Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/51 E. 2024/51 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/51
- Karar No
- 2024/51
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/51 - 2025/1432 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2024/51 KARAR NO : 2025/1432
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 07.11.2023 NUMARASI : 2017/399 Esas 2023/732 Karar
DAVANIN KONUSU : Tazminat KARAR TARİHİ : 20.11.2025 GEREKÇELİ KARAR YAZILMA TARİHİ : 28.11.2025
İlk Derece Mahkemesince verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI Davacı vekili ; 04.04.2016 tarihinde davalı şirkete zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalı, ... sevk ve yönetimindeki ... plakalı motosikletin karayolu ile bağlantılı ceviz bahçesi içindeki yol üzerinde gitmekte iken devrildiğini, motosiklette yolcu olarak bulunan davacının yaralandığını ve malul kaldığını, kazada sürücü ...'nın kusurlu olduğunu belirterek HMK’nın 107. maddesi uyarınca belirsiz alacak davası olarak şimdilik 5.100,00 TL işgöremezlik tazminatının temerrüt tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; talep artırım dilekçesi ile talebini 310.000,00 TL’ye yükseltmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı yanın taleplerinin haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davaya konu kazanın karayolu dışında meydana geldiğini, meydana gelen zararın poliçe teminat kapsamı dışında olduğunu, kazanın davacının özel mülkiyeti olan ceviz bahçesinde meydana geldiğini poliçe teminatı kapsamı dışında olan davanın reddi gerektiğini savunmuştur. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece yapılan yargılama sonunda; dosyadaki bilgi ve belgelere, alınan bilirkişi raporuna göre, kazanın meydana gelmesinde davalı şirkete sigortalı araç sürücüsünün %100 oranında kusurlu olduğunun anlaşıldığı, Dokuz Eylül Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Adli Tıp Anabilim Dalı Bölümünden alınan raporda, davacının kazadan kaynaklanan daimi maluliyetinin %6 oranında, tıbbi iyileşme süresinin 180 gün olduğunun belirlendiği, davacının geçici ve sürekli işgöremezlik zararının hesaplanması yönünden aktüer bilirkişiden rapor ve ek rapor alındığı, alınan ek raporun hüküm kurmaya elverişli olduğu, davacının 15.611,88 TL geçici işgöremezlik zararının, 601.545,00 TL sürekli işgöremezlik zararının hesaplandığı, poliçe limitinin 310.000,00 TL olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne, 310.000,00 TL daimi iş göremezlik tazminatının 22.02.2017 temerrüt tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, karar verilmiş, hükme karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; kazanın ceviz bahçesinde meydana geldiğini, olay yerinin karayolu ile bağlantısının bulunmadığını, kazanın poliçe teminatı kapsamı dışında olduğunu, üniversiteden alınan maluliyet raporunda davacının maluliyeti ile kaza arasındaki illiyet bağının belirli olmadığını, davacının kaskının bulunmaması nedeniyle müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi gereğince istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen gözetilerek inceleme yapılmıştır. Davacı vekili, davalıya zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalı aracın tek taraflı kaza yapması sonucu araçta yolcu olarak bulunan davacının yaralandığını belirterek sürekli işgöremezlik tazminatı talep etmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonucu davanın kabulüne karar verilmiş, davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. 1-2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 2. maddesinde bu Kanunun, karayollarında uygulanacağı belirtildikten sonra, bu kural biraz daha genişletilerek aynı maddenin (a) ve (b) fıkralarındaki durumlarda da uygulanabileceği öngörülmüş; karayolu tanımına girmediği halde genel trafiğin kullanımına açık olan yerler “karayolu gibi” kabul edilmiştir. Bu bağlamda, karayolu dışındaki alanlardan kamuya açık olanlar ile park, bahçe, park yeri, garaj, yolcu ve eşya terminali, servis ve akaryakıt istasyonlarında karayolu taşıt trafiği için faydalanılan yerler ile, erişme kontrollü karayolunda ve para ödenerek yararlanılan karayollarının kamuya açık kesimlerinde ve belirli bir karayolunun bağlantısını sağlayan deniz, göl ve akarsular üzerinde kamu hizmeti gören araçların, karayolu araçlarına ayrılan kısımlarında da, bu Kanun hükümlerinin uygulanacağı; bu haliyle, toplu trafiğin bulunduğu yerler ile karayoluyla bağlantısı olan yerlerin de bu kapsama alındığı belirtilmiştir. Anılan yasal düzenlemeler gereğince kamunun yararlandığı tüm yollar karayolu tanımı içindedir. Bu açıdan karayolunda taşıt trafiğine kamu yönetimince izin verilip verilmemesi önemli olmayıp fiilen bu amaçla kullanılması yeterlidir. Yine karayolu zemininin asfalt, beton, taş veya toprak olması arasında herhangi bir fark bulunmamaktadır. Bu açıdan köy, orman, dağ, tarla ve yayla yolları da karayoludur. Somut olayda, davacının, kardeşi ... idaresindeki motosiklet ile kendilerine ait ceviz bahçesine gitmiş dönüşte ceviz bahçesi içerisinden geçip yola ulaşacakları sırada motosiklet devrilmiş ve davacı yaralanmıştır. Yukarıda da açıklandığı üzere; Karayolları Trafik Kanunu’nun uygulanması için kazanın mutlaka karayolunda meydana gelmesi gerekmeyip karayolu ile bağlantısı olan, bir alanda meydana gelmesi halinde de karayolunda meydana gelmiş gibi kabul edilmektedir. Davaya konu trafik kazasının meydana geldiği yerin (ceviz bahçesinin) karayolu ile bağlantısı bulunmaktadır. 2918 sayılı KTK'nun 2. maddesi gereğince karayolu bağlantısı olduğundan meydana gelen zarar teminat kapsamında olup davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. 2-Mahkemece, davacının maluliyetinin belirlenmesi yönünden Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığından rapor alındığı; raporda, davacının kaza sonrası tedavisine ilişkin adli muayene raporu, ekipriz ve raporların incelendiği, yerleşik Yargıtay uygulamalarına göre kaza tarihi itibariyle uygulanmakta olan Özürlülük Ölçütü Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre, davacının daimi maluliyet oranının %6 oranında olduğunun, tıbbi iyileşme süresinin 180 gün olduğunun belirlendiği, raporun, ayrıntılı ve gerekçeli şekilde tanzim edildiği görülmekle hükme esas alınmasında bir isabetsizlik görülmemiş, davalı vekilinin maluliyet raporuna yönelik istinaf itirazı reddedilmiştir. 3-Borçlar Yasasının, "Tazminatın belirlenmesi" üst başlıklı 51/1 maddesi ile Hâkimin, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirleyeceği hükme bağlanmıştır. Tazminattan indirim sebeplerini düzenleyen, Türk Borçlar Yasasının 52. maddesinde öngörülen sebepler, daha çok zarar görenle ilgilidir. "Hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı" yönündeki genel hukuk ilkesinin etkisiyle, maddede sayılan belirli hal ve durumlarda tazminattan indirim yapılması mümkün bulunmaktadır. Zarar görenin müterafik kusurunun tespiti halinde TBK’nın 51 ve 52. maddesi uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmaktadır. Müterafik kusur; aynı şartlar altındaki makul, dürüst ve ortalama bir kişinin, kendi menfaati icabı, zarara uğramamak için kaçınacağı veya kaçınması gereken bir davranış tarzını ifade etmektedir. (Eren, Fikret. Borçlar Hukuku Genel Hükümler. Y. 2015. S. 582) Buna göre, müterafik kusur indirimi için zarar görenin, zararı önleyici ya da azaltıcı tedbirleri almaması, bu anlamda kusurlu olması gerekmektedir. Davalı vekili, davacının motosiklet sürücüsü olduğunu ve kaza esnasında kaskının olmadığını, bu durumun zararın artmasına neden olduğunu ileri sürerek belirlenen zarardan müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini ileri sürmüşse de, davacının kazada ayak bileğinin kırıldığı, davaya konu işgöremezlik zararının davacının ayağının kırılmasına dayandığı anlaşılmakla davacının kask, dizlik gibi güvenlik tertibatını alsa dahi bu tertibatın davacının ayağının kırılmasını engelleyici özelliğinin bulunmadığı, bu itibarla davacının zararın artmasına neden olduğu iddiasının ispat edilemediği anlaşıldığından davalı vekilinin müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğine yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, HMK’nın 355. maddesi gereğince, davalı vekilinin istinaf sebepleri ve kamu düzenine ilişkin hususlar yönünden yapılan incelemede; ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden bir hukuka aykırılık görülmediğinden istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b-1.maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle, 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince davalıdan alınması gereken 21.176,10 TL istinaf harcından peşin alınan 5.295,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 15.881,10 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Taraflarca yapılan istinaf kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Karar kesinleştiğinde kullanılmayan gider avansının 6100 sayılı HMK’nın 333. maddesi uyarınca ilgilisine iadesine, 5-Kararın taraflara tebliğine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 361/1 maddesi uyarınca kararın usulen tebliğinden itibaren iki haftalık süresi içerisinde TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere 20.11.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Başkan Üye Üye Katip
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.