Bölge Adliye Mahkemesi · Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi 2022/1592 E. 2024/1870 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Daire
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2022/1592
- Karar No
- 2024/1870
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2022/1592 - 2024/1870 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2022/1592 KARAR NO : 2024/1870 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 21/06/2022 NUMARASI : 2021/125 E. - 2022/198 K.
DAVACI : VEKİLLERİ DAVALI
DAVANIN KONUSU : Marka Hükümsüzlüğü
Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 21/06/2022 tarih ve 2021/125 E. - 2022/198 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, müvekkilinin 1991 yılından beri "..." ibareli markasını kullandığını, müvekkilinin "..." markasını, uzun yıllar boyunca yaptığı yatırımlar ile hem ülkesel hem küresel çapta kullanarak ayırt edici ve tanınmış hale getirdiğini, müvekkilinin uzun yıllar boyunca yaptığı yatırımlar sonucu elde ettiği ticari itibar ve marka güvenilirliğinden istifade etmek isteyen kimselerin olduğunu, 2019 yılında müvekkilinin hiç üretmediği ürünlere ilişkin olarak işbu markanın kullanıldığının tespit edildiğini, İzmir'de markayı haksız ve yetkisiz biçimde kullanan kişiler hakkında soruşturma başlatıldığını, soruşturma kapsamında beyanda bulunan şüphelinin ifadesinde, soruşturma konusu ürünler için davalı Şirket ile sözleşme imzalandığını beyan ettiğini, diğer bir şüphelinin de eylemine gerekçe olarak 2014/69894 sayılı "..." ibareli markayı gösterdiğini, söz konusu markanın toplatma işlemlerinden sonra 26.08.2019 tarihinde davalı ...'e devredildiğini, davalı Şirketin, diğer davalı ... tarafından kurulduğunu, davalıların kötü niyetli tescil başvurusunda bulunduklarını, davalı ...'in tanınmış markaların itibarından faydalanmak amacıyla kötü niyetli marka başvurularında bulunmayı neredeyse alışkanlık haline getirdiğini, bu kapsamda 2020/44832 sayılı "..." ibareli, 2020/44826 sayılı "..." ibareli marka başvurularının davalı tarafından yapıldığını, işbu markanın farklı ürünlerde kullanılarak sulandırılmasının, müvekkilinin tanınmış markasına tecavüz teşkil ettiğini ileri sürerek, 2014/69894 sayılı markanın hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, dava konusu edilen müvekkili markasının 2014 yılında tescil edilmiş olduğunu, aradan 6 yıl geçtikten sonra açılmış olan bu davanın, "sessiz kalma yoluyla hak kaybına ilişkin hükümler" gereğince reddinin gerektiğini, müvekkilinin kötü niyetle tescil yaptırdığı iddiasının kabul edilemeyeceğini, dava dilekçesinde belirtildiği üzere davacı markasının 2021 yılında tanınmış marka olarak tescil edildiğini, müvekkilinin tescilinin ise 2014 yılında gerçekleştiğini, bu tarihte herhangi bir tanınırlığı olmayan markanın kötü niyetle tescilinin mümkün olmadığını, ayrıca kötü niyetin ispatının gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı Şirket, davaya cevap vermemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, dava konusu marka ile davacı markası arasında marka işaretleri bakımından benzerlik bulunmasına rağmen markaların kapsamındaki mallar arasında benzerlik olmadığı, buna göre taraf markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı, davacının tanınmışlık iddiasının yerinde görülmediği, davalının marka tescilinin kötü niyetli bulunmadığı, davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığı, hükümsüzlük davasının sadece tescilde malik gözüken kişiye karşı açılabileceği, dolayısıyla davalı olarak gösterilen şirketin davalı sıfatı olmadığı ve hakkındaki davanın bu nedenle reddine karar verildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, davalı ...'in açıkça kötü niyetli olduğunu, bu durumun Türk Marka ve Patent Kurumu sisteminde yapılacak basit bir araştırma ile ortaya konulduğunu, anılan davalının marka taklitçiliği işini meslek haline getirdiğini, bu kapsamda 41 adet marka başvurusunun olduğunu, davalı ... tarafından dava dışı kişiye ürettirilen ürün üzerinde müvekkili markasının bire bir aynısının kullanıldığını, davalının kötü niyetinin ispatı hususunda salt kullanımının ve numune örneklerinin bile yeterli olduğunu, Yargıtay'ın emsal kararlarında da çok sayıda taklit marka tescil ettirilmesinin kötü niyet olarak kabul edildiğini, mahkemece kötü niyet incelemesinde bulunulmadığını ve bilirkişinin yetkisi olmadığı halde yaptığı kötü niyet değerlendirmesinin hükme esas alındığını, kötü niyet değerlendirmesinin mahkemece yapılması gerektiğini, mahkemenin davalının kötü niyetli olmadığı yönündeki gerekçesinin de hatalı olduğunu, kötü niyetli kimselerin sessiz kalma yolu ile hak kaybı savunmasına dayanamayacaklarını, bu nedenle somut olayda sessiz kalma yolu ile hak kaybı koşullarının bulunmadığını, ayrıca davalı iyi niyetli olsaydı dahi sessiz kalma yolu ile hak kaybı değerlendirilmesinin yanlış yapıldığını, müvekkili tarafından davalının kullanımlardan 2018 yılında haberdar olunduğunu ve 5 yıllık süre dolmadan ilgili savcılık nezdinde şikayette bulunduklarını, bu durumda sessiz kalmanın kabulü için gerekli olan beş yıllık sürenin geçmediğini, öte yandan müvekkili markasının tanınmış olduğu hususunda bir çekişme olmamasına karşın yargılama boyunca tanınmışlık değerlendirmesi yapılarak hatalı sonuca ulaşıldığını, Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tanınmışlık incelemesi yapılan ve tanınmış marka olarak tescil edilen markalarının itibarının zarar görmeyeceğine karar verildiğini, mahkemece, müvekkili markasının bire bir aynısını kullanarak ayırt edici karakterine zarar veren davalı kullanımlarının değerlendirmeye alınmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunun hatalı ve çelişkili olduğunu, SMK'nın 6/1 maddesi koşullarının somut olayda gerçekleştiğini, bilirkişi raporunda belirtilenin aksine taraf markalarının kapsamlarındaki mal ve hizmetler arasında benzerlik bulunduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE : Dava, marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dava konusu marka ile davacı adına tescilli markanın "..." asıl unsurlu oldukları ve bu itibarla marka işaretleri arasında benzerlik bulunduğu, ancak davacı markasının kapsamındaki "Polyester yanmaz fırın torbası, aliminyum folyo, pvc streç cling film (gıda örtüsü), kesimli streç cling film, mikrodalga streç cling film, buz torbası, yağlı kağıt, buzdolabı torbası.” malları ile dava konusu markanın kapsamındaki "Ağartma ve temizlik amaçlı maddeler. Parfümeri; kozmetik ürünleri, kişisel kullanım amaçlı koku vericiler (insan ve hayvanlar için deodorantlar dahil). Sabunlar. Diş bakımı ürünleri. Aşındırıcı ürünler (zımpara bezleri, zımpara kağıtları, ponza taşları, aşındırıcı pastalar dahil). Parlatma ve bakım ürünleri (deri, vinil, metal, ahşap için)." malları arasında SMK'nın 6/1 maddesi anlamında bir benzerliğin olmadığı, zira bu malların benzer ihtiyaçları gidermediği, aralarında ham madde-mamül ilişkisi bulunmadığı, birbirlerini ikame eden ya da tamamlayan ürün olmadıkları, dağıtım kanallarının ortak bulunmadığı, marketlerde aynı reyon ya da raflarda satılmadıkları, buna göre SMK'nın 6/1 maddesi koşullarının bulunmadığı, ilk derece mahkemesince de kabul edildiği üzere dava konusu markanın başvuru tarihi itibariyle SMK'nın 6/5 maddesi koşullarının gerçekleştiğinin davacı tarafça ispat edilemediği, yine markanın kötü niyetli olarak tescil ettirildiğinin de kanıtlanmadığı, öncelikle davalının, dava konusu markadan sonra yaptığı marka başvurularından hareketle dava konusu markanın da kötü niyetli tescil ettirildiğinin söylenemeyeceği, öte yandan davalının fiili kullanımının da bu davanın konusu olmadığı, çünkü eldeki davanın marka hükümsüzlüğü istemine ilişkin bulunduğu ve tescilli olduğu biçimiyle markanın değerlendirilmesinin gerektiği, her ne kadar davacı vekilince, 20.11.2024 tarihli dilekçe ekinde, HMK'nın 293. maddesi kapsamında hazırlanan uzman görüşü dosyaya sunulmuş ise de HMK'nın 357. maddesi uyarınca istinaf aşamasında yeni delillere dayanılması mümkün olmadığından, sunulan bu uzman görüşünün değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 80,70-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 346,90-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı uhdesinde bırakılmasına, 4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 22/11/2024 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 22/11/2024
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.