Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2020/109 E. 2022/154 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2020/109
- Karar No
- 2022/154
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/372 KARAR NO : 2025/710 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R ... : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 24/05/2022 NUMARASI : 2020/109 E. - 2022/154 K. DAVANIN KONUSU :YİDK Kararının İptali Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 24/05/2022 Tarih ve 2020/109 Esas - 2022/154 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, müvekkilinin 2019/18828 sayılı "..." ibareli marka başvurusunu yaptığını, davalı Şirketin 2015/23906 sayılı "..." ibareli markaya dayalı olarak bu başvuruya yaptığı itirazın, Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından kabul edildiğini ve müvekkili başvurusunun reddedildiğini, bu karara yönelik müvekkili itirazının ise YİDK tarafından reddine karar verildiğini, oysa taraf markalarını oluşturan kelimelerin bütünsel algısı ve sahip oldukları farklı anlam sebebi ile markaların benzemediğini, müvekkili başvurusunun kapsamında yer alan alkollü içeceklerin özel satış prosedürlerine tabi olduğunu, ancak 18 yaş üstünün satın alabildiğini, tüketicinin bu emtiaya belirli satış kanallarından ulaşacağını ve özel satış yerlerinden ürünü tanıyarak, seçerek, sorarak alacağını, içeriği, kullanılan malzemenin kalitesi ve türü, yine üreticisi, tüketicilerin pek çoğu için öncelikli tercih sebebi olduğunu, tamamen iki farklı anlama sahip bu markaların hafızada baştan farklı etki yaratacağını ileri sürerek, YİDK'in 2019-M-11477 sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile redde mesnet marka arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı Şirket vekili, dava konusu başvuru ile müvekkili markası arasında iltibasa yol açacak derecede benzerlik olduğunu, marka kapsamları arasında da benzerlik bulunduğunu, markaların anlamsal olarak farklı olduğu bir an için kabul edilse bile okunuşlarının ve genel görünüm itibariyle bıraktıkları izlenimin ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu, tüketicinin alkollü içecekler reyonunda başvuru markasını gördüğünde aynı firmaya ait ürün olduğunu düşünebileceğini, markaların aynı yazı dizisi ile başlamaları nedeniyle benzerliğin üst düzeyde bulunduğunu, TAPDK uygulaması gereğince bu ürünlerin aynı reyonlarda yan yana satışa sunulacağını, ürünlerin gürültülü mekanlarda da satışa sunulduğundan, yüksek fonetik benzerlik nedeniyle markaların karıştırılacağını, ilgili tüketici kesimini oluşturan yetişkinlerin, alkollü içecekler konusunda bir üretici veya eksper kadar bilgiye sahip olmadığını, nihai tüketim sırasında tüketicilerin yönelimlerinin ya özel olarak bildiği marka veya ürüne ya da içmek istediği/satın almak istediği alkollü içecek türüne göre olacağını, ilgili tüketici kesimi bakımından taraf markalarının aynı ürün serisinin parçaları olarak algılanabileceğini, davacının, müvekkilinin markalarına benzer marka başvuruları yaptığını ve müvekkili markaları etrafında dolaşarak, markalarına yakınlaşma gayesi ile hareket ettiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davalı adına tescilli "..." esas ibareli marka ile başvuru konusu "..." ibareli marka arasında biçim, renk, grafik unsurlar, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel ve sesçil olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, anlamsal olarak farklı olmakla birlikte işin uzmanı veya dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu ürünler için ayırdığı satın alım ve yararlanım süresi içinde, davacının "..." markasını gördüğünde bunun davalının mesnet markasından farklı bir marka olduğunu algılayamayabileceği, tescilli markaların bir uzantısı, yeni bir versiyonu, yeni bir serisi olarak algılanmasının ihtimal dahilinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, karşılaştırmaya konu markaların ilk harfleri benzer olsa da, tamamen farklı algı ve anlam taşıyan iki kelimeden oluştuğunu ve bu iki kelimenin karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, hiçbir ortalama tüketicinin, tamamen farklı anlam ve bütündeki "..." markasını almak isterken "..." markasını, ya da tam tersi durumu yaşamayacağını, bu açılardan karar ile yapılan tespit ve değerlendirmenin hayatın olağan akışına uygun olmadığını, markaları oluşturan kelimelerin anlamı ve hafızadaki etkisinin tamamen farklı olduğunu, iki markanın tamamen farklı iki kelimeyi işaret ettiğini ve yerleşik kararlar ile kabul edilen iltibas değerlendirmesinde bulunması gereken, markalar arasında ilişki/bağlantı kurmanın, karıştırılma tehlikesinin bu markalar özelinde olmadığını, hükme esas alınan raporda yapılan tespitlerin aksine markaların ilk beş harflerinin ortak olmasının bu sonucu değiştirmediğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Dava, YİDK kararının iptali istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. İşlem dosyasının incelenmesinden; davacının 25.02.2019 tarihinde 2019/18828 sayılı "..." ibareli marka başvurusunu yaptığı, başvuru kapsamında 33. sınıf hizmetlerin yer aldığı, davalı Şirketin 2015/23906 sayılı "..." ibareli markaya dayalı olarak karıştırılma tehlikesi, tanınmışlık ve kötü niyet gerekçeleriyle başvuruya itiraz ettiği, Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından taraf markaları arasında karıştırılma tehlikesi bulunduğu gerekçesiyle itirazın kabulü ile başvurunun reddine karar verildiği, davacının bu karara yönelik itirazının ise YİDK'in 24.01.2020 tarih, 2019-M-11477 sayılı kararıyla reddedildiği anlaşılmıştır. 7226 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi kapsamında süresi içinde açılan işbu davada, ilk derece mahkemesince, dava konusu başvuru ile redde mesnet marka arasında SMK'nın 6/1 maddesi anlamında benzerlik ve karıştırılma tehlikesi bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olup, taraflar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ile redde mesnet marka arasında karıştırılma tehlikesinin bulunup bulunmadığıdır. 6769 sayılı SMK'nın 6/1. maddesinde, tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvurunun reddedileceği belirtilmiştir. Açıklanan hüküm çerçevesinde markalar arasında iltibasa (karıştırılmaya) yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. İltibas, iki ayrı marka karşısında bulunan kişilerin, bu markaların benzerliği sebebiyle sunulan mal veya hizmetlerin aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantı içerisinde bulunan işletmelere ait olduğunu düşünmeleri veya düşünme ihtimalleridir (Savaş Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s. 408- 409). İltibas ihtimalinin değerlendirilmesinde ölçü, bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, ortalama tüketicilerdir. Yapılan açıklamalar çerçevesinde somut olaya dönüldüğünde; dava konusu başvuru, "..." ibaresinden oluşmaktadır. Bunun dışında başvuruda, başkaca bir şekil veya kelime unsuruna yer verilmemiştir. Buna göre dava konusu başvurunun asli unsuru, başvuruyu oluşturan ibaredir. Redde mesnet marka ise "..." ibareli olup, bu markada da herhangi bir şekil veya başkaca kelime unsuru bulunmadığından, redde mesnet markanın asli unsuru "..." ibaresinden meydana gelmektedir. Bu durumda, "..." ve "..." asıl unsurlu markalar arasında benzerlik ve karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Davacı başvurusunu oluşturan "..." ibaresi, "Bilinenden ayrı, değişik, farklı, özge. Nitelik yönünden alışılmışın dışında bir üstünlüğü olan" gibi anlamlara gelirken, redde mesnet markayı oluşturan "..." ibaresi ise "Bir topluluğun, bir toplantının veya bir derneğin başında bulunan kimse, reis" gibi anlamlara gelmektedir. Söz konusu kelimelerin belirtilen anlamları, toplumun tüm kesimlerince yaygın olarak bilinecek nitelikte olduğundan, söz konusu ibareler arasında kavramsal benzerlik yoktur. Her ne kadar, dava konusu başvuruyu oluşturan "..." ibaresi, redde mesnet markanın içinde aynen geçmekte ve bu durum marka işaretleri arasında kısmı bir görsel ve işitsel benzerlik yaratmakta ise de markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunup bulunmadığı belirlenirken, markaların bir bütün olarak değerlendirilmesinin esas olduğu, diğer bir deyişle markaların hecelerine bölünerek değerlendirme yapılmasının mümkün bulunmadığı, taraf markalarını oluşturan ibarelerin kavramsal yönden farklı olduğu, söz konusu kavramsal farklılık nedeniyle markaların çok farklı bir algı yarattığı hususları birlikte gözetildiğinde, taraf markaları arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik olmadığı kanaatine varılmıştır. O halde, dava konusu başvuru ile redde mesnet marka arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığı, markaların bir bütün olarak korunabileceği, karşılaştırma sırasında işaretlerin parçalara ayrılarak incelenmesinin ve iltibasın bulunup bulunmadığının bir parçaya bağlı olarak yapılmasının mümkün bulunmadığı, iltibas incelemesinin sadece işaretlere bakılarak değil, onların kapsamında bulunan ürünler ile onların niteliğini gözeterek ve her ikisinin birbirine etkisi nazara alınarak yapılmasının gerektiği, ortalama tüketicilerin davacının başvurusuna konu işareti, redde mesnet marka ile ilişkilendirmeyeceği, markalar arasında belirgin biçimde kavramsal farklılık bulunduğu, işin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu ürün ve hizmetler için ayırdığı satın alım süresi içinde, başvuru konusu markayı gördüğünde derhâl ve hiç düşünmeden bunun davalının redde mesnet markasından farklı bir marka olduğunu algılayabileceği sonucuna ulaşılmış, aksi yöndeki ilk derece mahkemesi kararı yerinde görülmemiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, her ne kadar taraf markalarının kapsamlarındaki mallar arasında benzerlik mevcut ise de dava konusu başvuru ile redde mesnet marka arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde karıştırılma tehlikesinin bulunmadığı kabul edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.06.2016 gün ve 2014/11-696 E.- 2016/778 K. sayılı kararı uyarınca iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olduğundan Dairemizce bu yönden dosyada mevcut bilirkişi raporundaki tespitlere itibar edilmemiş, ayrıca bir bilirkişi incelemesine de gerek görülmemiştir. İlk derece mahkemesince açıklanan nedenlerle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiş ve davanın kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 24/05/2022 gün ve 2020/109 Esas - 2022/154 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-Davanın KABULÜ ile YİDK'in 24.01.2020 tarih, 2019-M-11477 sayılı kararının İPTALİNE, 3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gerekli 615,40-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin alınan 54,40-TL harcın mahsubu ile kalan 561,00-TL'nin davalılardan alınarak Hazineye irat kaydına, 4-Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre belirlenen 40.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafından ilk derece yargılaması sırasında yapılan 2.250,00-TL bilirkişi ücreti, 96,00-TL tebligat ve posta gideri, istinaf aşamasında yapılan 115,50-TL tebligat ve posta ücreti, 220,70-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcından oluşan toplam 2.682,20-TL yargılama giderine, 54,40-TL peşin harç, 54,40-TL başvurma harcı eklenerek oluşan toplam 2.791,00-TL'nin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 6-Davalılar tarafından yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 7-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333), 8-Davacıdan peşin olarak alınan 80,70-TL istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 9-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 10/04/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 10/04/2025 ... ... Üye ... Üye ... Katip ...