Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1456 E. 2026/117 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/1456
- Karar No
- 2026/117
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/1456 Esas
KARAR NO: 2026/117 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
ESAS NO: 2021/403 Esas - 2023/89 Karar
TARİHİ: 01/02/2023
DAVA :İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ:22/01/2026
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin dökme demir, paslanmaz çelik, bakır, alüminyum gibi maddelerin işlenmiş veya bu maddelerin alaşımlarının ve bunlardan mamul bilumum araç ve gereçlerinin ithalatını, ihracatını imalat ve satış işi yaptığını, davalıya paslanmaz çelik ürünleri satışını yaptığını, satışı yapılan paslanmaz çelik karşılığında 03/03/2020 tarih, ... nolu, 10.219,51-USD bedelli e-arşiv fatura düzenlendiği ve bu fatura davacı şirket ticari defterlerine işlenerek ve vergi dairesine bildirildiğini, davalının taraflar arasındaki cari hesaba kayıtlı faturadan kaynaklı borcunu tam ve gereği gibi ödememesi üzerine İstanbul 18. İcra Müdürlüğü'nün .... Sayılı icra takip dosyası ile davalı borçlu aleyhine icra takibi başlatıldığını, davalının süresinde borca itiraz ederek takibin durduğunu, ancak takibe yapılan itirazın haksız olduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına, haksız itiraz nedeniyle davalının %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkumiyetine, yargılama gider ve vekalet ücretinin davalıya tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin çatal - kaşık ve mutfak ekipmanları üretimi işiyle iştigal ederek, davacı ile paslanmaz çelik ürünlerinin alımı hususunda sözleşme akdedildiğini, işbu sözleşmede belirtilen ürünlerin müvekkili firmaya teslim edilerek bunların satış bedellerinin ödeme tarihindeki kur farkının da müvekkilinden talep edildiğini, müvekkilinin ödemeleri çek ile yapması nedeniyle davalı tarafından kur farkı talep edilmesi mümkün olmamakla birlikte, söz konusu fark için herhangi bir fatura da düzenlenmediğini, müvekkilinin ödemeleri çek ile yaptığından, çek ile yapılan bu kısımlar yönünden Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 19.03.2019 tarihli 2017/3234E., 2019/1778K. sayılı kararda "Çek bir ödeme vasıtası olup, döviz üzerinden düzenlenmesi mümkün olduğu gibi, bedel hanesi verildiği andaki döviz satış kuru üzerinden hesap edilerek de doldurulabilir Buna rağmen, ödemeyi Türk Lirası üzerinden çek olarak kabul eden davacının bu aşamadan sonra kur farkı isteyemeyeceğinin kabulü gerekirken mahkemece delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir." denildiğini, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 06.02.2017 tarihli 2016/6067 E., 2017/842 K. sayılı kararda aynı doğrultuda hüküm verdiğini, tarafların ticari defterlerinde kur farkı ile ilgili faturanın bulunmadığını, ayrıca müvekkilinin davacıya çek ile yaptığını ve davacının çek ile yapılan ödemeye kur farkı talep edemeyeceğini beyan ederek davanın reddine, haksız ve kötü niyetli takip nedeniyle davacı alacaklı aleyhine %20 den aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesine, yargılama masrafları ile avukatlık vekalet ücretinin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 01/02/2023 tarih ve 2021/403 Esas - 2023/89 Karar sayılı kararında;".....Taraflar arasındaki Sipariş Sözleşmesine göre, kur farkı davalıya aittir, satış şekli döviz bazında olduğu için fatura ödemesinin USD olarak yapılması gerekmektedir, TL olarak ödeme ancak ödemeyi yapacağı vade tarihinde ... Bankası veya ... Bankası döviz satış kuru, saat 11.00 de belirli olduktan sonra 13:00'a kadar havale edilip, hesaplara geçmesi halinde kabul edilebilecektir, döviz alımlarında vergi eklenir.Davacının, davalıya kestiği faturaların tamamı USD para birimi üzerinden fiyatlandırılarak Türk Lirası olarak dip not olarak karşılıkları faturaya yazılmıştır. Davacı tarafından 2020 yılında davalıya kesilen faturalar elektronik faturalar olup, bu faturalarda da miktarlar USD para birimi üzerinden kesilmiş ve sonrasında fatura üzerinde hem TL, hem de USD tutarları ayrıntılı olarak gösterilmiş ve fatura kesim kur belirtilerek dip not olarak "…Satış Sözleşmesinde ... para birimi USD olması nedeniyle bu faturada belirtilen tutarlardan USD cinsinden olanı tarafları bağlayıcı niteliktedir…” şeklinde ayrıntı belirtilmiştir. Dolayısıyla faturalar USD para birimi üzerinden kesilmiş ve “Satış Sözleşmesi” gereğince davacının alacağını USD para biriminden alması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.Davalı şirketçe davacının Teklif/ Satış Sözleşmesine göre 136.377,63 USD tutarlı faturaları kabul edilmiş ve ticari defterlere TL olarak işlenmiş, bedelleri davacıya TL karşılığı ödenmiş takip tarihi ile TL bazda davacıdan 71.822,54 TL alacaklı olduğunu ticari deftere işlenmiş ise de, taraflar arasındaki Teklif/ Satış Sözleşmesinin ilgili maddesi gereğince kur farklarının alıcı tarafından ödeneceği hüküm altına alınmış olması gereği ve Vergi Usul Kanunu'nun 215/2-a maddesi gereği, dövizli fatura düzenleme usulü gereğince yapılan değerlendirme sonucu, davacının davalıdan, 7.455,97 USD asıl alacak, 173,02 USD işlemiş faiz olmak üzere toplam, 7.628,99 USD (57.479,86 TL) alacaklı olacağı, davacının 7.455,97 USD alacağına takip tarihinden itibaren 3095 sayılı kanunun 4/A maddesi gereğince Devlet Bankalarının USD para birimi ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranının uygulanması gerekeceği kabul edilmiştir.Taleple bağlı kalınarak 136.377,63 USD tutarlı faturalara, davalının çeklerinin vadelerinde ... döviz satış kuru üzerinden USD para birimine çevrilmesi ile davacı davalıdan 7.455,97 USD alacaklı olup itirazın 7.455,97 USD asıl alacak yönünden iptaline ve takibin bu miktar üzerinden devamına, geçerli bir ilamsız genel icra takibinin varlığı, borçlunun yedi günlük süre içerisinde ödeme emrine itiraz etmiş olması, bir yıl içinde açılmış bir itirazın iptali davası bulunması, davacı alacaklının tazminat istemini dava dilekçesinde açıkça talep etmiş olması ve takip konusu alacağın miktarının belli (likit) olması dikkate alınarak borçlunun itirazının haksız olması nedeniyle asıl alacağın takip tarihindeki TL karşılığının %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiştir." gerekçesi ile, ''Davanın kabulü ile davalı tarafından İstanbul 18. İcra Müdürlüğünün ... sayılı icra dosyasına yöneltilen itirazın 7.455,97 Usd asıl alacak yönünden iptaline ve takibin bu miktar üzerinden devamına, asıl alacağın takip tarihindeki TL karşılığının %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin değerlendirmesinde uyuşmazlıkta 3 farklı sonuca ulaşılabileceğinden bahsettiğini, devamında bu 3 farklı sonuç içerisinde en olmayacak olanını esa alarak karar oluşturduğunu, davacı tarafın faturaya dayalı cari hesaptan kaynaklı bakiye alacağın tahsili iddiası ile başlattığı icra takibine müvekkil şirketin itiraz etmesi üzerine haksız ve hukuka aykırı iddialarla açtığı itirazın iptali ve takibin devamını talep ettiği bir dava olduğunu, Müvekkil firma ile davacı taraf arasında paslanmaz çelik ürünlerinin alımı hususunda sözleşme akdedildiğini, işbu sözleşmede belirtilen ürünlerin müvekkil firmaya teslim edilmiş olduğunu, bedelinin de müvekkil şirket tarafından ödendiğini, davacının satış bedelinin ödeme tarihindeki kur farkını da talep ettiğini, müvekkilin ödemeleri çek ile yapması nedeniyle davalı tarafından kur farkı talep edilmesi mümkün olmamakla birlikte, söz konusu fark için herhangi bir vade farkı faturası da düzenlemediğini, Taraflar arasındaki sözleşmede bedel yabancı para cinsinden kararlaştırılmışsa da, davacı tarafın alacağının tahsili için davalıdan Türk Lirası çekleri almış olduğunu, çekin de bir ödeme aracı olması nedeniyle çek üzerindeki tahsil tarihi itibariyle herhangi bir kur farkı talep edemeyeceğini,Dosyadan alınan raporda bilirkişinin somut olaydaki bu durumu tespit ederek müvekkilin ödemeleri çek ile yapmış olması karşısında, çek ile yapılan kısımlar yönünden kur farkı talep edilemeyeceği kanaatini bildirdiğini, bu hususa ilişkin Yargıtay Kararlarını da raporuna eklediğini, yerel mahkemenin bu hukuki gerçeği gözardı ederek karar oluşturduğunu ve kararın kaldırılması gerektiğini, Yerel mahkemenin kararına dayanak yaptığı bilirkişi raporunda, 1 no'lu terditli değerlendirmesinin usul ve yasaya uygun olduğunun kabulünün gerektiğini, buna karşılık yerel mahkeme gerekçeli kararda "Davalı cari hesap borcuna mahsuben belirli aralıklarla TL bazında çekle kısmi ödemeler yapmışsa da, yapılan ödemeler taraflar arasındaki cari hesap borcunu kapatmadığı gibi davalı tarafından teslim edilen çeklerin bir çoğunun karşılıksız kalması üzerine çek bedelleri EFT ile davacıya ödenmiştir." şeklinde bir değerlendirmeyi kararına dayanak yaptığını, halbuki bunun tamamen soyut ve doğru olmayan bir tespit olduğunu, çeklerin tamamının davacı tarafından herhangi bir ihtirazi kayıt olmadan tahsil edildiğini, çekin bir ödeme vasıtası olması karşısında Türk Lirası üzerinden çek kabul eden davacının artık kur farkı talep edemeyeceğini, yerel mahkemenin değerlendirmesinin hatalı olduğunu, bu değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmiş olmasının da haksız olduğunu, Kur farkı iddiasını kabul etmemekle birlikte; aksi değerlendirmede dahi müvekkilin davacı tarafa verdiği çeklerin teslim tarihinin esas alınması gerektiğini, karara esas alınan raporunda bilirkişinin davacının kur farkı iddiasına karşı terditli olarak yaptığı değerlendirmede 2 farklı hesaplama yaptığını, bunların "ödeme tarihindeki kur üzerinden" ve "çeklerin teslim tarihindeki kur farkı üzerinden" yapılan hesaplama olduğunu, bu değerlendirme ve hesaplamanın somut olaya uygulanamayacağını, çünkü dava konusu olayda ödemelerin çek ile yapıldığını, çeklerin ise ödendiği tarih değil, teslim edildiği tarihi kurunun esas alınması gerektiği konusunda tereddüt olmadığını,Çeklerin ödeme tarihi değil, teslim tarihindeki kur üzerinden hesaplama yapılabileceğinin Yerleşik Yargıtay İçtihatları ile de ortada olduğunu, dosyadaki raporda bilirkişinin bu yönde de bir değerlendirme yapıldığını ve "çeklerin teslim tarihinin esas alınması" halinde ancak 2.249,17,-USD asıl alacak olabileceğini kabul ettiğini, davacının kur farkı talep edemeyeceği konusunda yerel mahkemenin aksi yönde karar oluşturduğunu, haksız ve hatalı karar tanzim edildiğini, Davacı tarafından düzenlenen ve müvekkile gönderilen herhangi bir "kur farkı faturası" bulunmadığını, bu haliyle de kur farkı talep etmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, ayrıca Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği'nin "III/A/5.3.Kur Farkları" başlıklı bölümünün ikinci ve üçüncü paragrafında, lehine kur farkı doğan KDV mükelleflerinin (satıcı / alıcı) kur farkları için fatura düzenlemesi gerektiğinin belirtildiğini, fatura düzenlemeyen davacının kur farkı talebinin haksız olduğunu, Sonuç olarak davacı tarafın kendisine TL çek ile ödeme yapan müvekkilden kur farkı talep hakkı bulunmadığını, yerel mahkemenin aksi yöndeki kararının haksız ve mesnetsiz olduğunu, yerel mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini, kur farkı talep edilemeyeceğini, tahsilat ve ödemelerin TL olarak yapılması gerektiği yönündeki değerlendirmenin esas alınması, bu doğrultuda davanın reddine karar verilmesi, aksi kanaat halinde ise müvekkil şirketin davacıya teslim ettiği çeklerin teslim tarihlerinin esas alınarak değerlendirmenin esas alınması ve bu şekilde karar oluşturulması gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, bakiye fatura alacağının tahsili talebiyle başlatılan icra takibine vâki itirazın iptali istemine ilişkindir.Mahkemece, davanın kabulüne, karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Davacı tarafça, davaya konu icra takibi ile ... nolu 03/03/2020 tarihli 10.219,51 USD miktarlı faturadan kaynaklı bakiye 7.455,97 Usd asıl alacak + 377,47 TL faiz olmak üzere toplam: 7.833,44 Usd alacağın tahsili talebiyle ilamsız icra takibi başlatıldığı, takibe itiraz üzerine 7.455,97-USD asıl alacak yönünden itirazın iptali ile takibin bu miktar üzerinden devamına karar verilmesi talebiyle eldeki dava açılmıştır.Somut olayda, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 2018 yılında başladığı , davacının ticari ilişki süreci boyunda davalıya 12 adet 896.244,78 TL karşılığı 136.377,63 USD bedelli faturaların düzenlendiği, bu faturaların tarafların ticari defterlerinde kayıtlı olduğu bilirkişi raporunda tespit edilmiştir.Davacı tarafça ibraz edilen tarafların kaşe ve imzalarının bulunduğu 26/02/2020 tarihli satış sözleşmesi başlıklı sözleşmede, bakiye borcun 63.893 USD olduğunun açıkça belirtildiği, davaya konu faturanın bu sözleşme tarihinden sonra düzenlendiği, davacı taraf somut davasını, davalıya kestiği 03.03.2020 tarihl, 63.671,64 TL karşılığı, 10.219,51 USD tutarlı faturasına dayandırmaktadır. Davacı bu faturayı davalıya kestiğinde cari hesap olarak fatura ile birlikte davalıdan 74.112,71 USD alacaklı olduğunu yardımcı defterlerine kayıt etmiştir. Bu durumda davaya konu 10.219,51 USD miktarlı fatura bedeli davacı cari hesabından çıkartıldığında (74.112,71 - 10.219,51= ) 26/02/2020 tarihli satış sözleşmesinde belirtilen 63.893,2 USD cari hesap borcunu verdiği anlaşılmıştır. 26/02/2020 tarihli satış sözleşmesinde ödeme şeklinin 150 gün vadeli olduğu belirtilmiştir. Sözleşmenin 13 maddesinde ise ;'' Kur farkı tarafınıza aittir.Satış şekli döviz bazında olduğu için fatura ödemesininin USD olarak yapılması gerekmektedir. TL olarak ödeme; ancak ödemeyi yapacağınız vade tarihinde; ... BANKASI VE VA ... BANKASI DÖVİZ SATIŞ KURU, SAAT 11:00 De belirli olduktan sonra. 13:00 a kadar havale edilip, hesaplarımıza geçmesi halinde kabul edilebilecektir.döviz alımlarında %0,1 vergi eklenir,'' hükmünün düzenlenmiştir.Yukarıdaki tespitlere göre, 26/02/2020 tarihli satış sözleşmesinin imzalandığı tarih itibariyle davacının cari hesaptan kaynaklı davalıdan 63.893 USD alacaklı olduğu davalının da kabulünde olduğu anlaşılmıştır. Davaya konu fatura tarihinden sonra davalı tarafından davacıya 10.08.2020 'de 100.000,00 TL. , 03.09.2020'de 37.000,00 TL., 07.09.2020'de 40.000,00 TL., 14.09.2020'de 23.000,00 TL. Ödemenin eft ile yapıldığı, 16.10.2020 tarihli çek ile de 200.000 TL. Ödeme olmak üzere toplam 400.000 TL ödeme yapılmıştır. Davalı tarafından yapılan ödemelerin hangi borca ilişkin yapıldığına dair ödeme makbuzlarında herhangi bildirimde bulunulmamıştır. Bu durumda TBK. 102 madde uyarınca muaccel borç için yapıldığının kabulü gerekmektedir. Buna göre ödemelerin öncelikle taraflarında kabulünde olan cari hesaptaki borçtan mahsup edilmesi gerekmektedir. Davalı tarafça ticari ilişkinin başlangıcından itibaren bir kısım ödemelerin de yine çek ile yapıldığı, davacı tarafça çek ile yapılan ödemelerin de ödeme tarihlerindeki kur üzerinden USD'ye çevrilip cari borçtan mahsup edildiği, taraflar arasındaki 26/02/2020 tarihli satış sözleşmesinde 63.893 USD cari hesap borcunun olduğu davalı tarafça da kabul edilip imzaladığından, davalı tarafça çekle yapılan ödemelerinde davacı tarafça ödeme tarihlerindeki kur üzerinden USD'ye çevrilip borçtan mahsup edilmesine davalının da kabulünde olduğu, ayrıca taraflar arasındaki sözleşmede ödemenin USD olarak yapılacağı, TL. Olarak ödeme yapılması halinde ise kur farkı ödemesinin davalı alacaklıya ait olduğu açıkça belirtildiğinden, dava konusu fatura tarihinden sonra davalı tarafça çekle yapılan ödemenin de taraflar arasındaki uygulama ve sözleşmenin 13. Maddesi de gözetilerek çekin vade tarihindeki kur üzerinden USD'ye çevrilerek cari hesap borcundan mahsup edilmesi yerinde görülmüştür. Bu tespitler doğrultusunda yapılan hesaplama sonucunda davacının takip tarihi itibariyle davalıdan 7.455,97 USD alacaklı olduğunun kabulü gerekmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, ilk derece mahkemesince gerekçesi yazılmak suretiyle hüküm kurulduğu da gözetildiğinde; mahkemenin kabul ve gerekçesine göre davalı vekilinin mahkemenin kabulüne yönelik tüm istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Sonuç itibariyle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 4.390,31 TL istinaf karar harcından istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 959,36 TL harcın mahsubu ile bakiye 3.430,95 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden davalı üzerinde bırakılmasına,
5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,
6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 22/01/2026 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.