Bölge Adliye Mahkemesi · İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi 2025/1120 E. 2025/1213 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Daire
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/1120
- Karar No
- 2025/1213
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2025/1120 Esas
KARAR NO : 2025/1213
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ARA KARAR TARİHİ: 29/05/2025
NUMARASI : 2025/255 Esas
DAVANIN KONUSU: İHTİYATİ TEDBİR
KARAR TARİHİ: 02/10/2025
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin de üyesi olduğu davalı kooperatifin 22/02/2025 tarihinde gerçekleştirilen 2024 yılı olağan genel kurul toplantısında gündemin 9. maddesi ile alınan kararın yok hükmünde ve iptali gereken bir karar olduğunu, bu karar ile davalı kooperatifin, ... ... Eğitim Kültür ve Sosyal Dayanışma Vakfı'na kurucu üye olmasına; davalı kooperatifin mülkiyetinde olan ve onaylı mevzi imar planında bulunan ... 5 parsellerde bulunan eğitim ve dini tesis alanlarının kurulu bulunan ... ... Eğitim Kültür ve Sosyal Dayanışma Vakfı'na asgari 2.500.000,00 TL bedelle satılarak devredilmesine; adı geçen vakfa kooperatifçe maddi ve ayni yıllık 1.000.000,00 TL kadar yardımda bulunulması hususunda yönetim kuruluna yetki verilmesin; tüm bu hususlarda yönetim kurulunun yetkili ve görevli kılınmasına karar verildiği, davalı kooperatifin kuruluş amaçları arasında vakıf kurmak veya kurulacak vakfa kurucu üye olmak, bir vakfa ayni veya maddi yardımda bulunmak gibi hususların yer almadığını, bu nedenle alınan kararın yok hükmünde olduğunu, karara konu taşınmazların devir hakkı sadece genel kurula ait olduğundan bu konuda ucu açık şekilde yönetim kuruluna yetki verilmesinin kanuna ve esas sözleşmeye aykırı olup kararın iptali gerektiğini, kaldı ki taşınmazların değerleri usulünce tespit ettirilmeden hangi kıstasla tespit edildiği belli olmayacak şekilde bu çok değerli taşınmazların cüzi bir bedelle vakfa devrine karar verilmesinin de usul ve yasaya aykırı olduğunu, ayrıca bu devrin işletme kooperatifine veya üyelere ne gibi bir yarar sağlayacağının da belli olmadığını, bunun kooperatife ve üyelerine hiç bir getirisi olmadığını, gündemi aşacak şekilde taşınmazların devri ile vakfa maddi yardımda bulunulmasına karar verilmesinin de kanuna aykırı olduğunu, müzakereler sırasında üyelere gerekli açıklama yapılmadığı gibi bilgi ve belge de paylaşılmadığını, toplantıya katılan asil üye ve vekaleten üye sayısının tutanakta yazılı olduğu kadar olmayıp birçok kişinin yerine başkalarınca imza atılması ve geçersiz vekaletnamelerle oylamaya ve toplantıya katılımın da söz konusu olduğunu belirterek dava konusu genel kurul kararının yok hükmünde olduğunun tespitine, olmadığı takdirde ise iptaline karar verilmesi talep edilmiş olup bunun yanında kararın uygulamasının durdurulmaması halinde taşınmazların elden çıkartılarak kurulacak vakfın malvarlığı olarak kuruluş için gerekli malvarlığı olarak gösterileceğini, vakıf tüzüğü tasdik edildikten sonra ise müvekkilleri gibi yüzlerce kooperatif üyesinin haklarının geri alınamayacağını ve mağdur olacaklarını ileri sürerek söz konusu kararının uygulanmasının durdurulması kapsamında taşınmazların 3. kişilere devir ve tescilinin veya üzerinde ayni bir hak tesisinin önlenmesi şeklinde ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacılar 22/02/2025 tarihli olağan genel kurula katılmasına rağmen dava konusu edilen gündemin 9. maddesi ile alınan karara dair muhalefet şerhini tutanağa geçirmediğinden dava açma şartının yerine getirilmediğini, bu nedenle davanın usulden reddi gerektiğini, Kooperatifler Kanununun 98. maddesinde yer alan atıf gereği TTK'daki anonim şirketlere ait hükümlerin dikkate alınması gerektiğini, kabul anlamına gelmemek kaydı ile 6102 sayılı TTK'nun 125/2 maddesi ile atıf yapılan 4721 sayılı TMK'nun 48. maddesinde "Tüzel kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler." yer alan hüküm ve müvekkili kooperatifin de tüzel kişi olduğu gözetildiğinde kooperatif amaçları arasında vakıf kurmak yer almasa dahi vakıf kurmanın kooperatif amacı olarak belirlenmesi gerekmediği ve tüzel kişi olmasından kaynaklı olarak işbu hak ve yetkiye haiz olduğunun sabit olduğunu, kooperatifin, sadece ortaklarının hak ve menfaatlerine uygun bir vakıf kurması kanunun emredici hükümlerine herhangi bir aykırılık oluşturmadığından mutlak butlan yaptırımına tabi tutulamayacağını, dava konusu karar içeriğinde adı geçen vakfın henüz kurulmadığını, kuruluş aşamasında olduğunu, vakfın amacının ise, kooperatif ortaklarının eğitim, kültür ve sosyal dayanışmasını sağlamak olduğunu, bu nedenle ortakların yararına olan bu vakfa üye olunmasına karar verildiğini, bu nedenle taşınmazların kooperatif üyelerinin hak ve söz sahibi olacağı vakfa satılmasında kooperatifi ve üyelerini zarara uğratan herhangi bir işlemin söz konusu olmadığını, ayrıca çok düşük bedelle vakfa devredileceği iddia edilen taşınmazların devri için asgari bir bedel belirlendiğinden müvekkili kooperatifin herhangi bir surette zarara uğratılmasının da söz konusu olmadığını, davacılar tarafından iddialarına yönelik dayanak gösterilemediğini, bakanlık temsilci raporunda toplantının kanun, ana sözleşme ve gündem maddelerine uygun bir şekilde yapıldığının tespit edildiğini, dava konusu genel kurul kararı içeriği itibariyle oyların yarıdan bir fazlası ile alınabilecek olup oy çokluğu ile alınması sebebiyle kanuni şartları taşıdığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuş olup ayrıca davacıların soyut nitelikteki iddiaları ile ihtiyati tedbir kararı verilmesi halinde kooperatif üyelerinin yararına kurulması planlanan vakfın kuruluşunun haksız olarak geciktirilmiş olacağını ve bu durum zarara sebebiyet vereceğinden kooperatif üyelerinin büyük çoğunluğunun iradesinin görmezden gelinmiş olacağını, davacılar iddialarını yaklaşık olarak ispatlayamadığı gibi henüz vakıf kurulma aşamasında olduğundan -kabul anlamına gelmemek kaydıyla- somut bir tehlike olmadığını ileri sürerek ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEME KARARI:
İlk derece mahkemesinin 29/05/2025 tarihli duruşmasında; davacı tarafın ihtiyati tedbir talebinin kabulü ile, dava konusu İstanbul ili, Başakşehir ilçesi, İkitelli Mahallesi, Karagöz Deresi mevkinde bulunan.. p.ada 2 parsel ve 630 ada 5 parsel sayılı taşınmazların 3. kişilere devir ve tescilinin önlenmesi şeklinde HMK'nun 389. maddesi uyarınca ihtiyati tedbir konulmasına, dava konusunun niteliği dikkate alınarak 500.000,00 TL nakdi veya banka tarafından verilecek kesin ve süresiz teminat karşılığında ihtiyati tedbirin uygulanmasına karar verilmiş olup Mahkemenin bu ara karara ilişkin gerekçeli kararında; dava konusu genel kurulun 9 gündem maddesine konu olan taşınmazların ... ... Eğitim Kültür ve Sosyal Dayanışma Vakfı'na asgari 2.500.000,00 TL bedelle satılarak devredilmesine karar verilmiş ise de, bahse konu taşınmazların devir bedelinin nasıl belirlendiğine ilişkin somut bir veriye yer verilmediği ve taşınmazların gerçek değerine ilişkin bir tespit yapılmadığı, bu tespitler ışığında bu kararların yürütmesinin durdurulmaması halinde kooperatif ve ortakları açısından ağır sonuçların doğmasının pek muhtemel olması, mevcut durumda meydana gelebilecek değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ve ileride bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağı endişesinin olduğu gerekçelerine istinaden ihtiyati tedbir talebinin kabulüne karar verildiği belirtilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ:
Karar yasal süresinde davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde; dava konusu genel kurul kararı nedeniyle müvekkili kooperatifin herhangi bir surette zarara uğratılmasının söz konusu olmadığını, alınan karar ile taşınmazların devredileceği asgari bedelin belirlendiğini, davacıların karara karşı muhalefet şerhinin bulunmadığını, kararın usul, kanun ve ana sözleşmeye uygun olduğunu, ihtiyati tedbir kararı ile davacıların tamamen soyut nitelikteki iddialarına dayalı kooperatif üyelerinin yararına kurulması planlanan vakfın kuruluşunun haksız olarak geciktirilmiş olacağını, asıl bu durumun telafisi imkansız zararlara sebebiyet vereceğini, ayrıca kooperatif üyelerinin büyük çoğunluğunun iradesinin görmezden gelindiğini, davacıların iddialarını yaklaşık olarak dahi ispatlayamadığını, kabul anlamına gelmemek kaydı ile henüz vakıf kurulma aşamasında olduğundan somut bir tehlikeden de bahsedilemeyeceğini, hukuki bir gereklilik bulunmadan verilen ve açıkça ölçüsüz olan tedbir kararının kanuni düzenlemeye açıkça aykırı olduğunu, tedbir kararının gerekçesi yetersiz olduğu gibi kararın hiçbir haklı gerekçeye de dayandırılamadığını, verilen ihtiyati tedbir kararı davanın esasını çözmeye yönelik olduğundan usul ve yasaya aykırılık teşkil ettiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla teminat tutarının da dosya kapsamına açıkça aykırı olduğunu, bu nedenlerle HMK'nun 389. maddesi kapsamında öngörülen şartların gerçekleşmediğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir. Davacılar vekili istinafa cevap dilekçesinde, istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:
Dava, davalı kooperatifin 22/02/2025 tarihinde yapılan 2024 yılı olağan genel kurul toplantısında gündemin 9. maddesi ile alınan kararın yok hükmünde olduğunun tespitine, olmadığı takdirde ise iptaline karar verilmesi istemine ilişkindir.Derdest dava kapsamında Mahkemece davacıların ihtiyati tedbir talebinin kabulüne karar verilmiş olup karar davalı vekili tarafından ihtiyati tedbirin şartları oluşmadığından bahisle istinaf edilmiştir.stinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nun 355. maddesi uyarınca istinaf başvurusunda ileri sürülen istinaf sebepleri ile ... olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılmıştır. İhtiyati tedbir 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun onuncu kısım birinci bölümünde "geçici hukuki korumalar" üst başlığı ile 389. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kanunun 389/1 maddesi "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir." ve yine Kanunun 390/3 maddesi "Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır." hükümlerini içermektedir. Anılan hükümlerde de açıkça belirtildiği üzere, ihtiyati tedbir kararı, bir hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde ve talep edenin davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmesi şartıyla uyuşmazlık konusu hakkında uygulanacak geçici bir hukuki korumadır. İhtiyati tedbir verilebilmesinin en önemli şartlarında biri, ihtiyati tedbir sebebinin mevcut olmasıdır. Kanunda bu husus genel olarak düzenlenmiş, hâkime oldukça geniş bir takdir alanı bırakılmıştır (m. 389/1). Kanun, burada "mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından" söz etmektedir. Bu hüküm dikkate alındığında, mevcut durumun değişmesi hâlinde, hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması, hakkın elde edilmesinin tamamen imkânsız hâle gelmesi, gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğması tehlikesi varsa, ihtiyati tedbir sebebi var kabul edilecektir. Hâkim kararında somut sebep gösteremiyor, bunu en azından açıklayacak veya asgari ölçüde ikna edecek delil değerlendirmesi yapamıyor, yaklaşık ispat ölçüsünü yakalayamıyorsa tedbire karar vermemelidir. Ancak bu da hiçbir zaman tam bir ispat seviyesinde ispat şartına dönüşmemelidir. (Pekcanıtez, Hakan/Atalay, Oğuz/Özekes Muhammet; Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hükümlerine Göre Medeni Usul Hukuku, 11. Bası, Ankara 2011-Sh.715-717) (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 24/04/2012 gün ve 2011/15388 esas, 2012/6651 karar sayılı ilamında belirtildiği gibi).Dava konusu olan davalı kooperatifin 22/02/2025 tarihinde yapılan 2024 yılı olağan genel kurul toplantısında gündemin 9. maddesi ile "... Sanayi Sitesi İşletme Kooperatifi'nin ... ... Eğitim Kültür ve Sosyal Dayanışma Vakfı'na kurucu üye olmasına 3 (üç) red oyuna karşın 154 (yüzellidört) kabul oyu ile oyçokluğuyla; ... Sanayi Sitesi İşletme Kooperatifi'nin mülkiyetinde olan ve onaylı mevzi imar planında bulunan ... parsellerde bulunan eğitim ve dini tesis alanlarının kurulu bulunan ... ... Eğitim Kültür ve Sosyal Dayanışma Vakfı'na asgari 2.500.000,00 TL (İkimilyonbeşyüzbinTürkLirası) bedelle satılarak devredilmesine 4 (dört) red oyuna karşın 153 (yüzelliüç) kabul oyu ile oyçokluğuyla; adı geçen vakfa kooperatifçe maddi ve ayni yıllık 1.000.000,00 TL (BirmilyonTürkLirası) kadar yardımda bulunulması hususunda yönetim kuruluna yetki verilmesine 5 (beş) red oyuna karşın 152 (yüzelliiki) kabul oyu ile oyçokluğuyla; tüm bu hususlarda yönetim kurulunun yetkili ve görevli kılınmasına 5 (beş) red oyuna karşın 152 (yüzelliiki) kabul oyu ile oyçokluğuyla kabul edildi." şeklinde karar alınmıştır. Somut olayda iptali talep edilen dava konusu karar, içeriği itibariyle bahsi geçen taşınmazların devrine yönelik olup yasal düzenleme kapsamında ve davanın niteliği gereğince, taşınmazların 3. kişilere devrinin önlenmesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesinin gerekli olduğuna şüphe yoktur. Zira kararın iptali ile davacıların elde etmek istediği amaç bu taşınmazların ... ... Eğitim Kültür ve Sosyal Dayanışma Vakfı'na devrini önlemektir. Bu nedenle ihtiyati tedbir kararı verilmemesi halinde taşınmazların devredilmesi mahkemece verilecek bir iptal kararını da sonuçsuz bırakacaktır. Yani yasanın tabiriyle, davacıların işbu dava sonucunda haklı çıkması halinde, hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı yada tamamen imkânsız hâle geleceği veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi halinin söz konusu olduğu anlaşılmakla somut olayda ihtiyati tedbir sebebinin var olduğu ve yaklaşık ispat şartının sağlandığı nazara alındığında Mahkemece tesis edilen karar isabetli olup davalı vekilinin istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir.Açıklanan sebeplerle, ilk derece mahkemesince tesis edilen kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
1-Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2025/255 Esas sayılı derdest dava dosyasında verilen 29/05/2025 tarihli ara karar usul ve yasaya uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 bendi gereğince esastan REDDİNE,2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına YER OLMADIĞINA,3-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 bendi ile aynı Kanunun 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oybirliği ile karar verildi.02/10/2025