Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/177 E. 2024/525 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/177
- Karar No
- 2024/525
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/1178 - 2025/1319 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2025/1178 KARAR NO : 2025/1319 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 12/12/2024 NUMARASI : 2022/177 E. - 2024/525 K. DAVANIN KONUSU : Markaya Tecavüzün ve Haksız Rekabetin Tespiti, Durdurulması , Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 12/12/2024 Tarih ve 2022/177 Esas - 2024/525 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, müvekkili Şirketin 1932 yılında kurulduğunu, ana faaliyet alanının alçı ve levha sistemleri olan ve sektöründe lider kuruluşlardan biri olduğunu, Amerika’dan sonra Türkiye ve Avrupa pazarına sunulan cam elyaf şilte kaplamalı ilk dış cephe levhası olan ... markalı ürününü piyasaya çıkardığını, tanınmış birçok markaya sahip olduğunu ve ... nezdinde tescilli 200 civarında markasının bulunduğunu, davalı şirketin 19.03.2018 tarihinde 17 ve 19. sınıflardaki mallar için ... ibareli marka tescil başvurusunu yaptığını, tamamen müvekkili şirkete ait ... markasıyla iltibas yaratmak ve müvekkili markasının tanınmışlığından haksız şekilde faydalanmak amacıyla yapılan bu başvurunun 6769 s. SMK’nın 6/1, 6/5 ve 6/9 maddelerine aykırı olarak tescil edildiğini, markaların sözcük ve stilize yazı karakterlerinin neredeyse aynı olmasına ilave olarak turuncu tonlarında kullanıma geçerek açıkça haksız rekabet yaratıldığını ve müvekkili markasından doğan hakların ihlal edildiğini, davalı şirketin tescil edildiği haliyle kullanmadığı markası ile "..." ibaresini vurgulamak, aynı yazı karakteri ve tasarımı kullanmak, ... renk tonlarını kullanmak suretiyle müvekkilinin tanınmış markasından fayda sağlama amacı taşıdığını, bu durumun müvekkili şirkete ait “...” ibareli markaların ayırt edici karakterini zedeleyeceğini ve markanın itibarına zarar vereceğini, markaları doğrudan karşılaştırma imkanına sahip olmayan ortalama tüketicilerin “...” ibareli itiraza konu markayı görüntü ve okunuş olarak ... ibareli müvekkili marka/markaları ile karıştırabileceğini, bu malların müvekkiline ait olduğu düşüncesiyle satın alabileceğini veya başvuru sahibinin müvekkili ile arasında ticari bir bağlantı olduğu fikrine kapılabileceğini, davalı markasının müvekkili markalarının serisi olarak algılanabileceğini, TTK’nın 54.maddesi ile 55.maddesi ile devamı maddeleri itibariyle davalı şirketin müvekkili şirkete ait marka haklarına tecavüz ile birlikte haksız rekabet fiillerini de gerçekleştirdiğini ileri sürerek, markaya tecavüzün ve haksız rekabetin tespitine, durdurulmasına, "..." markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiş, bu davada davalının markaya tecavüz ve haksız rekabet teşkil eden fillerinin durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini istemiştir. Davalı şirket vekili, müvekkiline ait markanın ... ve ... olmak üzere iki kelimeden oluştuğunu, davacının markalarının tek kelimeden meydana geldiğini, müvekkili markasında kırmızı ve siyah olmak üzere iki ayrı renk kullanıldığı halde davacı şirkete ait markada genellikle sadece siyah olmak üzere tek renk kullanıldığını, davacı markasının 7 harften müvekkilinin markasının 11 harften oluşan ve daha uzun bir marka niteliğinde olduğunu, markaların yazı stili ve rengi farklı olduğu gibi markanın ilk kelimesi olan ...’in son harfi olan ... harfi kırmızı renkte ve farklı bir tasarımda olduğunu, ... kelimesinin de İngilizcede tahta, pano vb. anlamlara geldiğini, markada kullanımının tek başına marka ihlal sebebi olmasının mümkün olmadığını, markalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, markalar arasında karıştırılma ihtimalini doğuracak ölçüde bir benzerlik bulunmadığını, müvekkiline ait marka başvurusundaki şekil unsurunun başvuruya yeterli ayırt ediciliği kattığını, müvekkilinin başvurusunun kötü niyetli olduğuna yönelik bir emare de bulunmadığını, markaların gerek telaffuz, gerek görünüş, gerek kavramsal anlamının birbirinden farklı olduğunu, markalar arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Davaya konu marka kapsamında yer alan 35. sınıftaki ''Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için değerli olmayan maden cevherleri. mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)" ile davacının davaya mesnet gösterdiği 2015/81859 ve 2015/81804 sayılı markaların kapsamlarındaki malların benzer olduğu, bu hizmetler bakımından taraf markaları arasında mal ve hizmet benzerliği durumunun oluştuğu, davaya konu edilen diğer hizmetler bakımından ise aynılık, benzerlik ve ilişiklilik durumunun oluşmadığı, dava konusu marka ile mesnet olan markanın bütünsel anlamda yapılan karşılaştırma sonucunda, markaların birbirlerinin farklı versiyonları, alternatifleri veya bir serinin devamı niteliğinde olduğu, kardeXboard ibaresi ile karşı karşıya kalan tüketicinin bu ibareyi davacının markası olarak yorumlama yoluna gidebileceği, dava konusu markanın görsel mizanpajındaki farklılıkların benzerliği bertaraf edecek nitelikte olmadığı, başvuru konusu marka ile mesnet markanın genel izlenim yönünden benzer olduğu ve aralarında ilişkilendirme ve karıştırma olasılığı bulunduğu, başvuru markasının tescilinin ortalama tüketici kitlesinin bütüncül ve genel bakış açısı dikkate alındığında taraf markaların benzer olduğu, karşılaştırılan işaretlerin görsel ve işitsel olarak benzer olması nedeniyle dava konusu edilen "Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Değerli olmayan maden cevherleri. mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)" bakımından taraf markalar arasında SMK 6/1 maddesi anlamında karıştırma ihtimali bulunduğu, davacının ... markasının tanınmışlığını ispata yönelik olarak sunduğu delillerden, bu delillerin ilgili tüketici kesimi nezdindeki bilinirliğini ispat edemediğinden, davacının tanınmış marka iddiasının ispat edilemediği, SMK 6/5 maddesi koşullarının somut olayda oluşmadığı, dosya kapsamında davalının yedekleme, şantaj, spekülasyon vb. amaçlı tescil başvurusunda bulunduğunu gösterir her hangi bir belge bulunmadığından, davalının kötü niyetli bir başvuruda bulunduğu iddiasının ispatlanamadığı, ancak davalı kullanımına konu işaret ile davacı markalarının 6769 sayılı SMK kapsamında benzer olduğu, aynı veya benzer mal veya hizmetler üzerinde kullanılmaları halinde karıştırma ihtimali bulunduğu, ilgili tüketicilerin davacının davalıya marka kullanımı yönünde izin verdiği, lisans vb. bir hak tanıdığı yahut işletmeler arasında idari veya ekonomik bağ bulunduğu izlenimine kapılabileceği anlaşıldığından, davalı kullanımının 6769 sayılı SMK m. 7 ve 29 hükümleri kapsamında davacının marka hakkına tecavüz teşkil ettiği, davalının, tescilli markasından uzaklaşıp, davacı markasına ve onun eylemli kullanımına yaklaşan kullanımının, yarattığı bütünsel algı itibariyle davacı markası ve ürünleriyle haksız rekabet teşkil ettiği, davalının teknik bir zorunluluk olmamasına ve piyasada onlarca renk seçeneği bulunmasına rağmen, rakibi firmanın marka zemin rengi ile sondaki vurgulu ... harfi yazımını birleştiren mezkur kullanımının davacının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler alma kapsamında haksız rekabet oluşturduğu, SMK m.25/1 hükmüne göre SMK m.5 ve m.6 hükmünde sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir hükmü amir ise de hükümsüzlüğü talep edilen dava konusu 2020/71879 sayılı ''...'' ibareli markanın kararın verildiği tarihte tescilli olmadığı gerekçesiyle 2020/71879 sayılı marka tescil edilmediğinden, hükümsüzlük talebine ilişkin olarak karar verilmesine yer olmadığına, davalı kullanımlarının haksız rekabet ve marka hakkının ihlali oluşturduğunun tespitine, söz konusu kullanımların durdurulmasına, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir. , İhtiyati tedbir yönünden ise hükümler birlikte, davalının teknik bir zorunluluk olmamasına ve piyasada onlarca renk seçeneği bulunmasına rağmen, rakibi davacı firmanın marka zemin rengi ile sondaki vurgulu ... harfi yazımını birleştiren mezkur kullanımlarının, söz konusu kullanımların imalatının, satışının, pazarlanmasının, tanıtımının ve kullanımının durdurulması, tabela, etiket, broşür ve her türlü belge ve doküman ile sair dijital, görsel, işitsel ve yazılı reklam-tanıtım materyallerinin kullanımının karar kesinleşinceye kadar ihtiyati tedbir suretiyle durdurulmasına karar vermek gerektiği gerekçesiyle ihtiyati tedbir talebinin 3.000.000,00 TL teminat karşılığında kabulüne karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili, davacıya ait markalar ile müvekkiline ait tanıtım işareti arasında herhangi bir karıştırılma ihtimali bulunmadığını, davacının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet iddialarının yerinde olmadığını, nitekim “...” ve “...” ibareli markalar arasında benzerlik olmadığına ilişkin Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin emsal kararının bulunduğunu, ayrıca davanın talep sonucunu karşılayacak şekilde ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceğini, zira mahkemece davanın esası hakkında karar verilmiş olup, esas karar ile birlikte hüküm altına alınabilecek bir hususun tedbir yoluyla değerlendirilmesinin hukuken mümkün olmadığını ileri sürerek, ayrı ayrı ilk derece mahkemesi kararının ve ihtiyati tedbirin kaldırılmasını istemiştir. GEREKÇE :1-Dava, marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, durdurulması, önlenmesi ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı tarafça, "..." ibareli tescilli markalarının olduğu, davalının ise "Kardexboard" ibareli markasının bulunduğu, anılan ibareyi fiilen de markasal biçimde kullandığı, bu durumun markaya tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğu ileri sürülmüş, ilk derece mahkemesince de yazılı şekilde hüküm kurulmuş, bu karara karşı yalnızca davalı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. 6769 sayılı Kanun'un 29/1-a maddesi uyarınca, marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7'nci maddede belirtilen biçimlerde kullanmak, marka hakkına tecavüz sayılır. Atıf yapılan 7. maddenin 2/a maddesinde, tescilli marka ile aynı olan herhangi bir işaretin, tescil kapsamına giren mal veya hizmetlerde kullanılması, 2/b maddesinde ise tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması, müteakip bentte de aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde olmasına bakılmaksızın, tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle markanın itibarından haksız bir yarar elde edecek veya itibarına zarar verecek veya ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikteki herhangi bir işaretin haklı bir sebep olmaksızın kullanılması hallerinde marka sahibinin, bu fiillerin önlenmesini talep hakkının bulunduğu açıklanmıştır. 6102 sayılı TTK'nın 54 vd. maddelerinde haksız rekabet düzenlenmiş olup, "Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır." denilerek, hangi fiillerin haksız rekabet teşkil ettiği genel olarak belirtilmiştir. Müteakip madde de ise örnekseme yoluyla başlıca haksız rekabet halleri hüküm altına alınmıştır. Bu kapsamda, başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler alınması, haksız rekabet halleri arasında kabul edilmiştir. Yukarıda belirtildiği üzere SMK'nın 29/1 maddesi atfı ile 7/2-b maddesi uyarınca tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması, markaya tecavüz oluşturacaktır. Açıklanan hüküm çerçevesinde markalar arasında iltibasa (karıştırılmaya) yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. İltibas, iki ayrı marka karşısında bulunan kişilerin, bu markaların benzerliği sebebiyle sunulan mal veya hizmetlerin aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantı içerisinde bulunan işletmelere ait olduğunu düşünmeleri veya düşünme ihtimalleridir (Savaş Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s. 408- 409). İltibas ihtimalinin değerlendirilmesinde ölçü, bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, ortalama tüketicilerdir. Öte yandan, markaların ayırt edicilik güçlerinin de iltibas ihtimalinin değerlendirilmesinde dikkate alınması gerekmektedir. Zira, ayırt edici niteliği zayıf olan markalar yönünden iltibas ihtimali daha düşük olacaktır. Diğer bir deyişle, tescili istenilen mal ve hizmetleri, diğer işletmelerin mal ve hizmetlerinden ayırt etme gücü düşük kalan, zayıf marka olarak nitelendirilebilecek markaların koruma alanı daha dar bulunmaktadır. Böyle durumlarda, küçük farklılıklar dahi tescil olunmak istenen markaya ayırt edicilik kazandırabilecektir. Yapılan açıklamalar çerçevesinde somut olaya dönüldüğünde; davalının dava konusu kullanımları, turuncu zemin üzerine siyah harflerle yazılan "..." ibaresi ile stilize biçimde kırmızı olarak yazılan "..." harfi ve bunun yanında da "..." ibaresinden, mahkemece tecavüz edildiği kabul edilen davacı markaları ise turuncu rengin hakim olduğu ve "..." harfinin stilize biçimde yazıldığı "..." ibaresinden ve fiili kullanımı ise turuncu zemin üzerine yazılan "..." ibarelerinden oluşmaktadır. Gerek davalının dava konusu kullanımlarında, gerekse de davacının markalarında ve filli kullanımlarında başkaca kelime ve şekil unsuru bulunmadığından, dava konusu kullanımlarındaki asıl ve ayırt edici unsuru "...", davacının markalarının ve fiili kullanımlarının asıl ve ayırt edici unsurunu da "..." ibareleri oluşturmaktadır. Buna göre dava konusu “...” ibareli davalı kullanımı ile davacının davasına mesnet "..." asıl unsurlu markaları ve kullanımı arasında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesinin olmadığı, nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2020/1456 -2021/674K sayılı ilamında da "... ibareli marka ile davacının markalarının iltibasa neden olacak düzeyde benzer olmadığının kabul edildiği, dava konusu kullanımlar ile davacının markaları ve fiili kullanımlarının ayırt edici ve asıl unsurunu oluşturan ibareler arasında iltibasa neden olacak derecede benzerlik bulunmadığı, dava konusu kullanımlarla ile davacının markası ve fiili kullanımlarında, ayırt ediciliği bulunmayan turuncu renginin ortak olarak yer almasının tek başına iltibasa neden olmayacağı, aksinin kabulünün kimsenin tekeline bırakılamayacak olan turuncu renginin davacının tekeline bırakılması sonucunu doğuracağı gözetildiğinde dava konusu kullanımlar ile davacının bahsi geçen markaları ve fiili kullanımları arasında iltibasa ve karıştırmaya yol açacak derecede benzerlik bulunmadığı, bu nedenle dava konusu kullanımların markaya tecavüz ve haksız rekabet oluşturmayacağı kanaatine varıldığından, ilk derece mahkemesinin aksi yöndeki kabulü yerinde görülmemiştir. Bu durumda ilk derece mahkemesince, markaya tecavüz ve haksız rekabetin bulunmadığı gözetilerek bu talepler yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, HMK'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. 2-Davalı vekilinin hükümle birlikte verilen ihtiyati tedbir kararına karşı istinaf itirazlarının incelemesine gelince, yukarıda açıklandığı üzere davacının tescilli markalarına dayalı olarak davalının söz konusu kullanımlarına karşı çıkamayacağı ve bu nedenle markaya tecavüz ve haksız rekabet istemli davanın reddine karar verildiğinden, davalı vekilinin bahsi geçen ihtiyati tedbir kararına karşı istinaf itirazları da yerinde görülmüş, ilk derece mahkemesinin ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin asıl hükme ve hükümle birlikte verilen ihtiyati tedbir kararına yönelik istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 12/12/2024 gün ve 2022/177 Esas - 2024/525 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-Markaya tecavüz ve haksız rekabete dayalı istemler yönünden davanın REDDİNE, 3-2020/71879 sayılı davalı markasının tescil edilmemiş olması nedeniyle hükümsüzlük talebine ilişkin olarak karar verilmesine yer olmadığına, 4-Davacı vekilinin ihtiyati tedbir isteminin REDDİNE, 5-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40.TL maktu karar ve ilam harcından, peşin alınan 80,70.TL’nin düşümü ile kalan 534,70.TL bakiye karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 6-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca belirlenen 40.000,00.TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 7-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan 340,00.TL posta masrafı, 1.683,10.TL istinaf kanun yoluna başvuru harcı, 1.683,10.TL istinaf kanun yoluna başvuru harcından (ihtiyati tedbir kararının istinafı yönünden yapılan) oluşan toplam 3.706,20.TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 8-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 9-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine, (HMK m.333), 10-Davalı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 615,40-TL istinaf karar ve ilam harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 11-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 26/06/2025 tarihinde ihtiyati tedbir isteminin reddine dair (4) nolu karar yönünden KESİN, davanın esasına ilişkin diğer kararlar yönünden HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay TEMYİZ yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 04/07/2025 Başkan Üye Üye Katip Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.