Bölge Adliye Mahkemesi · Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi 2022/286 E. 2024/631 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Daire
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2022/286
- Karar No
- 2024/631
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2022/286 - 2024/631 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2022/286 KARAR NO : 2024/631 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 02/09/2021 NUMARASI : 2020/319 E. - 2021/280 K.
DAVACI VEKİLİ DAVALI : DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali
Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 02/09/2021 tarih ve 2020/319 Esas - 2021/280 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, müvekkilinin 2020/41520 sayılı "..." ibareli marka başvurusunda bulunduğunu, davalı Kurumun 6769 SMK'nın 5/1-b ve c maddeleri uyarınca başvurunun kısmen reddine karar verdiğini, söz konusu kararın hukuka uygun olmadığını, başvuru konusu ibarenin ayırt edici niteliğe sahip bulunduğunu, harf dizilimi, kelime sayısı, işaretlerin yapısı ve renk faktörleri gözetildiğinde, tescil edilmek istenilen ibarenin kendine has bir yapısının olduğunu ve orijinallik içerdiğini, Yargıtay’ın "tek başına tescili mümkün olmayan sözcüklerin yanına ayırt edici nitelikte sözcüklerin ilavesi ile genelde ya isim tamlaması ya da sıfat tamlaması şeklinde ortaya çıkan ve yeni bir anlam ifade eden sözcükler grubunun marka olarak tescil edilebilmesinin uygun olacağına" ilişkin sonuca vardığını, marka başvurularında geçen "..." kelimesinin bile başlı başına ayırt edicilik taşıdığını, "..." kelimesi ile birleşerek marka adına anlam kazandığını, daha belirgin şekilde yazılmış olması ile "..." ibaresinin markada ana unsur olduğunu, "..." ibaresinin markanın alt kısmında kalmasının tali unsur olarak değerlendirilmesine yeterli bir sebep olamayacağını, "biletiniz burada, oteliniz burada, biletim burada, hepsi burada tatil" gibi ibarelerin...tarafından tescil edildiğini ileri sürerek, YİDK’in 2020-M-7067 sayılı kararının iptaline, dava konusu başvurunun tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı...vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvurunun, başvuru kapsamından çıkarılan hizmetler yönünden ayırt edici olmadığı gibi tanımlayıcı nitelik taşıdığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, dava konusu 2020/41520 sayılı " ..." ibareli davacı marka başvurusunun, reddedilen hizmetler açısından 6769 sayılı SM'nın 5/1-b maddesi kapsamında kaldığı, yine bu hizmetler yönünden tanımlayıcı olduğu SMK 5/1-c maddesi koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, müvekkil şirket tarafından tescili talep edilen "...+şekil " ibareli markanın, kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazandığını, nitekim, "... + şekil" ibareli markanın, müvekkili kullanımları sonucu ilgili tüketici çevresi tarafından marka olarak algılanır hale geldiğini, başvuru konusu işaretin, verilecek hizmeti diğer teşebbüslerin hizmetlerinden açık ve kesin bir şekilde ayırt edeceğini, hem soyut hem de somut ayırt ediciliğinin bulunduğunu, beyaz, siyah ve turuncu renk kombinasyonun ilgili mal ya da hizmetler için ilgili sektörde yaygın kullanımının ve ilgili hizmetler için işlevsel bir niteliğinin bulunmadığı gözetildiğinde, ayırt etme gücünün yüksek olduğunu, markanın esas unsurunun "...+şekil" ibaresinin tamamından oluştuğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, markanın esas unsuru olan ibarelerin parçalara ayrılarak incelenmesisinin hatalı olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE : Dava, YİDK kararının iptali istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. İşlem dosyasının incelenmesinden; davacının "..." ibaresinin 39. ve 43. sınıf hizmetlerde marka olarak tescili için davalı kuruma başvurduğu, 2020/41520 numarası verilen başvurunun Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından, başvuru kapsamında yer alan 39. sınıftaki "Kara deniz ve hava taşımacılığı hizmetleri ve kara, deniz ve hava taşıtlarının kiralanması hizmetleri, tur düzenleneme, seyahat için yer ayarlama, seyahat ile ilgili bilet sağlama, kurye hizmetleri" ile 43. sınıftaki "Geçici konaklama hizmetleri, geçici konaklama ile ilgili rezervasyon hizmetleri, düğün salonu kiralama hizmetleri, konferans ve çeşitli toplantılar için yer sağlama hizmetleri." yönünden SMK'nın 5/1-b ve c maddeleri uyarınca kısmen reddedildiği, davacı tarafça bu karara yapılan itirazın ise YİDK'in 19.08.2020 tarih, 2020-M-7067 sayılı kararıyla reddedildiği, kararın davacı tarafa 24.08.2020 tarihinde tebliğ edildiği anlaşılmıştır. 6769 sayılı SMK'nın 5/1-b maddesinde, herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretlerin marka olarak tescil edilemeyecekleri düzenlenmiştir. Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere bu hükme göre, sicilde gösterilebilir olmasına rağmen ilgili mal veya hizmetler için ayırt ediciliğe sahip olmayan, dolayısıyla tüketiciler tarafından marka olarak algılanmayacak işaretlerin, marka olarak tescil edilmeleri mümkün değildir. Aynı Kanun'un 5/1-c maddesinde ise ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretlerin marka olamayacakları hüküm altına alınmıştır. Bu genel açıklamadan sonra somut uyuşmazlığa dönüldüğünde; davaya konu başvuru, beyaz zemin üzerine siyah harfler ile "..." ve turuncu harfler ile "..." kelimelerinin birleşiminden oluşmuş, bu ibarelerin alt kısmında "..." kelimeleri yazılmış, markanın sol kısmında ise turuncu renkli konum işaretini andıran bir şekle yer verilmiştir. Başvuruda yer verilen "..." ibaresi, seyahat acentesi anlamına geldiğinden herhangi bir ayırt ediciliği yoktur. Başvurunun asli unsuru bir bütün olarak "..." ibaresi ile bu ibarenin yanına konumlandırılmış şekil unsurudur. Gerçekten de söz konusu şekil unsuru, özgün bir biçimde tasarlanmış olup bu hali ile ayırt edicilik taşımaktadır. Dolayısıyla dava konusu başvurunun bir bütün olarak, başvuru kapsamından çıkarılan hizmetler yönünden ayırt edici nitelik taşıdığı ve doğrudan bir tanımlayıcılığının bulunmadığı, diğer bir deyişle redde konu hizmetlerde ticari kaynak belirtir şekilde ve bir bütün halinde marka olarak algılanacağı, ayrıca markanın ortalama düzeydeki yararlanıcı/tüketici kitlesi tarafından hiçbir özel zihni çabaya mahal bırakmadan doğrudan doğruya davacının redde konu olan hizmetleri açısından cins, çeşit, vasıf, amaç, değer, hizmetlerin karakteristik özelliğini bildiren bir ibare olarak algılanamayacağı, yararlanıcı/tüketici bu markayı taşıyan hizmetlerle karşılaştığında bunun söz konusu hizmetleri tanımladığı, malın cinsi veya vasfını belirttiği, reddedilen hizmetleri doğrudan tasvir ettiği, karakteristik özelliklerini belirttiği şeklinde bir düşünceye varamayacağı, sonuç olarak, dava konusu ibarenin reddedilen hizmetler açısından somut ayırt edici niteliğe sahip bir işaret olduğu ve çekişme konusu işbu hizmetler için cins, çeşit, vasıf, kaynak belirtmediği sonucuna varılmıştır. Her ne kadar dosyada mevcut bilirkişi raporunda, markada esas unsurun "..." ibaresi olduğu, bu ibarenin başvuru kapsamından çıkarılan hizmetler yönünden ayırt edici olmadığı gibi tanımlayıcı bulunduğu açıklanmış ise de başvurunun asli unsurunun yalnızca "..." ibaresinden oluşmadığı, bir bütün olarak "..." ibaresinin asli unsur olduğu, esasen başvuruda yer verilen şekil unsurunun dahi tek başına ayırt edicilik taşıdığı, buna göre dava konusu başvurunun bir bütün olarak ayırt ediciliğe sahip olduğu ve tanımlayıcı da bulunmadığı gözetildiğinde, bilirkişi raporundaki görüşe Dairemizce iştirak edilmemiştir. Dava konusu başvurunun ayırt edici ve tanımlayıcı olup olmadığı hususunun, hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olduğundan, Dairemizce bilirkişi incelemesine gerek görülmemiştir. Davacı tarafça YİDK kararının iptali ile birlikte, dava konusu marka başvurusunun tescili işlemlerinin devam edilmesi yönünde karar verilmesi talebinde de bulunmuştur. 6769 sayılı SMK kapsamında mahkemelere tescil isteminin kabulü ya da reddi yönünde tanınmış bir yetki bulunmamaktadır. Tescil işlemi idari nitelikte bir işlem olup Kurul kararının kabulüne bağlı doğal bir sonuçtur. Yine davacının tescil işlemlerine devam edilmesine karar verilmesi istemi ayrı bir dava olarak değerlendirilemez. Bu nedenledir ki, açılan davada iki ayrı talebin olduğu ve başvurunun tescil işlemlerinin devamına yönelik isteminde reddedildiği gerekçesiyle davalı lehine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilemez. Dolayısıyla Dairemizce davacının başvurunun tescil işlemlerinin devamına yönelik talebin reddine karar verilmiş, ancak bu nedenle davalı yararına yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemiştir. Yargıtay'ın emsal uygulaması da bu yöndedir (Yargıtay HGK.'nın 22.03.2017 gün ve 2017/11-78 E.-521 K.) Yukarıda açıklanan nedenlerle dava konusu başvuru başvuru yönünden SMK'nın 5/1-b ve c maddeleri uyarınca mutlak tescil engelinin bulunmaması nedeniyle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, HMK'nın 353/1-b-2 maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 02/09/2021 gün ve 2020/319 Esas - 2021/280 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-Davanın KABULÜ ile Türk Patent ve Marka Kurumunun 19/08/2020 tarih ve 2020-M-7067 sayılı YİDK kararının İPTALİNE, 3-Davacı vekilinin marka başvurusunun tescili talebinin reddine, 4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gerekli 427,60 TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 54,40 TL harcın mahsubu ile kalan 373,20 TL'nin davalı ... alınarak Hazineye irat kaydına, 5-Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre belirlenen 25.500,00 TL maktu vekalet ücretinin davalı ... alınarak davacıya verilmesine, 6-Marka başvurusunun tescili talebinin reddi nedeniyle davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-Davacı tarafından ilk derece yargılaması sırasında yapılan 2.250,00 TL bilirkişi ücreti, 68,00 TL tebligat ve posta gideri, İstinaf aşamasında yapılan 58,50 TL tebligat ve posta ücreti, 220,70 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcından oluşan toplam 2.597,20 TL yargılama giderine, 54,40 TL peşin harç, 54,40 TL başvurma harcı eklenerek oluşan toplam 2.706,00 TL'nin davalı ... alınarak davacıya verilmesine, 8-Davalı ... tarafından ilk derece mahkemesinin yargılaması sırasında herhangi bir yargılama gideri yapılmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, 9-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333), 10-Davacıdan peşin olarak alınan 80,70 TL istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 11-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 29/03/2024 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 29/03/2024
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.