Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/319 E. 2022/464 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/319
Karar No
2022/464
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/1500 - 2025/1592 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2025/1500 KARAR NO : 2025/1592 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 3. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 29/12/2022 NUMARASI : 2022/319 E. - 2022/464 K. DAVANIN KONUSU : Marka Hükümsüzlüğü, Kullanılmama nedeniyle iptal Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 29/12/2022 Tarih ve 2022/319 Esas - 2022/464 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi taraflarca istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Asıl davada davacı vekilli, müvekkilinin “...” markasını uzun yıllardır eğitim öğretim alanında Türkiye çapında satılan ders kitaplarında ve zeka geliştirici etkinlik kitaplarında kesintisiz olarak kullandığını, bu markanın aynı zamanda 41. Sınıfa giren hizmetlerde davacının temsilcisi olan ... adına tescilli olduğunu, adı geçen şahıs ile müvekkili arasında 01.01.2014 tarihinde imzalanmış olan inhisari lisans sözleşmesi ile bu markanın kullanım haklarının tamamının müvekkiline tanınmış olduğunu, davalının “... ...” isimli kitapları, internet ortamlarında dahil olmak üzere, piyasaya arz etmesinin müvekkilinin marka haklarına tecavüz niteliğinde olduğunu, davalının bu markasal kullanımlarının markanın tescilli olduğu 41. Sınıfta gerçekleştiğini, davalının bu şekilde haksız menfaat elde etmekte olduğunu, davacının davalıya 16.08.2021 tarihinde bu hususları içeren bir ihtarname gönderdiğini, davalının bu ihtarnameye cevaben söz konusu fiillerinin SMK’ya uygun olduğunu beyan ederek fiillerine devam ettiğini, davacının davalıdan istediği yoksun kalınan kârın hesaplanmasında SMK m. 151/2-b hükmünün seçildiğini, elde edilen net kazancın lisans bedelinden düşük olması halinde SMK m. 151/4 hükmü uyarınca bu durumun ayrıca göz önüne alınmasını talep ettiğini, davalının www.....com uzantılı web sitesinde “... ...” kitaplarının satışının devam ettiğini, davalının bu satışlardan haksız kazanç elde ediyor olduğunu, ayrıca davalının bu fiilleri neticesinde davacının markasının itibarının da zedelendiğini, bu durumda davacı lehine manevi tazminata da hükmolunması gerektiğini ileri sürerek, davacının tescilli markasından doğan haklarına tecavüz niteliğindeki davalı fiillerinin men’ini, davacı lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, asıl davaya mesnet alınan 2009 43916 sayılı markanın birleşen dava tahtında hükümsüz kılınması ve iptali halinde bu hükmün geriye yürümesi gerektiğini, o halde asıl davada davacının ileri sürdüğü taleplerin de reddedilmesinin gerekeceğini, asıl davada arabuluculuk şartının yerine getirilmediğini, davalının yazarı ve yayımcısı olduğu ... içerikli kitaplarda “... ...” eser adını kullanmasının davacının tescilli markasından doğan hakların ihlali niteliğinde olmadığını, zira bu ürünlerin FSEK kapsamına giren bir ilim-edebiyat eseri olduğunu, ürünlerde markasal kullanımın sadece “...” şeklinde gerçekleştiğini, eser adı olarak “... ...” kelime öbeğinin kullanılmasının markasal bir niteliğinin bulunmadığını, eser adında geçen “...” kelime öbeğinin eserin içeriği bakımından tanımlayıcı olan, ürünün kapsamının niteliğini belirten bir tamlama olduğunu, zaten de bu tamlamanın ilgili sektörde dava dışı pek çok aktör tarafından da yılllardır kullanıldığını, bu yüzden de davalının eser adındaki ayırt ediciliğin “...” ibaresinde toplandığını, ... davalıya ait, ...’ta yayınlanan animasyon vasfındaki sinema filmindeki bir tiplemenin/karakterin adı olduğunu, bu ibarenin davalı adına marka tescillerine konu olduğunu, bu tiplemenin, içeriği ... olan kitapların hitap ettiği kişiler tarafından çok iyi bilindiğini, bu tüketicilerin dava konusu edilen kitapları gördüğünde hiç düşünmeden “...” ibaresinin eserin adı ve “...” ibaresinin de tanımlayıcı olduğunu anlayacaklarını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Birleşen davada davacı vekili, birleşen davaya konu 2009 43916 sayılı markanın SMK m. 5/1-b, c, d, f hükümlerine aykırı olarak tescile bağlanmış bir marka olduğundan hükümsüz kılınması gerektiğini, zira markanın esas unsuru olan “...” kelime öbeğinin markasal hüviyette ayırt edicilikten yoksun, ilgili sektörde herkes tarafından kullanılabilecek, tanımlayıcı ve markanın kapsamına giren ve eğitimle alakalı olmayan hizmetler yönünden halkı yanıltıcı bir tamlama olduğunu, zira bu tamlamanın ... eğitim ve öğretimine ilişkin olarak hazırlanan ve kullanılan eğitim ve öğretim materyalleri, dergi ve kitapları gibi ürünlerin ve faaliyetlerin genel adı olduğunu, ayrıca davalının kendisine böyle bir marka seçerek bu tamlamanın başkaları tarafından kullanılmasını engellemek niyetinde, yani kötüniyetli olduğunu, ayrıca davalının 2009 43916 sayılı markasını SMK hükümlerinde aranan biçimde tesciline uygun olarak, tescilli olduğu hizmetlerde, gerekli zaman aralığında, ciddi bir biçimde kullanmadığını, markanın kullanımının birleşen davanın davalısı tarafından ispat edilmesi gerektiğini, halbuki Google arama motoruna “...” yazıldığında ilk sırada dava dışı ... Yayıncılık A.Ş.’ye ait www.....org web sitesinin çıktığını, birleşen davanın davalısına ait olmayan bu web sitesinin Whois sorgulamasında 2003 yılında tahsis edildiğinin anlaşıldığını, internetteki sorgulamalar neticesinde bu markanın adı geçen kuruluş tarafından 1991 yılından beri kullanıldığının da anlaşıldığını, bu durumun “...” ibaresinin davalının kullanımlarından çok önce halka mal olduğunu ortaya koyduğunu, davalının 2011/66985 sayılı “... ...” ibareli markasının geçersiz kılınmış olduğunu, davalının kullanımın ispatı için sunduğu franchise sözleşmelerinin birbirlerinin aynısı olduğunu, davalının sunmuş olduğu broşür ve tanıtım materyalleri görsellerinde tarih bulunmadığını, diğer delillerinin de markanın pazar payı yaratacak şekilde ciddi ve yoğun bir biçimde kullanıldığını ortaya koymaktan uzak olduğunu ileri sürerek, 2009/43916 sayılı markanın kapsamına giren tüm hizmetler yönünden hükümsüzlüğüne ve kullanılmama nedeniyle iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Birleşen davada davalı vekili, davacının birleşen davadaki tüm talepleri yönünden zamanaşımı def’i ileri sürüldüğünü, zira birleşen davaya konu edilen markanın tescilinin üzerinden 12 yıl geçmiş olduğunu, ayrıca da bu markanın davalının faaliyetleri neticesinde ayırt edici hale geldiğini ve mutlak ret nedenleri gerekçesiyle hükümsüzlüğünün talep edilmesinin SMK m. 25/4 hükmü gereğince mümkün olmadığını, “...” tamlamasının markasal hüviyette ayırt edici niteliği haiz bulunduğunu, 41. Sınıfa giren hizmetlerde faaliyet gösteren pek çok aktörün bu ibareden farklı ibareleri kendilerine marka olarak seçtiğini ve kullanıyor olduğunu, bir markanın haklı kullanımının kötüniyetli olarak nitelendirilebilmesinin de mümkün olmadığını, taraflar arasında ihtarname gönderilmesinden sonra birleşen davadaki davacının “... ...” şeklinde bir marka başvurusunda bulunmuş olmasının, aslında birleşen davanın davacısının kötüniyetli olduğunu gösterdiğini, birleşen davanın davalısının “...” markasını yoğun ve ciddi bir biçimde kullandığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı markasının kapsadığı hizmetler ile davalı markasının markasal kullanımının “eğitim ve öğretim hizmetleri” kapsamında olduğu ve bu sebeple davalının markasal kullanımının davacının tescilli markasının kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsadığı, somut olay bakımından ilgili tüketicilerin bilinç/dikkat/özen seviyesinin ne çok yüksek ne çok düşük olduğu ortalama seviyede olduğu, davacı markasının ayırt edicilik şartını sağlamadığı, tanımlayıcı bir niteliğe sahip bulunduğu, SMK m. 5/1-b ve c anlamında ayırt edicilikten yoksun veya tanımlayıcı sayılmasa dahi kapsadığı hizmetler yönünden ilgili olduğu mal ve hizmetleri tanımlar, cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirtir bir niteliğe sahip olması dolayısıyla ayırt ediciliğinin gücü çok düşük olduğu, davalının ürünlerinin kapak tasarımındaki genel görünüm ve imaj içerisindeki çocuk figürlerinden, harflerden, rakamlardan, ürün görsellerinden, geometrik şekillerden oluşan renkli bir kompozisyonun sadece ilgili ürünün kapağını süsler nitelikte oluğu, “... ...” ibaresinin, geride bırakmadığı, bu ibarenin tek başına, yani şekil unsurlarından yoksun bir biçimde kullanıldığı, işaretlerinde, markasal hüviyette tek başına ayırt ediciliği olan/baskın unsurun “... ...” isim tamlaması olduğu, davacının markasının davalının markasal kullanımının ilk kısmında yer alan “...” ibaresi ile farklılaştığı, davacı markası, davalının markasal kullanımındaki “...” ibaresi işaretlerin işitsel olarak benzeşmesine, davalının markasal kullanımında bulunan davacı markasındaki unsurlarla benzerlik arz etmeyen “...” ibaresi ise işaretlerin işitsel olarak farklılaşmasına ve davalının markasal kullanımındaki işaretin davacı markasına göre farklı bir şekilde okunmasına yol açtığı, işitsel olarak belirli ölçüde farklılaştığı, davacı markası ve davalının markasal kullanımındaki işaretin anlamsal olarak belirli ölçüde farklılaşmış olduğu, davacı markasındaki “...” ibaresinin, ilgili tüketici bakımından “...” unsurunun yanında bir başka markayı çağrıştırmaktan ziyade bir hizmeti veya bir hizmetin türünü tasvir eder bir anlama sahip olduğu, davacı markası ve davalının markasal kullanımlarındaki işaretler arasında benzerlik bulunsa da davacı markasının ayırt edici sayılmaması yahut ayırt edicilik seviyesinin çok düşük olması, dosyadaki bilgilere göre kullanım sonucu ayırt edici kazanamaması dolayısıyla marka sahibi, markası üzerinde yapılan asgari düzeydeki değişiklilere tahammül etmek zorunda olduğu, aynı zamanda davacının davalı markasına eklediği özgün niteliği olan “...” ibaresini kullanarak markaya yeterli ölçüde ayırt edicilik kazandırdığı için davacı markası ve davalının markasal kullanımlarındaki işaretler arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, davacının tescilli markası ile dava konusu edilen markasal kullanımların iltibas tehlikesinin/karıştırılma ihtimalinin bulunmaması ve SMK m. 29’daki marka hakkına tecavüzün gerçekleşmesi için aranan şartların oluşmaması dolayısıyla, davalının fiillerinin tecavüzün varlığı sonucuna ulaşılması sonucu doğurmadığı, (Birleşen) dava konusu 2009 43916 sayılı "... şekil" ibareli markası, kelime, şekil ve renk unsurlarını birlikte ihtiva eden karma bir marka olduğu, birleşen davaya konu edilen bu markada esas unsurun “...” isim tamlaması olduğu, “...” ve “...” kelimelerinin anlamları herkes tarafından bilinen birer isim olduğu, bu kelimelerden oluşturulmuş “...” tamlaması da, tüketici zihninde, ilave bir çaba olmaksızın, doğrudan “matematikle dolu/matematiğin hüküm sürdürüğü ortam, âlem, camia” algısını uyandırdığı, soyut ayırt ediciliği haiz olmadığı, herkes tarafından bu şekilde algılanan ve matematikle ilişkili mal ve hizmet sağlayan her aktör tarafından yaygın olarak kullanılabilecek olan bir tamlamanın, bir markanın esas unsuru olarak kullanılarak, belirli bir ticari kaynağa ait bir işaret olarak algılanması ve o ticari kaynağın emtiasını diğer ticari kaynakların emtiasından ayırması mümkün olmadığından, işaretinin, kavramsal açıdan, tescili kapsamına giren “Eğitim ve öğretim hizmetleri. Sempozyum, konferans, kongre ve seminer düzenleme, idare hizmetleri. Spor, kültür ve eğlence hizmetleri. Dergi, kitap, gazete v.b. yayımlama hizmetleri. Film, televizyon ve radyo programları yapım hizmetleri” yönünden “marka olabilme kabiliyeti”ne sahip somut ayırt edici niteliği haiz bir ibare de olmadığı, bundan ziyade, ancak ve sadece, “sunulan hizmetin ne ile ilgili olduğunu doğrudan algılatan bir işaret” olduğu anlaşılmakla, dava konusu edilen markanın, sayılan hizmetler yönünden, yani kısmen, somut ayırt edici niteliğinin de bulunmadığı, işaretinin, tescil kapsamına giren “Eğitim ve öğretim hizmetleri. Sempozyum, konferans, kongre ve seminer düzenleme, idare hizmetleri. Spor, kültür ve eğlence hizmetleri. Dergi, kitap, gazete v.b. yayımlama hizmetleri. Film, televizyon ve radyo programları yapım hizmetleri” yönünden, bu hizmetlerden fonsiyonel ve kavramsal açılardan bağımsız olmaması, bu hizmetleri, aynı hizmetleri piyasaya arz eden diğer ticari kaynakların/aktörlerin hizmetlerinden ayıramaması, ancak ve sadece “sunulan hizmetlerin ne ile ilgili olduğunu doğrudan algılatan bir işaret” olması nedenleriyle, sayılan hizmetler özelinde marka olarak soyut ve somut ayırt edici niteliğe sahip olmadığı, “matematikle dolu/matematiğin hüküm sürdürüğü ortam, âlem, camia” anlamına gelen bir kelime öbeğinin/isim tamlamasının; “Eğitim ve öğretim hizmetleri. Sempozyum, konferans, kongre ve seminer düzenleme, idare hizmetleri. Spor, kültür ve eğlence hizmetleri. Dergi, kitap, gazete v.b. yayımlama hizmetleri. Film, televizyon ve radyo programları yapım hizmetleri” hizmetlerinde marka hüviyetinde kullanılması halinde bu hizmetleri gören alıcıların zihninde doğrudan teşekkül eden bu yerleşik algı nedeniyle, markanın kapsamına giren hizmetlerin türünü ve amacını doğrudan tanımlayıcı olacağı, herkes tarafından bu şekilde algılanan, yaygın olarak kullanılan ve tanımlayıcı olan böyle bir ibarenin, bir markanın esas unsuru olarak kullanılarak, tek bir firma adına marka olarak himaye görmesi, yani kullanım hususunda bir firmaya tekel hakkı verilmesi, koruma altına alınması istenilen hizmetlerin ilişkili özelliği de gözetildiğinde, kavramsal olarak hizmetlerin karakteristik bir özelliğini, türünü ve amacını doğrudan çağrıştırdığı gerçeği gözetildiğinde, mümkün görülmediği, dava konusu edilen işaretinin, tescil kapsamına giren “Eğitim ve öğretim hizmetleri. Sempozyum, konferans, kongre ve seminer düzenleme, idare hizmetleri. Spor, kültür ve eğlence hizmetleri. Dergi, kitap, gazete v.b. yayımlama hizmetleri. Film, televizyon ve radyo programları yapım hizmetleri”ni tanımlayıcı/tasviri olduğu, somut olayda, 6769 sayılı SMK’nın 5/1-d maddesinde düzenlenen mutlak ret nedeninin gerçekleşmediği, “... ...” tamlamasının sayılan hizmetler yönünden de tüketici nezdinde uyandırdığı algının bir “yanılsama” yaratması mümkün görülmediği, davacı-birleşen davada davalının dava dosyasına sunduğu delil ve beyanlardan, birleşen davada davalı olan şahsın, temsilcisi olduğu davacı firmaya usulüne uygun olarak tanıdığı inhisari lisans kapsamında davacı firmanın, ana faaliyet alanı olan eğitim, öğretim ve yayıncılık sektöründe/işinde dava konusu edilen tanıtma vasıtasını markasal hüviyette uzun yıllardır yoğun bir biçimde kullandığı, bu işaretin markasal anlamda tanıtımı ve yaygınlaşması için ciddi girişimlerde bulunduğu, markanın ilgili sektördeki alıcılar/tüketiciler nezdinde davacı firma ile özdeşleştiği ve ayırt edici niteliği haiz hale geldiği, bu yaygınlaşmanın da geniş bir coğrafyayı kapsadığı, bu deliller, dava konusu işaretin davacı tarafından markasal hüviyette “yaygın/yoğun/ciddi/istikrarlı bir kullanımı” olduğunu, bu kullanımın “mutad bir marka kullanımı”ndan fazla olduğunu ve “...” tamlamasının davacı ile özdeş hale geldiğini ve hitap ettiği tüketiciler/alıcılar nezdinde bu tamlamanın davacıya/davacının ürünlerine ve hizmetlerine ait olduğunun bilindiğini tevsik ettiği, bu delillerin, davacının marka olarak tescil ettirdiği işaretinin; “Eğitim ve öğretim hizmetleri. Dergi, kitap, gazete v.b. yayımlama hizmetleri” bakımından kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazandığını ve bu tamlamaya, söz konusu hizmetler özelinde, markasal anlamda hukuken korunması gereken ekonomik bir değerin davacı tarafından kazandırıldığını yeterince ispatlar nitelikte olduğu yönünde bulunduğu, ancak aynı hususun, birleşen davada davalı olan şahsın markasının kapsamında yer alan; “Sempozyum, konferans, kongre ve seminer düzenleme, idare hizmetleri. Spor, kültür ve eğlence hizmetleri. Film, televizyon ve radyo programları yapım hizmetleri. Haber muhabirliği hizmetleri, foto-muhabirliği hizmetleri. Fotoğrafçılık hizmetleri. Tercüme hizmetleri” açısından söylenemeyeceği, birleşen davanın davalısı, bu hizmetlerde dava konusu işareti markasal hüviyette kullandığına dair dava dosyasına herhangi bir delil sunamadığı, hal bu iken, söz konusu işaretin bu hizmetler açısından da “kullanım sonucu ayırt edicilik” kazanmış olduğunun söylenmesi mümkün görülmediği, dolayısıyla; birleşen davanın davalısının dava konusu edilen markasına; “Sempozyum, konferans, kongre ve seminer düzenleme, idare hizmetleri. Spor, kültür ve eğlence hizmetleri. Film, televizyon ve radyo programları yapım hizmetleri. Haber muhabirliği hizmetleri, foto-muhabirliği hizmetleri. Fotoğrafçılık hizmetleri. Tercüme hizmetleri” hizmetleri özelinde kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazandırdığının yeterli nitelik/nicelik/içerikte delil ile ispatlanamadığı, bütün bunlara göre; birleşen davaya konu edilen 2009/43916 sayılı ve görselli marka, her ne kadar tescili kapsamına giren “Eğitim ve öğretim hizmetleri. Sempozyum, konferans, kongre ve seminer düzenleme, idare hizmetleri. Spor, kültür ve eğlence hizmetleri. Dergi, kitap, gazete v.b. yayımlama hizmetleri. Film, televizyon ve radyo programları yapım hizmetleri” açısından markasal hüviyette ayırt ediciliği olmayan, tasviri/tanımlayıcı bir işaret ise de, bu markanın; “Eğitim ve öğretim hizmetleri. Dergi, kitap, gazete v.b. yayımlama hizmetleri” bakımından kullanım sonucu ayırt edici nitelik ve markasal anlamda hukuken korunması gereken ekonomik bir değer kazandırdığı, yeterli nitelik, nicelik ve içerikte delil ile ispatlanabilmiş olduğundan, yani bu hizmetler özelinde 6769 sayılı SMK m. 25/4 hükmünde düzenlenen “kullanım sonucu ayırt edicilik kazanılmış olması” halinin somut olayda gerçekleşmiş olduğu değerlendirildiğinden, dava konusu edilen markanın, kapsamına giren hizmetlerden sadece “Sempozyum, konferans, kongre ve seminer düzenleme, idare hizmetleri. Spor, kültür ve eğlence hizmetleri. Film, televizyon ve radyo programları yapım hizmetleri” yönünden, SMK m. 5/1-b ve c hükümleri kapsamında değerlendirilebileceği ve hükümsüz kılınabileceği, davacının, birleşen davada davalı olan şahsın görselli markasını ve “...” tanıtma vasıtasını “Eğitim ve öğretim hizmetleri. Dergi, kitap, gazete v.b. yayımlama hizmetleri”nde, Türkiye sınırları içerisinde, birleşen dava tarihinden önceki 5 yıl da dahil olmak üzere, uzun yıllardır yoğun, ciddi ve tesciline uygun bir biçimde kullandığı gerekçesi ile asıl davanın reddine, birleşen davanın kısmen kabulüne, davalı adına tescilli 2009/43916 sayılı markanın 41. sınıf “sempozyum, konferans, kongre ve seminer düzenleme, idare hizmetleri. spor, kültür ve eğlence hizmetleri. film, televizyon ve radyo programları yapım hizmetleri.” emtiası ile sınırlı olarak kısmen hükümsüzlüğüne, davalı adına tescilli 2009/43916 sayılı markanın 41. Sınıf “Sempozyum, konferans, kongre ve seminer düzenleme, idare hizmetleri. Spor, kültür ve eğlence hizmetleri. Film, televizyon ve radyo programları yapım hizmetleri. Haber muhabirliği hizmetleri, foto-muhabirliği hizmetleri. Fotoğrafçılık hizmetleri. Tercüme hizmetleri.” emtiası ile sınırlı olarak kullanılmama nedeniyle iptal koşulunun doğduğu 23.06.2015 tarihinden itibaren etkili olmak üzere iptaline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Asıl davada davacı birleşen davada davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, davalı tarafın, müvekkilinin markası olan ''...''nın başına '...' sözcüğünü getirerek ''... ...'' ibaresi ile kitaplar bastığını, bu kullanımın, markaya tecavüz iktisap ve iltibas anlamında 6769 sayılı Yasaya aykırılık oluşturduğunu, mahkemenin, ayrık görüşü neden tercih ettiğinin gerekçesini, iki bilirkişinin müvekkili lehine verilen görüşlerini neden tercih etmediğini belirtmemesinin de usule aykırı olduğunu, vekalet ücretlerinin de yanlış hesaplandığını ileri sürerek asıl dava yönünden verilen ret ve birleşen dava dava yönünden verilen kısmi ret kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. Asıl davada davalı birleşen davada davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, asıl dava yönünden, ilk derece mahkemesince asıl davanın reddine karar verilmesi hukuka uygun olmakla beraber, kararın gerekçe yönünden hatalı bulunduğunu, birleşen dava yönünden ise davalıya ait 2009/43916 sayılı markanın tüm mal ve hizmetler yönünden hükümsüz kılınması ve kullanmama nedeniyle iptal edilmesi gerekmekteyken kısmen hükümsüz kılınması ve kısmen iptaline karar verilmesinin yerinde olmadığını, müvekkilinin “... ...” şeklindeki kullanımlarının markasal hüviyette olduğu yönündeki gerekçenin hukuka aykırı olduğunu, eser adıyla, davalıların kullanım hakkına sahip olduğu tescilli marka arasında karıştırma ihtimali doğmasının mümkün olmadığını, davalıya ait 2009/43916 sayılı markanın tüm mal ve hizmetler yönünden hükümsüz kılınması ve kullanmama nedeniyle iptal edilmesi gerekmekteyken kısmen karar verilmesinin doğru olmadığını, davalının, iddia konusu markayı kullanımı bulunmadığını, bu markanın kapsamındaki hizmetler bakımından ayırt edicilik kazanacak seviyeye ulaşmadığını, karşı tarafça gerçekleştirilen sembolik kullanımların ciddi kullanım olarak nitelendirilemeyeceğini, sadece lisans sözleşmesinin varlığı yeterli olmayıp, lisans alan kişilerin de markayı fiilen kullanıp kullanmadığı hususunun önem arz ettiğini, davalı yanın sunduğu belgelerin, davaya konu 2009/43916 sayılı markanın pazar payı yaratacak şekilde ciddi ve yoğun kullanıldığını ve markaya ayırt edici nitelik kazandırıldığını ispatlamaya yetecek nitelikte olmadığını, davaya konu markanın SMK m. 5/1-d ve f uyarınca hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı şeklinde karar verilmesinin de hukuka aykırı bulunduğunu, markanın kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazandığı varsayımında dahi; bu hususun yalnızca markayı hükümsüzlük yaptırımına maruz kalmaktan kurtaracağını, doğası itibariyle zayıf marka niteliğinde olduğu gerçeğini değiştirmeyeceğini ileri sürerek ilk derece mahkemesinin asıl dava yönünden verdiği kararının, yalnızca “... ... ibareli kullanımların markasal kullanım niteliğinde olduğu” şeklindeki hukuka aykırı gerekçesi yönünden kaldırılmasına ve müvekkil kullanımlarının markasal kullanım teşkil etmediğinin tespitiyle davanın reddine, ilk derece mahkemesinin birleşen dava yönünden verdiği kararının, davanın kısmen reddi yönünden kaldırılmasına ve birleşen davanın tümden kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : 1-Asıl dava, markaya tecavüzün meni, maddi ve manevi tazminat, birleşen dava ise marka hükümsüzlüğü ve kullanılmama nedeniyle iptal istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında, mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, asıl davada davalı tarafın "... ...+Şekil" ibareli kullanımı ile davacının kullandığı "..." esas unsurlu markalar arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede SMK'nın 6/1. maddesi anlamında bir benzerlik bulunmadığı, zira davacının "..." ibareli markasının ediciliğinin düşük olduğu, bu markada esas unsurun “...” isim tamlaması olduğu, “...” ve “...” kelimelerinin, anlamları herkes tarafından bilinen birer isim olduğu, bu kelimelerden oluşturulmuş “...” tamlamasının da, tüketici zihninde, ilave bir çaba olmaksızın, doğrudan “matematikle dolu/matematiğin hüküm sürdürüğü ortam, âlem, camia” algısını uyandırdığı, davalının markasal kullanımının ilk kısmında yer alan “...” ibaresi ve diğer değeşikliklerle davacının dayandığı markadan farklılaştığı, davalının kullanımına eklediği özgün niteliği olan “...” ibaresini kullanarak markaya yeterli ölçüde ayırt edicilik kazandırdığı için davacı markası ve davalının markasal kullanımlarındaki işaretler arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, SMK m. 29’daki marka hakkına tecavüzün gerçekleşebilmesi için aranan şartların oluşmadığı, birleşen davaya konu markanın tescil tarihi ve birleşen davanın ikame tarihi göz önünde bulundurulduğunda, bu markanın kullanmama nedeniyle iptalinin talep edilebileceği, birleşen davada davalı şahsın 2009/43916 sayılı markasının kullanım hakkını ve yetkisini, 01.01.2014 tarihinden muteber olmak üzere münhasıran asıl davada davacı olan firmaya devretmiş olduğu, markasal kullanımların bu firma tarafından gerçekleştirilmiş olması halinin hukuka uygun bulunduğu, birleşen davada davalının dava dosyasına delilleri meyanında sunmuş olduğu belgelerden, davacının, birleşen davada davalı olan şahsın görsel içeren markasını ve “...” tanıtma vasıtasını “Eğitim ve öğretim hizmetleri. Dergi, kitap, gazete v.b. yayımlama hizmetleri”nde, Türkiye sınırları içerisinde, birleşen dava tarihinden önceki 5 yıl da dahil olmak üzere, uzun yıllardır yoğun, ciddi ve tesciline uygun bir biçimde kullandığı anlaşılmakla asıl davada davacı vekilinin asıl davaya yönelik tüm, birleşen davaya yönelik diğer, asıl davada davalı ve birleşen davada davacı vekilinin asıl ve birleşen davaya yönelik tüm istinaf itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Birleşen davada davalı vekilinin birleşen davadaki hükümsüzlük istemi yönünden istinaf itirazlarının incelenmesine gelince, birleşen davada davacı vekili, birleşen davaya konu 2009/43916 sayılı markanın SMK m. 5/1-b, c, d, f hükümlerine aykırı olarak tescile bağlanmış bir marka olduğundan hükümsüz kılınması gerektiğini ileri sürmüş, mahkemece (Birleşen) dava konusu 2009/43916 sayılı "... şekil" ibareli markası, kelime, şekil ve renk unsurlarını birlikte ihtiva eden karma bir marka olduğu, birleşen davaya konu edilen bu markada esas unsurun “...” isim tamlaması olduğu, soyut ayırt ediciliği haiz olmadığı, kısmen somut ayırt edici niteliğinin de bulunmadığı, markanın kapsamına giren hizmetlerin türünü ve amacını doğrudan tanımlayıcı olacağı gerekçesi ile dava konusu markanın kısmen hükümsüzlüğüne karar verilmiştir. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 4. maddesine göre; “Marka, bir teşebbüsün mallarının veya hizmetlerinin diğer teşebbüslerin mallarından veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlaması ve marka sahibine sağlanan korumanın konusunun açık ve kesin olarak anlaşılmasını sağlayabilecek şekilde sicilde gösterilebilir olması şartıyla, kişi adları dahil, sözcükler, şekiller, renkler, harfler, sayılar, sesler ve malların biçimi veya ambalajlarının biçimi olmak üzere her türlü işaretten oluşabilir”. SMK’nın “Marka tescilinde mutlak ret nedenleri” başlıklı 5. maddesinin 1/b bendine göre ise; “Herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler marka olarak tescil edilemez”. Aynı kanunun yine birinci kitabının beşinci kısmında 25. maddede; “Hükümsüzlük hâlleri ve hükümsüzlük talebi” başlığı altında, 1. bentte; “5 inci veya 6 ncı maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir.” denilmektedir. Yani; 5/1-b maddesinde düzenlenen hale uygun bir markanın tescilli olması halinde hükümsüzlüğüne karar verilebilmektedir. (Birleşen) dava konusu 2009/43916 sayılı "... şekil" ibareli marka, kelime, şekil ve renk unsurlarını birlikte ihtiva eden karma bir marka olup, işaretin sol baş tarafına, içerisinde yerküre olan mavi rengin baskın olarak kullanıldığı geometrik bir şekil konuşlandırıldığı, bu şeklin yanına da, mavi renkli harflerle “...” ve turuncu renkli harflerle “...” ibareleri, iki ayrı satırda/alt alta gelecek şekilde, aynı puntolarla yazıldığı, “...” kelimesinin “i” harfinin noktasına pi sayısının “π” şeklindeki sembolünün yerleştirildiği görülmektedir. Markanın tarif edilen bu şekline göre soyut olarak ayırt ediciliğinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle mahkemece yapılan aksi yöndeki değerlendirme yerinde bulunmamıştır. Diğer yandan mahkemece bu markanın kısmen somut ayırt ediciliğinin olmadığı yönündeki değerlendirmenin de yerinde bulunmadığı, zira “sunulan hizmetin ne ile ilgili olduğunu doğrudan algılatan bir işaret” olmadığı, bir bütün olarak bu algıdan uzaklaştığı anlaşılmaktadır. Diğer yandan 6769 sayılı SMK’nın 5/1-c bendine göre, “Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler” marka olarak tescil edilemez. Aynı kanunun yine birinci kitabının beşinci kısmında 25. maddede; “Hükümsüzlük hâlleri ve hükümsüzlük talebi” başlığı altında, 1. bentte; “5 inci veya 6 ncı maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir.” denilmektedir. Yani; 5/1-c maddesinde düzenlenen hale uygun bir markanın tescilli olması halinde hükümsüzlüğüne karar verilebilmektedir. Bir işaretin SMK m. 5/1-c kapsamında değerlendirilebilmesi için; mal veya hizmetin karakteristik bir özelliğini, vasfını, amacını hiçbir özel zihni çabaya mahal bırakmadan, mal veya hizmet ile sıkı ilişkisi sebebiyle mal veya hizmetin bir özelliğini derhal düşündürmesi ve akla getirmesi gerekmektedir. Dava konusu edilen işarette bir bütün olarak esas unsur olarak kullanılmış olan “...” kelime öbeği, tüketicilerinin zihninde, ilave bir çaba olmaksızın doğrudan “matematikle dolu/matematiğin hüküm sürdürüğü ortam, âlem, camia” anlamını çağrıştırsa da markanın bir bütün olarak bu algıdan uzaklaştığı, diğer bir ifadeyle markanın tüketicide doğrudan bir algı uyandırmadığı bu nedenle de markanın kapsamına giren hizmetlerin türünü ve amacını doğrudan tanımlayıcı olamayacağı anlaşılmıştır. 6769 s. SMK’nın 5/1-d maddesi; “Ticaret alanında herkes tarafından kullanılan veya belirli bir meslek, sanat veya ticaret grubuna mensup olanları ayırt etmeye yarayan işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler”in mutlak olarak reddedileceğini ifade etmekte olup, Mahkemece 6769 sayılı SMK’nın 5/1-d maddesinde düzenlenen mutlak ret nedeninin gerçekleşmediği yönündeki gerekçenin yerinde bulunduğu görülmüştür. Yine, 6769 sayılı SMK’nın m. 5/1-f hükmüne göre; “mal veya hizmetin niteliği, kalitesi veya coğrafi kaynağı gibi konularda halkı yanıltacak işaretler” marka olarak tescil edilemez. Aynı kanunun 25. Maddesinde; “Hükümsüzlük hâlleri ve hükümsüzlük talebi” başlığı altında, 1. Bentte; “5 inci veya 6 ncı maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir.” denilmektedir. Yani; 5/1-f maddesinde düzenlenen hale uygun bir markanın tescilli olması halinde hükümsüzlüğüne karar verilebilmektedir. Dava konusu edilen “...” tamlamasının kapsamda bulunan hizmetler yönünden de tüketici nezdinde uyandırdığı algının bir “yanılsama” yaratmasının mümkün olmadığı yönündeki gerekçede de bir isabetsizlik olmadığı görülmüştür. Bu itibarla dosya kapsamına göre herhangi bir kötüniyet iddiasının da ispatlanamamış olması karşısında, birleşen davadaki hükümsüzlük istemi yönünden davanın reddi gerekirken aksi yöndeki mahkeme kararı yerinde bulunmamıştır. HMK'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, birleşen davada davalı vekilinin birleşen davaya yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenle asıl davada davalı birleşen davada davacı vekilinin tüm, asıl davada davacı birleşen davada davalı vekilinin sair istinaf itirazlarının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenle asıl davada davacı birleşen davada davalı vekilinin birleşen davaya yönelik istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 29/12/2022 gün ve 2022/319 Esas - 2022/464 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Asıl davanın REDDİNE, 4-Birleşen davadaki kullanmama nedeniyle iptal talebinin kısmen kabulü ile, davalı adına tescilli 2009/43916 sayılı markanın 41. Sınıf “Sempozyum, konferans, kongre ve seminer düzenleme, idare hizmetleri. Spor, kültür ve eğlence hizmetleri. Film, televizyon ve radyo programları yapım hizmetleri. Haber muhabirliği hizmetleri, foto-muhabirliği hizmetleri. Fotoğrafçılık hizmetleri. Tercüme hizmetleri.” emtiası ile sınırlı olarak kullanılmama nedeniyle iptal koşulunun doğduğu 23.06.2015 tarihinden itibaren etkili olmak üzere İPTALİNE, fazlaya ilişkin talebin REDDİNE, 5- Birleşen davada davalı adına tescilli 2009/43916 sayılı markanın hükümsüzlüğü talebinin REDDİNE, 6-Asıl dava yönünden alınması gereken 615,40-TL karar ve ilam harcından, peşin alınan 80,70 TL'nin mahsubu ile bakiye 534,70-TL'nin asıl davada davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 7-Birleşen dava yönünden alınması gereken 615,40-TL karar ve ilam harcından, peşin alınan 80,70 TL'nin mahsubu ile bakiye 534,70-TL'nin birleşen davada davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 8-Asıl dava yönünden asıl davada davalı birleşen davada davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden ilk derece karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen marka hakkına tecavüz yönünden 15.000,00-TL, manevi tazminat yönünden 5.000,00-TL, maddi tazminat yönünden 1.000,00-TL olmak üzere toplam 21.000,00 TL vekalet ücretinin asıl davada davacıdan alınarak asıl davada davalı- birleşen davada davacıya verilmesine, 9-Birleşen dava yönünden birleşen davada davalı Muammer Karaaslan kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 40.000,00 TL maktu vekalet ücretinin birleşen davada davacıdan alınarak birleşen davada davalı Muammer Karaaslan'a verilmesine, 10-Asıl dava yönünden asıl davada davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 11-Asıl dava yönünden asıl davada davalı birleşen davada davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan 2.250,00.TL bilirkişi ücreti, 7,50.TL posta ve tebligat masrafı ile istinaf aşamasında yapılan 541,00.TL posta masrafı olarak yapılan toplam 2.798,50.TL yargılama giderinin asıl davada davacından alınarak asıl davada davalıya verilmesine, 12- Birleşen dava yönünden birleşen davada davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 13-Birleşen dava yönünden birleşen davada davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan 250,00.TL posta masrafı, 1.683,10.TL istinaf kanun yoluna başvurma harcından oluşan toplam 1.933,10.TL yargılama giderinin birleşen davada davacıdan alınarak birleşen davada davalıya verilmesine, 14-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), 15-Asıl davada davalı birleşen davada davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 615,40.TL istinaf karar ve ilam harcı, istinaf başvurusu sırasında yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 16-Birleşen davada davalı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 615,40.TL istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talebi halinde birleşen davada davalıya iadesine, 17-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 12/09/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 26/09/2025 Başkan Üye Üye Katip Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2022/319, K. 2022/464, T. 23.06.2015, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-319-e-2022-464-k-db87b0ee4f55