Bölge Adliye Mahkemesi · İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi 2022/139 E. 2024/821 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Daire
- İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2022/139
- Karar No
- 2024/821
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2022/139 KARAR NO : 2024/821
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 18/09/2020 (Dava) - 07/07/2021 (Karar) NUMARASI : 2020/482 Esas - 2021/395 Karar DAVA : Maddi Tazminat (Trafik Kazası Kaynaklı) BAM KARAR TARİHİ : 15/05/2024 KARAR YAZIM TARİHİ : 15/05/2024
İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/482 Esas-2021/395 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkiline ait ... plakalı aracın 03.02.2018 tarihinde park halinde iken dava dışı ...'e ait ... plakalı aracın çarpması sonucu ağır hasar aldığını ve davalı sigorta şirketine yapılan başvuru ile açılan hasar dosyasındaki rapora göre aracın perte ayrıldığını, kaza yapan her iki aracın sigortasının ... Sigorta A.Ş. tarafından yapıldığını, zamanında yapılan bildirime rağmen ve diğer bütün şartlar gerçekleşmişken davalının zararın tazmininden imtina etmesinin poliçe ve genel şartlar hükümlerine, dahası kanun hükümlerine aykırı olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, oluşan zarar bedeli olan 24.000,00 TL'nin olayın meydana geldiği tarihten itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalı sigorta şirketi tarafından tazminine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalıya usulüne uygun olarak tebligat çıkarıldığı, ancak davalının davaya cevap vermediği anlaşılmıştır. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Mahkemece, ".....Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; sürücüsü tespit edilememiş ... plakalı otomobilin seyir halinde iken direksiyon hakimiyetini kaybederek kaldırım üzerinde park halinde bulunan ... plakalı kamyonete arkadan çarpması ve bu aracın da çarpmanın etkisi ile önündeki ağaca sol ön kısmıyla çarpması şeklinde kazanın meydana gelmiş olduğu, ... plakalı araç sürücüsünün aracının hızını ayarlamamış olmasının bu kazada tamamen etken teşkil ettiği, davacı ...’a ait ... plakalı taşıtın hasar gördüğü, ... plakalı araç kurallara uygun olarak taşıt yolu dışında kaldırıma park edilmiş konumda iken kazaya karıştığından bu aracın kazada etken kural ihlalinin bulunmadığı, ... plakalı kapalı kasa kamyonette meydana gelen hasarın onarımının ekonomik olmadığının ve pert-total uygulaması yapılması gerektiğinin bilirkişi raporuyla sabit olduğu, sovtaj bedeli mahsup edildikten sonra davacının 15.000,00 TL zararının bulunduğu, kazaya karışan ve sürücüsü kazanın oluşumunda etken tespit edilen ... plakalı aracın ... Sigorta Şirketine ZMM sigortası ile sigortalı olduğu ve kazanın teminat süresi içinde olduğu, davalı tarafa yapılan başvuru tarihi itibariyle (8) iş günü ilavesi ile davalının 22.02.2018 tarihinde temerrüde düştüğü, sigortalı araç hususi oto vasfında olduğundan temerrüt tarihinden itibaren yasal faiz işletileceği sonuç ve kanaatine varılmakla, sonuç olarak; DAVANIN KISMEN KABULÜ İLE, dava konusu 15.000,00 TL maddi tazminatın temerrüt tarihi olan 22/02/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine...." şeklinde karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: DAVALI VEKİLİ TARAFINDAN, "...Davacının sigortalı sürücüden 16.000,00 TL tazminat ödemesi aldığı ve sulh protokolü imzaladığını, davacının dava dilekçesinde bu ödemeden hiç bahsetmeksizin tazminat talebinde bulunmasının sebepsiz zenginleşmeye yol açtığını, sigorta şirketinin sigortalısının kusuru oranında gerçek hasarı ödemekle yükümlü olduğunu, bu nedenle sigortalı araç sürücüsünün kusurunun bulunup bulunmadığının ve kusur oranının belirlenmesinin önem taşıdığını, davacının gerçek zararının tespiti için konusunda uzman bilirkişiler aracılığı ile bilirkişi raporu alınması ve gerçek hasar miktarının tespit edilmesi gerektiğini, ispat yükü zarara uğradığını iddia eden davacıda olduğundan masrafların da davacı tarafından karşılanması gerektiğini, davacının, ek talebini kanıtlar nitelikte hiçbir belge ibraz etmediğini, işbu durumun sebepsiz zenginleşmeye sebep olduğunu, halihazırda onarılmış bir araç hakkında talep olunan işbu bakiyenin haksız olduğunu, kabul anlamına gelmemekle beraber, kabul durumunda hükmedilmesi gereken vekâlet ücretinin 1/5 oranda olması gerekip, tam vekâlet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu..." beyanla, mahkeme kararı istinaf kanun yoluna getirilmiştir. DAVACI VEKİLİ TARAFINDAN; "...Kararın hakkaniyete uygun olmadığını, müvekkilinin hasar gören aracının perte ayrılıp ayrılmayacağına karar vermenin, bilirkişinin veya mahkemenin görevi olmadığını, bu kararı verip vermemenin tamamen araç sahibi müvekkilinin inisiyatifinde olduğunu, bu durumun zilyetlik hakkına sahip olmanın da gereği olduğunu, mahkeme tarafından yapılması gerekenin müvekkilinin kaza nedeniyle uğradığı zararı bilirkişi marifetiyle hesap ettirip, çıkacak hasar miktarını sigorta limitleri dahilinde davalının ödemesine karar vermek olduğunu, müvekkili ile sigorta şirketi arasında zararı gidermeye yönelik hiçbir anlaşma, protokol ve ya bu nam altında bir sözleşme düzenlenmediğini, müvekkili ile, vurup kaçan araç sahibi ... arasında, savcılık şikayetinden feragat etmeye yönelik bir sulh anlaşması yapıldığını, bunun müvekkili ile bu kişi arasındaki şahsi uzlaşmaya yönelik bir anlaşma olup, sigorta şirketini bağlayıcı veya borçtan kurtarıcı herhangi bir yönünün kesinlikle bulunmadığını, önemli bir hususun da, müvekkilinin aracının, binek araç olmayıp ticari faaliyeti ile gelir getiren bir taşıt olması olduğunu, bu nedenle söz konusu zarar hesaplanırken, aracın trafiğe çıkıp çalışamamasından kaynaklı gelir kaybının da hesaplanması gerektiğini, bu durum göz ardı edilerek yapılan hesaplamanın eksik ve yerinde olmadığını, mahkemenin kararının kaldırılarak, talepleri ve sigorta limitleri gözetilerek arttırılmasını, müvekkilinin uğradığı zararı rakamsal olarak ifade eden ve bu zararın davalı tarafından davacı müvekkiline ödenmesini öngören yeni bir karar verilmesi gerektiğini..." beyanla, mahkeme kararı istinaf kanun yoluna getirilmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, maddi hasarlı trafik kazası nedeniyle karşı tarafın trafik sigortacısından hasarın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; yukarıda yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verildiği, karara karşı her iki taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde; kaza tarihinde davalıya sigortalı ... plakalı aracın, park halindeki davacıya ait ... plakalı araca tam kusurlu olarak çarparak olay mahallini terk etmesi sonucunda davacının aracının pert olduğu anlaşılmakta olup, davacının başvurusu üzerine eksper raporu düzenlendiği, ancak sigorta şirketi tarafından davacıya herhangi bir ödeme yapılmadığı iddiası ile eldeki davanın açıldığı görülmüştür. Mahkemece, bilirkişi heyetinden alınan rapor ile kusur ve hasarın tespit edildiği, buna göre aracın onarım bedelinin 18.349,36-TL(KDV dahil) olmasına göre, tamirinin ekonomik olmadığı, aracın pert total kabul edilmesi gerektiği, kaza öncesi rayiç bedel ve kaza sonrası sovtaj bedeli fark tutarı olan 15.000-TL'lik gerçek zarar olduğunun belirlendiği anlaşılmaktadır. Mahkemece de bu bedel üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bununla birlikte, davalı vekili istinaf dilekçesinde davacı ile ... plakalı aracın davadışı sigortalısı ... arasında düzenlenmiş 13.04.2018 tarihli sulh sözleşmesini de sunarak, açılan davanın sebepsiz zenginleşmeye yönelik olduğunu belirterek ödeme savunması yaptığı anlaşılmaktadır. Davalı tarafça davaya cevap verilmediği ve bilirkişi raporuna da itiraz edilmediği görülmekte ise de, bilindiği üzere ödeme savunması davanın her aşamasında yapılabilir. Bu nedenle davalının bahse konu ödeme savunması değerlendirildiğinde, sözkonusu sulh protokolünde; davadışı işleten ...'in, İzmir 3.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2018/90 E. sayılı dosyasında ...' e karşı açılan 03.02.2018 tarihli maddi hasarlı trafik kazası nedeniyle tazminat davasından feragat edilmesi ve başkaca da bu kaza ile ilgili hiçbir hak iddia edilmemesi karşılığında 16.000-TL'yi davacıya "ödemiş olduğu" nun belirtildiği görülmektedir. Bilindiği üzere, davalı ve davadışı araç işleteni bahse konu kaza nedeniyle oluşan zarardan müteselsil sorumlu durumda olup, 6098 sayılı TBK’nın 166. maddesinin 3. fıkrasındaki; “Alacaklının borçlulardan biriyle yaptığı ibra sözleşmesi, diğer borçluları da ibra edilen iç ilişkideki borca katılma payı oranında borçtan kurtarır.” hükmü de birlikte değerlendirildiğinde, ibranın diğer müteselsil borçlulara etkisine ilişkin bu özel hükümle alacaklının sadece bir borçluyu ibra etmesi üzerine, ibra ettiği borçlunun iç ilişkideki payı kadar, diğer borçlulara karşı da alacak hakkını kaybedeceği açık olup, somut olayda da davalı zorunlu mali mesuliyet (trafik) sigortacısı, işletenin kusurlarından kendi kusuru gibi sorumlu olduğu araç sürücüsünün kusuru ile meydana gelen ve 2918 sayılı KTK’nın 85/1. maddesi kapsamında kalan zararlardan sorumlu olduğuna göre (KTK m. 91/1) işleten ve/veya araç sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan diğer yardımcı kişilerin zarar görene karşı tazminat yükümlülüğünün kalmadığı durumlarda ZMMS’nin de bu kişilere karşı herhangi bir sorumluluğu kalmayacaktır. Yapılan ödeme tutarı ve işbu mahkemede hüküm altına alınan tutar karşılıklı değerlendirildiğinde, davalı sigorta şirketine yöneltilen davanın reddi gerekirken, kabulü doğru olmamıştır. Yine, Karayolları Trafik Kanunu'nun (KTK) 111. maddesi uyarınca, tazminat miktarlarına ilişkin olup da yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar, yapıldıkları tarihten itibaren 2 yıl içinde iptal edilebilirler. Yasa’nın bu hükmünden yararlanmak için ibra belgesinin iptalinin açıkça ve ayrıca istenmesine gerek olmayıp, dava sırasında bu husus ileri sürülebileceği gibi, yapıldığı tarihten itibaren 2 yıl içinde hükümlerinin kabul edilmediğine ilişkin bir irade açıklaması da yeterlidir. Yasada belirtilen 2 yıllık süre hak düşürücü süre olup, mahkemece re'sen dikkate alınmalıdır. Bu açıdan değerlendirildiğinde de, somut uyuşmazlıkta, davacının kabulündeki sulh sözleşmesinin tarihi 13.04.2018 olup dava tarihinin ise 18.09.2020 olması nedeniyle 2 yıllık hakdüşürücü sürenin de geçtiği anlaşılmaktadır (Bu yönde bknz. Yargıtay 4 HD 2022/722 E. - 2023/6901 K, Yargıtay (kapatılan) 17. HD 2014/18287 E.-2017/7218 K). Bununla birlikte sözkonusu yanlışlığın düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, Dairemizce kararın kaldırılarak HMK 353/1-b-2.madde uyarınca ödemeden dolayı davanın reddi yönünde yeniden hüküm tesis edilmesi gerekmiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davacı vekilinin istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine, davalı vekilinin istinaf itirazlarının ise kabulü ile, HMK 353/1-b-2. madde uyarınca yeniden hüküm tesisine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; I-Davacı vekilinin istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b-1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, II-Davalı vekilinin istinaf itirazlarının KABULÜ ile, İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/482 Esas - 2021/395 Karar sayılı kararının HMK’nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, KALDIRILAN KARARIN YERİNE GEÇMEK ÜZERE; " 1-Davanın REDDİNE, 2-Harçlar Yasası gereğince karar tarihi itibariyle alınması gereken 427,60 TL karar ilam harcından, peşin alınan 409,86 TL nisbi harcın mahsubu ile bakiye 17,74 TL harcın davacıdan alınarak, Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından karşılanan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT'ne göre hesaplanan 17.900,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-HMK 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde taraflarca yatırılan gider avansından kalan bakiyenin talep halinde yerel mahkemece hesaplanarak ilgili olduğu tarafa iadesine", ŞEKLİNDE YENİDEN HÜKÜM TESİSİNE, III-İSTİNAF AŞAMASINDA; a-Davacıdan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından davacı tarafından karşılanan 59,30 TL istinaf karar harcının mahsubu ile kalan 368,30 TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, b-Davalı tarafından karşılanan 315,46 TL istinaf karar harcının istek halinde davalı tarafa iadesine, IV-İstinaf incelemesi esnasında davalı tarafça yapılan 19,00 TL posta masrafı ve 162,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcına ilişkin toplam 181,10 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, V-İstinaf incelemesi esnasında davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, VI-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, VII-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 15/05/2024