Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1176 E. 2026/2290 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/1176
Karar No
2026/2290
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2023/1176 KARAR NO : 2026/2290

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 22/03/2023 NUMARASI : 2022/630 Esas 2023/217 Karar DAVA : İTİRAZIN İPTALİ KARAR TARİHİ : 15/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ:15/10/2026

İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/603 Esas ve 2023/217 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı alacaklı müvekkil tarafından davalı şirketten cari hesap alacağının tahsili amacı ile karşı taraf davalı-borçlu şirket aleyhine İzmir 20.İcra Müdürlüğü'nün 2021/10949 esas sayılı icra takip dosyası ile icra takibine başlandığı, takibe ilişkin ödeme emri borçlu şirkete tebliğ edildiği davalı borçlu tarafından borca itiraz edildiği, İzmir 20.İcra Dairesinin kararı ile itiraz üzerine takibin durduğu, davalı borçlu şirket tarafından tapılan itirazın haksız, yersiz ve hukuka aykırı olup makul ve kabul edilebilir bir tarafı bulunmadığı, bu nedenle itirazın borcun tamamı bakımından iptali haksız ve yersiz itiraz nedeniyle duran icra takip işlemlerinin de devamı gerektiğini belirterek itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP VE SAVUNMA: Davalıya dava dilekçesi tebliğ edilmiş davalı davaya cevap vermemiştir. DAVA: Dava cari hesaptan kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla girişilen icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. DELİLLER: -Ticaret Sicil Müdürlüğünün 22/11/2022 tarihli yazısı ve eki, -İzmir 20 İcra Müdürlüğünün 2021/10949 sayılı takip dosyası, -.... Bankası A.Ş nin 23/01/2023 tarihli yazısı ve eki, - Bilirkişi ...'ın 28/12/2022 tarihli raporu. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır. İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre; i) İlamsız takip yapılmış olması, ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi, iii) İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir. Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-1663 E., 2021/1070 K. sayılı kararında da değinilmiştir. Dava yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi gereğince ispat yükü, Kanun’da özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir. Bu açıklamalar göstermektedir ki, itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. Yukarıda yapılan açıklamalar ve tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde; davacının, davalı aleyhinde ticari satım sözleşmesinden kaynaklanan cari hesap alacağına istinaden İzmir 20. İcra Dairesi'nin 2021/10949 esas sayılı dosyasında 76.000,32 TL asıl alacak, 32.297,02 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 108.297,34 TL alacak üzerinden takip başlattığı, ödeme emrinin davalı borçluya 19/10/2021 tarihinde tebliğ edildiği, davalı borçlunun 25/10/2021 tarihinde yasal süresi içerisinde borca ve ferilerine itiraz ettiği, aynı tarihte icra müdürlüğünce takibin durdurulmasına karar verildiği, takibin durduğu, davalı borçlunun takibe itirazı üzerine davacının iş bu itirazın iptali davasını ikame ettiği ve davalının itirazının takibe konu asıl alacak ve ferileri üzerinden iptalini talep ettiği, davacının ticari satım sözleşmesi kapsamında davalıdan alacağının bulunduğu ve takibe yapılan itirazın haksız olduğunu iddia ettiği, davalının ise davaya cevap vermediği, duruşmalara katılmadığı, bunun yasal sonucu olarak davacının iddialarını inkar etmiş sayıldığı, taraflar arasında ticari satım ilişkisi bulunup bulunmadığı, davacının bu ilişki kapsamında alacaklı olup olmadığı, alacaklı ise alacaklı olduğu miktarın ne kadar olduğu, takipte talep edilen faiz oranının uygun olup olmadığı ve takibe yapılan itirazın haksız olup olmadığı hususlarında ihtilaf bulunduğu anlaşılmıştır. Her iki tarafı tacir olan ve tarafların ticari işletmesini ilgilendiren, ticari satımdan kaynaklanan nispi ticari dava niteliğindeki uyuşmazlıkta mahkememizin görevli olduğu belirlenmiştir. Mahkememizce taraflar arasında ticari ilişki olup olmadığı, ilişki var ise bu ilişkinin ticari defterlere ne şekilde yansıdığı hususunda taraf defterlerinin bilirkişi tarafından incelenmesine karar verildiği, bu kapsamda taraflara dava konusu uyuşmazlığa ilişkin olarak 2018-2019-2020-2021 ve 2022 yıllarına ait ticari defter ve kayıtlarını sunmak veya bulunduğu yeri bildirmek üzere 2 haftalık kesin süre verildiği, kesin sürenin sonuçlarının ihtar edildiği, davacı vekilinin ticari defter ve kayıtların bulunduğu adresi bildirdiği, davalının ise kendisine yapılan usulüne uygun tebliğe rağmen ticari defter ve kayıtlarını sunmadığı, bulunduğu yeri bildirmediği, bu nedenle mahkememizce davacı ticari defter ve kayıtları üzerinde mahalinde inceleme yapılması için dosyanın bilirkişiye tevdi edildiği, bilirkişinin 28/12/2022 tarihli raporunda, davacının davaya konu uyuşmazlık dönemine ilişkin defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, kendisi lehine delil vasfına sahip olduğu,taraflar arasında açık hesap ilişkisi bulunduğu, takip tarihine kadar davacı tarafından davalıya 9 adet fatura karşılığında 112.000,32 TL lik satış yapıldığı, davalı tarafından 42.000,00 TL ödeme yapıldığı, davacının kendi defterlerine göre takip tarihi itibariyle davalıdan 70.000,32 TL alacaklı olduğu ancak davacı tarafından 21/01/2019 tarihli 6.000,00 TL lik EFT'nin mükerrer olarak kaydedildiği bilgisinin verildiği, mükerrer olarak yapılmış olan kayıt yönünden takdirin mahkemeye ait olduğu yönünde görüş ve kanaat bildirildiği görülmüştür. 6100 sayılı HMK'nun 222.maddesine göre ticari defterlerin delil olarak kabul edilebilmesi için kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamasının şart olduğu, ayrıca bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerin sahibi veya halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunların aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defter ve kayıtlarını ibraz etmemesi yahut defter ve kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerler ile ispatlanmamış olması gerektiği, diğer tarafın anılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi halinde ticari defterlerin sahibi lehine delil olarak kullanılamayacağı, bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtların birbirinden ayrılamayacağı, açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtları birbirini doğrulamayan ticari defter ve kayıtların sahibi aleyhine delil olacağı, somut uyuşmazlıkta davacı defter ve kayıtları üzerinde yapılan incelemede, davacının defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, kendisi lehine delil vasfına sahip olduğu, davacının defterlerine göre takip tarihi itibariyle 70.000,32 TL tutarında davalıdan alacaklı olduğu, davalının ise usulüne uygun ihtarata rağmen ticari defter ve kayıtlarını mahkememize sunmadığı ve bulunduğu yeri bildirmediği, bu halde ispat külfetinin yer değiştirdiği, 6100 sayılı HMK'nın 222/3. maddesi uyarınca usulüne uygun yapılan ihtarata rağmen defter ve kayıtlarını sunmayan davalının davacının defter kayıtlarının aksini yani takip ve davaya dayanak cari hesap içeriğine konu mal veya hizmetin kendisine teslim edilmediğini veya mal veya hizmet bedelinin ödendiğini ispat etmesi gerektiği, davalının dosya kapsamı itibariyle herhangi bir ispat vasıtası sunmadığı, bu halde davalının karşı ispat yükümlülüğünü yerine getirmediği, her ne kadar davacı tarafından ticari defterlerinde bulunan 21/01/2019 tarihli 12.000,00 TL' lik davalı ödemesinin gerçeği yansıtmadığı, davalı tarafından anılan tarihte 6.000,00 TL ödeme yapıldığı halde bu ödemenin mükerrer kaydedildiği ileri sürülmüş ise de, davacının kendi defterlerinin usulüne uygun tutulmasından sorumlu olduğu, kendi defterlerindeki kaydın geçersizliğini ileri süremeyeceği, davacının iddiasını ve taraflar arasındaki temel ilişki ile takip ve dava konusu asıl alacağının 70.000,32 TL'lik kısmı yönünden varlığını ispat ettiğinin kabulü gerektiği, yine her ne kadar davacı tarafından takip öncesi işlemiş faiz talep edilmiş ise de 6098 sayılı TBK'nun 117.maddesi uyarınca borçlunun alacaklının ihtarı ile temerrüde düşeceği, ayrıca borcun ifa edileceği günün taraflarca birlikte belirlenmesi veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri tarafından usulüne uygun bildirimde bulunması suretiyle belirlenen günün geçmesi ile temerrüdün gerçekleşeceği, somut uyuşmazlıkta davacının davalıyı temerrüde düşüren bir bildirimi olmadığı gibi temerrüt tarihinin taraflarca birlikte kararlaştırıldığı veya sözleşmeden kaynaklanan bir hakka dayanarak davacı tarafından belirlendiğinin de davacı tarafından ortaya konulamadığı, bu nedenle davalının takip ile temerrüde düştüğünün kabulü gerektiği, tarafların tacir olmasına göre davacı tarafından talep edilebilecek faizin avans faizi olduğu, mahkememizce alınan bilirkişi raporunun usul ve yasa ile dosya kapsamına uygun, gerekçeli, denetime ve hükme esas alınmaya elverişli olduğu, ayrıca uyuşmazlığa konu alacak miktarı likit olduğundan davacının icra inkar tazminatı talebinin yasal şartlarının oluştuğu..." gerekçesi ile, davanın KISMEN KABULÜ ile İzmir 20. İcra Müdürlüğü'nün 2021/10949 Esas sayılı takip dosyasına davalı borçlu tarafından yapılan itirazın kısmen iptali ile takibin 70.000,32.TL asıl alacak ve asıl alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte DEVAMINA, fazlaya ilişkin talebin REDDİNE, 70.000,32.TL alacak üzerinden %20 oranında hesaplanan 14.000,06.TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, dosyada gerekçeli kararın tebliğine ilişkin tebligat hariç tüm tebligatların ...'nin kayıtlarda mevcut adresi olan .... mahallesi ....Bulvarı No:... Bayraklı/İzmir adresine yapıldığını, Yerel Mahkemece verilen karara ilişkin gerekçeli karar ise 04.02.2021 tarihli 10260 sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiği üzere Tasfiye Sürecine giren ve tasfiye memuru olarak ...'nın atandığı açık olması nedeni ile Tasfiye memuru sıfatıyla ...'ya yapıldığını, Tasfiye Memurunun ancak bu tebligat kendisine ulaştıktan sonra temsilcisi olduğu şirket aleyhine dava açıldığını öğrendiğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.10.2008 tarih 2008/12-536 Esas 2008/574 karar sayılı ilamında da; "Tasfiye sonuçlanıp sicil kaydı silininceye kadar tasfiye amacı ile sınırlı olarak şirketin tüzel kişiliğinin de devam edeceği tasfiye memurlarınca yapılamayan zorunlu işlerle sınırlı olmak üzere şirketin organlarının da faaliyetlerini sürdüreceği tartışmasızdır. Kuşkusuz bu durumda şirketi tasfiye memurları temsil edeceği gibi şirketin ticaret ünvanı önüne “Tasfiye Halinde” sözcükleri eklenerek kullanılır. Bu düzenlemenin sonucu olarak tasfiye haline giren şirket aktif ve pasif dava ehliyetini koruduğu gibi, ticari mümessil ile tasfiye amacı dışında işlere yetki veren vekillerin yetkileri hariç diğer vekillerin vekalet görevi ile daha önceden imzalanmış sözleşmelerden kaynaklanan şirket yükümlülükleri de aynen devam eder. Şirketi tasfiye memurları temsil ettiğinden tasfiye halindeki şirkete ilişkin dava ve takiplere ilişkin tebligatların da tasfiye memur yada memurlarına yapılması gerekir.", Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 16.05.2018 tarih 2015/19780 Esas, 2018/12763 Karar sayılı kararında; "Somut olayda; 26.03.2015 tarihinde açılan davada taraf olarak yer alan borçlu şirkete, dava dilekçesi ve gerekçeli karar takip dayanağı işçilik alacaklarına ilişkin ilamda yer alan vekili aracılığı ile tebliğ edilmiş ise de; Antalya Ticaret Sicil Müdürlüğü’nün 09.06.2015 tarihli cevabi yazısında Antalya 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/228 Esas sayılı kararı ile borçlu şirkete tasfiye memuru olarak ….’in atandığı, anılan bu hususun 09.03.2015 tarihinde resen tescil edildiği belirtilmiştir.Yukarıda açıklandığı üzere tasfiye halindeki şirketin temsilcisi tasfiye memuru olup, bu durumda Mahkemenin dava dilekçesini tasfiye memuruna tebliğ ettirerek taraf teşkilini sağlaması gerekirken, vekalet görevi sona eren davalı şirket vekiline yapılan tebligatla yetinmesi usul ve yasaya aykırıdır.", Danıştay 7. Daire'nin 12.02.2002 tarih 2000/6448 Esas 2002/508 karar sayılı kararında ise; "Bu durumda, 20.11.1990 tarihi itibarıyla tasfiye kurallarına tabi olan şirket hakkında yapılan tarhiyatlara ilişkin vergi ve ceza ihbarnamelerinin, şirketin tasfiyeye girdiği tarihten sonra, tasfiye memuru ...'e Ticaret Sicil Gazetesi'nde gösterilen ... adreste tebliğ edilmesi gerektiğinden; bu adreste tebliğ yoluna gidilmeden, ihbarnamelerin ilanen tebliğinden ve kamu alacağının tahsil edilebilir hale geldiğinden bahisle ödeme emri düzenlenmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Dolayısıyla ödeme emirlerinin iptali yolundaki mahkeme kararında isabetsizlik görülmemiştir." şeklindeki yerleşik yargı kararları dikkate alındığında yerel mahkemede yapılan yargılamanın dava dilekçesinin, tensip zaptının, duruşma gününün, ticari defterleri sunma kararının, bilirkişi raporunun tebliğine ilişkin tüm tebligatların hukuka ve yukarıda belirtilen Yargı kararlarına açıkça aykırılık teşkil etmekte olduğunu, Yerel Mahkemece usulüne uygun olmayan tebligatlar irdelenmeden, müvekkil şirketin tasfiye sürecinde olduğu açık olmasına rağmen, bu durum yok sayılarak görevli tasfiye memuruna hiç tebligat çıkarılmadan yapılan yargılamanın Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sında güvence altına alınan adil yargılama hakkı ile dinlenme hakkının açık ihlali anlamını taşımakta olduğunu, usulüne uygun olarak yapılacak tebligat sonucunda müvekkili şirketin savunma yapma ve kayıtlarını sunma hakkı tanınarak yapılacak inceleme sonucunda karar verilmesi gerektiğini, müvekkili şirket ile davacı arasında toplam 42.000-TL bedelli alışverişe ilişkin sözlü anlaşma yapıldığını, anlaşmaya istinaden alışverişin tamamlandığını, alışverişe ilişkin bedelin 30.000-TL bedelli çek ile, 12.000-TL'si ise banka havalesi ile davacı şirkete gönderildiğini, müvekkili şirketçe davacı ile başkaca bir alışveriş yapılmadığını, davacı şirket tarafından kesildiği belirtilen faturaların müvekkili şirkete gönderilmediğini, tebliğ edilmediğini, müvekkili şirketin bilgisi haricinde kesilen ve sadece davacı şirketin ticari kayıtlarının incelenerek hazırlanan bilirkişi raporu doğrultusunda verilen kararın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, kabul anlamına gelmemek üzere davacının tebliğ edilmeyen faturalara ilişkin fatura kesim tarihinden itibaren faiz işletmesinin de iyiniyetli olmadığının açık göstergesi olduğunu, müvekkili şirketin 04.02.2021 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi nüshasında da görüldüğü üzere tasfiye aşamasına başladığını 09.02.2021, 17.02.2021 ve 25.02.2021 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi ilanları ile tasfiye işlemlerine başlandığını, Türk Ticaret Kanunu'nun 541. maddesi gereğince alacaklıların ellerindeki belgeler ile birlikte tasfiye memuruna başvurması ilan edilmiş olmasına rağmen davacı tarafın hiçbir başvuruda bulunmadığını, Kanun gereğince zorunlu bulunan 3. ilandan sonra yine yasal düzenleme olan 6 aylık süre geçtikten yaklaşık 2 ay sonra icra takibine başlanıldığını, davacının Ticaret Sicil Gazetesinde yapılan ilanlara rağmen başvuruda bulunmayarak alacağın varlığı noktasında herhangi bir bildirimde bulunmadığını, icra inkar tazminatına hükmedilmesinin hatalı olduğunu, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, cari hesap alacağının tahsili için yapılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.03.2007 tarih ve 2007/8-161 E., 2007/155 K. sayılı kararı ile de belirtildiği üzere adil yargılanma ve dinlenilme hakkının bir gereği olarak hakim, taraflara duruşmalarda hazır bulunmak, iddia ve savunmalarını bildirmek için imkan vermeli, tarafları usulüne uygun bir biçimde duruşmaya davet etmelidir. Fakat tarafların kendilerine tanınan bu imkana rağmen, duruşmaya gelmek zorunluluğu yoktur. Hukuk davalarında duruşmaya gelmemenin müeyyidesi, dava dosyasının işlemden kaldırılması veya yargılamaya gelmeyen tarafın yokluğunda devam edilmesidir. Dava ile ilgili olan kişilerin davaya ilişkin bir işlemi öğrenebilmesi için, tebligatın usulüne uygun olarak yapılması, duruşma gün ve saatinin muhataba bildirilmesi gerekmektedir. Duruşma günü ile tebligatın çıkarıldığı tarih arasında makul bir süre olmalıdır. Aksi takdirde tarafların hukuksal dinlenme ve savunma hakkı kısıtlanmış olur. AİHM'ye göre de iç hukuktaki duruşmada hazır bulunma hakkını kullanıp kullanmamaya karar verecek olan davanın bir tarafına, duruşmaya katılma imkanı verecek şekilde duruşmanın bildirilmemesi, silahlarda eşitlik ve çekişmeli yargılama ilkelerini özünden yoksun bırakır. HMK’nın 27’nci maddesi uyarınca; "(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. (2) Bu hak; a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b) Açıklama ve ispat hakkını, c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir". Hemen belirtilmelidir ki yargılama hukukunun temelini teşkil eden en önemli ilkelerden olan hukuki dinlenilme hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 6. maddesinde düzenlenen Adil Yargılanma Hakkı’nın da en önemli unsurudur. Hukuki dinlenilme hakkı çoğunlukla "iddia ve savunma hakkı" olarak bilinmektedir. Ancak bu hak iddia ve savunma hakkı kavramına göre daha geniş ve üst bir kavramdır. Hakkın temel unsurları maddede tek tek belirtilmiş, böylece uygulamada bu temel yargısal hak konusundaki tereddütlerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Bunlardan ilki “bilgilenme hakkı” dır. Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerek karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Hak sahibinin kendisi ile ilgili yargılama ve yargılamanın içeriği hakkında tam bir şekilde bilgi sahibi olması sağlanmalıdır. Tarafın bilgi sahibi olmadığı işlemler, belge ve bilgiler yargılamada esas alınamaz. Bilgilenmenin şekli bakımından, hukuki dinlenilme hakkına uygun davranılmalı, ilgilinin bilgilenmesi şeklen değil, gerçek anlamda sağlanmaya çalışılmalıdır. Bu hakkın ikinci unsuru, açıklama ve ispat hakkıdır. Taraflar, yargılamayla ilgili açıklamada bulunma, bu çerçevede iddia ve savunmalarını ileri sürme ve ispat etme hakkına sahiptirler. Her iki taraf da bu haktan eşit şekilde yararlanırlar. Bu durum "silahların eşitliği ilkesi" olarak da ifade edilmektedir. Adil yargılanma kavramı, kural olarak, aynı zamanda bir davanın taraflarının gösterilen deliller veya sunulan mütalâalar hakkında bilgi sahibi olması ve bunlarla ilgili görüş bildirmesi hakkını da içinde barındırır (Lobo Machado-Portekiz ve Vermeulen-Belçika davaları, 20 Şubat 1996 tarihli kararlar, Reports 1996-I, sırasıyla s. 206 paragraf 31 ve s. 234 paragraf 33). Bu hakkın üçüncü unsuru, tarafların iddia ve savunmalarını yargı organlarının tam olarak dikkate alıp değerlendirmesidir. Bu değerlendirmenin de kararların gerekçesinde yapılması gerekir. Bilindiği üzere hukuk yargılamasına dair kurallar, yargılamanın düzenli yapılması ve hakkın olabildiğince çabuk elde edilmesi amacını gerçekleştirmek için getirilmiştir. İşte hakkın elde edilmesi için birer araç olan bu kurallar amaca uygun somut bir görevin varlığı hâlinde uygulama alanı bulurlar. Aksi hâlde, araçla ulaşılması istenilen amaç arasında gerçek ve esaslı bağın bulunmaması anlamsızlığı (şekilcilik) ortaya çıkarır. Mahkemelerin amacı, ne olursa olsun uyuşmazlıkları ortadan kaldırmak değil, pozitif hukukun ölçüsünde, hakkı belirleyerek sonuca ulaşmaktadır. Bu sebeple geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen usul kuralları, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalıdır. "...01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 539/3 maddesi hükmü gereği tasfiye halindeki şirketi, tasfiye ile ilgili konularda mahkemelerde ve dış ilişkide tasfiye memurları temsil eder. Tebligat Kanunu’nun 11 / 3 maddesi hükmü gereği de kanuni mümessilleri bulunanlara veya bulunması gerekenlere yapılacak tebligat, kanunlara göre bizzat kendilerine yapılması icap etmedikçe bu mümessillere yapılır. Somut olayda; 26.03.2015 tarihinde açılan davada taraf olarak yer alan borçlu şirkete, dava dilekçesi ve gerekçeli karar takip dayanağı işçilik alacaklarına ilişkin ilamda yer alan vekili aracılığı ile tebliğ edilmiş ise de; Antalya Ticaret Sicil Müdürlüğü’nün 09.06.2015 tarihli cevabi yazısında Antalya 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/228 Esas sayılı kararı ile borçlu şirkete tasfiye memuru olarak ....’in atandığı, anılan bu hususun 09.03.2015 tarihinde resen tescil edildiği belirtilmiştir.Yukarıda açıklandığı üzere tasfiye halindeki şirketin temsilcisi tasfiye memuru olup, bu durumda Mahkemenin dava dilekçesini tasfiye memuruna tebliğ ettirerek taraf teşkilini sağlaması gerekirken, vekalet görevi sona eren davalı şirket vekiline yapılan tebligatla yetinmesi usul ve yasaya aykırıdır. Mahkemece yapılması gereken iş, davalı şirket tasfiye memuruna yöntemine uygun şekilde dava dilekçesini tebliğ ettirip taraf teşkilini sağladıktan sonra işin esası hakkında bir karar vermekten ibaret olup, taraf teşkili sağlanmadan verilen hükmün bozulması gerekmiştir..." (Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 16.05.2018 tarih ve 2015/19780 Esas 2018/12763 Karar sayılı ilamı) Yukarıdaki açıklamalar ve Yargıtay içtihadı ışığında; somut uyuşmazlıkta, davalı şirketin 04.02.2021 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edilerek tasfiye sürecine girdiği ve tasfiye memuru olarak ....'nın atanmasından dolayı 16.08.2022 tarihinde açılan eldeki davada dava dilekçesinin davalı şirket adına tasfiye memurunun adresine tebligat yapılarak usulüne uygun taraf teşkilinin sağlanması varsa savunma ve delilleri değerlendirildikten sonra varılacak olan sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken mahkemece usulüne uygun taraf teşkili sağlanmadan eksik inceleme sonucunda yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, doğru görülmemiştir. Bu itibarla, davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf kanun yolu başvurusunun kabulü ile yerel mahkemece verilen kararın 6100 sayılı HMK’nın 355 ve 353/(1)-a-4.ve 6. maddeleri uyarınca kaldırılmasına, kararın kaldırılma sebep ve şekline göre davalı vekilinin sair istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun KABULÜ ile İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22/03/2023 tarih ve 2022/630 Esas 2023/217 Karar sayılı hükmünün 6100 sayılı HMK'nun 355 ve 353/(1).a.4.ve 6. maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, 2-Dosyanın HMK 353/(1)-a maddesi gereğince Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, 3-Kararın kaldırılma sebep ve şekline göre davalı vekilinin sair istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 4-İstinaf başvurusuna konu kararın kaldırılması nedeniyle başvuru sırasında alınan peşin harcın başvuru sahibi davalıya iadesine, 5-İstinaf başvurusu aşamasında başvuru sahibi davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin mahkemesince verilecek nihai kararla hüküm altına alınmasına, 6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından istinaf kanun yoluna başvuran davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 7-Kararın taraflara tebliği, harç ve gider/delil avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK’nın 353/(1)-a maddesi gereğince kesin olmak üzere 15/10/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/1176, K. 2026/2290, T. 15.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-1176-e-2026-2290-k-411bda80071b