Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/530 E. 2026/1563 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/530
Karar No
2026/1563
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2024/530 KARAR NO : 2026/1563

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 23.11.2023 NUMARASI : 2016/368 Esas - 2023/927 Karar DAVANIN KONUSU : Tazminat KARAR TARİHİ : 08.10.2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 08.10.2026

İzmir 4.Asliye Ticaret Mahkemesinin 23.11.2023 tarih 2016/368 Esas 2023/927 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı ... A.Ş.vekili ve davalı ... A.Ş.vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; 08.11.2015 tarihinde Ş...'nun kullandığı... plakalı araç ile ....'in sevk ve idaresindeki .... plakalı aracın çarpışması sonucunda meydana gelen trafik kazasında ....'nun yaralanarak 21.11.2015 tarihinde vefat ettiğini, araçta yolcu olarak bulunan davacılar ..., .... ve ...'nun yaralandıklarını, davalı .... A.Ş.'nin müteveffanın aracının, diğer davalı sigorta şirketinin ise karşı aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olduğunu, müteveffanın emekli astsubay olup eşi ... ile çocukları ... ve ...'ye maddi destekte bulunduğunu, yaralanan davacıların iş gücü ve kazanç kaybına uğradıklarını, ekonomik geleceklerinin sarsıldığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere .... ve ... için ayrı ayrı 10.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatı, yaralanan ....ve .... için ayrı ayrı 10.000,00 TL maddi tazminat ile mirasçı davacılar için 1.000,00 TL cenaze ve defin giderinin davalılardan sigortalılarının kusur oranları gözetilerek tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı .... A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle;.... plakalı aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olduklarını, sorumluluklarının poliçe limiti ve sigortalı araç sürücüsünün kusur oranıyla sınırlı olduğunu, yeni genel şartlar uyarınca destekten yoksun kalma taleplerinin teminat dışında kaldığını, destek ilişkisinin ispatlanması ve sosyal güvenlik ödemelerinin araştırılması gerektiğini, hesabın aktüer siciline kayıtlı uzman tarafından yapılması gerektiğini, cenaze ve defin giderlerinin poliçe kapsamında olmadığını, maluliyetin ilgili yönetmeliğe göre belirlenmesi gerektiğini, ancak dava tarihinden itibaren yasal faiz istenebileceğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı ...A.Ş. (.... A.Ş.) vekili cevap dilekçesinde özetle; ... plakalı aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olduklarını, ceza dosyasının getirtilerek bekletici mesele yapılması gerektiğini, sigortalı sürücünün kusuru ile davacıların gerçek zararlarının belirlenmesi gerektiğini, sorumluluklarının poliçe limitiyle sınırlı olduğunu ve birden fazla zarar gören bulunması nedeniyle teminatın zararları oranında paylaştırılması gerektiğini, müteveffanın tam kusurlu olduğunu, desteğin kendi kusuruna dayalı zararından sigortacının sorumlu tutulamayacağını, sosyal güvenlik ödemelerinin araştırılarak mahsubunu, maluliyet ve illiyet bağının Adli Tıp Kurumunca, zararın aktüer bilirkişi tarafından belirlenmesini istediklerini, dava öncesinde başvuru yapılmadığından ancak dava tarihinden itibaren faizden sorumlu tutulabileceklerini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, 08.11.2015 tarihli kazanın meydana gelmesinde davalı .... A.Ş.'ye sigortalı araç sürücüsü ....'in %10, davalı .... A.Ş.'ye sigortalı araç sürücüsü ....'nun %90 oranında kusurlu olduğu, yolcu davacıların kusurlarının bulunmadığı, kaza tarihinde yürürlükteki yönetmeliğe göre düzenlenen raporlarla....'in engellilik oranının %13, Aylin'in %3 ve ....'nun %8 olarak, ...'in geçici iş göremezlik süresinin dokuz ay, ....'nin geçici iş göremezlik süresinin 120 gün olarak belirlendiği, zararların TRH 2010 yaşam tablosu ve progresif rant yöntemiyle hesaplanması gerektiği, davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasıyla tüm alacak yönünden zamanaşımının kesildiğinden bedel artırımına karşı zamanaşımı savunmasının yerinde olmadığı,.... poliçesinin yeni genel şartların yürürlüğünden sonra düzenlenmiş olması nedeniyle desteğin kendi kusuruna isabet eden destekten yoksun kalma ve cenaze gideri taleplerinin anılan sigorta şirketinden istenemeyeceği, .... ve ....'nin yaşları, evli olmaları ve çalışma durumları itibarıyla destek ilişkisinin bulunmadığı,....'in destekten yoksun kalma zararının 467.192,80 TL ve cenaze giderinin 500,00 TL olup .... A.Ş.'nin sigortalısının %10 kusuruna isabet eden kısımdan sorumlu olduğu, yaralanan davacılara SGK tarafından geçici iş göremezlik ödeneği ödenmediği ve sürekli iş göremezlik geliri bağlanmadığı, talep doğrultusunda her sigorta şirketinin sigortalısının kusuruna isabet eden tutardan kişi başına 290.000,00 TL poliçe limitiyle sınırlı olarak sorumlu olduğu gerekçesiyle davacı....'in .... A.Ş. hakkındaki destekten yoksun kalma ve cenaze gideri talebinin kısmen kabulü ile 46.719,28 TL destekten yoksun kalma tazminatı ve 50,00 TL cenaze gideri olmak üzere toplam 46.769,28 TL'nin anılan davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin cenaze gideri talebinin reddine, ....'in ... . A.Ş. hakkındaki destekten yoksun kalma ve cenaze gideri taleplerinin, ... ve ....'nin her iki davalıya yönelik destekten yoksun kalma ve cenaze gideri taleplerinin reddine, davacı ....'in sürekli iş göremezlik talebinin kabulü ile 231.929,50 TL'nin 23.192,95 TL'sinin .... A.Ş.'den, 208.736,55 TL'sinin.... A.Ş.'den; davacı ...'nin geçici iş göremezlik talebinin kısmen kabulü ile 2.317,24 TL'nin 231,72 TL'sinin ....A.Ş.'den, 2.085,52 TL'sinin...A.Ş.'den; davacı ...'in geçici ve sürekli iş göremezlik talebinin kısmen kabulü ile 3.156,41 TL geçici ve 201.894,64 TL sürekli iş göremezlik tazminatı toplamı 205.051,05 TL'nin 20.505,10 TL'sinin ..... A.Ş.'den, 184.545,95 TL'sinin .... A.Ş.'den; davacı ....'nun sürekli iş göremezlik talebinin kabulü ile 365.092,74 TL'nin 75.092,74 TL'sinin ....A.Ş.'den, 290.000,00 TL'sinin ... A.Ş.'den, hükmedilen tüm alacaklara dava tarihinden itibaren yasal faiz işletilmek suretiyle tahsiline, .... ve....'in fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar verilmiştir. Karara karşı davalı .... A.Ş. ve davalı ... A.Ş. vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davalı ... A.Ş. vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; destek ve hak sahiplerinin kişisel koşulları dikkate alınmadan yalnız yaşam tablosuna göre bakiye ömür hesaplanmasının hatalı olduğunu, genel şartlar uyarınca TRH 2010 tablosu ve %1,8 teknik faiz uygulanması gerektiğini, Anayasa Mahkemesi iptal kararının geçmişe yürütülemeyeceğini, gelir belgelenmediğinden asgari ücretin esas alınması gerektiğini, destek paylarının ve sürelerinin hatalı belirlendiğini, murisin nüfus kaydının getirtilmesi ve dul eşin yeniden evlenme ihtimalinin güncel verilerle değerlendirilmesi gerektiğini, bilirkişinin Hazineye kayıtlı aktüer olmadığını, SGK tarafından rücuya tabi ödeme yapılıp yapılmadığının araştırılmadığını, müteveffa ve yaralanan davacıların emniyet kemeri ve koruyucu tertibat kullanımları araştırılarak müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, kazayla ilgisiz arızaların maluliyet hesabına katıldığını ve oranların yüksek belirlendiğini, özellikle .... hakkında 08.07.2021 tarihli raporda maluliyet bulunmadığı belirtildiği halde önceki rapora göre karar verildiğini, maluliyetin kalıcılığı ve raporların düzenlenme koşullarının incelenmesi gerektiğini, kaza tespit tutanağında sigortalı sürücüsüne kusur yüklenmediği halde %10 kusur kabulünün hatalı olduğunu, sorumluluğunun poliçe limitiyle sınırlı bulunduğunu, geçici iş göremezlik, bakıcı, tedavi ve sağlık kurulu rapor giderlerinin SGK sorumluluğunda olduğunu, cenaze ve defin giderlerinden sorumlu olmadığını, ehliyet, alkol ve istiap haddi gibi hususlarda rücu haklarının saklı olduğunu ve rücu ile alacaklı-borçlu sıfatlarının birleşmesi ihtimalinde davanın reddi gerektiğini, ceza dosyasında uzlaşma sağlanıp sağlanmadığının araştırılması gerektiğini, davanın kısmi dava niteliğinde olması ve dava öncesinde başvuru yapılmaması nedeniyle artırılan tutarlara artırım tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerektiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. Davalı .... A.Ş. vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; bilirkişinin somut ücret verisi bulunmadan varsayımsal ve fahiş hesaplama yaptığını, gelir durumunun belgeyle ispatlanmadığı hallerde asgari ücretin esas alınması gerektiğini, kusur raporlarının birbiriyle çeliştiğini ve İTÜ veya Karayolları uzmanlarından oluşacak üç kişilik heyetten rapor alınarak çelişkilerin giderilmesi gerektiğini, davacıların sigortalı araçta yolcu olmaları nedeniyle hatır taşıması indirimi yapılması gerektiğini, geçici iş göremezlik, bakıcı ve tedavi giderlerinin SGK sorumluluğunda olup teminat dışında kaldığını, çalışmayan kişiler ve ev hanımları için geçici iş göremezlik tazminatına hükmedilemeyeceğini, TRH 2010 tablosuyla progresif rant yöntemi uygulanmasının hatalı olduğunu ve yeni genel şartlar uyarınca %1,8 teknik faiz kullanılması gerektiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Dava trafik kazası sonucu yaralanma ve desteğin vefatı nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Destekten yoksun kalma zararı TBK’nın 53. maddesinde yer almaktadır. Yasal düzenlemede "Ölüm hâlinde uğranılan zararlar özellikle şunlardır: 1. Cenaze giderleri. 2. Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar. 3. Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar.” denilmek suretiyle destek zararları sayılırken “özellikle şunlardır” demekle madde metninde sayılan zararlar ile sınırlandırılmamıştır. Madde de çok dar kapsamlı sayılan zararların ne tanımı ne de şartları yer almıştır. Desteğin ölümünden önce kurulmuş olan veya destek yaşasaydı, kurulması muhtemel olan bir bakım ilişkisinin tespit edilmesi, ardından bu bakım ilişkisinin destek yaşasaydı gelecekte göstereceği değişim neticesinde, destekten yoksun kalanın uğradığı zarar miktarının ve ödenecek tazminat miktarının tespit edilmesi, tahminlere ve varsayımlara dayalıdır. TBK’nın 53. [818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 45/II.] maddesinin öngörmüş olduğu hâl, ölüm sonucu vukua gelen bir kısım zararların tazminini hükme bağlamaktır. Bu hükme göre, ölenin yardımından faydalananlar, bu yüzden yoksun kaldıkları faydayı, tazminat olarak, sorumludan isteyebilirler. Buna “destekten yoksun kalma tazminatı” denir. Destekten yoksun kalma tazminatı, bir şahıs öldüğünde, ölenin sağlığında destek olduğu veya ileride destek olacağı kimseleri korumayı, desteklerinin ölümünden önceki sosyal ve ekonomik durumlarına uygun hayat sürdürebilmeleri için, ölüm sebebiyle mahrum kaldıkları yardımı, ölüme sebebiyet verenden tazmin edebilmelerini amaçlayan bir tazminat türüdür. Kanun metninden de anlaşılacağı gibi destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir. Yani haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse TBK’nın 53. maddesine dayanarak uğradığı zararın ödetilmesini isteyebilir. Davalı destekten yoksun kalmadan ileri gelen somut zararı gidermek zorundadır. Bu nedenle tazminat hesabından önce zarar tutarını belirlemek gerekir. Bunun yanında amaç zarar görenin mal varlığındaki eksilmeyi giderme olduğuna göre, ölüm nedeniyle desteğini yitirenin elde ettiği çıkarlar varsa, bunların da zarar tutarından indirilmesi gerekir. Aksi hâlde zarar görenin malvarlığında olaydan önceki duruma göre bir artış meydana gelmiş olur. Buradaki amaç zarar görenin mal varlığını zenginleştirmek değil, desteğini yitiren kişiye ölümden önceki yaşam düzeyini sürdürebilme imkânı tanımaktır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06.03.1978 tarihli ve 1/3 sayılı kararında destekten yoksun kalma tazminatı; "Destekten yoksun kalma tazminatının eylemin karşılığı olan bir ceza olmayıp, ölüm sonucu ölenin yardımından yoksun kalan kimsenin muhtaç duruma düşmesini önlemek ve yaşamının desteğin ölümünden önceki düzeyde tutulması amacına yönelik sosyal karakterde kendine özgü bir tazminattır” şeklinde tanımlanmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.11.2005 tarihli ve 2005/4-648 E., 2005/691 K. sayılı kararında da aynı esaslar benimsenmiştir. İlke olarak destekten yoksun kalma zarara dayalı yapılan hesaplamalar farazi olup gerçek durumun varlığı halinde bilinen gerçek duruma göre hesaplama yapılması gerekir. Dolayısıyla, bilinen gerçeklik varken varsayıma gidilemez.(Yargıtay 17.Hukuk Dairesi'nin 28.03.2019 tarih ve 2016/8879 Esas 2019/3815 Karar) Yargıtay 4.Hukuk Dairesi'nin yerleşik uygulamasına göre; desteğin çocuğu yok ise gelirini eşi ile eşit paylaşacağı kabul edilerek gelirden destek ile eşin %50’şer pay alacağı; desteğin çocuğu var ise destek ile eşin 2’şer, her bir çocuğun 1’er pay alacağı; desteğin eşi, çocuğu, ana ve babası var ise destek ile eşin 2’şer, çocuklar ile ana ve babanın 1’er pay alacağı kabul edilmektedir. Türk aile yapısıyla da uyumlu olan bu sistemde desteğin geliri aile bireyleri tarafından birlikte paylaşılmakta, aile bireyleri (özellikle çocuklar) arttıkça gelirden alınacak pay düşmekte, azaldıkça gelirden alınacak pay artmaktadır. Haksız fiil sonucu çalışma gücünde kayıp olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması halinde, zararın kapsamının tespiti açısından maluliyetin varlığı ve oranının doğru bir şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Söz konusu belirlemenin ise Adli Tıp Kurumu veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlarının çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikâyetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden kaza tarihinde yürürlükte olan yönetmelik hükümlerine göre düzenlenecek sağlık kurulu raporuna göre yapılması gerekmektedir. (Yargıtay 4. HD 20/06/2022 tarih ve 2021/13933 E. 2022/9109 K.) Maluliyete ilişkin alınacak raporlar 11.10.2008 tarihinden önce Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11.10.2008 tarihi ile 01.09.2013 tarihleri arasında Çalışma Gücü Ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01.09.2013 tarihi ile 01.06.2015 tarihleri arasında sonra da Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01.06.2015 tarihi ile 20.02.2019 tarihleri arasında Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması Ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine, 20.02.2019 tarihinden sonra da Erişkinler için Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir. (Yargıtay 4. HD 2021/6445 E. 2021/8550 K. sayılı kararı) Hak sahiplerinin bakiye ömürleri daha önceki yıllarda 1931 tarihli PMF cetvellerine göre saptanmakta ise de gerçek zarar hesabı özü itibariyle varsayımlara dayalı bir hesap olup, gerçeğe en yakın verilerin kullanılması esastır. Bu nedenle TRH 2010 yaşam tablosuna göre bakiye ömür sürelerinin belirlenmesi güncel veriler ve ülkemiz gerçeklerine daha uygun olduğundan tazminat hesaplamasında TRH 2010 yaşam yönteminin kullanılması gerekir. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 03.01.2022 tarih ve 2021/9412 Esas - 2022/3622 Karar, 17. Hukuk Dairesi'nin 23.03.2021 tarih ve 2020/6173 Esas. - 2021/3121 Karar sayılı ilamları) Aynı şekilde, yeni genel şartlar zamanında düzenlenen poliçelerde yeni genel şartlardaki hesaplama tekniği uygulanamayacağı için tazminat hesabında eski uygulamalardaki gibi progresif rant yönteminin kullanılması ile bilinmeyen (işleyecek) devredeki gelirlerin her yıl için %10 artırılıp %10 iskonto edilmesi icap etmektedir. (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 24.02.2021 tarih ve 2019/3292 Esas 20121/1848 Karar) Dosya kapsamına göre, kazanın oluşumuna ilişkin kusur dağılımı hususunda her iki davalı vekilinin istinaf itirazları bulunmakta ise de; ceza soruşturması aşamasında tanzim edilen 25.12.2015 tarihli bilirkişi raporunda .... plakalı araç sürücüsü ....'in tali kusurlu olduğu,.... plakalı araç sürücüsü maktül ....'nun asli kusurlu olduğu yönünde görüş bildirildiği, kaza yerinde 07.12.2016 günü ceza mahkemesince icra edilen keşif sonrasında tanzim edilen 12.10.2016 tarihli bilirkişi raporunda sürücü ....'in tali kusurlu olduğu, maktul sürücü ....' asli kusurlu, yolcuların kusursuz olduğunun belirtildiği, İstanbul Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi Tarafından Ceza Mahkemesine tanzim edilen 30.01.2017 tarihli raporda sürücü ....'in altdüzeyde tali kusurlu olduğu, maktul sürücü ....'nun asli kusurlu, yolcuların kusursuz olduğunun belirtildiği, inceleme konusu dosyada ise İstanbul ATK Trafik İhtisas Dairesi’nden mahkememizce alınan 24.04.2018 tarihli kusur raporu ile kazanın meydana gelmesinde dava dışı sürücü....'in %10 oranında, maktul sürücü ...'nun %90 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiği ve bu kusur oranlarının hükme esas alındığı, mahkemece hükme esas alınan kusur oranlarının dosya kapsamı ve kaza oluş şekline uygun olduğu gibi ceza yargılaması sırasında alınan bilirkişi raporları ve kusur dağılımı tespitleriyle de uyumlu olduğu anlaşıldığından kusur oranları dağılımına ilişkin tespitlerin yerinde olduğu anlaşılmakla aksi yöndeki istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir. Davacıların sürekli ve geçici iş göremezlik tespitlerine ilişkin istinaf itirazlarının incelenmesinde; Davacıların her biri için ayrı ayrı kaza tarihinde yürürlükte bulunan Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması Ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre maluliyet raporları alındığı, her bir davacı yönünden ATK ilgili dairesi tarafından kaza sonrası görülen tedavilere ilişkin kayıtların ve yargılama aşamasında gerçekleştirilen fiziki muayene bulgularına dayalı olarak dava konusu kaza ile yaralanmalar arasındaki illiyet bağı kurularak maluliyet oranlarının belirlendiği, ATK tarafından dosyaya sunulan çok sayıda maluliyet raporu bulunmakla birlikte farklı yönetmeliklerde yer alan cetveller arasındaki farklılıktan dolayı oluşan oransal değişimlerin tek başına raporlar arasında çelişki bulunduğunu göstermeyeceği, içerik itibariyle ATK Adli Tıp 2.İhtisas Dairesi'nce düzenlenen raporlar arasında açık bir çelişki bulunmayıp raporlar arasındaki farklılığın uygulanan yönetmelik ve eki cetvellerden kaynaklandığı, mahkemece Yargıtay 4.Hukuk Dairesi'nce istikrarlı olarak uygulanan ve kaza tarihinde yürürlükte bulunan Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması Ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik dikkate alınarak düzenlenen raporlar dikkate alınarak hüküm kurulduğu anlaşılmakla bu yöndeki istinaf itirazları yerinde görülmediğinden reddi gerekmiştir. Davacı ....'nun destek tazminatına yönelik istinaf itirazlarının incelenmesinde, davacı ... müteveffanın eşi olup yukarıda açıklandığı üzere Trh-2010 yaşam tablosu dikkate alınarak varsayımına dayalı olarak farazi bir hesaplama yapılmış, yapılan hesaplamanın Yargıtay 4.Hukuk Dairesi'nin yerleşik uygulamalarıyla uyumlu olduğu, davacının desteğin eşi olması nedeniyle müteveffanın davacıya destek olduğunun karine olarak kabulü gerektiği, Türk aile yapısı içerisinde eşlerin birbirlerine destek olduğu kabul edildiğinden aksini ispat külfetinin davalı üzerinde olduğu, dosya kapsamına göre müteveffa ile davacı desteklik ilişkisi bulunmadığına yönelik somut bir delil gösterilmediği, davacı 1953 doğumlu olup kaza ve hesap tarihindeki yaşı itibariyle evlenme ihtimali üzerinden indirim uygulanmasının gerekmediği anlaşıldığından mahkemece destekliğin kabulüyle hesaplama yaptırılıp davacı lehine tazminata hükmedilmiş olmasında bir hukuka aykırılık görülmemiştir. Davalı taraf vekillerinin geçici iş göremezlik ve tedavi giderlerinin SGK sorumluluğu ve teminat kapsamı ile sağlık kurulu rapor giderlerine ilişkin itirazlarının incelenmesinde; Anayasa Mahkemesi'nin 17.7.2020 tarih 2019/40 Esas 2020/40 Karar sayılı kararı ile Karayolları Trafik Kanunu’nun 90. maddesinin birinci cümlesinde yer alan “...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresi ile ikinci cümlesindeki “…ve genel şartlarda…” ibaresinin ve 92. maddesinin (i) bendinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiş olması nedeniyle davacının zararının ve zararın kapsamının 2918 sayılı KTK.nın ve 6098 sayılı TBK.nın haksız fiile ilişkin hükümlerine ve Yargıtay uygulamalarına göre belirlenmesi gerekir. 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren ZMSS Genel Şartları'nın A.5-b maddesi gereği, zarar görenin tedavisinin devam ettiği döneme ilişkin geçici bakıcı gideri zararının, geçici işgöremezlik zararının ve tedavi giderlerinin sağlık giderleri içinde yer aldığı ve ZMSS teminatı kapsamında olmadığı kabul edilmişse de, 6111 sayılı Kanun'un 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98. maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nca karşılanacak sağlık hizmeti bedellerinin neler olduğu açıklanıp sınırlandırılmıştır. KTK'nın 98.maddesi gereği SGK Başkanlığı'nın sorumlu olduğu sağlık giderleri, trafik kazaları nedeniyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer resmi ve özel sağlık kuruluşlarında yapılan tıbbi tedaviye ilişkin sağlık hizmet bedellerinden ibarettir. SGK'nın hangi sağlık giderlerinden sorumlu olduğu kanunla belirlenmiş olup, normlar hiyerarşisinde daha altta olan genel şartlar ile kanun kapsamının değiştirilip genişletilemeyeceği aşikardır. Dolayısıyla, trafik kazasından kaynaklı geçici işgöremezlik tazminatı , bakıcı gideri ile belgesiz tedavi ve tedavi amaçlı yol giderleri bakımından ZMMS poliçesi kapsamında sigorta şirketlerinin sorumluluğu devam etmekte olduğundan aksi yöndeki istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir.(Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 10.03.2022 tarih ve 2021/12001 E. - 2022/4532 K. ve 24.03.2022 tarih ve 2021/22793 E. - 2022/5790 K.) 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 52 nci maddesi uyarınca zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış (müterafik kusur hâli söz konusu) ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Müterafik kusura ilişkin savunma bir def’i olmadığından bu yönde bir savunma olmasa da resen dikkate alınması gerekir. Somut uyuşmazlıkta gerek müteveffanın gerekse davacıların kaza sırasında emniyet kemeri kullanıp kullanmadıklarının belirsiz olduğu, bu hususta dosyaya yansıyan somut bir delil bulunmadığı ve müterafik kusur şartlarının oluşmadığı anlaşıldığından aksi yöndeki istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir. Hatır taşıması, bir kimseyi ücretsiz olarak ve bir karşılık almadan ve bir yararı bulunmadan taşıma halidir. Yani hatır için taşımada taşımanın karşılıksız olması veya alınan karşılığın önemsiz olması gerekir. Taşıma, işletenin veya sürücünün değil taşınanın yararına olmalıdır. Hatır taşıması savunması defi niteliğinde olup, süresinde verilecek cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. Hatır taşıması, sigorta teminatı kapsamında ise de, hatır taşımaları bir menfaat karşılığı olmadığından, bu gibi taşımalarda 6098 sayılı TBK’nin 51.maddesi (818 sayılı BK. 43. maddesi) uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiştir. Hatır taşımasının varlığı halinde ancak hatırı taşıması yapan lehine tazminattan indirim söz konusu olabilir. ( Yargıtay 17. HD'nin 01/12/2020 tarih ve 2019/3044 E. 2020/7926 K. Sayılı ilamı) Somut olayda davacıların desteği müteveffanın kendisine ait araçta aile bireyleriyle birlikte yolculuk yaptığı sırada kaza meydana gelmiş olup, yakın akraba olan eş, çocuk, gelin ve torunun taşınması ahlaki bir ödevin ifası kapsamında olduğu için indirim uygulanmamış olması yerinde olduğundan davalı .... A.Ş. Vekilinin bu yöndeki istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir. Açıklanan tüm bu hukuki ve maddi vakıalar karşısında; dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, tarafların iddia ve savunmaları ile dayandıkları delilere göre, hükme esas alınan kusur raporu, maluliyet raporları ve aktüer bilirkişi rapor ve ek raporlarının denetime ve hüküm kurmaya elverişli olmalarına, kaza ile vefat ve yaralanmalar arasında illiyet bağının mevcut olmasına, dava konusu kazanın müteveffa ....'nun kendisine ait aracı kullandığı sırada ve ailesiyle yolculuk halindeyken gerçekleşmesi, kazanın iş kazası niteliğinde olmadığının sabit olması karşısında SGK tarafından ödeme yapılıp yapılmadığı hususunda araştırma yapılmamasının sonuca etkili olmamasına(Aynı yönde bkz. Yargıtay 4.Hukuk Dairesi'nin 08.01.2026 tarih 2024/10613 Esas 2016/318 Karar sayılı ilamı), desteğin ve davacı zarar görenlerin gelirlerinin yerleşik Yargıtay içtihatlarına uygun şekilde belirlenmiş olmasına, şartları oluşmadığından ve ispat edilemeyen müterafik kusur indirimi uygulanmamasının yerinde olmasına, ölenin dini ile sosyal ve ekonomik durumu ile örtüşür miktarda ve kusur oranında cenaze ve defin giderine hükmedilmesine, hatır taşıması indirimi uygulanmamasının yerinde olmasına, her bir sigorta şirketinin poliçe limitiyle sınırlı sorumlu tutulup poliçe limitlerinin karar gerekçesinde açıkça gösterilmiş olmasına, davalı sigorta şirketlerinin dava tarihi itibariyle temerrüde düşmüş olmaları nedeniyle tazminat alacaklarının tamamına dava tarihinden itibaren faiz işletilmesinin yerinde olmasına, mahkemece uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin doğru nitelendirilmesine, hükmün dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalı .... A.Ş. vekilinin ve davalı .... A.Ş. vekilinin istinaf başvurularının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı .... A.Ş. yönünden istinaf karar harcı olan 11.325,24 TL'den peşin alınan 2.831,31 TL'nin mahsubu ile bakiye 8.493,93 TL harcın bu davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-Davalı .... A.Ş. yönünden istinaf karar harcı olan 46.817,49 TL'den peşin alınan 4.700,00 TL'nin mahsubu ile bakiye 42.117,49 TL TL harcın bu davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf başvurusu nedeniyle davalı sigorta şirketleri tarafından yapılan giderlerin kendi üzerlerinde bırakılmasına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere 08.10.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/530, K. 2026/1563, T. 08.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-530-e-2026-1563-k-02e4f4699cb3