Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2021/215 E. 2022/215 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2021/215
- Karar No
- 2022/215
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2022/2177 KARAR NO : 2025/158 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... ( ...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 23/06/2022 NUMARASI : 2021/215 E. - 2022/215 K. DAVACI : VEKİLİ : DAVALI DAVANIN KONUSU : Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 23/06/2022 Tarih ve 2021/215 Esas - 2022/215 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, müvekkili şirketin tütün ürünleri sektöründe faaliyet gösterdiğini, dünya çapında tanınan çok uluslu bir şirket olduğunu, müvekkili şirketin “...” markasının tescilli hak sahibi olduğunu, Türkiye de dahil olmak üzere 110’dan fazla ülkede “...” markasının müvekkili şirket adına tescilli olduğunu, davalı şahsın müvekkili şirket markası ile ayırt edilemeyecek derecede benzer nitelikte 2020/32572 sayılı “...” ibareli marka başvurusu yaptığını, başvurunun yayımına müvekkili şirket tarafından SMK 6/1, 6/4, 6/5 ve 6/9 maddeleri uyarınca gerçekleştirilen itirazın dava konusu YİDK kararı ile reddedildiğini, marka başvurusu anında marka adının “... ...” şeklinde yazıldığını, markanın bu ibare ile bültende yayınlandığını, müvekkili şirketin yayına itirazında markanın adı ile görselinin uyumsuz olduğunun ifade edildiğini, bu aşamada tutarsızlığın düzeltilmediğini, YİDK kararının yazılmasından bir hafta sonra (09.06.2021) marka adı düzeltme kararı verildiğini ve marka adının görselle uyuşacak şekilde değiştirildiğini, dava konusu markada yer alan “...” dışındaki “...” ibaresinin küçük ve marka bakımından önemsiz olduğunu, markada esas ve okunabilir tek unsurun “...” olduğunu, “...” ibaresinin müvekkili şirket markası ile aynı, görsel ve işitsel olarak ayırt edilemez derecede benzer, kullanılan renkler bakımından ve harflerin tasarımı bakımından ise kasti bir taklit hali ihtiva ettiğini, davalı şahsın başvuruda kötü niyetli olduğunu, başvuru sahibinin geçmişte 2014/51200 numaralı “...” ibareli marka başvurusunu deve görseli eşliğinde gerçekleştirdiğini, müvekkilinin itirazı üzerine anılan başvurusunun reddedildiğini, bunun üzerine davalı tarafından müvekkili şirket markasının sonuna “O” ve “N” harfleri eklenerek dava konusu marka başvurusunun yapıldığını, marka başvurusu kapsamında bulunan 03. sınıf emtianın müvekkili şirket markası ile aynı alıcı çevresine hitap ettiğini, başvuru sahibi tarafından “...” markasının müvekkili şirkete ait maruf deve figürünün birebir kopyalanması suretiyle paketler üzerinde kullanıldığını, müvekkili markasının Türkiye’de günümüzde en çok satılan ve bilinen sigaralardan olduğunu, aynı ibarenin farklı emtiada kullanılması durumunda dahi ilk akla gelenin müvekkili şirket markalarının olacağını ileri sürerek, 2021-M-3235 sayılı YİDK kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, başvuru markası ile davacı şirketin “...” esas unsurlu markalarının ortalama tüketici nezdinde karıştırılacak derecede benzer olmadıklarını, markalar kapsamında yer alan mal ve hizmetlerin ve hitap ettikleri tüketici kesiminin farklı olduğunu, markalar arasında iltibas tehlikesinin bulunmadığını, YİDK kararının hukuka uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Diğer davalı Şirket vekili, müvekkilinin “...” markasının TÜRKPATENT nezdinde 05, 29 ve 30. Sınıf emtia yönünden 2005/08801 tescil numarası ile tescilli olduğunu, “... ...” markasının 35. sınıfta tescili için 2020/30736 başvuru numarası, "... ..." markasının 16. sınıfta tescili için 2021/030536 başvuru numarası ve "... ..." markasının 03. sınıfta tescili için 2020/32572 başvuru numarasıyla müvekkili tarafından başvurularda bulunulduğunu, müvekkilinin 2005 yılından bu yana kullandığı “...” markasını sektörde maruf hale getirdiğini, uzun yıllardan beri “...” markası altında çay üretimi yaptığını, ürettiği çayları yerli ve dış piyasada pazarladığını, müvekkili markasının Türkiye dışında Almanya ve Sri Lanka’da da tescilli olduğunu, müvekkili markası ile davacının markalarının tescilli olduğu emtia sınıflarının tamamen bağımsız olduğunu, davacının dava dilekçesinde sunduğu müvekkiline ait çay paketlerinin hepsinin TÜRKPATENT nezdinde 2019/07636, 2018/00590, 2014/04475, 2012/03736 2008/06094 numaraları ile tasarım tesciline sahip olduğunu, markaların görsel, duysal, kavramsal ve sınıfsal olarak farklılıklar arz ettiğini, müvekkili markasının davacı markası baz alınarak oluşturulmadığını, “...” ibaresinin Arapçadaki manasının “iki kervansaray arasındaki çay yapma otağı” olduğunu, müvekkilinin tescilli tasarımlarının görsellerinde bu durumun resmedildiğini, müvekkilinin davacıdan farklı bir alanda ticari faaliyet yürüttüğünü savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, taraf markalarında yer alan “...” ve “...” ibaresinin, ilk beş harfi benzer olsa da, taraf markaları arasında bütünsel değerlendirmede görsel olarak benzerlik bulunmadığı, dava konusu markada “...” ibaresine eklenen “o” ve “n” harflerinin kelimenin yapısını, hece yapısını ve telaffuzunu değiştirdiği, bütün olarak bakıldığında dava konusu markanın davacının dayanak markalarından uzaklaştığı, markaların bütünsel olarak ilişkilendirilebilir olmadığı, "...” ibaresinin “...” ibaresinden farklılaştığı, taraf markalarının tüketici nezdinde karıştırılma ihtimali bulunmadığı, somut uyuşmazlık bakımından tüketicinin farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayabilmelerinin mümkün olduğu, taraf markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunmadığı, dava konusu markanın kompozisyonun davacı markaları ile ilişkilendirilebilir olmadığı, esasen taraf markalarında yer alan emtiaların da birbiri ile benzer olmaması nedeniyle, somut olayda markaların karıştırılması/ilişkilendirilmesi ihtimaline dayalı olan nispi tescil engeline ilişkin şartların oluşmadığı, davacıya ait markanın “tütün ve tütün ürünleri” bakımından tanınmış marka olduğu, davacının tanınmış markası olan “...” ibaresi ile dava konusu "...” ibareli marka başvurusunun birbiri ile ilişkilendirilemeyecek derecede farklı olduğu, benzer olmadığı, davacının markasını kullandığı “tütün ve tütün ürünleri” sektörü ile davalının markası kapsamında yer alan emtiaların birbiri ile ilişkilendirilemeyecek derecede farklı olduğu, bu nedenle davalıya ait markanın, davacıya ait “..." ibareli markanın ayırt edicilik karakterine ve itibarına zarar vermesi ve tanınmışlığından haksız yarar sağlanması ihtimallerinin somut olay bakımından mevcut olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, tanınmış ve ayırt ediciliği yüksek olduğu teyit edilen müvekkili markalarına sağlanan korumanın daha geniş olmasının gerektiğini, dava konusu markanın, görsel ve işitsel yönden müvekkilinin markaları ile karıştırılmaya sebebiyet verecek derecede benzer olduğunu, davalının "..." ibaresini fiilen deve görseli ile kullandığını, bunun markanın "..." ibaresinden türetildiğini ve kopyalandığını, davalının kötüniyetle davacı markalarına yanaşma çabasını gösterdiğini, davacı markalarının yüksek seviyedeki tanınmışlığı nedeniyle farklı tür mal ve hizmetler bakımından da korumu sağlamasının gerektiğini, bilirkişi raporu ve mahkeme kararının SMK madde 6/9 kapsamındaki kötü niyete dair gerekçeleri ile ilgili hiçbir inceleme yapılmaksızın oluşturulduğunu, davalının geçmişte 2014/51200 sayılı "..." ibareli deve unsurlu 30,32,35.sınıflara ilişkin marka başvurusunun tesciline müvekkilinin engel olduğunu ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE :Dava, itirazın reddine dair YİDK kararının iptali istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dava konusu 2020/32572 sayılı "..." ibareli marka başvurusu ile davacının "..." ibareli markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal yönlerden benzerlik ve karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, taraf markaları arasında emtia benzerliği şartı da gerçekleşmediğinden SMK'nın 6/1.maddesi koşullarının oluşmadığı, davacıya ait markanın “tütün ve tütün ürünleri” bakımından tanınmış marka olduğu ancak “tütün ve tütün ürünleri” sektörü ile davalının markası kapsamında yer alan 3.sınıf emtiaların ilişkilendirilebilmelerinin söz konusu olmadığı, ibareler arasında benzerlik de bulunmadığından tanınmışlığa dayalı nispi tescil engelinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Ancak, davacı tarafından YİDK sürecinde ve işbu davada dava konusu marka başvurusunun kötü niyetli olduğu da iddia edilmiş ise de mahkemece bu iddia üzerinde durulmadığından Dairemizce bu hususun tartışılması gerekmiştir. SMK'nın 6/9. maddesi uyarınca kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Tescil başvurusu sırasında kötüniyetin başlı başına bir itiraz sebebi olarak öne sürülebilmesi mümkün olduğu gibi, sonradan aynı nedenle hükümsüzlük davasının açılabilmesi de mümkündür. Çünkü bu düzenlemeler, esasen, TMK'nın 2. maddesinin özel bir uygulamasından ibarettir (Yargıtay HGK 16/07/2008 T., 2008/11-501 Esas, 2008/507 Karar). Marka hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil nedeniyle markadan doğan hakların kötüye kullanılması amacıyla yapılan marka tescili, kötü niyetli marka tescili olarak kabul edilmektedir. Hangi şekilde yapılan marka başvurularının kötü niyetle yapılmış sayılacağına ilişkin yasal bir düzenleme bulunmayıp, her somut olayın özelliğine göre değerlendirme yapılmalıdır. Bununla birlikte uygulamada ve öğretide, kendisine duyulan güveni kötüye kullanan kişilerin başvurusu, markayı kullanmak amacıyla değil başkalarının ticaretine engel olmak amacıyla, başkalarından para koparma veya şantaj yapma amacıyla yapılan başvurular kötü niyetli marka başvuruları olarak kabul edilmektedir (Yargıtay 11. HD, 19/1285 E., 19//8003 K., 09/12/2019) Dolayısıyla davalının başvurusunun davacı markalarıyla iltibas oluşturma ihtimalinin varlığının kabulü halinde dahi, ayrıca tescille sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuruda bulunduğunun da ispatı gerekir. Kötü niyetin varlığı her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak belirlenmelidir. Yine Yargıtay HGK.'nun 21.09.2005 gün ve 2005/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca iyiniyetin asıl, kötüniyetin istisna olması sebebiyle davalının kötüniyetli olduğunun delil ve gerekçelerinin gösterilmesi gerektiğinden davacı, davalının kötüniyeti bulunduğunu kanıtlamalı ve mahkemece de bunun delil ve gerekçesi gösterilmelidir. Somut uyuşmazlıkta ise davacı vekili, davalının geçmişte 2014/51200 sayılı "..." ibareli deve unsurlu 30,32,35.sınıflara ilişkin marka başvurusunun tesciline müvekkilinin engel olduğunu, davalının "..." ibaresini fiilen deve görseli ile kullandığını, bu durumun markanın "..." ibaresinden türetildiğini ve kopyalandığını, davalının kötüniyetle davacı markalarına yanaşma çabasını gösterdiğini ileri sürmüştür. Ne var ki davalının fiili markasal kullanımlarının işbu YİDK iptali davasının konusu olmadığı, bu türden iddiaların açılacak marka tecavüzü davasında ileri sürülebileceği, marka işaretleri arasında benzerlik bulunmadığından davalının geçmiş tarihli "..." ibareli marka başvurusunun işbu davanın konusu olan "..." asli unsurlu marka yönünden kötüniyetli başvuruda bulunulduğunu göstermeyeceği, davacının, dava konusu başvurunun tescille sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik olduğunu ispat ispat edemediği kanaatine varılmıştır. Bu durumda mahkemece, yukarıda açıklanan gerekçeler ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken, kötüniyet hususunun tartışılıp değerlendirilmemesi doğru olmamıştır. HMK.'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK.'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 23/06/2022 gün ve 2021/215 Esas - 2022/215 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-Davanın REDDİNE, 3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin alınan 59,30-TL’nin düşümü ile kalan 556,10-TL bakiye karar ve ilam harcının davacıdan alınarak Hazineye irad kaydına, 4-Davalılar kendisini vekille temsil ettirdiğinden ve istinaf kanun yoluna başvuranın aleyhine olacak biçimde hüküm kurulamayacağından ilk derece mahkemesi karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 7.375,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına, 6-Davalılar tarafından herhangi bir yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 7-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine, (HMK m.333), 8-Davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 80,70-TL istinaf karar ve ilam harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 9-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 30/01/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 21/02/2025 Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...