Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1635 E. 2026/158 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/1635
Karar No
2026/158
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

40. HUKUK DAİRESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

DOSYA NO: 2022/1635

KARAR NO : 2026/158

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi

TARİHİ: 08/03/2022

NUMARASI : 2021/746 Esas- 2022/183 Karar

DAVANIN KONUSU: Tazminat

KARAR TARİHİ: 17/02/2026

Yukarıda yazılı İlk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ... Şirketine kasko sigortası ile sigortalı, müvekkiline ait ... plakalı aracın 27/05/2017 tarihinde meydana gelen kaza sonucunda hasara uğrayarak pert olduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000 TL hasar-pert bedelinin davalıdan tahsilini talep etmiştir.Davacı vekili ıslah dilekçesinde; 98.000 TL zarar bedelinin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı sigorta şirketinden tahsilini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde davanın reddini istemiştir.İlk derece mahkemesince; davanın kısmen kabulü ile 79.000 TL değer kaybı alacağının 04/07/2017 temerrüt tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.Bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvuran davacı vekili; karara esas alınan bilirkişi raporunun eksper raporu doğrultusunda hazırlandığını, rayiç değer çalışması yapılmadığını, davacının aracını noter huzurunda 22.000 TL'ye sattığını, sovtaj bedeli olarak müvekkilin satım sözleşmesinin esas alınması gerektiğini belirtmiştir.Davalı vekili ise istinaf dilekçesinde; davanın kısmi dava olarak açılması nedeniyle davacının talep ettiği meblağ üzerinde kalan kısım yönünden zamanaşımının devam ettiğini, ıslah ile talep edilen kısmın zamanaşımına uğradığını, mahkeme tarafından poliçe kapsamında hükmedilen değer kaybı tazminatının kasko poliçesi teminatı dışında kaldığını, sigortalının kasten gerçek dışı beyandan bulunduğundan talep ettiği tazminatın teminat dışı kaldığını, kaza tespit tutanağında aracın ...'ın idaresinde olduğunun ve kendisinin sigortalı aracı kullanmaya yeterli bir sürücü belgesi olmadığının tespit edildiğini, trafik kaza tutanağı resmi belge statüsünde olduğundan müvekkilinin başvuruyu reddetmekte haklı olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunun hatalı ve eksik hesaplamaya dayandığını, müvekkili şirketin temerrüde düşmediğini ve mahkemenin faiz başlangıç tarihini hatalı belirlediğini belirtmiştir.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi kapsamında istinaf itirazları ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda: Her ne kadar mahkemece dava, değer kaybı tazminatı olarak nitelendirilmiş ise de; dava, kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan araç hasar bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Dosya kapsamından, davacıya ait ve kaza tarihi itibarıyla davalı nezdinde kasko sigorta poliçesiyle sigortalı bulunan aracın 27/05/2017 tarihinde tek taraflı kaza sonucu hasarlandığı belirtilerek tazminatın ödenmesi için davalı sigorta şirketine başvurulduğu, ancak sigorta şirketi tarafından, talep edilen tazminatın "kaza tespit tutanağında belirtilen sürücü olan ...'ın yeterli ehliyeti olmadığından" ödenemeyeceğinin davacıya bildirilmesi üzerine, davacı tarafça işbu tazminat davasının açıldığı, mahkemece yapılan yargılama sonucunda, yukarıda belirtildiği şekilde karar verildiği anlaşılmıştır. Mal sigortaları türünden olan kasko sigortası poliçesinin teminat kapsamını belirleyen Kasko Sigortası Genel Şartlarının A/1 maddesine göre, aracın karayolunda veya demiryolunda kullanılabilen motorlu, motorsuz araçlarla çarpışması, gerek hareket gerekse durma halinde iken sigortalının veya aracı kullananın iradesi dışında araca ani ve harici etkiler neticesinde sabit veya hareketli bir cismin çarpması veya aracın böyle bir cisme çarpması, devrilmesi, düşmesi, yuvarlanması gibi kazalar ile 3. kişilerin kötüniyet ve muziplikle yaptıkları hareketler aracın yanması, çalınması veya çalınmaya teşebbüs sonucu oluşan maddi zararların bu tür sigortanın teminat kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.Diğer taraftan TTK'nin 1409/1. maddesi uyarınca sigortacı geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi aynı yasanın 1409/2. maddesi hükmüne göre kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde ise bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5 maddesinde sayılan teminat dışında kalan hallerden olması gerekmektedir.

Sigortalı rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyi niyet kurallarına açıkça aykırı şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan riziko teminat içinde kalmış gibi ihbar edildiği somut delillerle kanıtlanırsa, ispat külfeti yer değiştirip sigortalıya geçer. (HGK 10.12.1997 gün ve 1997/11-772-1043; HGK 16.12.1998 gün ve 1998/11-872-905; HGK 22.12.2010 gün ve 2010/17-655-688 sayılı ilâmları)

Somut olayda, Pınarbaşı Sulh Ceza Mahkemesinin 2017/124 D.İş dosyasında söz konusu kazada aracı kullananın ... olduğunun tespiti ile 27/5/2017 tarihli 207/64 sıra nolu kaza tespit tutanağının iptaline kesin olarak karar verildiği; Pınarbaşı Asliye Ceza Mahkemesi 2018/30 sayılı dosyasında ...’ın kaza tespit tutanağı olan resmi belgenin düzenlemesinde yalan beyanda bulunma suçundan aldığı cezanın kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu durumda, davacının, kaza tarihinde aracın sürücüsünün yeterli ehliyet sahibi ... olduğunu, dolayısıyla hasarın teminat kapsamında kaldığını ispatladığı anlaşılmakla mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik yoktur.

Kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan maddi tazminat taleplerinde, sigorta ettiren ile sigortacının tarafı olduğu sözleşmeye dayanılmaktadır. Kaza tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK’nin 1420. maddesinde, sigorta sözleşmesinden doğan bütün istemlerin, alacağın muaccel olduğu tarihten başlayarak iki yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağı ifade edilmiştir. 6102 sayılı TTK’nin 1420. maddesi, genel kural olarak, sigorta sözleşmelerinden doğan bütün taleplerin iki yılda zamanaşımına uğrayacağı hükmünü getirmiştir. ... Sigortası Genel Şartları C.9. maddesine göre; sigorta sözleşmesinden doğan bütün taleplerin iki yılda zamanaşımına uğrayacağı açıkça ve aynen yer almaktadır.

Olay tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 154. maddesinde zamanaşımını kesen sebepler sayılmış olup bunlardan biri de dava açılmasıdır. Davanın tamamen ıslahında dava baştan beri (dava dilekçesinden itibaren) ıslah edildiği için ıslah edilen kısım için de davanın açıldığı tarihte zamanaşımı kesilmiş olur. Kısmi davada ise, zamanaşımı yalnızca dava edilen kısım için kesilir. Henüz açılmayan (saklı tutulan) ve daha sonra ıslahla arttırılan bölüm için zamanaşımı işlemeye devam eder.

Bu bağlamda; tazminat talebine dayanak olan kaza 27/05/2017 tarihinde gerçekleşmiş, kısmi dava 16/07/2018 günü açılmış ve 27/05/2019 tarihinde de ıslah edilmiştir. Bu durumda, alacağın muaccel olduğu (TTK'nin 1427. maddesinde öngörülen) tarih bir yana, kaza tarihi itibarıyla dahi, ıslah tarihinde iki yıllık zamanaşımının geçmediği anlaşılmakla, bu yöndeki itirazın yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.

Öte yandan, somut olayda, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, aracın onarım bedelinin aracın ikinci el piyasa değerini aşmasıyla onarımının ekonomik olmadığı ve aracın pert-total olduğu, hasarlı aracın kaza anındaki ikinci el piyasa değerinin 114.000 TL, sovtaj değerinin 35.000 TL olmasıyla zararın 79.000 TL olacağının tespit edildiği, bilirkişi raporunun sigortalı aracın ikinci el piyasa değeri ile hasar durumu dikkate alınarak konusunda uzman bilirkişi tarafından ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli olarak hazırlandığı, sovtaj değerinin davacının serbest iradesiyle yaptığı sözleşmedeki değere değil objektif ölçülere göre belirlediği anlaşıldığına göre Mahkemece bu bilirkişi raporunun hükme esas alınmasında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından davacı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir.

Ancak; 6102 sayılı TTK'nin 1427/2. maddesinde; "Sigorta tazminatı veya bedeli, rizikonun gerçekleşmesini müteakip ve rizikoyla ilgili belgelerin sigortacıya verilmesinden sonra sigortacının edimine ilişkin araştırmaları bitince ve her hâlde 1446 ncı maddeye göre yapılacak ihbardan kırkbeş gün sonra muaccel olur. ... sigortaları için bu süre onbeş gündür. Sigortacıya yüklenemeyen bir kusurdan dolayı inceleme gecikmiş ise süre işlemez." düzenlemesi mevcuttur.

Buna göre somut olayda, davalı sigortacıya başvurunun yapıldığı tarihte, hasar dosyası içeriğindeki kaza tespit tutanağında araç sürücüsü olarak görevlilere beyanda bulunan dava dışı ...'ın kaza sırasında aracı kullanan kişinin araçta bulunan ... adlı kişi olduğunu ifade ettiği, bu kişinin ise kazaya karışan aracı kullanmak için gerekli sürücü belgesine sahip olmadığı, bu nedenle sigorta şirketinin, teminat dışı hal nedeniyle ödeme yapmayı reddettiği görülmektedir. Dolayısıyla alacağın "her hâlde 1446 ncı maddeye göre yapılacak ihbardan kırkbeş gün sonra muaccel olacağı" şeklindeki hüküm doğrultusunda davalının temerrüde düştüğünden söz edilemeyeceğinin kabul edilmesi gerekir. Bu durumda, TTK'nin 1427/2. maddesinin son cümlesi (Sigortacıya yüklenemeyen bir kusurdan dolayı inceleme gecikmiş ise süre işlemez.) kapsamında, dava tarihinden önce davalının tamerrüdü söz konusu değildir. Dayanak kaza tespit tutanağının mahkemece iptal edildiğinden ve yine tutanaktaki beyanı nedeniyle, ceza mahkemesinde resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunmaktan dolayı araç sürücüsü ...'ın kesin nitelikteki kararla mahkumiyetine karar verildiğinden davalı sigorta şirketinin bu durumlardan, eldeki davanın açılmasıyla haberdar olduğu yönündeki savunmanın aksi davacı tarafça ispat edilemediğinden, dava tarihi itibarıyla faize hükmedilmesi gerekirken 04/07/2017 tarihiden itibaren faize karar verilmesi isabetli görülmemiş, davalı vekilinin bu yöndeki itirazının kabulüne karar verilmiştir.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

I.Davacı vekilinin yukarıda esas ve karar numarası yazılı ilk derece mahkemesinin hükmüne yönelik istinaf başvurusunun, HMK'nin 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine,

II.Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile,

Yukarıda esas ve karar numarası belirtilen İlk Derece Mahkemesi kararının, HMK'nin 353/1-b/2. maddesi gereğince düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmek üzere kaldırılmasına,

Buna göre;

1.Davanın kısmen kabulü ile; 79.000 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

2.Karar tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesi uyarınca alınması gerekli 5.396,49 TL nin davacı tarafından peşin yatırılan 170,78 TL peşin harç, 1.502,82 TL ıslah harcından mahsubu ile 3.722,89 TL karar ve ilam harcının davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,

3.Davacı tarafından yapılan 900 TL bilirkişi gideri, 131 TL tebligat ve posta gideri olmak üzere toplam 1.031 TL'nin davanın kabul edilen kısmına isabet eden 831,11 TL'si ile 1.714,70 TL harç gideri toplamı olan 2.545,81 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,

4.Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 11.070 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

5.Reddedilen kısım yönünden; Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca belirlenen 5.100 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

6.Taraflarca yatırılan kullanılmayan bakiye kısmının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,

III.İstinaf İncelemesi Bakımından:

1.Davalı tarafından peşin olarak yatırılan istinaf karar harcının, istem halinde İlk Derece Mahkemesi tarafından iadesine,

2.İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

3.Harçlar Kanununa göre alınması gereken 732 TL istinaf karar ve ilam harcından peşin alınan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 651,30 TL istinaf karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,

4.Davalının istinaf kanun yolu başvurusu nedeniyle sarf ettiği 50 TL posta giderinden oluşan yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

5.İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekâlet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,

6.İstinaf için yatırılan gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine,

Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nin 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliği tarihinden itibaren iki haftalık süre içerisinde, dairemize ya da bulunulan yer bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine veya ilk derece mahkemesine verilecek dilekçeyle Yargıtayda temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 17/02/2025

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2022/1635, K. 2026/158, T. 17.02.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-1635-e-2026-158-k-ec1cb71f8d39