Bölge Adliye Mahkemesi · İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi 2022/518 E. 2024/1397 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Daire
- İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2022/518
- Karar No
- 2024/1397
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2022/518 KARAR NO : 2024/1397
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 07/05/2019 (Dava) - 23/09/2021 (Karar) NUMARASI : 2019/579 Esas - 2021/742 Karar DAVA : Manevi Tazminat BAM KARAR TARİHİ : 03/10/2024 KARAR YAZIM TARİHİ : 03/10/2024 İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23/09/2021 tarihli 2019/579 Esas ve 2021/742 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 12/11/2017 tarihinde davalı ...'ın sevk ve idaresindeki ... plakalı aracın yaya konumundaki ...'e çarparak ölümlü ve maddi hasarlı trafik kazası yaptığını, kaza neticesinde davacının oğlu ...'in vefat ettiğini, kazada davalının kusurlu olduğunu, ilgili aracın diğer davalı sigorta şirketine kasko sigorta poliçesi ile sigortalı olduğundan bahisle davanın kabulüne, 100.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı ... AŞ vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, yetkili mahkemelerin İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu, kaza tespit tutanağında müteveffanın asli kusurlu olarak görüldüğünü, poliçede davalının manevi tazminat sorumluluğunun poliçe limitinin %50'sine kadar olduğunu, talep edilen manevi tazminatın fahiş olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, yetkili mahkemelerin İzmir Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu, ceza dosyasında alınan adli tıp kurumu raporunda müteveffanın asli kusurlu olduğunun tespit edildiğini, manevi tazminatın koşullarının irdelenmesi gerektiğini, zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerektiğini, zenginleşme sonucu doğuracak şekilde yüksek miktarda manevi tazminata hükmedilmemesi gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : Mahkemece, ''...dava konusu trafik kazasının oluşumunda davacının ölen oğlu ...'in %75 oranında asli kusurlu, davalı sigortalı araç sürücüsü ...'ın ise %25 oranında tali kusurlu olduğu mahkememizce kabul edilmiş olup, bu kapsamda dava konusu trafik kazası sonucunda davacının oğlu olan ...'i kaybetmiş olması nedeniyle duyduğu elem ve üzüntüden dolayı her iki davalıdan manevi tazminat talep edebileceği sonucuna varılmış olup, bu kapsamda tarafların ekonomik-sosyal durumlarının araştırılması için yazılan yazılara verilen cevaplar ve tüm dosya kapsamı belgelerin birlikte değerlendirilmesi neticesinde davacının manevi tazminata ilişkin davasının kısmen kabulüne karar verme gereği doğmuş olup...'' gerekçesiyle; ''...Davanın KISMEN KABULÜNE, 25.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 12.11.2017 tarihinden itibaren (davalı sigorta şirketi açısından 08.09.2018 tarihinden itibaren) işletilecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin yerinde görülmediğinden reddine...'' şeklinde karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; aklı ve yerinde itirazlarına rağmen İTÜ öğretim üyelerinden oluşan heyetten rapor aldırılmamasının hatalı olduğunu, dosya kapsamında alınan 20/11/2017 tarihli bilirkişi raporunun da, 08/02/2021 tarihli Adli Tıp Kurumu Raporunun da kendi içlerinde çelişkili olması ve taraf kusurlarına ilişkin yapılan tespitlerin de çelişkili olması dikkate alındığında her iki raporun da açıkça itibar edilemez nitelikte olduğunu zira Yargıtayın müstakar kararlarında, kusur tespiti hususunda Adli Tıp Kurumunun son merci olmadığının vurgulandığını ve yargılama sürecinde alınan bilirkişi raporları arasındaki çelişkiler giderilmeden karar verilmesinin bozma sebebi olarak nitelendirildiğini, kusura ilişkin mahkeme kabulüne göre de hükmolunan manevi tazminat miktarının çok düşük olduğunu, her ne kadar kaza tespit tutanağında müteveffaya kusur atfedilmiş olsa da kendisinin yaya konumunda olduğunu ve kazanın meydana geliş şekli, yol durumu, yoldaki azami hız durumu, kazaya ait mobese görüntüleri birlikte değerlendirildiğinde sürücü ...'ın kazanın meydana gelmesinde asli ve tam kusurlu olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte, bir an için ...'in kusurlu olduğu düşünülse bile; manevi tazminata hükmedilirken, müteveffanın bu elim kaza sonucu feci şekilde can verdiğinin göz önünde bulundurulması gerektiğini, yasa koyucunun vefat edenlerin yakınlarında manevi tatmini sağlamak ve yaşanılan acıları bir nebze azaltabilmek amacıyla TBK 56/2 maddesinde "Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir" diyerek vefat edenlerin yakınlarına manevi tazminat hakkı tanıdığını, manevi tazminatın miktarı belirlenirken tarafların sosyal ve ekonomik durumu, kusurun ağırlığı, paranın alım gücü gibi kriterlerin dikkate alındığını, manevi tazminat talebi toplam 100.000,00TL gibi cüzi bir miktar olmasına rağmen, yerel mahkemece talebin yarısına dahi hükmedilmediğini, somut olayın ölümle sonuçlanması dikkate alındığında hükmedilen manevi tazminat miktarının çok çok az olduğu ve manevi tazminatın amacıyla bağdaşmadığını, mahkemece kullanılan takdir hakkı gerekçelendirilmemiş olup, manevi tazminat miktarı belirlenirken hangi olay ve ölçütlerin dikkate alındığına yer verilmediğini, gerekçe zorunluluğunun adil yargılanma hakkının önemli bir parçası olduğunu, bütün hukuk sistemlerinde kararların gerekçeli olmasının arandığını ve gerekçesizliğin bir bozma/kaldırma, mahkemenin niteliğine göre hak ihlali/tazminat nedeni olarak kabul edildiğini, Türk hukuk sisteminde de kararların gerekçeli olması ilkesi benimsenmiş olup, Anayasanın 141. maddesinde de mahkeme kararlarının gerekçeli olması zorunluluğuna yer verildiğini, Yargıtay'ın da manevi tazminat talepli davalarda bu hususu dikkate aldığını ve hakimin takdir hakkını ne yönde kullandığını gerekçelendirmesi gerektiğine yer verdiğini, Yerel Mahkemece kazanın meydana gelmesinde kusursuz olan müteveffanın eşi ve çocuklarının tazminat istemleri bakımından hangi saikle indirime gidildiği açıklanmadığını, takdir hakkının bu yönde kullanılmasının gerekçesinin gösterilmediğini, manevi tazminat miktarının hakimin takdirinde olması sebebiyle bu konuda Mahkemelerce verilen kararlarda çok büyük farklılıklar bulunduğunu, bu durumun hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkesinin zedelenmesinin yanında, adalete olan güveni de sarstığını belirterek kararının kaldırılmasını ve yeniden yargılama yapılarak dava dilekçesindeki manevi tazminat talebinin kabulüne,Yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; kusur oranına yapılan itirazlar Mahkemece müspet ya da menfi olarak değerlendirilmeden eksik inceleme ile hüküm verildiğini, üstelik hükme esas alınan bu raporda müteveffanın kusur oranını arttıracak sebeplerin hiçbirine değinilmediğini, somut olay neticesinde müvekkilinin tali kusurlu bulunmasının yerinde olmadığını, somut olayda müvekkili kusursuz olup müteveffanın kusur oranını arttıracak sebepler bulunduğunu, davaya konu olaya ilişkin kazanın yaya kaldırımı, aydınlatmanın mevcut olduğu şehir içi 3 şeritli ve trafik akışının yoğun olduğu bir yolda gerçekleştiğini, çarpma anından önce ise Cumhuriyet Başsavcılığı’na sunulmak üzere hazırlanan 20/11/2017 tarihli bilirkişi raporunda da değinildiği üzere müteveffa yayanın bulunmuş olduğu yaya kaldırımından kaplamaya inip solundan gelen araçları bir müddet izlediğini ve akabinde yolun karşısına önce normal, yolun ortasına geldiğinde ise hızlı adımlar ile koşmaya başladığını, daha sonra ilk şeridi geçip ikinci şeridi bitirip üçüncü yani müvekkilinin bulunduğu şeridine koşar adımlarla yaklaşmakta iken üçüncü şerit üzerinde seyir halinde yoluna devam eden müvekkili tarafından kendisine çarpılmasıyla kazanın meydana geldiğini, olayın gerçekleşme şeklinden de anlaşılacağı üzere müteveffanın trafik kurallarını hiçe sayarak hareket ettiğini iki şeride bir şekilde geçtiğini ve müvekkilinin şeridine geldiğinde kazanın meydana geldiğini, ayrıca müteveffanın alkollü ve görme engelli olduğuna dair itirazlarının delil teşkil etmesi için ise Ege Üniversitesi’ne yahut müteveffanın ilk kaldırıldığı hastane olan Buca Seyfi Demirsoy Devlet Hastanesi’ne yazılacak müzekkere ile somut olarak belirlenmesini talep ettiklerini, tespit yapıldıktan sonra müteveffa görme özürlü ve alkollü ise bu konuda özel olarak belirlenmiş kurallara uygun davranıp davranmadığının ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini, tüm bunlara ek olarak Adli Tıp Kurumu raporunda müvekkilin seyir halinde iken seyrini görüş alanını kontrol altında bulundurarak dikkatli şekilde sürdürmemesi ve müteveffa yayaya karşı zamanında ikazla beraber etkin tedbir önlemi almaması nedenleriyle tali kusurlu bulunmasının son derece yanlış olduğunu, müteveffanın 11 metrelik bir yola çıktığını, aradaki refüjler onun beklemesine dahi müsaade etmeyecek cinsten olmasına rağmen karşıya geçme çabası içine girdiğini, 45 cm yüksekliğindeki refüjlerin yayaların geçişine zaten müsait olmadığını, kaldırımdan çok uzaklaştıktan sonra müvekkilinin aracına iki şeridi geçerek ulaşıp müvekkilinin çarpma noktasına geldiğini, müvekkili aleyhinde hükmedilen 25.000,00-TL manevi tazminatın olayın oluşuna ve tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına uygun düşmediğini, kararın ortadan kaldırılması gerektiğini, 20/02/2020 tarihli duruşma zaptında tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının araştırılması için müzekkere yazılmasına karar verilmiş ise de devam eden zabıt içeriklerinden sonucunun gelip gelmediğinin belli olmadığını, ilk derece mahkemesi tarafından hükmedilen tazminatın tarafların sosyo ekonomik durumuna uygun düşmediğini, icranın geri bırakılması talebinin müvekkili aleyhinde Ankara 16. İcra Dairesi 2021/14048 sayılı dosya üzerinden ilamlı icra takibi başlatıldığını belirterek ödeme güç ve imkanı bulunmasa da icranın istinaf incelemesi neticesine ve hatta kararın kesinleşmesine dek geri bırakılmasını, ilk derece mahkemesince rapora itirazların değerlendirilmesi suretiyle yeniden yapılacak yargılama neticesinde müvekkili aleyhinde açılan davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, trafik kazasından kaynaklı ölüm nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karar davacı ve davalı ... tarafından istinaf edilmiştir. Dosya kapsamı, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı; kusurun tespitine yönelik İstanbul ATK Trafik İhtisas Dairesinden alınan raporun somut olayın özelliklerine uygun, denetime elverişli, hüküm kurmaya yeterli ve dosya kapsamı ile uyumlu olduğu; ayrıca davaya konu trafik kazası ile ilgili olarak İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma dosyasında trafik bilirkişisi tarafından düzenlenen kusur raporu ile İzmir 16. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2017/1209 Esas sayılı dosyasında İstanbul ATK Trafik İhtisas Dairesinden alınan raporun uyumlu oldukları; mahkemece takdir edilen manevi tazminat miktarının davacının oğlunun ölümü nedeni ile duyduğu acı ve elem, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, olayın oluş biçimi, kusur durumu, kazanın meydana geldiği olay tarihindeki paranın alım gücü ve tüm dosya kapsamına göre hak ve nesafet kurallarına uygun olduğu anlaşılmakla, davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun ayrı ayrı esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davacı vekili ve davalı ... vekilinin istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı vekili ve davalı ... vekilinin İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23/09/2021 tarihli 2019/579 Esas ve 2021/742 Karar sayılı kararına yönelik istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-İSTİNAF AŞAMASINDA; Davacıdan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından peşin alınan 89,39 TL'nin mahsubu ile eksik kalan 338,21 TL'nin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, Davalı ...'dan alınması gereken 1.707,75 TL istinaf karar harcından peşin alınan 426,93 TL'nin mahsubu ile eksik kalan 1.280,82 TL'nin işbu davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına (harç işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine), 3-Davacı ve davalı ... tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına, 4-HMK 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde varsa taraflarca yatırılan gider avansından kalan bakiyenin yerel mahkemece hesaplanarak ilgili olduğu tarafa iadesine, 5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dair; dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 03/10/2024