Bölge Adliye Mahkemesi · İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi 2021/1727 E. 2025/596 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Daire
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
Esas No
2021/1727
Karar No
2025/596
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

17. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2021/1727 Esas

KARAR NO:2025/596

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi

TARİHİ:24/06/2021

NUMARASI:2020/24 Esas, 2021/576 Karar

DAVANIN KONUSU:İstirdat (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)

KARAR TARİHİ:24/04/2025

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin profesyonel ... kiralama şirketlerine ait araçların hasar görmesi halinde hasarın gerçekleşmesinden, aracın hasar öncesi haline getirilip aracın kullanıcısına teslim edilmesine kadar tüm işleri planlama veya planlanmasına destek olma, organize etme, kendisine bağlı yedek parça tedarik şirketleri, müşterisine bağlı hasar merkezleri veya kendisi ile anlaşmalı Yetkili Hasar Merkezleri ("...") vasıtasıyla tamir ve onarımlarının gerçekleşmesini sağlama, destek olma, her türlü nakil araç sektöründe aracın satış sonrası ihtiyaç duyacağı tüm ürün ve hizmetlerin satışı veya organizasyonu işlemlerini gerçekleştirme konularında faaliyet gösterdiğini, davalı şirketin önce ... Şti. (Optimal) olarak kurulduğunu ve müvekkili ile ticari ilişkilerinin başladığını, daha sonra şirketin yetkilisi ... 'ın anonim şirket olarak tür değişikliğine gidileceğini müvekkiline bildirdiğini ve ... şirketinin devamı niteliğinde kurulan davalı şirket ile müvekkili arasındaki ticari ilişkinin aynı esaslara göre devam ettiğini, müvekkili ile "üye iş yeri" sıfatıyla araçların tamir sürecini yürüten ... şirketi arasında 05/07/2018 tarihinde "...-Üye İşyeri Sözleşmesi" imzalandığını, bu sözleşme uyarınca, davalıya yönlendirilen araçların hasar onarımları ile tamir ve rutin/periyodik bakımlarının davalı tarafından gerçekleştirilerek sonrasında müvekkili şirkete teslim edilmesi hususlarının düzenlendiğini, anılan sürecin, müvekkili şirkete ait bir yazılımla kurulan sistem üzerinden gerçekleştirildiğini, ... şirketi ile davalı şirket arasındaki organik bağ sebebiyle bu sözleşmenin davalı için de geçerliliğini sürdürdüğünü, zira ... şirketi ile davalı şirket aynı adreste kurulmuş olup davalı şirketin pay sahibi ve yetkilisinin ...'ın eşi ... olduğunu, kaldı ki iki şirketin logolarının dahi aynı olduğunu, taraflar arasında akdedilen sözleşme ile davalıya yönlendirilen araçların onarım ve bakımlarının yanı sıra bu süreçte araç sahiplerine tahsis edilecek ikame araç bedellerinin ödenmesi ve müvekkili şirketin sisteminin kullanılması nedeniyle ödenecek bir hizmet bedelinin de belirlendiğini, sözleşme hükümlerine göre davalının, kendisine gönderilen araçların onarımlarının gerçekleştirilmesi sırasında ikame araç sağlamayı ve sistem hizmet bedeli ödemeyi kabul ettiğini, ayrıca davalı tarafından gerçekleştirilen onarımların eksik olması ve müvekkilinin çalıştığı araç kiralama şirketleri tarafından yeterli görülmemesi halinde bu şirketlerin aracın bakım ve onarımını farklı bir serviste gerçekleştirdiğini ve bunu da müvekkili şirkete fatura ettiğini, bu bedellerin, ilk onarımı gerçekleştiren servisin kusurundan kaynaklandığı hallerde "iş tekrarı" olarak tekrar servise faturalandırıldığını, buna göre sözleşme uyarınca müvekkili tarafından iş tekrarı ve hizmet bedeli ile davalının onarımı geciktirmesi nedeniyle ortaya çıkan ikame araç ücretlerinin davalıya fatura edildiğini, ancak davalının noter ihtarnamesi ile itiraz ederek faturaları iade ettiğini, 23 adet faturaya itiraz ve iadenin ise müvekkili tarafından kabul edilmediğinin noter ihtarnamesi ile bildirildiğini, zira bu faturaların sözleşme konusu iş ve işlemlere ilişkin olarak düzenlendiğini, davalının haksız olarak itiraz ve iade ettiği faturalarla cari hesabında değişiklikler yaptığını ve kendini alacaklı göstererek aslında var olmayan bir tutar için icra takibi başlattığını, bu tutarın ise müvekkili tarafından haciz tehdidi altında cebren ödendiğini belirterek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile icra takibi ve haciz baskısı altında müvekkili tarafından ödenen dosya borcunun istirdadına, haksız yere ödenen paranın ödeme tarihinden tahsiline kadar geçen süre için reeskont faizine hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin cari alacaklarından kaynaklı olarak başlattığı icra takibine süresinde itiraz etmeyen davacı tarafından yapılan ödeme ile dosyanın kapatıldığını, ödemenin haksız olduğunu iddia eden davacının dava açmak için 6 aydan fazla beklemesinin dikkat çekici olduğunu, davacı ile müvekkili arasındaki ilişkinin davacının bahsettiğinden farklı olduğunu, müvekkili şirketin, kuruluşunu müteakip davacının bahsettiği ... Şti.'ye ait işletmeyi devraldığını ve buna karşılık ödemesini yaptığını, devamında ise müvekkilinin TPE'nin 28/12/2018 başvuru tarihli ve ...-... nolu markası olan "..." markasını kendi adına tescil ettirerek 01/01/2019 tarihi itibariyle "..." markası adı altında çalışmaya başladığını, bu durum daha önceden davacı yetkilisi ...'a bildirildiğinden 02/01/2019 tarihinde davacıya ait mail hesabından müvekkilinin mail hesabına imzalanması gereken sözleşmenin gönderildiğini, bu durum üzerine müvekkilinin 04/01/2019 tarihinde mail hesabından davacının mail hesabına davacı ve müvekkili arasındaki imzalı sözleşmeyi ve aynı mail içeriğinde parça planı üye iş yeri sözleşmesinin gönderildiğini, bu sözleşmeye bağlı olarak davacı ve müvekkili arasında ilişki başladığını, karşılıklı olarak faturalandırma ve ödeme işlemleri yapıldığını, bu nedenlerle davacının iddia ettiğinin aksine eskiden çalıştığı şirket ile imzaladığı sözleşmenin devamı niteliğinde bir sözleşmenin bulunmadığını, bu şirketin, müvekkili şirket ile bir bağının olmadığını, davacının bu şirket ve müvekkili şirket ile olan ilişkisinin birbirinden bağımsız olduğunu, müvekkili tarafından "..." isminin kullanılmasının her iki şirket arasında organik bağ bulunduğu anlamına gelmediğini, zira bu markanın müvekkili adına tescil ettirildiğini, ...Şti.'nin bahse konu dönemden sonra 08/02/2019 tarihinde tasfiye sürecine girerek tasfiye olduğunu, davacının bahsettiği şekilde herhangi bir hukuki sorumluluktan kurtulmak maksadı ile hareket edilmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını, davacı ile bu şirket arasında İstanbul Anadolu 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/67 Esas sayılı dosyasında davacının müşterilerine kiraladığını kanıtlayamadığı araçlarla ilgili olarak açılan davanın derdest olduğunu, müvekkili ile davacı arasındaki sözleşme hükümlerine göre ikame araç ve sistem hizmet bedeli ödenmeyeceğinin kararlaştırıldığını, bu nedenlerle davacı ile müvekkili arasında akdedilmiş mail ortamında yapılan sözleşmeye göre müvekkilinin sözleşmeye aykırı davranması durumunun söz konusu olmadığını, bu durumda müvekkili tarafından davacıya kesilen iade faturalarının müvekkilinin katlanmak zorunda olmadığı bedeller olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İlk derece mahkemesince; davacının, davalı ile dava dışı ... Şirketi arasında fiili ve organik bağ bulunduğunu iddia etmesi sebebiyle uyuşmazlığın organik bağın mevcut olup olmadığı değerlendirilmek suretiyle çözülebileceği, davalı şirketin ortak ve yöneticileri arasındaki akrabalık bağı olmasının, dava dışı şirket ile davalı şirketin faaliyet konularının benzer olmasının, dava dışı şirketin davalı şirket unvanına benzer bir şirketin faaliyet göstermesinin ve her iki şirketin ortaklarının karı-koca olmasının organik bağın varlığını kabule tek başına yeterli olmadığından şirketler arasında organik bağın bulunmadığı kanaatine varıldığı, davacı davasını dava dışı şirket ile akdettiği 05/07/2018 tarihli sözleşmeye dayandırdığı, davacının bu sözleşme gereğince düzenlediği fatura bedellerini davalı şirketten talep edebilmesi için her iki şirket arasında organik bağ bulunması gerektiği, ancak organik bağın ispatlanamadığı gerekçelerine istinaden davanın reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ:Karar yasal süresinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Davacı vekili istinaf dilekçesinde; dava dışı ...şirketi ile davalı şirket arasında organik bağın olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin kanuna, yargıtay içtihatlarına ve dosya kapsamına aykırı olduğunu, zira dava dışı ... şirketi ile davalı şirketin aynı adreste kurulduğunu ve davalı şirketin halen bu adreste faaliyet gösterdiğini, ayrıca davalı şirketin pay sahibi ve yetkilisinin ...'ın eşi ... olduğunu, buna göre her iki şirketin ortakları arasında evlilik ilişkisinin bulunduğunu, yine dava dışı şirket ile davalı şirketin faaliyet konuları benzer olup logolarının dahi aynı olduğunu, her iki şirketin ünvanının kaşede birlikte yer aldığını, dava dışı ... şirketinin pay sahibi ve yetkilisi ...'ın 06/02/2019 tarihinde gönderdiği e-mail ile anonim şirkete geçiş yaptıklarını, yine aynı marka ile devam ettiklerini beyan ettiğini ve 07/01/2019 tarihinden itibaren şirket unvanının… olacağı şeklinde bilgilendirme yaptığını, tüm bu bilgiler ışığında davalı şirket ile dava dışı şirket arasında organik bağın mevcut olduğu izahtan vareste olup Yargıtay içtihatlarına göre de böyle bir durumda organik bağın varlığının kabul edildiğini, alınan bilirkişi raporuyla da davalı ve dava dışı şirket arasında organik bağ bulunduğu tespit edilmesine rağmen kararda neden bu tespitin dikkate alınmadığının açıklanmadığını, ilk derece mahkemesinin bahsettiği 04/01/2019 tarihli sözleşmede müvekkili şirketin imzası bulunmayıp yalnızca davalının imza ve kaşesini taşıyan işbu sözleşmeye hukuken kıymet verilemeyeceğini, icra dosyası kapsamında ödeme emrinin usulsüz tebliğ edildiğine yönelik şikayet başvuruları neticesinde İstanbul Anadolu 13. İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/374 Esas sayılı dosyasında şikayetin kabul edilerek tebliğ işleminin iptaline, 22/05/2019 tarihinin tebligat tarihi olarak kabulüne karar verildiğini, bunun üzerine ödeme emrine itiraz edildiğini, bu nedenle icra dosyasına yapılan itirazın süresinde olduğunun ve yapılan haczin haksız ve hukuka aykırı olduğunun ortaya çıktığını, şikayet başvurularının kabulüne karar verilmesi sebebiyle davalının hukuka aykırı olarak müvekkilinden talep ettiği ve aslında kesinleşmemiş bir icra takibi neticesinde yapılan haciz işlemleri sebebiyle müvekkili tarafından cebren ödendiği sabit olan tutarın mahkemece başka bir araştırmaya gerek duyulmaksızın iadesine karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir.Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde, istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:Dava, icra takibi kapsamında haciz baskısı altında ödendiği iddia olunan bedelin istirdadı istemine ilişkindir.İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nun 355. maddesi uyarınca istinaf başvurusunda ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılmıştır.Davalının, davacı hakkında ... sayılı dosyasında 07/05/2019 tarihli cari hesap alacağına dayalı olarak 98.623,00 TL asıl alacağın tahsili amacıyla ilamsız icra takibi başlattığı, takibin kesinleşmesi üzerine davacı tarafından icra dosyasına 118.987,84 TL ödeme yapıldığı ve bu bedelin istirdadı amacıyla işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır.Bilirkişi heyeti tarafından sunulan 16/03/2021 tarihli raporda; her iki tarafın ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, tarafların ticari defterlerindeki kayıtlarla örtüşen muavin kayıtları incelendiğinde dava konusu icra takibinin dayanağı hesap ilişkisinin 2019 yılındaki faturalar ve ödemelerden oluştuğunun anlaşıldığı, davacı şirketin ticari defterlerine göre 06/05/2019 tarihi itibariyle davalının alacağının 98.623,26 TL olduğu, 07/05/2019 tarihinde davalı tarafından kabul edilmeyerek iade edilen toplam 83.345,89 TL tutarındaki 23 adet faturanın düzenlenmesiyle 07/05/2019 takip tarihi itibarıyla davalı alacağının 15.277,37 TL olduğu, davalı şirketin ticari defterlerine göre takip tarihi itibariyle davalı alacağının 98.623,26 TL olduğu, davacı tarafından düzenlendiği halde davalı tarafından iade edilen faturalar dışında tarafların ticari defterlerindeki kayıtların birbiriyle örtüştüğü, davacı tarafından düzenlenen toplam 83.345,89 TL tutarındaki 23 adet faturanın davacının ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, buna rağmen davalının ticari defterlerine kaydedilmediği bildirilmiştir.Somut olayda, davacı taraf, ilk olarak dava dışı ... Şti. ile başlayan ticari ilişkinin daha sonra davalı şirket ile devam ettiğini, davalı ve dava dışı şirket arasında organik bağ bulunduğunu, davalının 23 adet faturaya haksız olarak itiraz ederek ticari kayıtlarına yansıtmadığını ve bu şekilde davalının gerçek dışı alacak yaratarak başlattığı icra takibi kapsamında haciz tehdidi altında müvekkilinin ödeme yaptığını iddia ederek ödenen bedelin istirdadını talep etmiş olup buna karşılık davalı taraf ise, dava dışı ... Şti. ile aralarında bir organik bağ bulunmadığını, aksine iki şirketin de birbirinden bağımsız olduğunu, cari hesap ilişkisinden kaynaklı alacaklarının tahsili amacıyla icra takibine giriştiğini ve alacağını tahsil ettiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.Davacı vekili istinaf başvurusunda, ödeme emrinin usulsüz olarak tebliğ edildiğinin Mahkeme kararı ile anlaşılması karşısında icra takibinin kesinleştiğinden söz edilemeyeceğini ve bu nedenle başkaca bir araştırmaya gerek bulunmaksızın ödenen bedelin iadesine karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.Davacı, davalının alacaklı olduğu ... sayılı dosyasında ödeme emri tebligatının usulsüz olduğunu ileri sürerek İstanbul Anadolu 13. İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/374 Esas sayılı dosyasında şikayet başvurusunda bulunmuş olup Mahkemece şikayetin kabulü ile tebliğ işleminin iptaline ve tebliğ tarihinin 22/05/2019 tarihi olarak kabulüne karar verilmiştir. Bunun üzerine davacı vekili icra takibine itiraz dilekçesi sunarak davalıya sadece 11.260,65 TL borcunun bulunduğunu, bunun dışında borcunun olmadığını bildirmiştir. Ayrıca davacı sonraki bir tarihte ise icranın iadesi talebinde bulunmuş olup icra müdürlüğünce davalıya ödenen paranın iadesi için borç muhtırası gönderilmiştir. Davalı ise, ödenen paranın ancak borçlunun açacağı istirdat davası ile iade alabileceğinden bahisle ödemenin iadesine yönelik karardan dönülmesini talep etmiş olup icra müdürlüğünce talep usul ve yasaya uygun görülerek bu doğrultuda işlem yapılmasına karar verilmiştir. Davacı ise işbu karara karşı şikayet yoluna gitmiş olup İstanbul Anadolu 3. İcra Hukuk Mahkemesinin 17/09/2020 tarih ve 2020/320 Esas 2020/389 Karar sayılı kararı ile şikayetin reddine karar verilmiştir. Kararın istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi 28/04/2021 tarih ve 2020/2899 Esas 2021/1165 Karar sayılı kararı ile, borçlunun ancak genel mahkemede açacağı istirdat davası sonucuna göre ödediği parayı geri alabileceği gerekçesi ile istinaf başvurusu reddedilmiş olup karar Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 10/01/2022 tarih ve 2021/7349 Esas 2022/68 Karar sayılı ilamı ile onanmıştır.Tüm bu anlatılan süreç dikkate alındığında kanun yollarına başvurularak kesinleşen karar kapsamında, ödenen bedelin ancak işbu istirdat davası ile iade alınabilecek olmasına göre davacının istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Bu hususun tespitinden sonra ise öncelikle davalı şirket ile dava dışı ... Şti. arasında organik bağ bulunup bulunmadığı hususu incelenmiştir."...Bu noktada organik bağ kavramının anlaşılabilmesi için tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine değinmek gerekirse; bu teori ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken bir teoridir. Bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir teori olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır.Zira tüzel kişilik perdesinin aralanması, tüzel kişilerin borçlarından dolayı başkalarının sorumlu tutulamayacağı ilkesinin, özellikle şirketlerin sadece sermayeleri ile sorumlu olacakları ve tüzel kişilerin borçlarından dolayı ortakların sorumlu tutulamayacağı kuralının önemli bir istisnasını teşkil etmektedir (Ersin Çamoğlu, Ticaret Ortaklıkları Bağlamında Perdenin Kaldırılması Kuramı ve Yargıtay Uygulaması, Batider, C. 32, S. 2, 2016, s. 12). Anlaşılacağı üzere tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi her somut olayın özelliği gözetilerek değerlendirilmeli ve 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi gereğince dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı gözetilerek tüzel kişiliğin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, tüzel kişiliği düzenleyen normların dışına çıkılıp çıkılmadığı incelenmelidir... Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasına benzeyen bir başka kavram organik bağ kavramıdır. Tüzel kişilik perdesinin aralanmasında olduğu gibi organik bağ kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. Bu hâliyle organik bağ kavramının da kaynağını 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır (Öztek/Memiş, s. 210). Ancak organik bağ kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle şirketler arasında organik bağ tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötüniyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. Şirketler ortaklarının akraba olması tek başına şirketler arasında organik bağ olduğunun kabulü veya tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli olmadığı gibi şirketlerin aynı alanda faaliyet yürütüyor olması da organik bağ için yeterli değildir. Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir. Nitekim aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 08.02.2022 tarihli ve 2021/(19)11-659 Esas, 2022/82 Karar sayılı kararında da değinilmiştir..." (Yargıtay HGK'nun 2022/11-454 Esas 2023/1221 Karar sayılı ilamı).Somut olayda, 12/07/2018 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesine göre dava dışı ... Şti.'nin adresinin ... Maltepe/İstanbul olduğu (şirketin tasfiye halindeki adresinin ise ... Maltepe/İstanbul olduğu), davalı şirketin adresinin de aynı adres olduğu, dava dışı şirketin yetkilisi ... ile davalı şirketin yetkilisi...'ın karı-koca olduğu, dava dışı şirket yetkilisi ... tarafından davacı şirkete gönderilen "..." uzantılı e-mail yazışmalarının sonunda davalı şirketin isim ve adresinin yazıldığı, her iki şirketin "..." tescilli marka ile işlerini yürüttüğü dikkate alındığında bu hususun bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşturmaya müsait olduğu anlaşılmakla davalı şirket ile dava dışı ... Şti. arasında organik bağ bulunduğunu kabul etmek gerekir. Bu anlamda her iki şirket arasında organik bağın varlığı dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna göre ispatlanmışken Mahkemenin aksine kabulü isabetli olmamıştır.2004 sayılı İİK'nun 72. maddesinde menfi tespit ve istirdat davaları düzenlenmiş olup maddenin 7. fıkrasında, takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahsın, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını istiyebileceği; aynı maddenin 8. fıkrasının son cümlesinde ise, davacının, istirdat davasında yalnız paranın verilmesi lazım gelmediğini ispata mecbur olduğu ifade edilmiştir.Davacı şirket ilk olarak dava dışı ... Şti. ile 05/07/2018 tarihinde Üye İşyeri Sözleşmesi imzalamıştır. İşbu sözleşmenin konusu, üye işyerine (davalı) yönlendirilen müşteri araçlarının hasar onarımları, tamir ve rutin/periyodik bakımlarının üye işyeri tarafından gerçekleştirilmesine ilişkindir. Davacı şirketten ... 02/01/2019 tarihinde ... ve ...'a gönderdiği e-mailinde "... merhaba. Sözleşme ektedir. Yeni Şirket adına doldurun, yarın sabah uğrayacağım, yeni girişleri yapıp sistemden aktif edelim." ifadelerini kullanmıştır. Buna karşılık ... ise 04/01/2019 tarihinde ...'a gönderdiği e-mailinde "Sektörde büyümenin ilk adımı olarak sizlere daha iyi hizmet vermek için yine "..." tescilli markamız ile Anonim Şirketine geçiş yapmış bulunmaktayız. 07/01/2019 tarihinden itibaren firma ticari ünvanımız ...,... A.Ş. olarak hizmet vermeye devam edecek olup, şirketiniz nezdinde bulunan ... Şti. Olarak imzalamış olduğumuz sözleşmemizi ekte bulunan bilgiler doğrultusunda değiştirilmesini önemle rica ederim." ifadelerini kullanmıştır. Davalının cevap dilekçesi ekinde sunduğu 04/01/2019 tanzim tarihli Üye İşyeri Sözleşmesinde davalı şirketin imzası bulunmasına rağmen davacı şirketin söz konusu sözleşmede imzası yer almamaktadır. Bu nedenle de davacı bu sözleşmenin hukuki bir değerinin bulunmadığını iddia etmektedir. Davacı, dava dışı ... Ltd. Şti. ile akdettiği sözleşme uyarınca talepte bulunmaktadır. Zira davacının iddiası davalı şirketin, dava dışı bu şirketin devamı olduğunu ve ticari ilişkinin davalı şirket ile aynı esaslara göre devam ettiğine yöneliktir.Davacının haciz tehdidi altında ödeme yaptığını iddia ettiği icra takibi 07/05/2019 tarihinde başlatılmıştır. Her iki tarafın ticari defterlerine göre 06/05/2019 tarihi itibariyle davalı, davacıdan icra takip miktarı olan 98.623,26 TL tutarında alacaklıdır. Ancak davacı tarafından davalıya tamamı 07/05/2019 tarihinde -takip tarihi ile aynı tarihte- olmak üzere toplam 23 adet fatura düzenlenmiş olup bu faturalar davacının ticari defterlerinde kayıtlı olsa da davalının ticari defterlerinde kayıtlı değildir. Bu nedenle bu faturaların toplam tutarı olan 83.345,89 TL yönünden taraflara ait ticari defterler birbiriyle örtüşmemektedir. Söz konusu faturalar dikkate alındığında davacının kendi defterlerine göre davalıya olan borcunun 15.277,37 TL olduğu anlaşılmıştır.Davalı Kartal ... Noterliğinin ...yevmiye numaralı ve 15/05/2019 tarihli ihtarnamesi ile bu faturaları iade etmiştir.Davacı tarafından düzenlenen 23 adet fatura "ikame araç ve iş tekrarı" açıklamalarını içermektedir.Davacı kendi dayandığı sözleşmeye göre bu bedelleri talep edebileceğini iddia etmekte olup davalı ise kendisi tarafından sunulan ve davacının imzasını ihtiva etmeyen sözleşmeye göre bu bedellerin talep edilemeyeceğini ileri sürmüştür. Oysa her iki sözleşmede de "taraflar arasındaki hesap uyuşmazlıklarında davacının ticari defter kayıtlarının kesin ve tek delil olduğu" şeklinde düzenleme yer almakta olup buna göre kesin ve tek delil niteliğinde olduğu kararlaştırılan davacıya ait ticari defterler dikkate alındığında davacının, davalıya olan borcunun 15.277,37 TL olduğunu kabul etmek gerekir.Dolayısıyla davacı istirdat talebinde tamamen olmasa da kısmen haklıdır. Ayrıca davacının iddialarına göre 23 adet faturadan bazılarının dava dışı... Şti. ile iş yapılan döneme ait olduğu anlaşılmış ise de, aralarında organik bağ bulunması sebebiyle dava dışı şirketin borçlarından dolayı davalının sorumluluğuna gidilmesi de mümkündür.Somut olayda, aleyhine başlatılan icra takibinde 98.623,26 TL asıl alacak ve ferileri ile icra takip giderlerinden oluşan 118.987,84 TL ödeme yapan davacı bu bedelin tamamının istirdadı amacıyla işbu davayı açmıştır. Yukarıda belirtildiği üzere davacının, davalıya asıl alacak bakımından 15.277,37 TL tutarında borcunun bulunduğu tespit edilmiş olup bu tutar üzerinden alacağın ferileri ve icra takip giderleri de dikkate alınarak yapılan hesaplamaya göre davacı tarafından icra dosyasına ödenmesi gereken miktarın 18.762,68 TL olduğu anlaşılmıştır. O halde icra dosyasına ödenen ve dava konusu edilen 118.987,84 TL'den 18.762,68 TL'nin mahsubu neticesinde kalan 100.225,16 TL'nin istirdadına yönelik hüküm tesis edilmesi gerekirken Mahkemece yazılı olduğu şekilde hatalı gerekçe ve değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır.Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden yargılama yapılmasına gerek olmadığından HMK'nun 353/1-b.2 bendi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden esas hakkında davanın kısmen kabulüne karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen nedenlerle KABULÜ ile, İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/24 Esas, 2021/576 Karar sayılı ve 24/06/2021 tarihli kararının 6100 sayılı HMK'nun 353/1-b.2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, yeniden esas hakkında HÜKÜM TESİSİNE, 2-a)Davanın KISMEN KABULÜ ile, 100.225,16 TL'nin ödeme tarihi olan 23/05/2019 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan İSTİRDADINA, fazlaya ilişkin talebin reddine, b)Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 6.846,39 TL harçtan davacı tarafından başlangıçta peşin olarak yatırılan 2.032,02 TL harcın mahsubu ile bakiye 4.814,37 TL harcın davalıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, c)Davacı tarafından başlangıçta yatırılan 54,40 TL başvurma harcı ve 2.032,02 TL peşin harç olmak üzere toplam 2.086,42 TL'nin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,d)Davacı tarafından yapılan toplam 1.725,05 TL yargılama giderinin kabul-ret oranına göre (%84,23 kabul, %15,77 ret) hesaplanan 1.453,03 TL'sinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,e)Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine YER OLMADIĞINA,f)Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AÜTT gereğince belirlenen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, g)Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AÜTT gereğince belirlenen 18.762,68 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, ğ)6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-13. maddesi ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin kabul-ret oranına göre (%84,23 kabul, %15,77 ret) hesaplanan 1.111,85 TL'sinin davalıdan; 208,15 TL'sinin davacıdan alınarak HAZİNEYE İRAT KAYDINA,

İstinaf Giderleri Yönünden 3-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 615,40 TL harçtan davacı tarafından peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 556,10 TL harcın davalıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, 4-Davacı tarafından karşılanan 221,40 TL istinaf harçları ile 22,00 TL istinaf yargılama giderleri olmak üzere toplam 243,40 TL'nin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 5-6100 sayılı HMK'nun 333. maddesi gereğince taraflarca yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının kararın tebliğ gideri karşılandıktan sonra artan kısmın yatıran tarafa İADESİNE Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.2 bendi ile aynı Kanunun 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oybirliği ile karar verildi. 24.04.2025

Atıf: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, E. 2021/1727, K. 2025/596, T. 24.04.2025, www.arakarar.com/karar/istanbul-bolge-adliye-mahkemesi-17-hukuk-dairesi-2021-1727-e-2025-596-k-091898683e9c