Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2025/151 E. 2025/195 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2025/151
Karar No
2025/195
Karar Tarihi

T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : .... KARAR NO : .... KARAR TARİHİ : 20/02/2025

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...)

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Konya.... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 09/10/2024 NUMARASI : ....... Esas ....... Karar

DAVACILAR : 1-... 2-... 3-... VEKİLİ : Av. ... DAVALILAR : 1-... - ... VEKİLİ : Av. ... 2-... VEKİLİ : Av. ... DAVA : Maddi ve Manevi Tazminat İSTİNAF KARAR TARİHİ : 20/02/2025 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ : 20/02/2025 Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı taraf vekili dava dilekçesi ile özetle; 18/03/2023 günü ...' in sevk ve idaresindeki ....... plakalı aracın Konya ili Ereğli ilçesi ....... Mahallesi ile ....... Devlet Yolu kavşağından ....... nolu sokak üzerinde yaralanmalı ve maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, meydana gelen trafik kazasında davalı sürücünün asli kusurlu olduğunu, müvekkillerinin desteği olan 21/03/2005 doğumlu .......' nin bu kazada hayatını kaybettiğini, müteveffanın 17 yaşında olup meslek lisesi öğrencisi olduğunu, müteveffanın staj eğitimi devam ettiği sırada meydana gelen kazada vefat ettiğini, ailede kimsenin çalışmaması nedeniyle müteveffanın hayat boyu ailesine bakmakla yükümlü olduğunun tartışmasız olduğunu, müvekkillerinin oğlu ve kardeşi olan .......' nın ölümü nedeniyle maddi ve manevi zarar gördüklerini, müteveffanın anne ve babasının 17 yaşında evlatlarını kaybetmeleri nedeniyle hayatı boyu acı yaşayacaklarını, davalı sürücünün kullandığı araç davalı ... şirketince sigorta örtüsü altına alındığını, poliçe limitleri dahilinde sigorta şirketinin sorumluluğunun bulunduğundan bahisle haklı davalarının kabulü ile fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava haklarının saklı kalması kayıt ve şartıyla davalı sürücü adına kayıtlı araç ile davalı sürücü ve araç sahibi üzerindeki tüm taşınır ve taşınmazlar ile üçüncü kişilerdeki ve bankalardaki hak ve alacakları üzerine verilecek kararın kesinleşmesine kadar cebri icra yoluyla satışı ve 3. kişilere devri engelleyici nitelikte ihtiyati tedbir şerhi konulmasına, kabul edilmemesi halinde dava harca esas değerleri olan 610.000,00 TL tutarında teminatsız olarak ihtiyati haciz şerhi konulmasına, destekten yoksun kalan anne ve baba için şimdilik 5.000,00 er TL maddi tazminatın araç sahibinin ve sürücüsü yönünden olay tarihinden itibaren sigorta şirketi yönünden olay tarihindeki sigorta limitleri aşılmamak üzere temerrüt tarihinden itibaren işletilecek avans faizi, yargılama giderleri ve avukatlık ücretiyle birlikte ortaklaşa ve zincirleme müteselsilen davalılardan tahsiline, davacı baba, anne ve kız kardeş için 200.000,00 er TL olmak üzere toplam 600.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte işleten ve sürücüden tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine, davacıların hiçbir geliri olmaması sebebiyle davalarının adli yardımlı olarak açılmasının kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili tarafından sunulan 11/03/2024 havale tarihli talep artırım dilekçesi ile özetle; dava dilekçesi ile müvekkilleri Hakan ve ....... için 5.000,00 er TL destekten yoksun kalma tazminatı talebinde bulunduklarını, dosyada temin edilen bilirkişi raporu ile müvekkillerinin davalılardan talep edebileceği destekten yoksun kalma tazminatının 1.200.000,00 TL olduğunun kanaatine varıldığını, bu nedenle destekten yoksun kalma tazminatını 1.190.000,00 TL artırarak müvekkilleri Hakan ve ....... için toplamda 1.200.000,00 TL nin kaza tarihi itibariyle yasal faizi ile birlikte sigorta şirketi yönünden sigorta klozları ile sınırlı kalmak üzere müştereken ve müteselsilen davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesi ile özetle; davayı kabul anlamına gelmemek üzere davanın sigorta şirketinin adresinden hareketle İstanbul Anadolu Mahkemelerinde açılması gerektiğini, yetkisiz mahkemede açılan davanın yetkisizlik nedeniyle reddedilmesi gerektiğini, öncelikle araç sürücüsünün kusurunun tespitinin gerektiğini, müvekkilinin sorumluluğunun araç sürücüsünün kusuru oranında olduğunu, sigortalı araç sürücüsünün işbu dava konusu kazanın oluşumunda bir kusuru bulunmadığını, kazaya karışan sigortalı araç sürücüsünün tüm dikkat ve tedbirine rağmen kazanın gerçekleştiğini, kazaya ilişkin tanzim edilen kaza tespit tutanağında atfedilen kusur oranının kabulünün mümkün olmadığını, bu nedenle Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi tarafından bilirkişi incelemesi yapılmasını talep ettiklerini, trafik sigortası genel şartları gereğince hesaplanacak tazminat yönteminde %1,8 teknik faiz yönteminin kullanılması gerektiğini, yıllar boyunca elde edilecek iratların toplamı ile tek ödeme karşılığı hesaplanana peşin değerin birbirine eşit olması ve bununla birlikte hak sahibine yapılan tek ödemenin tarafa gelecekte getireceği muhtemel getirileri ile birlikte düşünüldüğünde sebepsiz zenginleşmeye yol açacağını, bu nedenle reel iskontonun sıfırdan büyük bir değer alınmasının aktüryal açıdan gerçekçi olacağını, teknik faizin hesaplamalarda kullanılmasına ilişkin hususun alıntılanan kanun maddesi ile yasalaştığından prograsif rant yönteminin kabulünün mümkün olmadığını, trafik kazası sonucu hak edildiği iddia edilen tazminatın ticari bir işten kaynaklı olmadığından yasal faiz uygulanması gerektiğini, davacının araç içerisinde herhangi bir ücret karşılığı olmaksızın seyahat ettiğini, araç sürücüsü ile müteveffa arasında akrabalık bağının da bulunmadığını, hatır taşımasının söz konusu olduğundan belli ölçüde hakkaniyet indirimi yapılması gerektiğini, ayrıca zarar gören bilerek kusura dahil oluyor ve meydana gelen zararın artışına sebep oluyorsa müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, müvekkili şirketin sorumluluğunun poliçe teminatı ile sınırlı olup bedeni zarar halinde maddi tazminat taleplerinin şahıs başına poliçe teminatı limitleri ile sınırlı olduğunu, başvurana ait nüfus kayıt örneğinin temini ile hala hayatta olup olmadığının teyidi gerektiğini, sunulan nüfus kayıt örneğinin yetersiz olup müteveffanın kaza tarihinde çocuklarının bulunup bulunmadığı veya başkaca desteğinin olup olmadığının tespiti gerektiğini, davaya konu kaza ile meydana gelen ölüm arasındaki illiyet bağının tespitinin gerektiğinden bahisle haksız ve mesnetsiz davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesi ile özetle; olaya ilişkin iddiaların gerçek dışı olduğunu ve itibar edilmemesi gerektiğini, iddia edilen vakıaların somut delille ispattan yoksun olduğunu, davacı taraf iddia ettiği hususları ispatlamak zorunda olduğunu, bu nedenle davacının iddialarının ve davanın reddedilmesini talep ettiklerini, müvekkilinin iyiniyetli olarak vefat edeni aracına alarak gideceği yere kadar götürdüğü sırada kazanın meydana geldiğini, müvekkilinin kötü niyeti veya kazanın oluşumunu istemesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını, müteveffa müvekkilinin aracına kendi rızası ile bindiğini, müteveffanın kazanın oluşumunda müvekkili ile eşdeğer kusurlu olduğunu, bu nedenle tazminatın kaldırılmasını talep ettiklerini, müvekkilinin kazada kusurunun bulunmadığından bahisle davacının soyut iddialarının ve taleplerinin reddine, tazminatın kaldırılmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle; "Mahkememizce yapılan yargılama ve değerlendirmede; davacılar vekilince davalılar aleyhine açılan bu davada 18/03/2023 tarihinde meydana gelen trafik kazasında davalı ...'in sevk idaresinde bulunan ....... plakalı aracın tek taraflı karıştığı kazada araç içerisinde bulunan davacı ... ve .......' in oğlu, diğer davacı ...' in kardeşi olan .......' nin ölümüne neden olmasından dolayı, davalılardan destekten yoksun kalma (maddi) tazminat ve davalı ...'ten manevi tazminat talep edilmiş olup, davalı ... vekilince öncelikli olarak yetki itirazında bulunulmuştur. Davalı ... vekilince yetkisizlik itirazında bulunulmuş ise de; trafik kazası Konya ili sınırları içerisinde gerçekleşmiş olduğundan HMK 16. maddesi nazara alınarak bu itirazın reddine karar vermek gerekmiştir. Esastan yapılan değerlendirmede; Mahkememizce yapılan yargılama, toplanan deliller, alınan bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre; 18/03/2023 tarihinde meydana gelen trafik kazasında davalı sürücü ...' in sevk ve idaresindeki ....... plakalı aracın tek taraflı karaştığı kaza nedeniyle sürücünün %100 asli derecede kusurlu olduğu, müteveffanın kazanın oluşumunda herhangi bir kusuru bulunmamakla birlikte; davalı ..."e ait aracının kanunen yasak olan bagajında yolculuk yapmayı kabul etmekle müterafik kusuru olduğu , ayrıca sürücü ...' in müteveffayı aracına hatır taşıması sebebiyle aldığı kanaatine varıldığından hükmedilen maddi tazminattan TBK 52. Maddesi gereğince müterafik kusur indirimi ve hatır taşıması indirimi yapılmasına karar vermek gerekmiştir. Her ne kadar Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin güncel içtihatları ve Konya BAM 3. Hukuk Dairesinin güncel kararları nazara alınarak aktüerya bilirkişisinden PMF 1931 yaşam tablosu/prograsif rant yöntemi ve TRH 2010 yaşam tablosu/prograsif rant yöntemlerine göre alternatifli rapor alınmış ise de; trafik kazalarında bakiye ömür süresinin tespitinde kullanılan "TRH 2010" adı verilen "Ulusal Mortalite Tablosu" Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Aktüerya Bilimleri Bölümü, BNB Danışmanlık, Marmara Üniversitesi ve Başkent Üniversitesi’nin çalışmalarıyla hazırlanmış ülkemize özgü güncel verileri içerdiğinden mahkememizce hükme esas alınmış ve davacı vekilinin talep artırım dilekçeleri de nazara alınarak davacılar ... ve ...' nin davalılar yönünden açtığı destekten yoksun kalma tazminat davasının kısmen kabulü ile; Hakan için 548.726,43 TL destekten yoksun kalma tazminatından %20 müterafik kusur ve %20 hatır taşıması indirimi yapılarak 351.184,91 TL, ....... için 651.273,57 TL destekten yoksun kalma tazminatından %20 müterafik kusur ve %20 hatır taşıması indirimi yapılarak 416.815,08 TL olmak üzere toplam 767.999,99 TL maddi tazminatın davalı ... şirketinin sorumluluğu sigorta poliçe limitiyle sınırlı olmak kayıt ve şartıyla davalılardan tahsiline (Mahkeme hakimi .......'nun muhalefetiyle) oy çokluğu ile karar vermek gerekmiştir. TBK'nın 56/2 maddesinde; hakimin ağır bedensel zarar veya ölüm halinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verebilir hükmü mevcut olup; tüm dosya kapsamı ile davacılardan Hakan ve .......'in oğlu, diğer davacı ...'in kardeşinin ölümü nedeniyle davacıların elem ve üzüntü duyup manevi olarak yıprandıkları kanaatine varıldığından, bu manevi yıkımın bir nebze olsun giderilmesi amacıyla somut olayın özellikleri, tarafların mali durumu, kusur oranları, paranın satın alma gücü gibi kriterler nazara alınarak davacıların manevi tazminat taleplerinin kabulü ile, davacı ... yönünden 200.000,00 TL, davacı ... yönünden 200.000,00 TL ve diğer davacı ... yönünden 200.000,00 TL olmak üzere toplam 600.000,00 TL manevi tazminatın davalı ...'ten tahsili ile adı geçen davalılara verilmesine dair (Mahkeme hakimi .......'ın muhalefetiyle) oy çokluğu ile karar verilerek aşağıdaki hükmün kurulmuştur." şeklinde davacıların maddi tazminat taleplerinin talep artırım dilekçesi de nazara alınarak kısmen kabulü ile; Davalı ... şirketinin sorumluluğu sigorta poliçe limitiyle sınırlı olmak kayıt ve şartıyla; davacı ... yönünden hükmedilen 548.726,43 TL destekten yoksun kalma tazminatından %20 müterafik kusur ve %20 hatır taşıması indirimi yapılarak hesaplanan 351.184,91 TL, davacı ... yönünden hükmedilen 651.273,57 TL destekten yoksun kalma tazminatından %20 müterafik kusur ve %20 hatır taşıması indirimi yapılarak hesaplanan 416.815,08 TL olmak üzere toplam 767.999,99 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalı ... yönünden temerrüt tarihi olan 03/06/2023 tarihinden, davalı ... yönünden kaza tarihi 18/03/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile adı davacılara verilmesine. davacıların manevi tazminat davasının kabulü ile; davacı ... yönünden 200.000,00 TL, davacı ....... yönünden 200.000,00 TL, davacı ... yönünden 200.000,00 TL olmak üzere toplam 600.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 18/03/2023 tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte ...'ten tahsili ile adı geçen davacılara verilmesine dair hükmün kurulduğu anlaşılmıştır. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı ... AŞ vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; illiyet ve sorumluluğu kabul anlamına gelmemek üzere sigortalı araç sürücüne izafe edilen kusurun kabulünün mümkün olmadığını, karara esas alınan aktüer bilirkişi raporundaki hesaplama yönteminin kabul edilemez olduğunu, hesaplamaya ilişkin olarak SEDDK'dan görüş sorulması gerektiğini beyan ederek Yerel Mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Aktüeryaya itiraz ve Kamu düzeni yönünden yapılan incelemede; AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı). Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir. Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır. Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir. Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir. Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır. Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında; AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı,dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir. Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GEREKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE Aynı kaza ile ilgili olmak üzere İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır. Bu kapsamda açılan davalarda TBK'nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir. Bu halde AYM'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak 01/06/2015 tarihli genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden, işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir. Bu halde mahkemece AYM verilen iptal kararı doğrultusunda PMF 1931'a göre EK RAPOR ALINIP KARAR verilmesi gerekerken TRH 2010 uygulanması yanlış İSE DE Mahkemenin hesaplamaya esas aldığ TRH2010 yaşam tablosu yerine PMF 1931 yaşam tablosu hesaplamaya esas alınsa dahi her iki hesaplama yönteminde de davalı ... şirketini kusuruna göre tazminat 1.200.000 TL liminiti aşmaktadır. Her halükarda hangi hesaplama yöntemi uygulanırsa uygulansın taleplerin sigorta sorumluluk limitine göre kabulü dahilinde olacağı aşikardır. Kazaya karışan ....... plaka sayılı aracın Zorunlu Mali Mesuliyet Sigorta poliçesi davalı ... şirketine aittir. Kaza tarihi itibari ile poliçe limitinin 1.200.000,00TL olduğu görülmüştür. Davacılar için toplam 1.518.312,97TL destekten yoksun kalma tazminatı hesaplanmıştır.ve garame yöntemi ile bu miktar paylaştırılmıştır. Bu halde PMF 1931 hükme esas alınsa bile yapılan hesaplamalara göre davalının kusur oranı ve ıslah ve poliçe limitleri nazara alındığında SONUÇ İTİBARİYLE HÜKMEDİLEN meblağ doğru olup itiraz yersizdir. Kusura itiraz Mahkemece yapılan yargılama, toplanan deliller, alınan bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre; 18/03/2023 tarihinde meydana gelen trafik kazasında davalı sürücü ...' in sevk ve idaresindeki ....... plakalı aracın tek taraflı karaştığı kaza nedeniyle sürücünün %100 asli derecede kusurlu olduğu, müteveffanın kazanın oluşumunda herhangi bir kusuru bulunmadığı,verilen raporun kaza tespit tutanağı ile de uyumlu olduğu anlaşılmakla itiraz yersizdir. Bu halde, Dosya içeriğine, toplanan delillere, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenle, özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına ve hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere göre, HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve resen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varılarak, Davalı ... AŞ vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereği esas yönünden reddine dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığından davalı ... AŞ vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereği ESASTAN REDDİNE, 1-Davalı ... AŞ tarafından alınması gereken 52.462,07 TL harçtan peşin alınan 23.362,02 TL harcın mahsubu ile bakiye 29.100,05 TL harcın bu davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 2-Davalı ... AŞ tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK'nun 361 maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren İKİ HAFTA içinde temyiz yolu açık olmak üzere OYBİRLİĞİ ile karar verildi. 20/02/2025

... ... ... ... Başkan Üye Üye Katip ... ... ... .... E imza E imza E imza E imza

Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2025/151, K. 2025/195, T. 20.02.2025, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2025-151-e-2025-195-k-0dde7dc796e0