Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/8 E. 2024/211 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/8
Karar No
2024/211
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2024/1634 KARAR NO: 2024/2037 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul 2. Fikrî Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi TARİHİ: 11/09/2024 NUMARASI: 2023/8 E. - 2024/211 K. DAVANIN KONUSU: Fikir Ve Sanat Sanat Eseri Sahipliğinden Kaynaklanan Haklara Tecavüzün Ref'i, Önlenmesi Ve Tazmini İSTİNAF KARAR TARİHİ: 05/12/2024 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili Şirketin, Türkiye'nin müzik sektöründe müzik yapımı, dağıtımı ve organizasyonu ile uzun süredir iştigal eden en büyük firmalarından olduğunu, müvekkili şirketin Türkiye'deki müzik yapımcılarının meslek birliği ...'ın, dünya genelinde ise Londra'da merkezi bulunan IFPI'nin (Uluslararası Fonogram Sanayisi Federasyonu - İngilizce: International Federation of the Phonographic Industry) üyesi olduğunu, 14 yıl boyunca Musiki Eseri Sahipleri Grubu Meslek Birliği (MSG) yönetiminde aktif görev yaptığını, sektöründe saygınlığı ve güvenirliği bilinen önemli müzik yapımcıları olduğunu, Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun yenilenmesi ve telif haklarına ilişkin yeni kanun taslağının oluşturulması amacıyla kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi kanun komisyonunda resmi olarak görev yaptığını, müvekkili şirket Türkiye'nin müzik sektöründe müzik yapımı, dağıtımı ve organizasyonu ile uzun süredir iştigal eden en büyük firmalardan biri olduğunu, müvekkili şirket bünyesinde 100'den fazla sözleşmeli sanatçı bulunduğunu, 150 bin müzik eserinin de mali hak sahibi konumunda olduğunu, Müvekkili FSEK md.80/B kapsamında dava konusu müzik albümlerinin fonogram yapımcısı haklarına sahip olduğunu, davalı da dava konusu eserlerin bağlantılı hak sahibi FSEK md.80/A kapsamında icracı sanatçı sıfatını haiz olduğunu, Davalı ..., A.B.D.'de herhangi bir müzik faaliyetine sahip olmayan tamamen Türk sanatçı ve yapımcılar tarafından Türkiye Cumhuriyeti'nde yapımı gerçekleşmiş müzik albümleri üzerinde hak iddia eden, taciz amacıyla ..., ..., ... gibi dijital müzik platformları üzerindeki uyar-kaldır mekanizmalarından yararlanarak Türk müzik yapımcılarının müzik yayınlarını durdurarak onlara zarar verme amacı güden bir şirket olduğunu, şirketin Kültür ve Turizm Bakanlığı'nda kaydı bulunmadığını ve ayrıca kanuni olarak zorunlu olan "Yapımcı Belgesi" ve "Eser İşletme Belgesi" ne de sahip olmadığını, Türk müzik sektörüne zarar verme amacıyla hareket ettiğini, davalı sanatçı dava konusu ".., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..." isimli 10 adet şarkıdan oluşan "..." isimli albümün tüm hakları müvekkili şirkete hukuka uygun bir şekilde devrettiğini, Davalı ..., dava konusu müzik eserleri üzerinde hak sahibi olduğu iddiasıyla müvekkili şirketin müzik dağıtım faaliyetlerini durdurmaya çalıştığını ve ayrıca ..., ..., ..., ..., ... gibi dijital platformlar nezdinde dava konusu müzik eserlerinin, ayrıca birçok Türkçe müzik albümünün hak sahibi olduğunu iddia etmesi üzerine müvekkili şirket ve başkaca birçok Türk yapım şirketi, davalı şirket aleyhine ihtiyati tedbir ve tecavüzün durdurulması talepleri ile dava açtıklarını, davalılar arasında, dava konusu müzik eserlerinin dijital ortamda yayını konusunda bir sözleşme olsa dahi, FSEK md.80/B kapsamında fonogram yapımcısı haklarına sahip olan, dava konusu müzik eserlerinin ana bandının (masterband) ve dolayısıyla yapılan ilk tespitin hak sahibi olan müvekkilden izin ve onay alınmadığı müddetçe dava konusu müzik eserleri dijital veya dijital olmayan yollarla yayınlanamayacağını, fonogram yapımcısı haklarına müvekkili şirketin sahip olduğunun tespiti ile dava konusu müzik albümlerinin davalılarca izinsiz yayının önlenmesini, davalıların açık beyan, yazılı işlemleri ve eylemleri neticesinde müvekkilden izin almaksızın dijital ve dijital olmayan tüm mecralarda yapılacak olası yayınlarının engellenmesi suretiyle FSEK md. 69 kapsamında olası tecavüzün önlenmesine, yargılama giderlerini ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesi talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Yargıtay, istinaf ve İlk Derece Mahkemesi kararları, benzer davalarda alınmış bilirkişi raporları ve değerli hukukçuların doktrin görüşleri ışığında, davacının ilgili eserler üzerinde hak sahibi olmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla bir an için hak sahibi olduğu düşünülecek dahi olsa bu hakkın kaset ve CD gibi fiziki ses taşıyıcılarla sınırlı olduğunu, dijital hakların ise münhasıran dava konusu icraların eser sahibi sıfatına sahip icracı sanatçıya ait olduğu ve sanatçının bu hakkını kullanmasına veya dilediği şirkete devretmesine bir engel olmadığı ortaya konduğundan, haksız şekilde dayanaksız olarak açılan bu davanın reddini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "...Dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verildiği tarihten itibaren 3 aydan fazla süre geçtiği halde bugüne kadar yenilenmediğinden, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 150/5. maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına" karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -dosya kapsamında 6 Haziran 2024 tarihinde görülen dosyanın saat 11:18'te olan 3. Duruşmasında taraflarının yalnızca 1 (bir) dakika beklendiğini, 11:19'da duruşmaya başlandığını ve taraf yokluğu nedeniyle dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verildiğini, Duruşma zaptının taraflarına tebliğ edilmediğini, dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilen duruşmanın yenilenebilmesi için tarafa tebliğ edilmesi gerektiğini, (emsal Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2017/9643 E. 2020/5686 K., 1.10.2020 T. Sayılı kararı) davanın işlemden kaldırılması kararı taraflarına tebliğ edilmemiş ve dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olduğundan işbu kararın kaldırılarak, dosyanın Yerel Mahkeme'ye gönderilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Davacı taraf vekili Av. ...'in, ilgili dosya kapsamında yapılan 21.09.2023 tarihli 01 No'lu celse olan Ön İnceleme duruşmasına bizzat katıldığını, 08.02.2024 tarihli 02 Numaralı Celsesine ise Fer'i müdahil vekili Av. ... katıldığını, ancak davacı vekili mazeretsiz olarak katılmadığını, taraflarınca mazeret dilekçesi sunulmuş olan dosyada mahkeme yargılamaya devam ettiğini, bir sonraki duruşma tarihini 06.06.2024 olarak belirlediğini, 06.06.2024 tarihinde yapılan 03 No'lu celsede davacı vekili yine mazeretsiz olarak duruşmaya katılmadığını, taraflarınca dosyanın takip edilmeyeceği beyan edildikten sonra Fer'i Müdahil Vekili Davacının davayı takip etmediğini ve takdirin mahkemeye ait olduğunu beyan ettiğini, dosyanın HMK 150/1 maddesi uyarınca yenileninceye kadar işlemden kaldırılmasına karar verildiğini, davacı vekilleri, mevcut dosyada en son 21.09.2023 tarihli duruşmaya katılmış, devamında 1 yıl boyunca yapılan iki duruşmaya da katılmamış, ifadelerine göre bir avukat olarak 1 yıl boyunca dosyanın akıbetini sorgulamamış olduklarını, UYAP sisteminin bu kadar yaygın şekilde kullanıldığı günümüzde avukatların tüm dosyalarına kolayca ulaşabilmekte ve içeriğini en ince ayrıntısına kadar inceleyebilmekte olduklarını, Davacı ve kardeş şirketleri tarafından müvekkil ... şirketine karşı aynı neviden 20'den fazla dava açıldığını ve sadece belirli özellikteki davaları müracaata bıraktıklarını, sonrasında aleyhe hükmedilen vekalet ücretlerini geciktirmek adına gerekçeli karar yazılanları istinaf ettiklerini, Müracaata bırakılan dosyaların tamamının, yukarıda kısaca değinilen ...'e tescili yapılan eserlerle ilgili olduğunu, bu eserlerin aslında ... adına tescilinin yapıldığını davayı açtıktan sonra anlayan Davacı, kendi aleyhine karar tesis edilmesini önlemek amacıyla mazeretsiz olarak duruşmalara katılmadığını ve sonrasında aleyhine hükmedilen vekalet ücretlerini geciktirmek amacıyla kötü niyetli olarak istinaf talebinde bulunduğunu, Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 28.03.2024 T. Ve 2023/2048 E. 2024/1861 K. sayılı kararında; mahkemenin işlemden kaldırma ara kararını tebliğ etmesine gerek olmadığını belirttiğini, Davacı'nıın kötüniyetle hareket ederek, kanuni düzenin kurucu ilkelerinden "Adil Yargılanma Hakkı"nı kötüye kullanarak, tarafları lehine hükmedilen vekalet ücretini bertaraf etmek veya geciktirmek amacıyla hareket ettiği ve bu tür ucuz hesaplarla Yüce Türk Yargısını meşgul ettiği göz önüne alınarak, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 351. ve 329. maddelerinin işletilerek istinaf talebinin reddedilmesini talep etmiştir. İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava,fonogram yapımcısı haklarına davacı şirketin sahip olduğunun tespiti ile dava konusu müzik albümlerinin davalılarca izinsiz yayının önlenmesini, davalıların açık beyan, yazılı işlemleri ve eylemleri neticesinde müvekkilden izin almaksızın dijital ve dijital olmayan tüm mecralarda yapılacak olası yayınlarının engellenmesi suretiyle FSEK md. 69 kapsamında olası tecavüzün önlenmesi isteğine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş, karara davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Dosya içeriğinden; davacının 21.09.2023 tarihli 1. celse olan Ön İnceleme duruşmasına bizzat katıldığı, 08.02.2024 tarihli 2. celsesine katılmadığı ancak karşı taraf vekillerince mazeret bulunması nedeniyle bir sonraki duruşma tarihini 06.06.2024 olarak belirlediği, 06.06.2024 tarihinde yapılan 3. Celseye de katılmadığı, mahkemece "Davacının duruşma gününden haberdar olmasına rağmen duruşma gün ve saatinde mahkeme salonunda hazır olmadığı ve mazeret de bildirmediği, anlaşılmakla taraflarca takip edilmeyen dosyanın HMK 150. maddesi uyarınca yenileninceye kadar işlemden kaldırılmasına " karar verildiği ve davanın işlemden kaldırıldığı tarihten itibaren üç aylık süre geçtiği hâlde taraflarca yenilenmediğinden dolayı davanın 6100 Sayılı HMK’nın 150/5. Maddesi gereğince açılmamış sayılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Gerek Anayasa Mahkemesi'nin gerekse Yargıtay'ın, işlemden kaldırma kararının niteliği itibariyle bir ara karar olduğuna ve kural olarak taraflara tebliğinin gerekmediğine dair emsal kararları aynı yöndedir. Anayasa Mahkemesi 10/3/2020 tarih ve 2017/39270 Başvuru Numaralı kararında "Somut olayda başvurucunun 17/11/2016 tarihli duruşmaya vekili aracılığıyla iştirak ettiği, dolayısıyla dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilen 19/1/2017 tarihli duruşmadan haberdar olduğu, başvurucunun duruşmaya katılmaması ya da usulüne uygun mazeret bildirilmemesi hâlinde usul hukuku hükümlerine göre ne gibi sonuçlar ortaya çıkabileceğini öngörebilecek durumda bulunduğu, ayrıca Mahkemenin taraflarca takip edilmeyen dosyanın işlemden kaldırılmasına ilişkin duruşma tutanağını davacıya tebliğ etmesi gerektiğine ilişkin herhangi bir yükümlülüğünün bulunmadığının açık olduğu anlaşılmıştır. Başvurucunun ilk derece mahkemesinin dosyayı işlemden kaldırmasından sonra üç aylık yenileme süresi içinde dosyanın tekrar işleme alınmasını sağlaması mümkün olduğu hâlde bu yöndeki sorumluluğunu yerine getirmemesi nedeniyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Dolayısıyla Mahkemece bu şekilde karar verilmesinin başvurucunun mahkemeye erişimini aşırı derecede zorlaştırmadığı, yapılan müdahalenin ölçülü olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre şikâyete konu yargılama işlemlerinde mahkemeye erişim hakkı yönünden bir ihlalin bulunmadığının açık olduğu sonucuna varılmıştır." (Anayasa Mahkemesinin 10/3/2020 tarih ve 2017/39270 Başvuru Numaralı, İbrahim Hayat Kararı) denilmek suretiyle mahkemeye erişim hakkı yönünden bir ihlalin bulunmadığına karar vermiştir. Yargıtay 3. HD'nin 21.03.2023 tarih ve 2022/8196 E.- 2023/709 K. sayılı kararında ;."Temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere, davacı vekilinin duruşmalara katılmaması nedeniyle dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmesinden sonra üç aylık yasal süre içerisinde davanın yenilenmediğinin ve ara kararı niteliğinde olan işlemden kaldırma kararının taraflara tebliği gereken kararlardan olmadığı gibi, tebliğini gerektirir yasal bir mecburiyetin de bulunmadığının anlaşılmasına göre, davacının temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir." denilerek işlemden kaldırma kararının kural olarak taraflara tebliğinin gerekmediğine karar verilmiştir. Yargıtay 1. HD'nin 22.06.2023 tarih ve 2021/9275 E.- 2023/3709 K., Yargıtay 8. HD'nin 19.06.2023 tarih ve 2023/2339 E.- 2023/3756 K., Yargıtay 10. HD'nin 20.06.2023 tarih ve 2023/5185 E.- 2023/6977 K. sayılı ilamları da bu yöndedir. Somut olayda; Davacı vekili tarafından, mahkemece işlemden kaldırma kararını içeren duruşma zaptının kendisine tebliğ edilmediği, oysa bu durumdan haberdar edilmesinin gerektiği, yerel mahkemece böyle bir tebliğ yapılmadan davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin hatalı olduğu istinaf sebebi olarak ileri sürülmüş ise de; davacı vekilince ilk duruşmaya katıldığı ve sonrasında duruşma gününden haberdar olunmasına rağmen, duruşmaya katılım sağlanmadığı, mazeret de bildirilmemiş olduğu, davacı vekilinin duruşmaya katılmaması nedeniyle dosyanın işlemden kaldırılmasına dair ara kararı niteliğinde olan işlemden kaldırma kararının davacı vekiline tebliğini gerektirir yasal bir mecburiyetin bulunmadığı, ara karar niteliğindeki kararın tebliği gereken kararlardan olmadığı anlaşıldığından davacı vekilinin ileri sürdüğü istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Hal böyle olunca, ilk derece mahkemesinin hukuki değerlendirmesinde usul yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nun 353-(1)-b/1 maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul 2. Fikrî Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 11/09/2024 tarih ve 2023/8 E., 2024/211 K. sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcı davacı tarafından peşin yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 05/12/2024

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2023/8, K. 2024/211, T. 20.06.2023, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-8-e-2024-211-k-a51587ef4b2f