Bölge Adliye Mahkemesi · Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi 2023/738 E. 2025/966 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Daire
- Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/738
- Karar No
- 2025/966
- Karar Tarihi
T.C. ADANA Bam 3. HUKUK DAİRESİ Esas-karar No: 2023/738 - 2025/966 T.C. ADANA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2023/738 KARAR NO : 2025/966
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
BAŞKAN : ... ÜYE : ... ÜYE : ... KATİP : ...
İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : Adana 1. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ : 20/12/2022 NUMARASI : 2017/1040 Esas, 2022/1178 Karar
DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVA : Tazminat (Ölüm ve cismani zarar sebebiyle açılan tazminat) KARAR TARİHİ : 17.04.2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 17.04.2025
Adana 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 20/12/2022 tarih ve 2017/1040 Esas, 2022/1178 Karar sayılı kararı aleyhine, istinaf başvurusunda bulunulmuş ve Mahkemece dosya Dairemize gönderilmiş olmakla HMK 352. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Tarafların iddia ve savunmalarının özeti: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... plakalı aracın hız limitini ihlal ederek kontrolsüz bir şekilde aynı cadde üzerinde karşıdan karşıya geçmeye çalışan müvekkili ...'e çarptığı ve ağır yaralanmasına sebep olduğunu, davalı şirkete başvuru yapıldığını, davalı şirket tarafından kısmi bir ödeme yapıldığını beyan ederek, davanın kabulü ile, fazlaya dair haklarının saklı kalması kaydı ile müvekkili için 25,00 TL geçici iş göremezlik sebebi ile, 25,00 TL meslekten kazanma gücü kaybı nedeniyle, 25,00 TL hasta bakım masrafları olmak üzere toplam 75,00 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren değişen oralarda işleyecek ticari avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. ISLAH : Davacı vekili 21.11.2022 tarihli dilekçesi ile dava değerini bakıcı gideri tazminatı yönünden 1.235,03 TL'ye, sürekli maluliyet tazminatı yönünden 146.458,17 TL'ye olmak üzere toplamda 147.693,20 TL'ye ıslah etmiştir. CEVAP: Davalı tarafın cevap dilekçesi sunmadığı görüldü. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davanın kısmen kabul ve kısmen reddi ile; sürekli iş göremezlikten kaynaklanan 146.458,17 TL ve bakıcı gideri zararından kaynaklanan 1.235,03 TL olmak üzere toplam 147.693,20 TL maddi tazminatın 05.09.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının geçici iş göremezlik sebebine dayanan maddi tazminat talebinin reddine karar verildiği görüldü. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ: Karara karşı davalı vekili verdiği istinaf dilekçesinde özetle; hükme esas alınan hesap raporuna karşı sundukları itirazları doğrultusunda yeni bir rapor alınması gerekirken ilgili rapor çerçevesinde karar verilmesinin yerinde olmadığını, hesap raporunun eksik ve hatalı incelemeye dayanmakta olduğunu, bilirkişi raporundaki kusura ilişkin hususları kabul etmediklerini, sigortalı araç sürücüsüne kusur atfedilmesinin hatalı olduğunu beyan ederek kararın kaldırılması ile talepleri doğrultusunda karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49, 50, 54/1-3 ve 55. maddeleri kapsamında, trafik kazasına dayalı açılan, çalışma gücünün azalmasından veya yitirmesinden doğan (malüliyet) maddi tazminat davasıdır. İlk derece mahkemesince, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hükmü, davalı vekili istinaf etmiştir. Davalı vekilinin hükme esas alınan kusur oranına yönelik istinaf başvurusunun değerlendirilmesinde; Somut olayda, 18.09.2016 günü, sürücü ... sevk ve idaresindeki ... plakalı kamyoneti ile ... Caddesini takiben ... istikametine seyrettiği sırada no: 56 önlerine geldiğinde aracının ön tampon kısımları ile, seyir istikametine göre sağ taraf kaldırım üzerinden yola çıkış yaparak karşıdan karşıya geçmeye çalışan davacı yaya çocuk ...'e çarpması neticesi yayanın yaralanması ile sonuçlanan yaralanmalı ve maddi hasarlı trafik kazası meydana gelmiştir. Dosya içindeki kaza tespit tutanağı, bilirkişi raporu ve sair tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde: davacı yaya ..., 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 68/b maddesi ile aynı kanuna bağlı yönetmeliğin 138/b maddesinde belirtilen “Taşıt yolunun karşı tarafına geçmek isteyen yayaların taşıt yolunu, YAYA ve OKUL geçidi ile KAVŞAK GİRİŞ ve ÇIKIŞLARI dışında her hangi bir yerden geçmeleri yasaktır.” kuralını ihlal ettiği, davacı yaya ...'in 2012 doğumlu olup kaza tarihi itibarı ile 4 yaşlarında ve korunmadan yoksun olduğu yolda karşı istikamete geçiş yaptığı yere sadece 50 mt. mesafede geride yaya geçidi ve 80-90 mı. ileri mesafe ileride ışıklı dönel kavşak sistemini bulunduğu, yayalar için birinci önceliğin “karşı istikamete geçişini yaya geçidi ve kavşak bulunan yerlerden yapmalarının 2918 sayılı kanun gereği bir trafik kuralı olduğu” ancak davacı yaya ... ve o an yanında bulunan ... veya her kim var ise bu hususu dikkate almadığı, trafik akımının yoğun olduğu değerlendirilen bölünmüş karayolunda gece vakti karşı istikamete kontrolsüz geçiş yapmaya çalıştığı, davacı yaya ...'in kaza tarihi itibarı ile 4 yaşlarında olup trafik kurallarını idrak edemeyeceği, bu nedenle bakmakla yükümlü kişilerin sorumluluklarını yerine getirmediklerinin değerlendirildiği, yaya geçidi bulunmayan yerden karayolundan gelen trafik akımını iyi kontrol etmeden dikkatsizce geçiş yaptığı sırada ... Plakalı kamyonetin çarpması neticesi meydana gelen kazada %75 oranında kusurlu olduğu kanaatine varılmıştır. Öte yandan ... plakalı dava dışı kamyonet sürücüsü ...: 2918 sayılı KTK” nun 52/b maddesi ile aynı kanuna bağlı yönetmeliğin 101/b maddesinde belirtilen “Sürücüler, araçlarının hızlarını, aracın yük ve teknik özelliğini görüş, yol, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmak zorundadır.” Kuralını ihlal ettiği, sevk ve idare ettiği kamyonet ile seyir ettiği yolda yaya şahsa göre geçiş önceliği her ne kadar kendisine ait ise de; yerleşim yeri içerisinde araç kullanan sürücülerin daha dikkatli, duyarlı ve önlerine her an bir cisim çıkacakmış gibi tedbirli sürmeleri gerektiği, ancak sürücü ...'ın bu dikkat ve özeni göstermediği, kaza anında ön ilerisinde yayalara yol vermek için duran başka bir aracın yanından hızla geçtiği sırada karayolu üzerinde 20 mt. fren izine rağmen yaya'ya şiddetli şekilde çarptığı, bu durumunda sürücünün makul mesafeden yayayı algılayıp her an tehlike ile karşılaşacağını öngörerek reaksiyon mesafesi içerisinde aracını durdurmak için hızını düşürerek dikkatli ve tedbirli seyretmesi, mümkünse yayanın karşı yöne geçmek üzere yola iniş yaptığında klakson çalarak yaya' yı uyarması, kazayı engelleyici tedbirleri alması gerektiği, kazının oluş şekline bakıldığında buna zamanının bulunduğu, ancak ...'ın kaldırım üzerinden yola iniş yaparak birinci şeritte geçişini tamamlamış yani yolun büyük kısmında geçişini bitirmiş yaya' yı algıladığında etkin fren sistemini kullanmış ise de kazayı engelleyici tedbiri almada başarılı olamadığı, bunun nedeninin hızın etkisi olduğu, ayrıca kaza sonrası yayanın ağır yaralanmasında araç hızının zararı artıcı etken olduğunun değerlendirildiği, bu nedenle meydana gelen bu kazada sürücü ...'ın %25 oranında kusurlu olduğu anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusu haksız bulunmuştur. Davalı vekilinin hükme esas alınan hesap raporuna yönelik istinaf başvurusunun değerlendirilmesinde; Kararında TRH 2010 ve progresif rant yöntemine göre yapılan hesaplamaya göre hüküm kurulmuştur. 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 90.maddesined yer alan “…Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamında tazminatlar bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir.Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanun ve genel şartlarda düzenlenen hususlar hakkında 11/01/2011 tarihli ve 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır…” hükmü ile aynı Kanunun 92/i maddesinde yer alan; “… Bu Kanun çerçevesinde hazırlanan zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartları ve ekleri ile tanımlanan teminat içeriği dışında kalan talepler…” şeklindeki düzenleme Anayasa Mahkemesinin 17.07.2020 tarih ve 2019/40 Esas, 2020/40 Karar sayılı kararı ile Karayolları Trafik Kanununun 90.maddesinin birinci cümlesinde yer alan “…ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresi ile ikinci cümlesindeki “…ve genel şartlarda…” ibaresinin ve 92.maddesinin (i) bendinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir. Bu durumda mağdurların zararının ve zararın kapsamının 2918 Sayılı Kanun ve 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiile dair hükümleri ve Yargıtay uygulamalarına göre belirlenmesi gerekmektedir. Bu çerçevede Yargıtay tarafından verilen emsal kararlarda mağdurların zararının ve zararın kapsamının belirlenmesinde TRH 2010 mortalite tablosunun uygulanması ve progresif rant yönteminin kullanılması içtihat edilmiştir.( Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin 24.02.2021 tarih ve 2019/3292 Esas, 2021/1848 Karar Sayılı kararı, Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin 14.01.2021 tarih ve 2020/2598 Esas, 2021/34 Karar Sayılı kararı, Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin 22.12.2020 tarih ve 2019/5206 Esas, 2020/8874 Karar Sayılı kararı, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 21/06/2021 gün ve 2021/ 2457 esas ve 2021 / 3304 karar sayılı kararı, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2021/13625 esas ve 2022/8912 karar sayılı 16/06/2022 günlü kararı) İlk derece mahkemesi tarafından tarafından hükme esas alınan 04.11.2022 tarihi hesap bilirkişi raporu incelendiğinde bilirkişinin davacının zararın belirlenmesine ilişkin olarak “…TRH 2010 mortalite tablosu ve ayrıca progresif rant yöntemi….” tespitlerile davacının kalıcı maluliyet zararı belirlenmiştir. Şu durumda, yukarıda açıklanan yerleşik Yargıtay kararları ile mağdurların zararının ve zararın kapsamının belirlenmesinde TRH 2010 mortalite tablosu, kaza tarihindeki verileri kullanmak sureti ile ve ayrıca progresif rant yönteminin uygulanması içtihad edildiğinden, hesaplama yöntemine ilişkin itiraz haklı görülmemiştir. Öte yandan, davalı tarafından 30.11.2017 tarihinde 126.407,00 TL ödemede bulunduğu ve bu ödemeye ilişkin davacı taraf ibraname düzenleyip verdiği görülmüştür. Ancak söz konusu ödemenin 2017 yılı itibariyle davacının tüm zararının ancak %85 oranında karşıladığı, Ödemenin yapıldığı tarihteki verilerle hesaplanan tazminat ile ödenen miktar arasında açık oransızlığın bulunduğu yapılan ödeme makbuz niteliğinde kabul edildiği, bu yönüyle ibranamenin 2918 sayılı KTK 111. md.si gereği iptale tabi olduğu ve davanın hak düşürücü süre içinde açıldığı dikkate alındığından bu husustaki istinaf başvurusu haksız bulunmuştur. HMK'nın 355. maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede; İlk Derece Mahkemesince açıklanan ve benimsenen nedenlerle dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve delillerin taktirinde ve değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, ilk derece mahkemesince davanın yazılı şekilde karar verilmiş olmasında, usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İlk Derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun olduğundan, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 10.088,93 TL istinaf karar harcının, peşin yatırılan 2.522,25 TL istinaf karar ve ilam harcından mahsubuyla, bakiye 7.566,68 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Davalı tarafından yapılan istinaf giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Artan gider avansının bulunması halinde, karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine, 5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361. maddesi gereğince; Dairemizin kararının taraflara tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde kararı veren Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'ne, yahut temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Hukuk Dairesine veya Dairemize gönderilmek üzere İlk Derece Mahkemesi'ne verilebilecek bir dilekçe ile YARGITAY'A TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile karar verildi. 17.04.2025
Başkan Üye Üye Katip (Muhalif Üye)
MUHALEFET ŞERHİ
Dava, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49, 50, 54/1-3 ve 55. maddeleri kapsamında, trafik kazasına dayalı açılan, çalışma gücünün azalmasından veya yitirmesinden doğan (malüliyet) maddi tazminat davasıdır. Dairemizce ilk derece mahkemesince hükme esas alınan 04.11.2022 havale tarihli hesap bilirkişi raporunun yerinde olduğu görüşüne katılmıyorum. Zira, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun "Sorumluluğa İlişkin Anlaşmalar" başlıklı 111. md.si "Bu Kanunla öngörülen hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmalar geçersizdir. Tazminat miktarlarına ilişkin olup da, yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten başlayarak iki yıl içinde iptal edilebilir." hükmünü içermektedir. Bu madde hükmüne göre kural olarak hak sahiplerine yapılmış ödemenin bu miktar ile sınırlı olmak üzere bağlayıcılığı asıldır. Gerçek anlamda ödemeden (zararın tam olarak giderilmesinden) söz edebilmek için tazmin edilecek miktar ile buna karşılık alınan meblağ arasında açık oransızlığın bulunmaması koşuldur. Başka bir anlatımla ödemenin yapıldığı tarihteki verilerle hesaplanan tazminat ile ödenen miktar arasında açık oransızlık bulunmaması koşuldur.
Ödemenin yapıldığı tarihteki verilerle hesaplanan tazminat ile ödenen miktar arasında açık oransızlığın bulunduğu durumlarda yapılan ödeme makbuz niteliğinde kabul edilebilir. Bu durumda ödemenin yapıldığı tarih gözönünde tutularak davacının karşılanmayan zararının uzman bilirkişiler aracılığı ile saptanması böylece hesaplanacak miktar ile buna karşılık alınan meblağ arasında açık oransızlığın bulunup bulunmadığını denetlemek, açık oransızlığın bulunması durumunda maddi tazminata ilişkin ödemeyi "kısmi ifayı içeren makbuz" niteliğinde kabul etmek ve yapılan ödemenin ödeme tarihindeki gerçek zararı hangi oranda karşıladığını saptamak, son verilere göre hesaplanan tazminat miktarından, yasal indirimler yapılmak suretiyle belirlenecek karşılanmayan zarardan davalı tarafın ödeme yapılan tarihe göre zararı karşılandığı oranda indirim yapmak daha sonra kalan miktara hükmetmek gerekir. Açık oransızlığın bulunmadığının tespiti halinde maddi tazminat talebinin tümden reddine karar vermek gerekir. Başka bir anlatımla, davacıya banka aracılığıyla yapılan ödemeler dikkate alınarak, davacının yapıldığı tarihteki karşılanmayan zararını aktüerya uzmanı bilirkişi aracılığıyla saptamak, böylece hasaplanan miktar ile buna karşılık alınan meblağ arasında açık oransızlığın bulunup bulunmadığını denetlemek, açık oransızlığın bulunması durumunda maddi tazminata ilişkin ödemeyi "kısmi ifayı içeren makbuz" niteliğinde kabul etmek ve yapılan ödemenin ödeme tarihindeki karşılanmayan zararları hangi oranda karşıladığını belirlemek, hüküm tarihine en yakın tarihteki ücret artışları da gözetilerek davacı hak sahibinin maddi zararlarını bilirkişiye hesaplatmak, bulunan miktarlardan yasal indirimler yapılarak belirlenen karşılanmayan zararlardan davalı tarafınca ödeme yapılan tarihe göre zararın karşılandığı oranda indirim yapmak, daha sonra kalan miktar ve davacının talebi gözetilerek maddi tazminat istemi ile ilgili bir karar vermekten ibarettir. (Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 2015/1283 esas ve 2015/17138 karar, 21. Hukuk Dairesi 2019/5821 esas ve 2020/1041 karar, 21. Hukuk Dairesi 2014/24342 esas ve 2015/9523 karar) Somut olayda, İlk derece mahkemesi tarafından tarafından hükme esas alınan 04.11.2022 tarihi hesap bilirkişi raporu incelendiğinde bilirkişinin davacının zararın belirlenmesine ilişkin olarak “…TRH 2010 mortalite tablosu ve ayrıca progresif rant yöntemi….” tespitlerile davacının kalıcı maluliyet zararı belirlenmiştir. Yine aynı raporda davalı tarafından 30.11.2017 tarihinde 126.407,00 TL ödemede bulunduğu ve bu ödemeye ilişkin davacı taraf ibraname düzenleyip verdiği görülmüştür. Ancak söz konusu ödemenin 2017 yılı itibariyle davacının tüm zararının ancak %85 oranında karşıladığı görülmüştür. Bu durumda davacının tüm zararının karşılanmadığı gibi yapılan ödeme ile zarar anasında da aşırı bir oransızlık bulunduğu da tespit edilmiştir. Bu durumda yapılması gereken hükme esas alınan 04.11.2022 havale tarihli hesap bilirkişi raporda olduğu gibi hüküm tarihine en yakın tarihteki ücret artışları da gözetilerek, davacının belirlenen 473,802,93 TL toplam zararından %85 oranında indirim yapılarak daha sonra kalan miktar ve davacının talebi gözetilerek maddi tazminat istemi ile ilgili bir karar vermekten ibarettir. Yine belirtmek gerek ki, tazminat hesaplanırken TRH 2010 mortalite tablosu kullanılması yerindedir. Ancak bu tablodaki verilerin kullanıma tarihleri zararın kapsamını belirlenmesi açısandan önem arz etmektedir. Yargıtay yerleşik içtihatlarında belirlemiş olduğu kural "bilinen bir gerçeklik varsa farazi bir hesaplama yapılamayacağı" kuralıdır. Bu durumda davacıların zararının belirlenirken alınan aktüerya bilirkişi raporunun hazınlandığı tarihte davacıların yaşı bilindiğine göre, başka bir anlatımla gerçekleşmiş bir vaka mevcut iken, davacıların bakiye yaşam sürelerinin kaza tarihi baz alınarak hesaplanması da, hatalı bir uygulama olduğu görüşündeyim. Bu yönler ile sayın çoğunluğun görüşüne katılmayarak muhalefet ediyorum.
Üye (Muhalif Üye) ¸e-imzalıdır İş bu karar 5070 Sayılı Yasa hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır