Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1645 E. 2026/206 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/1645
Karar No
2026/206
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

40. HUKUK DAİRESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

DOSYA NO: 2022/1645

KARAR NO : 2026/206

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi

TARİHİ: 03/03/2022

NUMARASI : 2017/1329 Esas - 2022/161 Karar

Birleşen İstanbul Anadolu 15. Asliye Hukuk Mahkemesi, 2016/454 Esas, 2017/103 Karar Sayılı Dosyası;

DAVANIN KONUSU: Tazminat

KARAR TARİHİ: 03/03/2026

Yukarıda yazılı İlk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: 26/09/2014 tarihinde davalı ... firmasının işleteni, davalı ...'in idaresinde olan ... plakalı aracın yaya olan müvekkiline çarpması sonucu yaralandığını belirterek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 500 TL geçici iş göremezlik, 3.500 TL sürekli maluliyet, 500 TL refakatçi/ bakıcı giderleri ve 500 TL bakkal dükkanına bakmakla görevlendirdiği kişiye ödemiş olduğu ücretler için toplam şimdilik 5.000 TL maddi ve 40.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsilini talep etmiştir.

Davalı ... Firması vekili cevap dilekçesinde özetle davanın reddini savunmuştur.

İlk derece mahkemesince: "asıl dava yönünden davanın kısmen kabulüne, davalı ... AŞ yönünden davanın pasif husumet yokluğundan reddine, davalı ... yönünden maddi tazminat davasının kısmen kabulüne, 2.673,09 TL geçici işgöremezlik, 33.822,50 TL sürekl iş göremezlik tazminatının (birleşen İstanbul Anadolu 15.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/454 Esas sayılı dosyasında hükmedilen alacağa tekerrür olmamak kaydıyla) kaza tarihi olan 26/09/2014 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalı ...'ten alınarak davacıya verilmesine, fazla talebin reddine, manevi tazminat davasının kısmen kabulüne, 10.000 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 26/09/2014 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalı ... alınarak davacıya verilmesine, fazla talebin reddine,

Birleşen İstanbul Anadolu 15.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/454 Esas sayılı dosyası yönünden davanın kısmen kabulüne, 2.673,09 TL geçici işgöremezlik, 33.822,50 TL sürekli işgöremezlik tazminatının (mahkememiz İstanbul Anadolu 8.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/1329 Esas sayılı dosyasında hükmedilen alacağa tekerrür olmamak kaydıyla) temerrüt tarihi olan 01/10/2016 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalı ... Sigorta Şirketinden alınarak davacıya verilmesine, fazla talebin reddine" karar verilmiştir.

Bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvuran davacı vekili; müvekkilinin yaralanması nedeniyle ameliyat evde bakım hizmeti almak zorunda kaldığını, sürekli iş göremezlik raporu bulunan müvekkilinin bu zaman zarfında bakkalını çalıştıramayacağının ortada olduğunu, araç sahibinin oluşan zarardan sorumlu olacağını, davalının bu aracı başkalarına kiraya vermiş olmasının sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağını, bu nedenle müvekkilinin bu aracın üçüncü kişilere kiralandığını bilmesi mümkün olmadığından, kendisine karşı dava açılmasında kusuru bulunan ... AŞ lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, müvekkilinin kaza sırasında yaşadığı şok, 3 ay boyunca omuzunda oluşan kırıkların tedavisi için hastanelere gidip gelmesi, bu süreçte bakıma muhtaç olması ve yardıma başkalarını çağırmak zorunda kalması, müvekkilde oluşan zararın ömür boyu sürecek olması ve omuz, kol vb. fonksiyonlarını hep eksik yapabilecek olması, bekar bir kadın olarak omuzundaki kırık nedeniyle oluşan lezyonun dışardan görülebiliyor olması nedenleriyle müvekkilinin duyduğu elem ve ızdırabı biraz olsun giderebilmek hükmedilen manevi tazminatın az olduğunu belirtmiştir.

Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; tüm kusurun müvekkiline atfedilmesinin hatalı olduğunu, müvekkilinin hızının fazla olduğuna ilişkin iddianın gerçeği yansıtmadığını, davada alınan maluliyet raporunda belirlenen %3 malüliyet oranının kaza ile illiyeti bulunmayan arazlar dikkate alınarak belirlendiğini, davacı vekilinin dosyaya sunmuş olduğu raporun kazadan yaklaşık bir yıl sonrasında alındığını, bu sebeple raporun ve özür oranının kabulünün mümkün olmadığını, davacı vekili tarafından kaza ve zarar arasındaki illiyet bağının ispat edilemediğini, davacı vekilinin tüm iddiaları gibi davacının uğramış olduğu zarara ilişkin iddialarda soyut olup ispata ilişkin dosyaya sunulmuş bir evrak olmadığını, hükmedilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu belirtmiştir.

Davalı ... Sigorta Şirketi vekili ise; müvekkili şirketin KTK'nin ilgili hükümleri gereği yalnızca sigorta ettirenin sorumluluğunu teminat altına aldığını, dava konusu olayda aracın kiralandığını, sigorta sözleşmesinin tarafının ... AŞ olduğunu, ancak aracın uzun süreli olarak ...'e kiralandığını, kiralama sonucu işleten sıfatının yitirilmiş olacağından, müvekkil şirketin sorumluluğu bulunmadığını, bu kiralama işlemiyle artık sigortalı aracın işleteninin değiştiğini, dava konusu kazanın 26/09/2014 tarihinde meydana geldiğinden öncelikle hesaplamanın PMF 1931 yaşam tablosu esas alınarak teknik faizle yapılması gerektiğini, 01/06/2015 tarihli ZMM Genel Şartları gereği, geçici iş göremezlik tazminatı taleplerinin teminat dışı olduğunu, ayrıca ...'dan davacıya ödeme yapılıp yapılmadığının da sordurulmadan hüküm kurulmasının hatalı olduğunu belirtmiştir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi kapsamında istinaf itirazları ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda:

Dava, trafik kazasından kaynaklanan bedensel zarar ve manevi tazminatı istemine ilişkindir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun hükümlerine göre, trafik sicil kaydı "işleteni" kesin olarak gösteren bir karine değilse de, onun kim olduğunu belirleyen güçlü bir kanıt niteliğindedir. Ancak, trafik kaydına rağmen işleten sıfatının 3. kişi üzerinde bulunmasını engelleyen bir kanun hükmü yoktur. Nitekim aynı Kanunun 3. maddesinde işleten, " ... araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehin gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak, ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır." biçiminde tanımlanmıştır. Anılan Kanunun 85. maddesinde ise, "Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün ünvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen bilet ile işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar." hükmüne yer verilmiştir.

Bu yasal düzenleme karşısında, kazaya karışan araçların meydana getirdikleri zararlardan araç sahiplerinin hukuken sorumlu olacağı ilkesi benimsenmiş ise de, araç malikleri tarafından herhangi bir sebeple yararlanılması için bir başka kimseye devir edilmesi halinde (kısa bir süre için kiralanmaması kaydıyla) artık üzerindeki fiili hakimiyeti kalmaması ve bu sebeple ekonomik yönden de bir yararlanma olanağının kalktığı durumlarda, o araca kaza sırasında fiili hakimiyeti altında bulunduran ve ondan iktisaden yararlanan kimsenin işleten sıfatıyla meydana gelen zarardan sorumlu tutulması gerekir. Bunun sonucu olarak da, araç maliki sorumlu tutulmamalıdır. Gerek öğretide, gerekse Yargıtay'ın uygulamalarında, kiracının işleten sıfatının belirlenmesinde, kira sözleşmesinin uzun süreli olması, araç üzerinde fiili hakimiyet ve ekonomik yararlanma unsurlarının birlikte bulunması gerekmektedir.

Davalı ... AŞ vekili cevap dilekçesinde kazaya karışan aracın dava dışı ...'e uzun süreli kiraya verildiğini savunmuş, dosyaya sunulan uzun süreli araç kiralama sözleşmesi, araç teslim belgesi, düzenlenen faturalar ve beyannameler dikkate alındığında uzun süreli üçüncü kişileri bağlayan kira sözleşmesi olduğundan hakkında davanın reddine karar verilmesi yerinde olduğu sonucuna varılmıştır. Yine, sigortalı aracın kiraya verilmesi davalı sigorta şirketinin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağından, davalı sigorta şirketi yönünden karar verilmesi yerindedir.

Mahkemece hükme esas alınan kusura ilişkin ATK raporunda davalı sürücüsünün % 100 oranında kusurlu olduğu, bildirilmiştir. Kaza tespit tutanağı ile uyumlu, olayın meydana gelmesine neden olan kusur durumları dayanaklarıyla birlikte, eylemler ile sonuç arasında bulunan nedensellik bağını ortaya koyacak biçimde, dosya kapsamından anlaşılan oluşa, bilimsel ölçütlere, usul ve kanuna uygun olarak saptandığının anlaşılması karşısında, HMK'nin 279. maddesine uygun düzenlenen ve dosya kapsamına uygun somut olgu ve ölçütlere dayanan, yeterli gerekçeyi de taşıyan bilirkişi raporunun hükme esas alınmasında, davalının kusuru oranında sorumlu olduğundan verilen kararda hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Davacının maluliyet durumunun, Adli Tıp 2. İhtisas Dairesi'nin uygun yönetmelik hükümlerini gözeterek belirlendiği anlaşılmaktadır. Anılan raporda davacının kaza sonrası tedavilerine ilişkin kayıtlar ve raporlar irdelenerek kaza ile maluliyet arasında uygun nedensellik bağının kurulduğu, raporun yetkili heyetçe ayrıntılı, gerekçeli ve denetime elverişli olarak düzenlenmiş olduğu anlaşılmakla, bu konudaki davalı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmemiştir.

Yargıtay 17. (kapatılan) ve 4. Hukuk Dairelerinin Anayasa Mahkemesi'nin 17/07/2020 tarih ve 2019/40 (E) - 2020/40 (K) sayılı kararı sonrasında vermiş olduğu güncel kararları gereğince tazminat hesaplarında bakiye ömrün belirlenmesinde ... tablosu uygulanacak, bilinmeyen (işleyecek) devre bakımından da "progresif rant" formülü kullanılarak tazminatın hesaplanması gerekecektir (Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2022/6135 E. ve 2022/10604 K., 2021/16078 E. ve 2022/10550 K., 2021/13398 E. ve 2022/10498 K.,Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2020/2598 E. ve 2021/34 K., 2019/3713 E. ve 2020/2420 K. sayılı kararları).

Bu nedenle, Anayasa Mahkemesi iptal kararı gereğince genel şartlarda belirtilen 1,8 teknik faiz esas alınarak hesaplama yapılması olanaklı değildir. Ayrıca davacıya ... tarafından rücuya tabi ödeme yapılmadığı bildirilmiştir.

Bu durumda, ilk derece mahkemesince hükme esas alınan aktüerya bilirkişi raporunun davacı için belirlenen kalıcı maluliyet oranı, geçici maluliyet süresi, kaza tarihindeki yaşı, asgari ücret üzerinden geliri esas alınarak, TRH 2010 yaşam tablosu ve progresif rant formülüne göre düzenlendiği ve kusur oranında tazminatın belirlendiği anlaşılmakla usule, yasaya ve Yargıtay içtihatları ile belirlenmiş hesaplama yöntemine göre tazminat hesabı içeren aktüerya raporunun hükme esas alınmasında isabetsizlik bulunmadığından bu hususlara değinen istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir.

Davacının ayrıca bakıcı zararı olduğu ispat edilemediğinden bu husustaki davasının reddinde isabetsizlik yoktur. Bununla beraber davacıya 3 aylık geçici iş görmezlik zararı tespit edildiği ve buna dair maddi tazminata hükmedildiği anlaşılmakla ayrıca çalışamadığı süre kadar bakkal dükkanına eleman bulundurmak için ücret takdir edilmemesi yerindedir.

25/02/2011 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6111 sayılı Kanun ile değişik 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98. maddesinde belirtilen tedavi giderleri yönünden sorumluluğun ...'ye geçmesine karşın belgeye dayanmayan tedavi giderlerinden (geçici iş göremezlik, bakıcı gideri, tedavi yol gideri vb.) zorunlu mali sorumluluk sigortası poliçesini düzenleyen sigorta şirketi ile araç işleteni ve sürücüsünün sorumluluğunun devam ettiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle davalı sigorta şirketinin vekilinin geçici iş görmezlik tazminatından sorumlu olmadıklarına ilişkin istinaf itirazı yerinde değildir.

Karayolları Trafik Kanunu'nda manevi tazminat konusunda özel bir düzenleme yapılmadığından trafik kazası nedeniyle oluşan cismani zarar nedeniyle manevi tazminat talep edilmesi halinde TBK'da manevi tazminata ilişkin hükümler uygulanacaktır. TBK'nın "manevi tazminat" başlıklı 56/1.maddesine göre, "Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir."

TBK’nin 56/1. maddesi gereğince, hükmedilecek para, zarara uğrayanda manevi huzur duygusunu doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer işlevi olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mal varlığı hukukuna ilişkin zararın karşılanması da amaç edinilmemiştir. O halde, tazminatın miktarı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerektiği kadar olmalıdır. Hakim, bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Manevi tazminat takdir edilirken, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli, davacının uğradığı zararın kapsamı, davalının sorumluluğunun niteliği, kusur oranları ve özellikle caydırıcı bir etki doğuracak düzeyde olması gerektiği de göz önünde tutularak, meydana gelen trafik kazası sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amacıyla olay tarihindeki paranın alım gücüne uygun düşen tutarlara hükmedilmesi gerekmektedir.

Bu açıklamalara göre, kazanın oluş şekli, davacıdaki yaralanmanın niteliği ve maluliyet oranı ile tarafların sosyal ve ekonomik durumları birlikte değerlendirildiğinde, İlk Derece Mahkemesi'nce hükmedilen manevi tazminat miktarının yerinde olduğu, manevi tazminat müessesinin amacına ve hakkaniyete uyduğu kanısına varıldığından, davalı ve davacı vekilinin, manevi tazminat miktarı yönündeki istinaf itirazı yerinde değildir.

Son olarak, davalı ... AŞ. kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden davanın husumetten reddiyle karar tarihinde geçerli AAÜT'ye göre vekalet ücretine hükmedilmesinde isabetsizlik yoktur.

KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1.Davacı vekilinin, davalı ... vekilinin ve davalı ... Şirketi vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nin 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine,

2.Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 2.002 TL başvurma harcı, 732 TL istinaf karar ve ilam harcının, adli yardım talebinin kabulüne karar verilen davacıdan tahsili ile Hazine'ye gelir kaydına,

3.Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 3.176,11 TL harçtan, peşin alınan 1.248 TL harcın mahsubu ile 1.928,11 TL karar ve ilam harcının davalılar ... ile ... Sigorta Şirketinden müştereken ve müteselsilen tahsili ile Hazine'ye gelir kaydına, (Davalı ... Şirketinin 1.869,01 TL'den sorumlu tutulmasına,)

4.İstinaf başvurusunda bulunan tarafların istinaf başvurusu nedeniyle sarf ettiği yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,

5.İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekâlet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,

6.İstinaf yargılama giderleri için yatırılan gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine,

Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nin 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliği tarihinden itibaren iki haftalık süre içerisinde, dairemize ya da bulunulan yer bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine veya ilk derece mahkemesine verilecek dilekçeyle Yargıtayda temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.03/03/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2022/1645, K. 2026/206, T. 03.03.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-1645-e-2026-206-k-c0527b411c2d