Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/129 E. 2026/421 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/129
- Karar No
- 2026/421
- Karar Tarihi
T.C. KONYA BAM 6. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ... T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I BAŞKAN : ..... (...) ÜYE : ..... (...) ÜYE : ..... (...) KATİP : ..... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 13/11/2024 NUMARASI: ... Esas - ... Karar İSTİNAF EDEN DAVACI : ........ VEKİLLERİ : Av..... Av..... İSTİNAF EDEN DAVALI : ........ VEKİLLERİ : Av..... Av..... DAVA : Şirket Ortağı Olunmadığının Tespiti ve Alacak İSTİNAF KARARININ KARAR TARİHİ : 17/03/2026 YAZIM TARİHİ :17/04/2026 Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile açılan şirket ortağı olunmadığının tespiti ve alacak davasında 13/12/2019 tarihinde tesis edilen karara karşı, davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurması üzerine Dairemizce yapılan inceleme sonucunda verilen 16/04/2021 tarih, ... Esas - ... Karar sayılı kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 14/03/2022 tarih, ... Esas - ... Karar sayılı ilamıyla onandığı, davacının Anayasa Mahkemesine yapmış olduğu bireysel başvurusu sonucu yeniden yargılama yapılmasına ilişkin Anayasa Mahkemesi kararı gereğince ilk derece mahkemesince 13/11/2024 tarihinde tesis edilen karara karşı, taraf vekillerinin istinaf kanun yoluna başvurmaları üzerine dosyanın Dairemize geldiği anlaşılmakla, üye hakimin görüşleri alındıktan sonra, dosya incelendi; DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, davalı şirkete ve iştiraki olan şirketlere, değişik zamanlarda yüksek oranlarda kar payı dağıtılacağı, istediği zaman parasını kısmen veya tamamen geri alabileceği yönünde güven telkin edildiği için para yatırdığını, defalarca istemesine rağmen yatırdığı parayı geri alamadığını, davalı şirket yetkililerinin Türk Ticaret Kanunu, Bankacılık Kanunu, Sermaye Piyasası ve sair kanun hükümlerini ihlal ettiklerini, bu konuda şirket yetkilileri hakkında ceza davaları açıldığını ileri sürerek, taraflar arasında geçerli bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 5,11 Euro'nun ortaklık durum belgesinde yazılı tarih olan 27.4.2000 tarihinden itibaren bankaların Euro cinsinden 1 yıl vadeli mevduat cinsine uyguladığı en yüksek faiziyle davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili, ıslah dilekçesi ile talep miktarını 22.333,45 Euro'ya yükseltmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının dava dilekçesinin HMK'nın 119. maddesindeki yasal koşulları taşımadığını, HMK'nın 119/2. maddesi gereğince davacıya kesin süre verilmesi, kesin süre içerisinde eksiklik yerine getirilmediği takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiği, davacının mutad meskeninin Türkiye olmaması sebebiyle HMK'nın 84/1-a maddesi gereğince davacıdan teminat alınması gerektiğini, davacının müvekkili şirkete herhangi bir bedel ödemediğini, davacının hisse senetlerini müvekkili ile ilgisi bulunmayan üçüncü kişilerden devren iktisap ettiğini, müvekkili tarafından SPK'na sunulan listelerin tahsilatları değil, "ortaklar arasında hisse devri esnasında ortakların birbirine yaptıkları ödemeleri" gösterdiğini, bu nedenle davacının müvekkili şirketten alacak talebinde bulunmasının mülga TTK 329 ve 405. maddeleri gereğince mümkün olmadığını, davacının hata ve hile iddialarının BK'nun 31. maddesinde belirtilen bir yıllık hak düşürücü süresinin geçmiş olması nedeniyle dinlenemeyeceğini, davada haksız fiil hükümlerinin uygulanamayacağını, ayrıca BK'nun 125. maddesine göre davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, hatta olayda uygulanması mümkün olmayan sebepsiz zenginleşme ile ilgili BK'nun 66. maddesinde belirtilen on yıllık zaman aşımı sürelerinin de dolduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Davacı tarafından, davalı aleyhine Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile açılan şirket ortağı olunmadığının tespiti ve alacak davasında 13/12/2019 tarihinde tesis edilen karara karşı, davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurması üzerine Dairemizce yapılan inceleme sonucunda verilen 16/04/2021 tarih, ... Esas - ... Karar sayılı kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 14/03/2022 tarih, ... Esas - ... Karar sayılı ilamıyla onandığı anlaşılmıştır. ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI: Anayasa Mahkemesi'nin 18.05.2023 tarih, 2020/11 E.- 2023/98 K. sayılı iptal kararı ile 7194 sayılı Kanun'un 41.maddesinin Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edildiği, bu kararın 12/09/2023 tarihli Resmi Gazetede yayınlandığı, Davacı tarafın; şirkete yatırılan paranın iadesi talebiyle açılan dava sırasında yapılan kanuni düzenleme sonucu, alacağın tahsil imkanının ortadan kaldırılması nedeniyle mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına dayalı başvurusu üzerine; Anayasa Mahkemesi'nin 17/04/2024 tarih, 2022/47922 başvuru numaralı kararında; "...7. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Turgay Kılıç (B. No: 2020/21022, 14/12/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede alacağın tahsili için uygun hukuki yollara başvurmasına rağmen yargılama sırasında yapılan kanuni düzenleme nedeniyle hukuki mekanizmaları işletme imkânından mahrum bırakılan başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Somut başvuruda, anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Bu doğrultuda başvurucuların Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir. 8. Başvurucular, ilgili kanun hükmünün iptal edilmesi, yeniden yargılama yapılması ile tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100). İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir..." gerekçesiyle başvurucu yönünden mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, -Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE, -Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için ekli listenin (C) sütununda yer verilen mahkemelere GÖNDERİLMESİNE, şeklinde karar verilmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesince; "....Davalı ........ A.Ş.'nin (görevli ve yetkililerinin) haksız fiil teşkil eden eylemine uygulanması gereken 3 ayrı zamanaşımı süresi mevcuttur. Bunlar; (fiilin)zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlayacak olan 1 yıllık, haksız fiil tarihinden itibaren işlemeye başlayacak olan 10 yıllık ve ayrıca zarar verici eylemin suç teşkil etmesi halinde yine haksız fiil tarihinden itibaren uygulanacak olan uzamış ceza zamanaşımı (somut olayda 5 yıl) süresidir. Buna göre haksız fiil teşkil eden dava konusu ihtilafa, fail (parayı tahsil eden şirket) ve zarar veren fiil (para tahsil etme eylemi) biliniyorsa 5 yıl, sonradan öğrenilmişse 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanmalıdır. Davacının para yatırdığı şirketi ve para tahsil eylemini sonradan öğrenmesi söz konusu olmadığından 5 yıllık zamanaşımı süresi esas alınmıştır. Mahkememizce ayrıca, Yargıtay 11. HD'nin yukarıda yazılı görüşünün aksine, Yargıtay HGK’nun 07.02.2024 gün ve 2023/(17)4-915 E. 2024/80 K. ve Yargıtay HGK’nun 16.04.2008 gün ve 2008/4-326 E. 2008/325 K. sayılı emsal içtihatları gereğince 5 yıllık ceza zamanaşımı süresinin yarı oranında uzama kuralının hukuk davalarında uygulanamayacağı (5 yıllık ceza zamanaşımı süresinin 7,5 yıl olarak uygulanamayacağı) kabul edilmiştir. Dosyada mevcut Ortaklık Durum Belgesine (ODB) göre davacının davalı şirektteki son işlem tarihinin 27/04/2000 olduğu belirlendiğinden, Mahkememizce de en son işlem (ve haksız fiil) tarihinin 27/04/2000 olduğu kabul edilmiş, bu davanın açıldığı 31/12/2018 tarihine kadar 5 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği ve davalı tarafın cevap dilekçesiyle zamanaşımı itirazında bulunduğu görüldüğünden, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir. Yargıtay 11. HD’nin 11.07.2023 gün ve 2022/840 E. 2023/4352 K. emsal içtihadına göre, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi halinde yargılamada kendisini vekil ile temsil ettirmiş davalı yararına hüküm tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekli ise de; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 3332 s. Yasanın yürürlüğe girdiği 07/12/2019 tarihine kadar uzun süreler boyunca, somut dava ile benzer uyuşmazlıklarda, davalıların zamanaşımını ileri sürmelerinin hakkın kötüye kullanılması olduğu görüşünü kabul etmiştir (Örneğin ; Yargıtay 11. HD.nin 02/10/2014 gün ve 2013/13293 E. 2014/15076 K., 03.04.2014 gün ve 2013/17933 E. 2014/6603 K., 30.05.2016 gün ve 2016/119 E. 2016/5924 K., 29/09/2016 gün ve 2015/15025 E. 2016/7632 K., 05/04/2018 gün ve 2016/9030 E. 2018/2444 K., 07/05/2018 gün ve 2017/1180 E. 2018/3234 K. sayılı ilamları gibi.) İlk derece mahkemeleri tarafından da (sonradan Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen 3332 s. Yasanın Geçici 4. maddesinin 07/12/2019 tarihinde yürürlüğe girmesine kadar) bu uygulama uzunca bir süre aynen benimsenmiştir. Yargıtay 11. HD.'nin 29.04.2024 gün ve 2024/1802 E. 2024/3297 K. sayılı emsal içtihadı ile zamanaşımı hakkındaki önceki uygulamasından dönülerek, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği görüşü kabul edilmiş ve Mahkememizce de gerek Yargıtay'ın gerekse ilk derece mahkemelerinin önceki görüş ve uygulamalarından dönerek yeni karar ve uygulamaya geçmelerinin hukuken mümkün olduğu sonucuna varılarak, güncel içtihatların derdest davalara uygulanması gerektiği kabul edilmiştir. Ancak, Yargıtay'ın ve ilk derece mahkemelerinin çok uzun süre istikrar kazanmış uygulamalarına güvenerek dava açan davacıların, bu davalar derdest iken yargı kurumlarının hukuki görüş değişikliği (ve zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar vermeleri) sonucu, ayrıca (karşı tarafın yaptığı) yargılama giderlerine ve vekalet ücretine mahkum edilmelerinin, adalet ve hakkaniyet prensipleri ile hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik prensiplerine aykırılık teşkil ettiği sonucuna varılmıştır. Bu nedenle Mahkememizce davacının davasının zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olmasına rağmen, adalet ve hakkaniyet prensipleri ile hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik prensipleri gereğince davalı taraf lehine vekalet ücreti ve yargılama giderlerine hükmedilemeyeceği..." gerekçesiyle, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir . İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece daha önce reddedilen ve karara bağlanan zamanaşımı def'inin, yargılamanın ilerleyen aşamasında tekrar değerlendirilebilmesinin mümkün olmadığını, davanın eski davanın devamı niteliğinde olduğunu, yargılamaya kalındığı yerden devam edilmesi gerekirken ön inceleme aşamasında karara bağlanan zamanaşımı def'inin tekrar gündeme getirilmesinin kabul edilemeyeceğini, mahkemenin HGK veya içtihadı birleştirme kararı olmayan ve bu nedenle kendisi açısından hiçbir bağlayıcılığı bulunmayan Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 29.04.2024 tarih, 2024/1802 Esas- 2024/3297 Karar sayılı kararı neticesinde karar verdiğini, mahkemece sürpriz karar yasağının ihlal edildiğini, davalının zamanaşımı def'inin istikrar kazanmış kararlarda da yer verildiği üzere hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olduğunu, mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu ayrıca, müvekkili aleyhine yargılama giderlerine hükmedilmesinin de hakkaniyete aykırı olduğunu ileri sürerek, mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel ve yüksek mahkemelerin uygulama ve görüşlerinin değiştiğinden bahisle kanunen re'sen hükmedilmesi zorunlu olan ve yargılama giderlerinden sayılan vekalet ücretine hükmedilmemesinin müvekkilinin Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılama hakkını ihlal ettiğini, mahkemenin müvekkili lehine vekalet ücretine hükmetmemesinin keyfi uygulama mahiyetinde ve hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek, mahkeme kararının kaldırılmasına ve müvekkili lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, davalı şirkete ortak olunmadığının tespiti ve alacak istemi ile açılan davada yargılamanın yenilenmesine ilişkindir. İstinaf incelemesi HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle ve re'sen kamu düzenine aykırılık yönünden sınırlı olarak yapılmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 12.07.2023 tarih, 2022/11-658 Esas- 2023/750 Karar sayılı ilamında "....Öte yandan bir tarafın, dava açıldığı andaki mevzuata göre davasında veya savunmasında haklı olup da dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren yeni bir kanun hükmü veya yeni bir içtihadı birleştirme kararı gereğince davada haksız çıkmış sayılamayacağından yargılama giderlerine mahkum edilemeyeceği kuşkusuzdur. Zira bir kimseye diğer tarafın dava giderlerinin yükletilmesinin nedeni, o kimsenin diğer tarafın gider yapmasına haksız olarak sebebiyet vermiş olmasıdır. İşte bu nedenledir ki, dava açıldığı anda haklı durumda bulunan tarafın, yargılama sırasında meydana gelen mevzuat değişikliği sonucu haksız çıkmış sayılamayacağından yargılama giderlerinden sorumlu tutulması olanaklı değildir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 18.11.2009 tarihli ve 2009/18-421 Esas- 2009/526 Karar sayılı kararı)...." hususu belirtilmiştir. Somut olayda, davalı tarafın süresinde zamanaşımı def'inde bulunduğu, zamanaşımı def'i yönünden davacı taraf lehine usuli kazanılmış bir hakkın söz konusu olmadığı, davalının eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, haksız fiilin işlendiği tarihin tespitinin önem arz ettiği, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu'nca verilen 22.04.2022 tarih, 2021/7 Esas- 2022/2 Karar sayılı kararda haksız fiilin işlendiği tarihin, paranın alındığı tarih olduğu ve zamanaşımı süresinin bu tarihten itibaren işlemeye başlayacağının belirtildiği, dosyadaki bilgilere göre taraflar arasındaki haksız fiil tarihi ve davanın açıldığı tarih nazara alındığında, davalı tarafın zamanaşımı def'inin 818 sayılı Borçlar Kanunu ve 765 sayılı TCK hükümlerine göre değerlendirilmesi gerektiği, buna göre, 818 sayılı Yasada genel zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğu, 765 sayılı Yasa'nın 102/4 ve 104/2. maddelerinde ise, eyleme uyan zamanaşımı süresinin 5 yıl, uzamış zamanaşımının 7,5 yıl olduğu, dosya içerisinde mevcut belgeler ve ortaklık durum belgesine göre davacının davalı şirketteki en son işlem tarihinin 27/04/2000 tarihi olduğu, buna karşın eldeki davanın ceza zamanaşımı süresi olan 7,5 yıllık süre geçtikten sonra 31/12/2018 tarihinde açıldığı, mahkemece 5 yıllık ceza zamanaşımı süresinin yarı oranında uzama kuralının yani, 5 yıllık ceza zamanaşımı süresinin 7,5 yıl olarak uygulanmasının, hukuk davalarında uygulanamayacağının kabul edilmesinin de sonuca bir etkisinin olmadığı ve bu itibarla, dosya kapsamı, mevcut delil durumu ile ileri sürülen istinaf istemleri nazara alındığında, ilk derece mahkemesince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine ve Yargıtay HGK'nın 12.07.2023 tarih, 2022/11-658 Esas - 2023/750 Karar sayılı kararı doğrultusunda davalının yaptığı yargılama giderlerinin üzerinde bırakılması ve davalı lehine ücret-i vekalet taktir edilmemesine karar verilmesinde bir isabetsizliğin bulunmadığı kanaatine varıldığından, taraf vekillerinin istinaf istemlerinin HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Taraf vekillerinin istinaf başvuru taleplerinin ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından yatırılması gereken 732,00 TL harçtan, peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 304,40 TL karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile Hazineye irad kaydına, 3-Davalı tarafından yatırılması gereken 732,00 TL harçtan, peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 304,40 TL karar ve ilam harcının davalıdan tahsili ile Hazineye irad kaydına, 4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından ücret-i vekalet ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına, 5-İstinafa başvuranlar tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 6-Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 359/4.maddesi gereğince kararın Dairemiz tarafından tebliğe çıkarılmasına, 7-Dava dosyasının temyiz edilmeden kesinleşmesi halinde İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda verilen kararın HMK'nın 361/1 maddesi gereğince, taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Dairemize, temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesine veya İlk Derece Mahkemesine verilecek dilekçe ile temyiz kanun yoluna başvurma talebinde bulunulabileceğine 17/03/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Başkan ... e-imzalıdır
Üye ... e-imzalıdır
Üye ... e-imzalıdır
Katip ... e-imzalıdır
.....