Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2021/272 E. 2022/154 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2021/272
- Karar No
- 2022/154
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2022/1509 KARAR NO : 2024/1802 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 12/05/2022 NUMARASI : 2021/272 E. - 2022/154 K. DAVACILAR : DAVALI DAVANIN KONUSU : Markadan Kaynaklanan Haklara Tecavüzün Tespiti, Durdurulması, Önlenmesi, Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 12/05/2022 Tarih ve 2021/272 Esas - 2022/154 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacılar vekili, ...'nin 1800'lü yıllardan beri baklavacılık yaptığını, "..." markasının ailenin ortak çabası ile tanınır hale geldiğini, markanın korunmasına ilişkin olarak ilk marka sahiplerinin 11.03.1972 senesinde "Resen Müşterek Marka Sözleşmesi" başlıklı belgeyi imzaladıklarını, söz konusu sözleşmenin marka veraset yoluyla nesilden nesile geçtikçe hali hazırdaki marka sahipleri tarafından da imzalandığını, dava konusu marka sözleşmelerini yapan ve davalı şirkete devreden ...'nün de taraf olduğu "Re'sen Müşterek Marka Sözleşmesi"nin 5. maddesinde, markanın müşterek olup, ancak bu mukaveleye katılanlar tarafından imal ettiği ve alıp satacağı emtia üzerinde kullanılabileceği, müşterek marka sahiplerinin mücbir bir sebep olmadıkça marka üzerindeki hakkını kısmen veya tamamen aher veya aherlerine kısmen dahi olsa devredemeyeceği, satamayacağı, kiralayamayacağı, kendisi mesleği bıraktığı halde kendi adı ile müşterek markayı kullandırarak başkalarına mal imal ettiremeyeceği ve sattıramayacağının düzenlendiğini, sözleşmenin temel amacının aile markasının üçüncü kişilerce kullanılmasının engellenmesi olduğunu, hal böyleyken, sözleşmenin tarafı olan ...'nün "... ..." ibareli markaları tescil ettirerek davalı şirkete devrettiğini, davalı şirketin ise franchise ve lisansyolu ile kontrol edilmesi mümkün olmayan bir hızla söz konusu markanın üçüncü kişiler tarafından kullanılmasına imkan verdiğini, bu şekilde aile markasının sulandırılmasına neden olduğunu, dava konusu markaların kötü niyetli olarak tescil ettirildiğini, Şanlıurfa 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/81 esas sayılı dosyasında açılan ve davalı şirketin de müdahil olduğu davada, ... ... markalarının kötü niyetli olarak tescil ettirildiği talebiyle, marka hükümsüzlüğü, haksız rekabetin tespiti, men'i, sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılması talebiyle açılan davanın kabulüne karar verildiğini, ilgili kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 10.04.2019 tarih ve 2014/3457 E.-2018/2802 K. sayılı kararıyla onandığını, davalı şirketin söz konusu mahkeme kararını hiçe sayarak "... ..." ibareli markaları tescil ettirmeye devam ettiğini, kötüniyetli tescilin korunamayacağını, davalı yana ait markaların da müvekkili ile aynı sınıflarda tescilli olduklarını, markalar arasında iltibas tehlikesi bulunduğunu, müvekkillerine ait markaların SMK'nın 6/5. maddesi kapsamında da tanınmış marka olduklarını, dava konusu markaların müvekkili markalarının ayırt ediciliğini zedeleyeceğini, haksız yarar sağlayacağını, bu şekildeki marka kullanımının müvekkillerinin tescilli markalarından doğan haklarına açıkça tecavüz teşkil ettiği gibi haksız rekabet de oluşturduğunu ileri sürerek, davalının markasal kullanımlarının müvekkilinin markalarından doğan haklarına tecavüz olduğunun tespiti, tecavüzün durdurulması ve men'ine, davalı ait 2013/97688, 2012/88539, 2011/91522, 2003/23527 sayılı ve "... ...", "... ... ... ...", "... ... ..." ve "... ..." ibareli markaların hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı şirket vekili, davanın SMK'nın 25/6. maddesindeki 5 yıllık hak düşürücü süre sonar erdikten sonra açıldığını, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin bir kararında "....davalının marka tescilinin kötü niyetli olduğu kabul edilse dahi marka tescilinden yaklaşık 21 yıl sonra işbu hükümsüzlük davasının açılmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde bulunduğu..." yönünde karar verildiğini, müvekkilinin davacılar ile imzaladığı 11.03.1972 tarihli sözleşmeye aykırı fiillerde bulunmadığını, "... ..." markasının 1998 yılından beri fiilen, 2002 yılından beri de tescilli olarak davacıların rıza ve bilgileri dahilinde kullanılıp tescil edildiğini, müvekkiline ait markalar üzerinde çeşitli tasarruflarda bulunulmuş olmasının, hak kazanılmış markanın franchising ticari modelinde kullanılmasının hukuka aykırı olmadığını, müşterek marka olan "... ..." markasında "..." ibaresinin bulunmadığını, taraf markaları arasında iltibas bulunmayıp, müvekkili markalarının farklı olduğunu ve ayırt edilebildiğini, sözleşmeye konu markanın da ... ... markası olduğunu, ... ... markası olmadığını, müvekkili markalarının haksız rekabet de oluşturmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, davalının dava konusu edilen işaretleri kendisine marka olarak seçerken “spekülasyon, yedekleme, şantaj vs.” gibi amaçlarla hareket etmiş olduğuna dair bir emarenin davacılar tarafından dava dosyasına sunulmadığı ve taraflar arasında akdedilen sözleşmenin 5. maddesinde geçen “sözleşmeye taraf olanların müşterek marka üzerindeki haklarını kısmen veya tamamen devretme, satma ve kiralama yasağı”nın ifade ediliş biçimi kapsamına “yeni marka tescil başvuruları yapma” hususu girmediğinden, sözleşmeye aslen veya davacının tabiri ile “veraset yoluyla” taraf olmuş olanların yeni markalar için tescil başvuruları yapmasının, sözleşmenin en azından lafzına aykırı olmadığı ve “sözleşme serbestisi”ne rağmen sözleşmeyi akdedenlerin sözleşme metninde böyle bir iradeyi zaptetmemiş olmalarının, yeni marka tescilleri dosyalamanın sözleşmenin ruhuna da aykırı olmadığına delalet ettiği düşünüldüğünden, taraflar arasında önceki tarihlerde yargıya intikal etmiş olan bir uyuşmazlık konusunda inşa olunan kararda davalının “kötü niyetli” olduğu yönünde hüküm verilmiş olmasının, davalının huzurdaki davaya konu marka tescillerinde de “otomatikman kötü niyetli” sayılmasını gerektiren/bağlayıcı bir niteliğinin olmadığının düşünüldüğü, somut uyuşmazlıkta “kötü niyet” hususunun bahsi geçen davadan ayrı olarak ele alınması gerektiği ve davalının kendi ismini-soy ismini marka olarak tescil ettirmek istemesinin hayatın olağan akışına aykırı olmadığının öngörüldüğü; hükümsüzlüğü talep edilen markaların tescilinin üzerinden 5 yıllık süre geçtiğinden sessiz kalma suretiyle hak kaybı oluştuğu; marka hakkına tecavüzün tespiti, durdurulması ve men'i istemi yönünden yapılan incelemede taraf markaları arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi anlamında benzerlik bulunmadığı kanaatine varıldığı, her ne kadar bilirkişi heyeti aksi yönde görüş belirtmiş ise de; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.06.216 ve 2014/11-696 E.- 2016/778 K. sayılı kararı uyarınca iltibas değerlendirmesi hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgi ile çözümlenmesi gerekli olduğundan, raporun aksi yönde taraf markaları arasında bir kısım mal ve hizmetler bakımından emtia ayniyeti/benzerliği şartının gerçekleşmiş olmasına rağmen, karıştırılma ve ilişkilendirilme ihtimali koşullarının somut olayda bulunmadığı kanaatine varıldığı, SMK’nın 6/5 maddesinde yer alan koşulların oluşmadığı gibi taraf markaları arasında SMK’nın 6/1 maddesi anlamında karıştırılma tehlikesi olmadığı ve dolayısıyla tanınmışlığın bu duruma bir etkisinin olmayacağı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde, Yargıtay 11. Hukuk Dairesince onanan kararla davalı tarafın kötü niyetli olduğunun kabul edildiğini, sessiz kalma yoluyla hak kaybının söz konusu olmayacağını, kötü niyetin sonradan iyi niyete dönüşmeyeceğini, kötü niyetli tescillere de sistematik olarak devam edildiğini, taraf markalarının iltibasa sebebiyet verecek derecede benzer olduğunu, markaların haksız rekabete de sebebiyet verdiğini, marka hakkına tecavüzün de oluştuğunu ileri sürerek, yerel mahkeme kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Dava, markadan kaynaklanan haklara tecavüzün tespiti, durdurulması, önlenmesi ve marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere Şanlıurfa 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/181 E.- 2015/889 K. sayılı dosyasında "... ..." ibareli markalar dava konusu olmuştur. Dava dışı ... ile davalı şirketin feri müdahil olarak yer aldığı bu davada, "... ..." markasının sahipleri olan davacılar vekili, ...'nün kendi adına tescil ettirdiği ve faaliyet gösterdiği 2000/10866 sayılı "... ...", 2003/17692 sayılı "... ...", 2007/27827 sayılı "... ... ..." ve "2010/23688 sayılı "... ..." markalarını 2010 yılında davalı şirkete devrettiğini, sonrasında da davalı şirket tarafından lisans ve franchise verildiğini, 1972 tarihli müşterek marka mülkiyetine ilişkin sözleşmeye göre işbu markanın 3. kişilere devredilemeyeceğini, lisans verilemeyeceğini, davalının kötü niyetli olarak "... ..." şeklinde marka tescilleri yaptırdığını, bu markaların müvekkillerinin "... ..." markasıyla iltibas yaratacak düzeyde benzer olduğunu ve davalının haksız kazancına yol açacağı gibi müvekkillerinin markasını sulandıracağını ileri sürerek davalı şirket markalarının hükümsüzlüğü ile davalı yanın haksız rekabet teşkil eden fiillerinin tespiti, haksız rekabetin men'i, sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılması talebiyle dava açmış; mahkemece, taraf markalarının benzer olduğu, dava konusu markalar arasında aynı ve/veya benzer mal ve hizmetler bakımından iltibas bulunduğu ve dava konusu "... ..." ve "... ... ..." ibareli marka tescillerinin devirlerinin kötü niyetle yapıldığı söz konusu markaların bu nedenle tüm mal ve hizmetler bakımından hükümsüzlük şartlarının mevcut olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile dava konusu markalarının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, sair taleplerin reddine karar verilmiş, anılan karar Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 10.04.2019 tarih ve 2017/3457 E.-2019/2802 K. sayılı kararı ile karar düzeltme incelemesinden de geçerek, 30.05.2017 tarih ve 2015/14456 E.-2017/3201 K. sayılı kararıyla onanmıştır. Eldeki dava da dava dışı ... tarafından tescil ettirilen ve davalı şirkete devredilen "... ..." ve "..." esas unsurlu markalara yöneliktir. 6769 sayılı SMK’nın 6/9. maddesi uyarınca kötü niyetle yapılan marka başvuruları reddedilir. SMK’nın 25/1. maddesine göre kötü niyet aynı zamanda bir hükümsüzlük sebebidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17/06/2021 tarih ve 2017/11-25 E.-2021/778 K. sayılı ilamında kötü niyetli marka tesciline ilişkin olarak “Ayrıca başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme ve marka ticareti yapmak ya da şantaja yönelik başvuruda bulunmak ve tescil ettirmek de kötü niyetli olarak kabul edilmelidir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.07.2008 tarihli ve 2008/501 E., 2008/507 K. sayılı kararı). Görüldüğü üzere kötü niyetli marka başvurusu hâli her somut olay kapsamında ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur. Bu kapsamda marka hükümsüzlüğü davalarında kötü niyet iddiası ileri sürülmüş ise TMK'nın 2. maddesi gereğince kötü niyetin korunması söz konusu olamayacağından her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak açıkça kötü niyetle gerçekleştirildiği belirlenen marka tescilinin hükümsüzlüğüne karar verilmelidir.” ifadelerine yer verilmiştir. Kötü niyetli marka, hak sahibi olmadığını bilmesine rağmen dürüstlük kuralına aykırı şekilde tescil için başvuruda bulunulan veya tescil ettirilen marka olarak tanımlanabilir. SMK'nın 25/6. maddesinde ise, marka sahibinin, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremeyeceği düzenlenmiştir. Diğer bir anlatımla, sonraki tarihli marka tescili kötü niyetli ise, marka sahibinin sessiz kalmaktan kaynaklanan bir hak kaybı söz konusu olmaz. Kötü niyetin bölünmezliği ilkesinin gereği olarak, kötü niyetle tescil ettirildiği tespit edilen bir markanın tüm mal ve hizmetler yönünden hükümsüz kılınması gerektiği de tabiidir. Bu açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde, dava konusu marka başvurularını gerçekleştiren ...'nün 11.03.1972 tarihli "Re'sen Müşterek Marka Sözleşmesi"nin tarafı olduğu ve yerine getirmeyi kabul ve taahhüt ettiği bu sözleşme ile, "..." markasının müşterek marka olduğunu, markanın kısmen dahi olsa devredilemeyeceğini, satılamayacağını, kiralanamayacağını, kendisi mesleği bıraktığı halde kendi adı ile müşterek markayı kullandırarak başkalarına mal imal ettiremeyeceğini ve sattıramayacağını kabul ettiği, buna rağmen, "..." asıl unsurlu dava konusu markaları tescil ettirerek, davalı şirkete devrettiği, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin anılan 30.05.2017 tarih ve 2015/14456 E.-2017/3201 K. sayılı kararı ile ... tarafından tescili ve devri gerçekleştirilen "..." ibareli markaların kötü niyetli olduğu kabul edilmiş olup, eldeki davaya konu markaların farklı bir saikle tescil ettirildiği tespit edilemediğine göre, dava konusu marka tescillerinin de kötü niyetle yapıldığının kabulünün gerekeceği, açıklanan nedenle kötü niyete dayalı marka hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğu, bu durumda sessiz kalma yoluyla hak kaybının da söz konusu olmayacağı sonucuna ulaşılmıştır. Davacılar vekilinin marka hakkına tecavüz iddiasının incelenmesine gelince; marka tecavüzü iddiaları yönünden somut uyuşmazlığa uygulanması gereken 6769 sayılı SMK'nın 29/1-a maddesi uyarınca, marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7. maddede belirtilen biçimlerde kullanmak, marka hakkına tecavüz sayılır. Atıf yapılan 7. maddenin ikinci fıkrasının (b) bendinde ise tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması halinde marka sahibinin, bu fiillerin önlenmesini talep hakkının bulunduğu açıklanmıştır. Somut uyuşmazlıkta da, davacıların "..." ibareli markaları ile davalı şirketin "..." esas unsurlu markalarının benzer olduğu, zira dava konusu markalarda yer alan ek ibarelerin markaları davacıların markalarından yeterince farklılaştırmadığı, davacı markalarıyla benzer mal ve hizmetleri kapsadıkları, bu benzerlik nedeniyle, davalı markalarının davacıların mesnet markalarının yeni bir versiyonu olarak algılanabilecekleri ve taraf markaları arasında ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimalinin bulunduğu kanaatine varılmıştır. Davalı vekilinin cevap dilekçesine göre, dava konusu markaların kullanıldığı davalı tarafın da kabulünde olduğundan, Dairemizce, marka hakkına tecavüz koşullarının da oluştuğu kanaatine varılmıştır. Bu itibarla, ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddi doğru olmamış, HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 12/05/2022 gün ve 2021/272 Esas - 2022/154 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-Davanın KABULÜ İLE, A)Davalı ait 2013/97688, 2012/88539, 2011/91522, 2003/23527 sayılı markaların HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE ve SİCİLDEN TERKİNİNE, B) Davalının, davacıların tescilli markasından kaynaklanan haklarına tecavüzünün TESPİTİ ile, tecavüzün DURDURULMASI ve MEN'İNE, 3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30 TL'nin davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 4-Davacılar kendilerini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 40.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, 5-Davacılar tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan 2.300,00 TL bilirkişi ücreti, 200,00 TL tebligat ve posta masrafı ile istinaf aşamasında yapılan 104,50 TL tebligat masrafı, 1.765,60 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcından oluşan toplam 4.370,10 TL yargılama giderine, 59,30 TL başvurma harcı, 59,30 TL peşin harç tutarı eklenerek oluşan toplam 4.488,70 TL'nin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, 6-Davalılar tarafından ilk derece ve istinaf aşamasında yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 7-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), 8-Davacılardan peşin olarak alınan 645,60 TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacılara iadesine, 9-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 08/11/2024 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 08/12/2024 Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...