Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/317 E. 2026/1331 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/317
Karar No
2026/1331
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2024/317 KARAR NO : 2026/1331

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : MANİSA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 28/11/2023 NUMARASI : 2021/1041 E. 2023/702 K. DAVANIN KONUSU : Hayat Sigortası KARAR TARİHİ : 14.09.2026 KARAR YAZIM TARİHİ: 14.09.2026

Manisa Asliye Ticaret Mahkemesinin 28.11.2023 tarih 2021/1041 E. 2023/702 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili ile davalı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili, davacı müvekkilinin murisi babası müteveffa.... tarafından davalı .. A.Ş'den kullanılan 05.10.2020 tarihli esnaf kredisi ile ilgili olarak davalı bankanın zorlaması ve yönlendirmesiyle yine davalı banka ile aynı şirketler grubu altında bulunan dava dışı .. . AŞ'den aynı tarihli kredi hayat sigortası yaptırıldığı, muris ...'ın 07.12.2020 tarihinde vefat ettiğini, davalı banka tarafından sigorta şirketinin ödeme talebini reddettiği bildirilerek bakiye borcun davacı ve kefiller tarafından ödenmesinin talep edildiğini, davanın kredi hayat sigortasından davalı bankanın alacaklı olduğu kredi alacağının ödenmesi gerektiği nedenine dayalı menfi tespit istemine ilişkin olduğunu belirterek, kredi nedeniyle davacı müvekkilin davalı bankaya karşı borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP:Davalı vekili, davaya konu kredi taksitlerinin vefattan sonra mirasçılar tarafından bankaya ödenmediğini, bu sebeple kredi taksitlerinin davadışı kefil kooperatifçe ödendiğini, davacı mirasçının murisin borcunu ödemekten haksız yere kaçındığını, davacı tarafın bu davadaki asıl talebinin sigorta poliçesindeki vefat tazminatının ödettirilmesi olup, bu talebin bankayı değil, davalı sigorta şirketinin muhatap olduğu bir konu olduğunu beyanla davanın husumet ve esastan reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, 05/10/2020 tarihli sigorta sözleşmesi tarihinden önce sigortalıya kronik akciger hastalığı ve akciğer tüberkülozu hastalıklarının tanısının konmuş olduğu, Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulundan aldırılan raporda, "Kişinin ölümünün Covid 19 bulaşıcı hastalığı ve gelişen komplikasyonları sonucu meydana gelmiş olduğunun, Kişinin covid 19 bulaşıcı hastalığına bağlı ölümünde kendisinde sözleşme tarihi öncesinde tanısı bulunan kalp damar hastalığı, kronik obstrüktif akciğer hastalığı ve akciğer tüberkülozu hastalıklarının da etki ve katkısı olacağı, ancak ne düzeyde etkisi ve katkısının olduğunun bilinmediğinin" rapor edildiği, bu rapora göre sigortalı murisin hayat sigortası sözleşmesinin kurulmasından önce kendisinde bulunan hastalıklarının ölümünde ne düzeyde etkisi ve katkısının bulunduğunun tam olarak tespit edilemediği, tanısı konulan hastalıklar ile ölümü arasındaki illiyet bağının tam olarak bilinmediği, bu durumda Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarına göre, sözleşmenin kurulmasından önce tanısı konulan hastalıkla ölümü arasında doğrudan illiyet bağının bulunmadığı olaylarda proporsiyon hesabı yaptırılmasının gerektiği, TTK'nun md.1290 ile Hayat Sigortası Genel Şartları'nın C-2.2. Maddesi düzenlemesine göre, sigortalı, sözleşmenin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri sigortacıya bildirmekle yükümlü olduğu, sigortalı muris tarafından imzalanan sağlık beyan formunda, kendisinin herhangi bir rahatsızlığının bulunmadığının bildirildiği, poliçeye bağlı bilgi formunda murisin “kalp hastalığı, kanser, KOAH, böbrek yetmezliği, felç, beyin hastalıkları, karaciğer ve AİDS, hastalıkları ile ilgili ameliyat veya tedavi oldunuzmu” sorularına HAYIR cevabını verdiği, sigortalı murisin ölüm nedeninin, covid 19 bulaşıcı hastalığı olması nedeniyle bu itibarla; doğrudan ölüm sebebi olmasa da, ölümle sonuçlanan önceki kronik hastalıklarının riskin kapsamı konusunda değerlendirme yapma hakkı bulunan sigortacıya bildirilmesinin gerektiği, sigortalı muris tarafından bu bildirimin yapılmaması nedeniyle TTK 1290 md. Ve Hayat Sigortası Genel Şartları'nın C.2-son maddesi gereği proporsiyon hesabıyla tazminatın belirlenmesi gerektiği, bu hususta mahkememiz tarafından proporsiyon hesabının yapılması için bilirkişilerden rapor aldırıldığı, bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan 05/08/2023 tarihli rapora göre, proporsiyon hesabı yapılması halinde dava dışı sigortacıdan talep edilebilecek tazminat miktarının 85.090,00 TL olacağının rapor edildiği, davacı tarafça yargılama sırasında davalı bankaya toplam 94.742,50 TL taksit ödemesinin yapıldığına dair dekontların sunulduğu, dekontlara göre taksit ödemelerinin davacı ... tarafından yapıldığı, sigortalı murisin diğer mirasçılarının açılan davaya muvafakat ettiklerini bildirdikleri, yargılama sonucunda davacının ödemiş olduğu kredi borcu toplamının 85.090,00 TL'sinin hayat sigortası teminat limiti kapsamında kaldığı, bu nedenle bu miktar kadar istirdat isteminin yerinde olduğu anlaşılmakla, davanın kısmen kabulüne, davalı banka tarafından 02.10.2020 tarihli esnaf kredisi kapsamında davacı mirasçıdan tahsil edilen toplam 85.090,00 TL'nin (ödemelerden 15.224,83 TL'ye 01.04.2022 tarihinden, 17.761,73 TL'ye 04.10.2022 tarihinden, 32.622,60 TL'ye 28.03.2023 tarihinden, 19.480,84 TL'ye 25.09.2023 tarihinden itibaren) ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı bankadan tahsili ile, davacı mirasçıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ :Davacı vekili, davalı banka, dava dışı kooperatif ve poliçe sahibi sigorta şirketinin davadan önce davacı müvekkili gereği gibi bilgilendirmediğini, kusurlu hareketleri ile davanın açılmasına sebebiyet veren davalının yargılama giderlerinin tamamından sorumlu tutulması gerektiğini, davalı banka tarafından dosyaya sunulan, muris ....'a ait olduğu bildirilen sağlık beyanı formunda herhangi bir tarih ya da bankanın KP22212 nolu kredisine ait olduğuna dair bir bilgi bulunmadığını, davalı taraf cevap dilekçesinde bildirilmeyen sağlık sorunları savunmasında bulunduğundan dolayı bildirilmeyen sağlık sorunlarının ölüme neden olup olmadığı, neden olmuşsa ne derecede neden olduğu hususlarını da ispatlamakla mükellef olduğunu, rapordan sonra tazminatta proporsiyon hesabına girişilmeksizin davanın tamamen kabulüne karar verilmesi gerektiğini, gerekçeli kararın hüküm kısmında istirdadına karar verilen paralar için yasal faiz işletilmesine karar verildiğini, oysa ki alacaklı banka tarafından icra takiplerinde uygulanan faizin reeskont-avans faizi olması nedeniyle ve her ne kadar dava ilk başta menfi tespit istemli açıldığından faiz talep edilmemişse de istirdat talebi sırasında da istirdatına karar verilecek miktara reeskont-avans faizi işletilmesinin talep edildiğini, davacının her defasında normal taksitlerden daha fazla miktarda ödeme yaptığını, davalı bankanın dava konusu kredi için davacıdan toplamda 94.742,50 TL para tahsil etmesi nedeniyle, ödenen paraların tamamının ferileri ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Davalı vekili, davacı tarafça zorunlu arabuluculuğa başvurulmaksızın dava açıldığını, huzurdaki davada her iki tarafın tacir olup, ticari esnaf kredisi kullandırıldığından bu davanın ticari bir dava olduğu ve zorunlu arabulucuğa tabi olduğunu, davanın külli halefiyet ilkesi gereği tüm mirasçılarca açılması gerektiğinden diğer mirasçıların da davaya dahil edilmeleri gerektiğini, müteveffa ...'ın mirasçıları ... ve ...'ın davaya dahil edilmeleri taleplerinin reddedildiğini, davanın vefat eden kredi borçlusu ...'ın terekesini ilgilendirdiğini, dolayısıyla miras bırakandan borcu külli halef sıfatıyla devralan mirasçılar açısından zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğunu, dolayısıyla yerel mahkeme tarafından veraset ilamı sunmak ve diğer mirasçılardan vekalet alarak davacı olarak dosyaya dahil edilmek üzere davacı vekiline süre verilmesi aksi halde dava şartlarının sağlanamamış olmasından dolayı davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, işbu davanın davalı banka aleyhine açılmasının mümkün olmadığını, sigorta şirketinin davalı olması gerekirken bu yöndeki husumet itirazlarının dikkate alınmadığını, sigorta şirketine ayrı bir dava açtırılıp bu dosyayla birleştirilmemesi gerektiğini, yerel mahkemece davadışı sigorta şirketi aleyhine hükmedilmesi gerekirken, sigorta tazminatını çelişkili ve yanlış bir kararla banka aleyhine yükletildiğini, davacının taleplerinin davalı banka aracılığıyla yapılan hayat sigortası vefat tazminatının ödettirilmesi ve davalı bankadan kullanılan kooperatif kredisine dair menfi tespit ve ödenen taksitlerin istirdadı taleplerinin muhatabının davalı banka olmadığını, sigorta tazminatının ödenmesi talebinin sigorta şirketini ilgilendirdiğini, bankanın sigorta bedelinin ödenmemesinde bir tasarrufu sözkonusu olmayıp ödeme yapmayan ayrı bir tüzel kişilik olan ... A.Ş. olduğunu, dolayısıyla dava dışı sigorta şirketinin bu davanın asıl muhatabı olduğunu, yerel mahkemenin bu konuda aksi kanaatte olması halinde davacı yana ... A.Ş'ye karşı da dava açıp bu dosya ile birleştirmek üzere kesin süre verilmesi gerektiğini, eksik ve hatalı bir karar ile sigorta şirketinin işbu davaya taraf teşkili sağlanmadan karar verilmesi hukuka aykırı olduğunu, müvekkil banka davaya konu poliçede daini murtehin sıfatına haiz olup, bankanın sırf daini ve mürtehin sıfatı nedeniyle davalı olamayacağını, davadan önce Bankadan muvafakat alınması gerektiğini, bankanın bakiye kredi borcu depo edilmediği sürece davaya muvafakati olmadığı bildirilmişken, verilen kararın hatalı olduğunu, bankanın hangi nedenle kusurlu bulunduğu, hangi gerekçe ile tahsil edilen kredi taksitlerinin iadesine hükmedildiğinin kararda belli olmadığını, davaya konu hayat sigortası poliçesinin zorunlu olmadığını, müşterinin kabul etmesi üzerine yapılan bir poliçe olup, krediye teminat olarak yapılmadığını, murisin poliçe tanzim tarihinden önce kendisinde mevcut ciddi hastalıklarını sözleşme akedilirken bildirmeyerek TTK ve sigorta mevzuatında yer alan sigorta bildirim yükümlüğünü ihlal ettiği ortada iken ölüm sebebi ile bu hastalıkların illiyet bağı açık ve net bir şekilde mevcut iken; illiyet bağı yokmuşcasına proporsiyon hesabı yaptırılmasının hatalı olduğunu, murisin 05.08.2023 tarihli bilirkişi raporunda da değinildiği üzere sigortacı tarafından usulüne uygun bir şekilde bilgilendirilmiş olduğu, murisin kasıtlı olarak hastalığını sakladığı ortadayken proporsiyon hesabı yaptırılmasının hatalı olduğunu, kredi borcunun ve davacı mirasçının yaptığı ödemelerin de hatalı tespit edildiğini, bankanın müzekkere cevaplarına göre değil, davacı beyanları esas alındığını, mahkemenin bankadan gelen müzekkere cevabına göre bankacı bilirkişiden rapor alarak hüküm kurmamasının da hatalı olduğunu belirtmiştir. GEREKÇE : Dava, davacının murisinin davalı bankadan kullandığı kredinin teminatı olarak düzenlenen hayat sigortası poliçesi nedeniyle, davacının davalı bankaya borçlu olmadığının tespiti ile yargılama aşamasında yapılan ödemenin istirdadı istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Eldeki davada, 6102 sayılı TTK'nun 5/A maddesinde 01/09/2023 tarihinde yürürlüğe girmek üzere 28/03/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanunun ile değişiklik yapılarak ticari dava niteliğindeki menfi tespit davasının dava şatı olan zorunlu arabuluculuğa tabi olduğu belirtilmiş ise de davanın açıldığı tarih itibariyle anılan kanun değişikliğinin geçmişe şamil olacak şekilde eldeki davaya uygulanamayacağı, diğer taraftan 4721 Sayılı TMK'nun 640. ve 701. maddeleri gereğince, dava murisin tüm mirasçıları tarafından açılmamış ise de, mahkemece murisin diğer mirasçılarının muvafakati alınarak yargılamaya devam edilmesinde isabetsizlik bulunmadığı değerlendirilmiştir. Somut uyuşmazlıkta, sigorta poliçesinin davalı banka tarafından açılan krediye teminat olarak düzenlendiği, davaya konu hayat sigorta sözleşmesinde dain-i mürtehinin davalı banka şubesi olduğu belirtilmiş ise de, bankaya yazılan müzekkere yanıtında yargılama aşamasında kredi borcunun tamamen ödendiği belirtildiğinden, TTK'nun 1493/7 hükmü uyarınca (dain-i mürtehin) banka şubesinin davaya ve ödemeye muvafakatinin alınmasının esasa etkisi olmayacağı değerlendirilmiştir. Poliçenin tanzim edildiği ve rizikonun gerçekleştirdiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nın 1435. maddesine göre, sigorta ettiren sigortacıya doğru bilgi vermekle yükümlüdür. Hayat Sigortası Genel Şartları C-2 sözleşmenin yapılması sırasındaki beyan yükümlülüğü başlığı altında yer alan 2.2 maddesinde de doğru bilgi verme yükümlülüğü açıklanmış ve yükümlülüğe aykırı davranışın müeyyideleri belirlenmiştir. TTK'nun md.1435 ile Hayat Sigortası Genel Şartları'nın C-2.2. maddesi düzenlemesine göre, sigortalı, sözleşmenin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Dosya kapsamındaki sigorta poliçesinden müteveffa sigorta ettirenin kendisine yöneltilen soruların tümüne hayır şeklinde cevap verdiği, dolayısıyla kendisinin herhangi bir sağlık sorunu olmadığını beyan etmiş olduğu anlaşılmaktadır. Somut olayda dosya kapsamındaki Adli Tıp Kurumu raporundan müteveffa sigorta ettirenin sigorta sözleşmesi öncesinde bulunan hastalıkları ile ölümü arasında illiyet bağının tespit edilemediği bildirilmekte ise de, müteveffa sigorta ettiren tarafından imzalanan sağlık beyan formunda, bir kısım hastalıklarını gizlediği görülmüştür. Bu itibarla; doğrudan ölüm sebebi olmasa da, önceki kronik hastalıkların, riskin kapsamı konusunda değerlendirme yapma hakkı bulunan sigortacıya bildirilmesi gerektiği açıktır. Poliçe tanzimi sırasındaki beyan yükümlülüğünün ihlal edilmesi halinde, sigortacının sorumluluğunu ağırlaştıran ve daha fazla prim almasını gerektiren bir halin bulunması halinde teminatın indirilmesi gerektiğinden, murisin bu hastalıklarını bildirmesi halinde ödenmesi gereken prime göre proporsiyon hesabı yapılarak tazminat hesabının yapılması gerekmektedir.(Yargıtay 17. H.D 2019/1748 Esas,2020/5947 Karar, 2020/891 Esas-2020/5590 Karar) Yukarıda da belirtildiği üzere mahkemece sigortalının bildirmediği rahatsızlıkları ile ölüm nedeni arasında doğrudan bir illiyet bağı olmasa da, sözleşme tarihi öncesinde tanısı bulunan kalp damar hastalığı, kronik obstrüktif akciğer hastalığı ve akciğer tüberkülozu hastalıklarının murisin ölümüne ne düzeyde etkisi ve katkısının olduğunun bilinmediğinin bildirilmesi karşısında, bilirkişi heyeti marifetiyle proporsiyon hesabı yaptırılarak buna göre karar verilmesinde isabetssizlik bulunmadığı değerlendirilmiştir. Bu durumda, istinaf kanun yoluna başvuran taraf vekillerinin dilekçelerinde yer verdiği itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Taraf vekillerinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı yönünden istinaf karar harcı olan 732,00 TL'den peşin alınan 427,60 TL'nin mahsubu ile bakiye 304,40 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-Davalı yönünden istinaf karar harcı olan 5.812,49 TL'den peşin alınan 1.453,13 TL'nin mahsubu ile bakiye 4.359,36 TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf başvurusu nedeniyle taraflarca yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere 14.09.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/317, K. 2026/1331, T. 14.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-317-e-2026-1331-k-de0464a871b2