Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/564 E. 2026/262 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/564
- Karar No
- 2026/262
- Karar Tarihi
T.C. ADANA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/564 - 2026/262 T.C. ADANA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2024/564 KARAR NO : 2026/262
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :
İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ :.... Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ :28/11/2023 NUMARASI :2021/446 Esas, 2023/729 Karar
DAVACI : ... -(T.C Kimlik No: ) VEKİLİ : Av. DAVALI : ... - VEKİLİ : Av. DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) KARAR TARİHİ : 27/01/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 27/01/2026
.... Asliye Ticaret Mahkemesinin 28/11/2023 tarih ve 2021/446 Esas, 2023/729 Karar sayılı kararı aleyhine, istinaf başvurusunda bulunulmuş ve Mahkemece dosya Dairemize gönderilmiş olmakla HMK 352. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 10/03/2020 tarihinde ...'nin sevk ve idaresindeki ... plaka sayılı minibüsü, plakası tespit edilemeyen aracın minibüsün önüne çıkması sebebi ile ... plaka sayılı araç şoförünün ani fren yapması sonucu çift taraflı, yaralanmalı ve maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, davacının ... plaka sayılı minibüste yolcu konumunda olduğunu, kazaya sebebiyet veren aracın plakası tespit edilemediğini, bu nedenle müvekkil davacının meydana gelen sakatlanmasından dolayı oluşan zararını davalı Güvence Hesabının karşılamak zorunda olduğunu belirterek; fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile davacıya ödemesi gereken işgücü kaybından doğan 5.900,00 TL daimi maluliyet tazminatın ve 100,00 TL geçici iş göremezlik tazminatının toplamda 6.000,00 TL tazminatın davalı Güvence hesabına başvuru tarihi olan 15/02/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Güvence hesabının teminat limiti ile sorumlu olduğunu, SKG'dan rücuya tabi ödemelerin sorulması gerektiğini, davacının herhangi bir maluliyet oranını bildirmemiş olduğunu, davacının eksik olan başvurusunu tamamlamamış ve gerekli sağlık kurulu raporunu da ibraz etmekten kaçındığını, müvekkilinin sigortasız araç sürücüsünün kusuru oranında sorumlu olduğunu, faili meçhul aracın sigortaya tabi olduğunun tabi olduğunun davacı tarafından ispatlanması gerektiğini, başvuru tarihinden itibaren temerrüt faizi talebinin yerinde olmadığını, .... Asliye Ceza Mahkemesinin 2020/467 esas sayılı dosyasında alınan kusur raporuna göre tanık ... isimli kişi davacının düşmeden evvel elinde telefon olduğunu ve telefon ile ilgilendiğini gördüğünü, davacı kendi ifadesinde belirttiği gibi ekstra koltukta oturuyor ise kemerini takmamış olsa dahi araç içerisinde güvenli şekilde yolculuk yapmak için bulunan tutanaklardan tutunması gerekirken bunu ihmal etmiş olması savrulmasına ve bu nedenle zararın doğmasına veya artmasına neden olduğunu, bu hali ile de davacı ayrıca müterafik kusurlu olduğunu, bu nedenle hesaplanacak tazminattan indirim yapılması gerektiğini, ... geçici iş göremezlik zararlarından ve geçici bakıcı gideri zararlarından sorumlu olmadığını, müvekkilinin davanın açılmasına sebebiyet vermemiş olduğundan yargılama giderleri ve avukatlık ücretinden sorumlu tutulaması gerektiğini belirterek haksız ve yersiz açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, 1-Davanın kısmen kabulü ile; 5.049,52 TL geçici iş göremezlik, 33.668,37 TL kalıcı iş göremezlik olmak üzere toplam 38.717,90 TL maddi tazminatın 26/02/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ: Karara karşı davalı vekili; kazanın plakası tespit edilemeyen bir araçtan kaynaklandığı usulünce ispat edilemediğini, usulüne uygun bir başvuru yapılmamış olmakla dava şartı yerine getirilmeden hüküm kurulması ve teknik faiz indirimi uygulanmadan progresif rant yöntemi ile yapılan hesaba göre karar verilmesinin hatalı olduğunu, maluliyet raporunun usulüne uygun alınmadığı ve müterafik kusur indirimi yapılmadığını belirterek haksız ve yasal dayanaktan yoksun bulunan ilk derece mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49, 50., 54. ve 55. maddeleri kapsamında, trafik kazasına dayalı açılan, çalışma gücünün azalmasından veya yitirmesinden doğan (malüliyet) maddi tazminat davasıdır. İlk derece mahkemesince, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davalı vekilinin usulüne uygun başvuru yapılmadığına yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde; Davalı vekili her ne kadar davacı tarafından müvekkili kuruma dava öncesi başvuru sırasında eksik belge ile başvurulduğu, usulüne uygun başvuru yapılmadığını ileri sürmüş ise de; davacı vekili tarafından davanın açılmasından önce davalı Güvence Hesabına gerekli tüm belgelerle, kaza tutanakları, hastane epikrizleri, hesap bilgileri vd. ile usulüne uygun olarak başvuru yapıldığı, ancak davalı tarafından herhangi bir ödeme yapılmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin bu yöndeki istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı vekilinin kazaya sebep olan aracın varlığının somut delillerle ispat edilmesi gerektiğine yönelik istinafının incelenmesinde; Davalı Güvence Hesabının sorumluluğunun söz konusu olabilmesi için; davacının yaralanmasının trafik kazasından kaynaklı olması ve söz konusu yaralanmaya sebebiyet veren aracın kaza anı itibari ile geçerli bir ZMMS poliçesinin bulunmaması, araç sigortalı olsa dahi sigortalının tespit edilememiş olması gerekmektedir. 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 49. ve 50. md.leri gereğince; davacı, kazanın çift taraflı olduğunu, başka bir aracın kendisine ya da kullandığı araca çarpmasıyla kazanın gerçekleştiğini, kusurun plakası tespit edilmeyen araçta olduğunu ispatlamak zorundadır. Somut olayda davacının dava dışı ... plakalı minibüste yolcu olduğu, minibüs sürücüsünün, kontrolsüzce önüne çıkan bir otomobile çarpmamak için aniden fren yapması nedeniyle davacının araç içinde düştüğü, bu hususun .... Asliye Ceza Mahkemesinin 2020467 Esas sayılı dosyasında yapılan yargılamada da sabit olduğu, nitekim aynı gerekçe ile ceza mahkemesi tarafından ... plakalı minibüs sürücüsü ...'nin beraatine karar verildiği, kararın kesinleştiği, ceza mahkemesince tespit edilen maddi olguların hukuk mahkemesi hakimini bağlayacağı, sonuç olarak davacının yolcu olarak bulunduğu minibüsün önüne, plakası ve sürücüsü tespit edilmeyen bir aracın kontrolsüz biçimde çıkması ve minibüs sürücüsünün çarpmamak için ani fren yapması nedeniyle davaya konu kazanın meydana geldiği sabit olduğundan davalı vekilinin bu yöndeki istinafı yerinde bulunmamıştır. Davalı vekilinin kusur raporuna ve müterafik kusur indiriminin daha yüksek oranda yapılması gerektiğine yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde; Mahkemece alınan kusur bilirkişisi Prof. ...'nin 14/11/2022 tarihli raporunda; plakası ve sürücüsü tespit edilemeyen aracın sürücüsünün asli ve tam kusurlu, diğer ... plakalı minibüsün sürücüsünün ve içerisinde yolcu konumundaki ...'ın ise kusursuz olduğu belirtilmiştir. Rapor olayın oluşu, dosya kapsamı ve ceza dosyası ile uyumlu olup davalı vekilinin kusur raporuna yönelik istinafı yerinde görülmemiştir. Davalı vekili ayrıca mahkemece müterafik kusur indirimi yapıldığını ancak indirim oranının düşük olduğunu ileri sürmüşse de mahkemece %20 oranında müterafik kusur indirimi yapılmış olup bu oran Yargıtay kararları ve uygulama ile uyumludur. Davalı vekilinin bu yöndeki istinafı da yersizdir. Davalı vekilinin maluliyet oranına yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde; Yargıtay 17. ve 4. Hukuk Dairelerinin Anayasa Mahkemesinin 2019/40-2020/40 Esas-Karar sayılı 17/07/2020 günlü iptali kararından sonra dahi vermiş olduğu yerleşik uygulamasına göre maluliyet oranları Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas dairesi ya da Üniversitelerin Adli Tıp Anabilim dalı başkanlığından oluşturulacak bilirkişi heyetinden kaza tarihi itibari ile yürürlükte olan mevzuat yönetmelik hükümlerine uygun olacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Buna göre, 11/10/2008 tarihinden önceki kazalar için Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemeleri Tüzüğü çerçevesinde düzenlenmiş sağlık kurulu raporu, 11/10/2008-01/09/2013 tarihleri arasında gerçekleşen kazalar için Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği çerçevesinde düzenlenmiş sağlık kurulu raporu 01/09/2013 ile 01/06/2015 tarihleri arasındaki kazalar için Maluliyet Tespit işlemleri Yönetmeliği çerçevesinde düzenlenmiş sağlık kurulu raporu 01/06/2015 ile 20/02/2019 tarihleri arasındaki meydana gelen kazalar için 30/03/2013 tarihli ve 28603 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik çerçevesinde düzenlenmiş sağlık kurulu raporu ve 20/02/2019 tarihinden sonra meydana gelecek kazalar içinse Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun şekilde heyet rapor alınması gerekmektedir. (Benzer yönde Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2021/6247 E - 2021/9135 K; 2021/5898 E - 2021/8467 K; 2021/4501 E - 2021/7401 K sayılı kararları) Açıklamalar ışığında eldeki dosyaya baktığımızda, kaza tarihi 10/03/2020 olup mahkemesince hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen 24.05.2023 tarihli maluliyet raporunun, kaza tarihinde yürürlükte bulunan Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümleri çerçevesinde düzenlendiği, davacının kalıcı maluliyetinin %2 olduğu, 3 aylık iyileşme süresinin bulunduğu anlaşılmakla rapor yerinde görülmekle davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir. Davalı vekilinin hesap raporuna yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde; Anayasa Mahkemesinin 2019/40-2020/40 E.K sayılı 17/07/2020 günlü kararı sonrasında Yargıtay 17. Hukuk ve sonrasında Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin istikrarlı kararlarında (örneğin 17/06/2021 gün ve 2021/9757 Esas ve 2021/3262 karar sayılı kararları, 2021/3173 Esas ve 2944 Karar sayılı kararları) davacının gerçek zararının belirlenmesi noktasında davacının muhtemel bakiye yaşam süresinin TRH 2010 Yaşam Tablosu'na göre belirlenerek ve prograsif rant tekniği kullanılmak suretiyle tazminat miktarının hesaplanması gerektiğine işaret edilmiştir. Buna göre eldeki dosyaya baktığımızda mahkemesince hükme esas alınan hesap raporunda TRH 2010 ve prograssif rant yöntemi kullanılmak sureti ile asgari ücret baz alınarak, bakiye yaşam sürelerinin ve davacının zararının belirlendiği anlaşılmakla raporun bu yönüyle hüküm kurmaya elverişli olduğu anlaşılmıştır. Davalı vekilinin faiz başlangıç tarihine yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde; Davalı vekili; davanın belirsiz alacak davası olarak açılmadığını, Güvence Hesabına başvuru tarihi olan temerrüt tarihinden faize hükmedilmesinin hatalı olduğunu, dava tarihinde belirtilen miktar için dava tarihinden, ıslah edilen kısım yönünden ise ıslah tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Somut olay, trafik kazası nedeniyle maddi tazminat talebine ilişkin olup sigorta şirketinin poliçe kapsamında sorumlu olduğu tazminatı 2918 sayılı KTK 99. maddesi gereğince başvuru tarihinden itibaren 8 iş günü içerisinde ödemesi gerekmektedir. Bu süre içinde ödeme yapılmaz ise bu süre sonra erdikten sonra 9. gün sigorta şirketinin temerrüde düştüğü kabul edilir. Davacı tarafın davadan önce sigorta şirketine bir başvuruda bulunmaması halinde yada başvuru ispatlanmadığı hallerde davalı sigorta şirketinin dava tarihi itibari ile temerrüte düştüğü kabul edilerek bu tarihten itibaren faize hükmolunması gerekmektedir. Davalı ... yönünden ise davacı tarafça Güvence Hesabına başvurunun yapıldığı tarihte temerrüt söz konusu olacaktır. Diğer yandan; dava niteliği gereği belirsiz alacak davası niteliğindedir. Davacı vekili tarafından dava dilekçesinde "fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulduğu" belirtilmiş olup davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı anlaşılmıştır. Belirsiz alacak davasında ıslah ya da harç tamamlama dilekçesinden itibaren değil temerrüd tarihinden faize hükmedilmesi gerekmektedir. Somut olayda, söz konusu zararın tazmini talebiyle davacı vekili tarafından davalı Güvence Hesabına 15/02/2021 tarihinde başvuru yapıldığı, davalı tarafından ödeme talebinin reddedilmesi nedeniyle bu tarihin temerrüd tarihi olduğu, ancak mahkemece bu tarih yerine 26.02.2021 tarihinden itibaren faiz işletilmesine karar verildiği, kararın bu yönüyle davalı lehine olduğu anlaşılmakla davalı vekilinin bu yönlerdeki istinaf başvurusu da yerinde görülmemiştir. Davalı vekilinin geçici iş göremezlik tazminatından sorumlu olmadıklarına yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde; Davalı vekili müvekkili kurumun geçici iş göremezlik tazminatından sorumlu olmadığını ileri sürmüş ise de, 09/10/2020 günlü resmi gazetede yayınlanan Anayasa Mahkemesinin 2019/40-2020/40 Esas-Karar sayılı 17/07/2020 günlü kararı dikkate alındığında davacının zararının belirlenmesinde 01/06/2015 günlü ZMSS genel şartlarının dikkate alınamayacağı anlaşılmaktadır. Bu yönüyle davacının tedavi sürecinde uğramış olduğu geçici iş görmezlik zararının davacının gerçek zararı niteliğinde olduğu, dolayısıyla davalı tarafından davacının uğramış olduğu bu zararın karşılanması gerektiği anlaşıldığından bu miktar yönünden davanın kabulüne karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamakla, buna dair istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir. (Aynı yönde Yargıtay 17. HD'nin 2019/6271E- 2020/8104 K sayılı 03/12/2020 günlü kararı) HMK'nın 355. maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede; İlk Derece Mahkemesince açıklanan ve benimsenen nedenlerle dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve delillerin taktirinde ve değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, ilk derece mahkemesince davanın yazılı şekilde karar verilmiş olmasında, usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İlk Derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun olduğundan, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 2.644,81-TL istinaf karar harcının, peşin yatırılan 661,25-TL istinaf karar ve ilam harcından mahsubuyla, bakiye 1.983,56-TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Davalı tarafından yapılan istinaf giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Artan gider avansının bulunması halinde, karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine, 5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-Kesin olan işbu kararın taraflara tebliği, avans iade, harç iade ve harç tahsil işlemlerinin HMK'nın 359/3. maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine, Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi.27.01.2026
Başkan Üye Üye Katip ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır
İş bu karar 5070 Sayılı Yasa hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.