak için usulsüz iade faturaları düzenlediğini savunmuştur. İlk derece mahkemesince asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmiş, bu kararın taraflarca ayrı ayrı istinaf edilmesi üzerine tarafların istinaf başvurusunun kabulü ile Dairemizce, eksik inceleme nedeniyle mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilerek yeniden yargılama yapılması için dava dosyası ilk derece mahkemesine gönderilmiştir. İlk derece mahkemesince yeniden yapılan yargılama sonucunda bilirkişi raporu alındıktan sonra yine asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. Kaldırma kararından sonra alınan bilirkişi raporunda, davacı yanın ticari defterlerinde, 2016 sonu itibariyle davalı şirketten alacak bakiyesinin 1.447.224,77-TL olduğu, davalı yanın ticari defterlerinde ise, 30/09/2016 tarihli senet kapanış kaydı, senet iadeleri nedeni ile Borç/Alacak bakiyelerinin-0,00 (sıfır)olduğu, oysa; davacı tarafından düzenlenen, toplam 2.646.596,87-TL'lik faturanın, davalı şirket tarafından kabul edilerek kayıtlara geçirildiği, bu faturalar sonrası, davacı şirket alacaklı hale gelmesi gerektiği, bu kayıtların toplamının, 1.925.347,77 TL olduğu dikkate alındığında, davalı şirket muhasebesinin, kabul edilen davacı faturaların davacı lehine oluşturduğu alacak bakiyesini ortadan kaldırmak amacı ile borçlandırma kaydı yaptığı, özellikle ve ilk olarak 31/08/2016 tarihli “hesap düzletme” açıklamalı 255.089,00 TL'lik kaydın dayanağının olmadığı, devamında ise, "senet kapanış kaydı ve senet iadesi" açıklamalı 269.403,69 TL, 1.218.689,72 TL, 82.165,36 TL tutarlı kayıtlara dayanak senetlerin olmadığı dikkate alındığında, bu kaydın usulüne uygun kayıt olmadığı, davacı tarafından, dava dosyasında yer verilen irsaliyeler içeriği 2.648.770,29 TL tutarında ticari emtianın iade faturası ile iadeye konu edildiği, teminata konu stokların iadesi ile teminat sentlerinin dayanaksız kaldığı, bu senetlerin aynı ticari emtialara bağlı olarak borç senedi şeklinde düzenlenmiş olması halinde dahi, iade faturaları ile uyumlu irsaliye içeriği ticari emtiaların iade edildiği dikkate alındığında söz konusu sentlerin iade edilerek davacının borcundan düşülmesi ya da alacağı olarak kaydedilmesi gerektiği, davalının, bu kayıtları öncesi 31/08/2016 itibariyle davacıdan 979.133,28 TL alacaklı olduğu ve esasen bu tutarın davacı şirketin üç(3) adet faturadan kaynaklı alacağından mahsup edilmesi gerekmekte olup, bu mahsup sonrası (2.646.596,87 - 979.133,28) 1.667.463,59 TL davacı şirketin alacaklı olduğu rapor edilmiştir. Faturaya sekiz günlük süre içinde itiraz edilmemişse, TTK. m 21/2'ye göre, itiraz etmeyen kimse, fatura içeriğini kabul etmiş sayılır. Ancak sekiz gün içinde itiraza uğramayan fatura, taraflar arasında, aksi iddia ve ispat edilemeyen bir delil, geçici bir zaman için de olsa borçluyu sorumlu kılan bir ödeme emri de sayılmaz. İtiraza uğramayan fatura, içeriğinin aksi ispat edilebilir ticari bir belgedir. Ayrıca adına fatura düzenlenen, bu faturayı ticari defterlerine itirazsız olarak kaydetmişse, bu kayıt, fatura konusu sözleşmenin ve bu sözleşmedeki işin yapıldığı anlamına gelir. Bu durumda borçlu taraf, faturaları ticari defterine işlemişse, borcun doğmadığını veya borcu ödediğini ispatlamak zorundadır. Zira, davalının kendi ticari defterlerindeki kayıtlar aleyhine delil teşkil eder. Davalının ticari defterlerinde “hesap düzletme” ve "senet kapanış kaydı ve senet iadesi" gibi açıklamalar ile davacı borçlandırılmış ise de, bu kayıtların dayanağının ispatlanması gerekir. Davalının ticari defterlerindeki bu kayıtların dayanağı ispatlanamamış olup, bu kayıtlara itibar edilmesi mümkün değildir. Bu kayıtlar davalının ticari defterlerinden çıkarıldığında davalı, davacıya 1.667.463,59 TL borçlu duruma gelmektedir. Ancak davacı kendi ticari defterine göre dahi 1.447.224,77 TL alacaklı olup, bu miktarın esas alınması gerekir. Davacı vekilince sunulan 28/01/2025 tarihli ıslah dilekçesi ile birleşen dava alacak davasına çevrilerek 1.886.059,95 TL alacağın birleşen dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi talep edilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 180. Maddesine göre, davasını tamamen ıslah ettiğini bildiren taraf, bu bildirimden itibaren bir hafta içinde yeni bir dava dilekçesi vermek zorundadır. Aksi hâlde, ıslah hakkı kullanılmış sayılır ve ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir. Davacı tarafın, itirazın iptali davasını alacak davasına çevirmek istemesi nedeniyle davasını tam ıslah ettiği anlaşılmaktadır. Bu durumda davacı yeni bir dava dilekçesi vermek zorundadır. Ancak eldeki davada, davacı ıslahta bulunmuş ise de yeni bir dava dilekçesi sunmamıştır. Dolayısıyla, geçerli bir ıslahtan söz etmek mümkün değildir. Bu nedenlerle, ilk derece mahkemesince birleşen dava hakkında hükümde yazılı olduğu şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından asıl ve birleşen dava davacısı ile asıl ve birleşen dava davalısı vekillerinin yerinde görülmeyen istinaf başvurularının ayrı ayrı reddine karar vermek gerekmiştir.
KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Asıl dava davacısı ile birleşen dava davalısı vekilinin istinaf başvurularının HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,2-Asıl dava davacısı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-Birleşen dava davalısı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 24.216,00 TL harcın, alınması gerekli olan 96.863,37 TL harçtan mahsubu ile bakiye 72.647,37 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,4-Taraflarca istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 03/07/2025