Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/343 E. 2025/639 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/343
- Karar No
- 2025/639
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2025/343 - Karar No:2025/639 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2025/343 KARAR NO : 2025/639
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
DAVANIN KONUSU : Menfi Zarar, Müspet Zarar (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 28/05/2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 04/06/2025 Davacı tarafından davalı taraf aleyhine açılan davada Dairemizce verilen kararın taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nce bozma kararı verilmekle, dosyanın Dairemizin yukarıdaki esasına kaydedilerek yapılan duruşmalı inceleme sonucunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili; müvekkili şirket ile davalı kurum arasında yapılan 20/04/2015 tarihli 6.715.000,00 TL bedelli “Yakutiye (Erzurum) Kentsel Dönüşüm” projesi 3. ve 8. Etap Yol, İçme suyu, Kanalizasyon ve Yağmur Suyu İnşaatı” işinin yüklenicisi olduğunu, sözleşmeye göre işin, sözleşmenin imzalanmasından 15 gün sonra yer teslimi yapılarak, teslimden 600 gün içinde işin tamamlanması gerekeceğini, müvekkili şirketin teknik personel, makine teçhizat ve ekipmanlarını tedarik ederek 05/05/2015 tarihinde yapılan yer teslimi sonrası 20/05/2015 tarihinde Bakanlıkça yapılan temel atma töreninden sonra işe başlanıldığını, 05/05/2015 tarihli yer teslimi tutanağının D Diğer Hususlar Başlıklı 6. maddesinde inşaat alanındaki taşınmazların hukuki problemlerinin çözülerek davalı bankaya devrinin yapılmadığına dair tespitte bulunulduğunu, müvekkilinin 20/05/2015 tarihli dilekçesi ile çalışma alanında bulunan evlerin halen vatandaşlarca ikamet edildiğini, boşaltılmadığı hususunun bildirildiğini, davalı taraf cevabi yazısında, bu görevin Çevre ve Şehircilik Bakanlığına ait olduğunun, bedelsiz olarak bankalarına devri gerektiğine, ondan sonra işe başlanılacağının müvekkiline bildirildiğinin, mülkiyet sorunları ile ilgili bu problemin çözümlenmediğini, 24/12/2016 tarihinde işin süresinin bitirildiğini, daha sonra davalı tarafça 24/01/2018 tarihli yazısı ile sözleşmenin fesh edilerek hesabının tasfiye edilmesinin uygun görüldüğünü kendilerine bildirildiğini, davalı tarafın feshinin 4735 sayılı kanunun 10. maddesi ve Yapım İşleri Genel Şartnamesi 47/9 maddesinde belirtilen, mücbir sebep olarak kabul edilebilecek hallere uygun olmadığını, sözleşme konusu yol ve alt yapı güzergahlarında mülkiyet sorunları çözüldükten sonra ihaleye çıkartmasını, özen borcunu yerine getirmesi gerekirken, yerine getirmediğini, sözleşmeden haksız ve hukuka aykırı olarak döndüğünü, müvekkilinin kusuru olmadığını, müvekkili şirketçe yapılan harcamalar nedeniyle davalı tarafça ödemelerde bulunulmadığını belirterek, sözleşmenin davalı tarafça haksız fesh edildiğinin tespiti ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile, müvekkili şirketin sözleşmenin imzalanması, şantiye kurulması ve sözleşme konusu işle ilgili yaptığı harcamalara ilişkin 167.989,90 TL tutarındaki menfi zarar ve 5.000,00 TL kar kaybı olmak üzere 172.989,90 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsilini, 30/09/2020 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 236.574,46 TL artırarak, 409.564,36 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalından alınarak müvekkiline verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; “Yakutiye (Erzurum) Kentsel Dönüşüm” projesi 3. ve 8. Etap Yol, İçme suyu, Kanalizasyon ve Yağmur Suyu İnşaatı” işi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile müvekkili banka arasında 09/07/2014 tarihinde imzalanan ek protokol kapsamında davacı şirkete ihale edilerek 20/04/2015 tarihinde sözleşme imzalandığını, 05/05/2015 tarihinde yer teslimi yapılıp bitiş tarihini de 24/12/2016 tarihi olarak ön görüldüğünü, ek protokol gereği riskli bölgelerin kamulaştırmaları ve bu sürece ilişkin terk, mülkiyet sorunlarının iş ve işlemlerinin bakanlıkça yürütülmesi gerektiğini, yazışmalara rağmen bir gelişme sağlanamadığını, işe ilişkin sürenin 24/12/2016’da bittiğini, bir imalat yapılmasının mümkün olmadığını, davalının yaklaşık 200.000,00 TL masraf ettiği işe başlayamadığından bahisle kurumlarına başvurduğunu, 30/11/2017 tarihli yazısı ekinde toplam masrafa ilişkin belgeler137.852,34 TL iken davacının dava ile 167.989,90 TL istemesinin hakkaniyete aykırı olduğunu savunarak, davanın reddini ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığına ihbar edilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince verilen 30/12/2020 tarih ve 2018/1016 E- 2020/631 K sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne dair karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Dairemizin 06/06/2023 tarih ve 2021/981 Esas- 2023/670 Karar sayılı kararı ile; davalı vekilinin tüm istinaf başvurusunun, davacı vekilinin ise sair istinaf nedenlerinin reddine, davacı vekilinin mahrum kalınan kar talebi yönünden istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile 141.394,84 TL menfi zarar ile 205.926,66 TL kâr kaybı olmak üzere toplam 347.321,50 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, Dairemiz kararına karşı taraf vekillerince temyiz kanun yoluna başvurulması üzerine, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 04/12/2024 tarih ve 2023/3206 Esas- 2024/4563 Karar sayılı ilamı ile; "1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin tüm davalı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.Menfi zarar uyulacağı ve yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi ve yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması dolayısıyla uğranılan zarardır. Başka bir anlatımla sözleşme yapılmasaydı uğranılmayacak olan zarardır. Menfi zarar borçlunun sözleşmeye aykırı hareket etmesi yüzünden sözleşmenin hüküm ifade etmemesi dolayısıyla ortaya çıkar (Tandoğan, age., s. 427). Bu husus Türk Borçlar Kanunu'nun 125. maddesindeki (BK'nın 108) maddesindeki düzenlemeden kaynaklanmaktadır. Burada alacaklının sözleşmenin hükümsüzlüğünden kaynaklanan zararının tazmini söz konusudur. Menfi zarar kavramına, sözleşmenin yapılmasına ilişkin giderler, sözleşmenin yerine getirilmesi ve karşılık edanın kabulü için yapılan masraflar, sözleşmenin yerine getirilmesi dolayısıyla (gönderilen şeyin kaybolması gibi) uğranılan zarar, sözleşmenin geçerliğine inanılarak başka bir sözleşme fırsatının kaçırılması dolayısıyla uğranılan zarar, başka bir sözleşmenin yerine getirilmemesi dolayısıyla uğranılan zarar ve dava masrafları, noter masrafı, karar pulu, KİK payı, gerçekleştirilen imalat bedeli, personel gideri vb. kalemler örnek olarak verilebilir. Müspet zarar (olumlu zarar) ise, sözleşme tam olarak ifa edilmiş olsa idi alacaklının mal varlığının oluşacağı durum ile sözleşmeden dönülmüş olması nedeniyle mevcut durum arasındaki farktır. Dönme ve fesihte kusursuz olan yüklenicinin, kusurlu olan iş sahibinden olumlu zarar isteyebileceği kabul edilmekte ve yerleşik içtihat ve uygulamalarında kâr kaybının TBK'nın 480. maddesinin ikinci cümlesi (BK 325) kıyasen kesinti yöntemine göre hesaplanacağı kabul edilmektedir. (Örnek: Yargıtay 15. HD. 11.04.2007 T. 2006/4955 E. 2007/2372 K. ve Yargıtay 15. HD. 09.05.2013 T. 2012/7521 E. 2013/3029 K. ile Yargıtay 15. HD. 20.07.2011 T. 2011/864 E. 2011/4787 K. ) Davaya konu olayda, taraflara arasındaki eser sözleşmesine göre sözleşmenin imzalanmasından 15 gün sonra yer tesliminin yapılması ve teslimden itibaren 600 gün içinde de işin tamamlanmasının kararlaştırıldığı, 05.05.2015 tarihinde yer tesliminin yapıldığı, ancak inşaat alanındaki taşınmazların hukuki problemlerinin çözülemediği, davacının çalışma alanında bulunan evlerin boşaltılmadığı, davacı tarafça bu hususun davalıya bildirildiği, mülkiyet sorunları ile ilgili bu problemin davalı tarafça çözülmediği, bu nedenle davacı yüklenicinin işe başlayamadığı ve buna bağlı olarak işin süresinin dolduğu, davalı tarafça 4735 sayılı Kanun'un 10. maddesi ve Yapım İşleri Genel Şartnamesi 47/9 maddesinde belirtilen mücbir sebep gerekçe gösterilerek sözleşme feshedilmiş ise de, davacı yüklenici tarafından bu eksikliklerin giderilmesi yönünde ifanın beklenildiği, bu hususlar dikkate alındığında davalı iş sahibinin sözleşmenin feshedilmesinde haksız olduğu anlaşılmaktadır. TBK'nın 112. maddesi hükmünce borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür. TBK’nın 125/2. maddesi gereğince borçlunun temerrüdü halinde alacaklının aynen ifadan vazgeçerek müspet zararı isteyebilir. Yine bu talebini sözleşmenin karşı tarafça haksız feshi halinde de ileri sürebilir. Borçlunun temerrüdü halinde alacaklı seçim hakkını kullanarak TBK’nın 125. maddesinde yer alan seçimlik haklarından birisini talep edebilir. Dolayısıyla seçimlik haklar arasında bulunan müspet zarar ve menfi zararı birlikte isteyemez. Yine müspet zarar sözleşmenin ifası halinde elde edilecek kazanç olduğundan içerisinde kısmen menfi zararı da barındırır. Somut olayda, iş sahibinin sözleşmeyi haksız feshetmesi nedeniyle yüklenici müspet zararı istediğinden artık menfi zararı isteyemez. Bölge Adliye Mahkemesince davacının kar kaybı olarak talep edebileceği bedelin 205.926,66 TL olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin mahrum kalınan kar talebi yönünden istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak esas hakkında yeniden karar verilmek suretiyle, davanın kısmen kabulü ile 141.394,84 TL menfi zarar ile 205.926,66 TL kâr kaybı olmak üzere toplam 347.321,50 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş ise de, müspet zarar ve menfi zararın birlikte istenmesi mümkün değildir. Müspet zarar, akdin ifası sonucu elde edilecek olumlu zarar olup, bunu etmek için diğer maliyet girdilerinin, kısaca menfi zararın da, yapılması zorunlu olduğundan, müspet zararla birlikte menfi zararın istenemeyeceği tabidir. Bu durumda menfi zarara ilişkin talebin reddi gerekirken müspet zararla birlikte menfi zararın da kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu yönden bozulması gerekmiştir." Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 04/12/2024 tarih ve 2023/3206 Esas- 2024/4563 Karar sayılı ilamı ile; "1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin tüm davalı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.Menfi zarar uyulacağı ve yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi ve yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması dolayısıyla uğranılan zarardır. Başka bir anlatımla sözleşme yapılmasaydı uğranılmayacak olan zarardır. Menfi zarar borçlunun sözleşmeye aykırı hareket etmesi yüzünden sözleşmenin hüküm ifade etmemesi dolayısıyla ortaya çıkar (Tandoğan, age., s. 427). Bu husus Türk Borçlar Kanunu'nun 125. maddesindeki (BK'nın 108) maddesindeki düzenlemeden kaynaklanmaktadır. Burada alacaklının sözleşmenin hükümsüzlüğünden kaynaklanan zararının tazmini söz konusudur. Menfi zarar kavramına, sözleşmenin yapılmasına ilişkin giderler, sözleşmenin yerine getirilmesi ve karşılık edanın kabulü için yapılan masraflar, sözleşmenin yerine getirilmesi dolayısıyla (gönderilen şeyin kaybolması gibi) uğranılan zarar, sözleşmenin geçerliğine inanılarak başka bir sözleşme fırsatının kaçırılması dolayısıyla uğranılan zarar, başka bir sözleşmenin yerine getirilmemesi dolayısıyla uğranılan zarar ve dava masrafları, noter masrafı, karar pulu, KİK payı, gerçekleştirilen imalat bedeli, personel gideri vb. kalemler örnek olarak verilebilir. Müspet zarar (olumlu zarar) ise, sözleşme tam olarak ifa edilmiş olsa idi alacaklının mal varlığının oluşacağı durum ile sözleşmeden dönülmüş olması nedeniyle mevcut durum arasındaki farktır. Dönme ve fesihte kusursuz olan yüklenicinin, kusurlu olan iş sahibinden olumlu zarar isteyebileceği kabul edilmekte ve yerleşik içtihat ve uygulamalarında kâr kaybının TBK'nın 480. maddesinin ikinci cümlesi (BK 325) kıyasen kesinti yöntemine göre hesaplanacağı kabul edilmektedir. (Örnek: Yargıtay 15. HD. 11.04.2007 T. 2006/4955 E. 2007/2372 K. ve Yargıtay 15. HD. 09.05.2013 T. 2012/7521 E. 2013/3029 K. ile Yargıtay 15. HD. 20.07.2011 T. 2011/864 E. 2011/4787 K. ) Davaya konu olayda, taraflara arasındaki eser sözleşmesine göre sözleşmenin imzalanmasından 15 gün sonra yer tesliminin yapılması ve teslimden itibaren 600 gün içinde de işin tamamlanmasının kararlaştırıldığı, 05.05.2015 tarihinde yer tesliminin yapıldığı, ancak inşaat alanındaki taşınmazların hukuki problemlerinin çözülemediği, davacının çalışma alanında bulunan evlerin boşaltılmadığı, davacı tarafça bu hususun davalıya bildirildiği, mülkiyet sorunları ile ilgili bu problemin davalı tarafça çözülmediği, bu nedenle davacı yüklenicinin işe başlayamadığı ve buna bağlı olarak işin süresinin dolduğu, davalı tarafça 4735 sayılı Kanun'un 10. maddesi ve Yapım İşleri Genel Şartnamesi 47/9 maddesinde belirtilen mücbir sebep gerekçe gösterilerek sözleşme feshedilmiş ise de, davacı yüklenici tarafından bu eksikliklerin giderilmesi yönünde ifanın beklenildiği, bu hususlar dikkate alındığında davalı iş sahibinin sözleşmenin feshedilmesinde haksız olduğu anlaşılmaktadır. TBK'nın 112. maddesi hükmünce borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür. TBK’nın 125/2. maddesi gereğince borçlunun temerrüdü halinde alacaklının aynen ifadan vazgeçerek müspet zararı isteyebilir. Yine bu talebini sözleşmenin karşı tarafça haksız feshi halinde de ileri sürebilir. Borçlunun temerrüdü halinde alacaklı seçim hakkını kullanarak TBK’nın 125. maddesinde yer alan seçimlik haklarından birisini talep edebilir. Dolayısıyla seçimlik haklar arasında bulunan müspet zarar ve menfi zararı birlikte isteyemez. Yine müspet zarar sözleşmenin ifası halinde elde edilecek kazanç olduğundan içerisinde kısmen menfi zararı da barındırır. Somut olayda, iş sahibinin sözleşmeyi haksız feshetmesi nedeniyle yüklenici müspet zararı istediğinden artık menfi zararı isteyemez. Bölge Adliye Mahkemesince davacının kar kaybı olarak talep edebileceği bedelin 205.926,66 TL olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin mahrum kalınan kar talebi yönünden istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak esas hakkında yeniden karar verilmek suretiyle, davanın kısmen kabulü ile 141.394,84 TL menfi zarar ile 205.926,66 TL kâr kaybı olmak üzere toplam 347.321,50 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş ise de, müspet zarar ve menfi zararın birlikte istenmesi mümkün değildir. Müspet zarar, akdin ifası sonucu elde edilecek olumlu zarar olup, bunu etmek için diğer maliyet girdilerinin, kısaca menfi zararın da, yapılması zorunlu olduğundan, müspet zararla birlikte menfi zararın istenemeyeceği tabidir. Bu durumda menfi zarara ilişkin talebin reddi gerekirken müspet zararla birlikte menfi zararın da kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu yönden bozulması gerekmiştir."gerekçesiyle Dairemiz kararının bozulmasına karar verildiği anlaşılmış olmakla, dosyanın Dairemizin yukarıdaki esasına kaydı yapılmıştır. Yargıtay bozma ilamı taraf vekillerine tebliğ edilmiş olup, Dairemizin 28.05.2025 tarihli duruşmasında; davacı vekilince mazeret dilekçesi verilmiş olduğu, mazeret dilekçesinde yokluğunda yargılamaya devamla 268.169,52 TL kar kaybı, 141.394,84 TL menfi zarar olmak üzere toplam 409.564,36 TL tazminat üzerinden davanın kabulüne karar verilmesi, duruşmaya katılan davalı vekilince bozma ilamına uyulması talep edilmiştir. Yapılan yargılamada usul ve yasaya uygun görülen bozma ilamına uyulmuştur. Dava, eser sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle menfi zarar ve müspet zarar kapsamında mahrum kalınan kâr istemlerine ilişkindir. Uyulmasına karar verilen Yargıtay ilamında da belirtildiği üzere, müspet zarar, akdin ifası sonucu elde edilecek olumlu zarar olup, bunu etmek için diğer maliyet girdilerinin, kısaca menfi zararın da, yapılması zorunlu olduğundan, müspet zararla birlikte menfi zararın istenemeyeceğinden somut olayda menfi zarara ilişkin talebin reddi ile müspet zarar talebinin kısmen kabulüne karar verilmesi gerekmiştir. Açıklanan nedenlerle, davanın kısmen kabulüne, 205.926,66 TL kar kaybının dava tarihi olan 31.12.2018 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, davacının menfi zarara ilişkin talebinin reddine karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın KISMEN KABULÜNE, -205.926,66 TL kar kaybının dava tarihi olan 31.12.2018 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, -Davacının menfi zarara ilişkin talebinin reddine, 2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 14.066,85 TL karar ve ilam harcından 2.954,24 peşin harç ile 4.040,10 TL ıslah harcı olmak üzere toplam 6.994,35 TL harcın mahsubu ile bakiye 7.072,50 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazine'ye irat kaydına, 3-Davacı tarafından yatırılan 2.954,24 peşin harç ile 4.040,10 TL ıslah harcı olmak üzere toplam 6.994,35 TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 4-Davacı kendini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T gereğince kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan 32.948,27 TL nispi vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davalı kendini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T gereğince reddedilen miktar üzerinden 32.582,03 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-Davacı tarafça yatırılan 35,90 TL başvuru harcı, ilk derece mahkemesinde yapılan 2.155,40 TL, 162,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 127,00 TL istinaf yargılama gideri olmak üzere toplam 2.480,40 TL yargılama giderinden takdiren 1.246,89 TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmın üzerinde bırakılmasına, 7-Davalı tarafından yapılan 162,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı, 30,00 TL tebligat gideri ile 285,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 477,10 TL yargılama giderinden takdiren 237,26 TL'sinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, bakiye kısmın üzerinde bırakılmasına, Dair, davalı vekilinin yüzüne, davacı vekilinin yokluğunda kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay'da TEMYİZ yolu açık olmak üzere 28.05.2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Başkan e-imzalıdır
Üye e-imzalıdır
Üye e-imzalıdır
Katip e-imzalıdır
e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır