Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2021/12907 E. 2022/6237 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2021/12907
- Karar No
- 2022/6237
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 9.HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R ESAS NO: 2022/470 KARAR NO: 2024/1190 İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR TARİHİ: 21/12/2021 NUMARASI: 2019/424 Esas - 2021/959 Karar DAVA: Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat KARAR TARİHİ: 11/07/2024 Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacının, 1967 doğumlu olduğunu, kaza tarihinde bir lokantada garson olarak çalışırken geçirdiği kaza nedeniyle uzun süre işe gidemediğini, bu nedenle iş akdinin feshedildiğini, bundan dolayı ciddi bir zarara uğradığını, vücudunda ve psikolojisinde yaralanma ve travmalar sebebiyle tedavi gördüğünü, meydana gelen yaralanmada kemik kırığının hayati fonksiyonlarını ağır derecede bozduğunu, masraflarına kendisi katlanmak zorunda kaldığını, söz konusu kazada, çarpan aracın yayalar için yeşil yandığı esnada davacıya çarpması nedeniyle asli ve tam kusurlu bulunduğunu, kanunun 54. maddesinde “haksız fiilden doğan zarar sunucu ödenecek tazminatın nedenleri ve mahiyeti düzenlenmiş olup işbu kanun maddesi gereği tedavi giderleri kazanç kaybı çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıtlar bedensel zarar kapsamında olup sigorta şirketi tarafından giderilmesi gereken zararlar” denilerek, davacı için, 900 TL daimi maluliyet tazminatı, 100 TL geçici iş görmezlik tazminatı, 100 TL bakıcı giderleri olmak üzere 1.100 TL tazminatın başvuru tarihinden itibaren davacıya ödenmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Karayolları Trafik Kanunu gereği yaptırılması zorunlu olduğu halde Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası yaptırılmamış veya plakası tespit edilmeyen motorlu araçların, işletilmesi sırasında bir kimsenin ölümüne veya sakat kalmasına sebebiyet vermiş olmasından dolayı meydana gelen bedeni zararları söz konusu sigorta mevzuatı çerçevesinde araç sürücünün kusuru nispetinde kaza anında geçerli limitler dahilinde karşılamaktadır” ancak kaza tarihi itibarıyla Trafik Genel Şartları gereği, sağlık gideri tazminatından SGK'nın sorumlu olduğunu, tazminatın hesaplanması için bilirkişice aktüerya hesabı yapılması gerektiğini, kazanın 02.04.2016 tarihinde meydana geldiğini, kaza ile ilgili herhangi bir tutanak düzenlenmediğini, hiçbir merciye müracaatta bulunulmadığını, kazadan 3 yıl sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na müracaat yapıldığından, kaza yapan aracın tespit edilemediğinden dolayı talebin değerlendirilemeyeceğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, "Davanın Kısmen Kabulü ile; 41.117,36 TL sürekli iş göremezlik tazminatın 09.06.2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 11.715,78 TL geçici iş göremezlik tazminatın 09/06/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 2-100,00 TL bakıcı gideri talebine dair talebin ispatlanamadığından reddine" karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; kazaya plakası tespit edilemeyen bir aracın sebep olduğu hususunda herhangi bir belge ve bilgi sunulmaması sebebiyle kuruma başvuru şartı yerine getirilmediğinden, açılmış olan davanın öncelikli olarak, başvuru şartları yerine getirilmemiş olması sebebi reddedilmesi gerektiğini, davacının eksik belgelerle yaptığı başvuru geçersiz olduğundan dava şartının yerine getirilmediğini, maluliyet oranları arasındaki çelişkinin giderilmesi gerektiğini, hazırlanan kusur raporu denetime açık, anlaşılır nitelikte olmadığını, kusur raporunun denetime elverişli olmadığını, kazadan 4 yıl sonra hazırlanan ve tanık beyanlarına dayanan kusur raporunun kabulünün mümkün olmadığını, hesaplama yapılırken iskonto oranı, %1,65 veya %1.8 olarak dikkate alınması gerektiğini, aksi takdirde PMF Yaşam Tablosu kullanılarak hesaplama yapılması gerektiğini, davacının kaza tarihinde emekli olması sebebi ile mahrum kalacağı bir gelirinin olmaması nedeniyle geçici iş görmezlik tazminatına hükmedilmiş olmasının hatalı olduğunu, hükmedilmiş olan faiz başlangıç tarihinin hatalı olduğunu, müvekkili şirketin dava tarihinden itibaren yasal faizle sorumlu olduğunu, hükmolunacak tazminat tutarına dava tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesi gerektiğini belirterek istinaf yasa yoluna başvurmuştur. Dava, yaralamalı trafik kazası nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkin olup istinaf açısından uyuşmazlık konusu HMK'nın 355. maddesine göre kamu düzeni ve istinaf nedenleri ile sınırlı olmak üzere İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul, yasa ve dosya içeriğine uygun olup olmadığıdır. Somut olayda, 02/04/2016 tarihinde yaya olan davacıya plakası bilinmeyen motosikletin çarpıp olay yerinden ayrıldığı belirtilerek davalıdan geçici, kalıcı iş gücü kaybı, bakıcı bedelinin tahsilini talep etmiştir. Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 6/1). 4721 sayılı Kanun’un bu hükmü 6100 sayılı Kanun’un 190. maddesinin birinci fıkrasında bir başka biçimde yinelenmiş olup; “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir” denilmiştir. Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilememiş (yani dava bakımından yok) sayılır. Diğer taraf, ispat yükünü taşıyan tarafın iddiasının doğru olmadığı hakkında delil sunabilir. Karşı ispat faaliyeti için delil sunan taraf, ispat yükünü üzerine almış sayılmaz (HMK m. 191/1). İspat yükü kendisine düşen taraf bir vakıayı ispat ettikten sonra, artık ispat yükü aksini iddia eden karşı tarafa geçer. Bunun üzerine karşı tarafın o olgunun doğru olmadığını veya başka bir olgu nedeniyle hükümsüz kaldığını ispat etmesi gerekir. Somut olayda; davacı kaza tarihinde plakası ve sürücüsü tespit edilemeyen aracın çarpması nedeni ile kazanın meydana geldiğini, kaza nedeniyle yaralanarak malul kaldığını beyan ederek maddi tazminat isteminde bulunmuştur. Olaya ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/424 Esas soruşturma sayılı dosyasının incelenmesinde; kaza tespit tutanağının düzenlenmediği, davacının olaydan yaklaşık 3 yıl sonra şikayetçi olmak için ifade verdiği, olaya ilişkin tanık beyanı alındığı, 02/04/2016 tarihli hastane kaydının bulunduğu, daimi arama kararı verildiği görülmüştür. Hastane kayıtlarında araç dışı trafik kazası olarak belirtildiği, maluliyet raporunda yaralanmanın trafik kazası nedeni ile olduğu belirtilmiştir. Soruşturma dosyası kapsamına göre 02/06/2016 tarihinde plakası sürücüsü tespit edilemeyen aracın yaya olan davacıya çarpması neticesinde davacının yaralandığı anlaşılmaktadır. Davalı vekilinin kazanın varlığının ispat edilmediğine yönelik istinaf yerinde değildir. Mahkemece hükme esas alınan kusura ilişkin bilirkişi raporunda plakası ve sürücüsü tespit edilemeyen aracın % 100 kusurlu olduğu olduğu, yaya olan davacının ise kusursuz olduğu bildirilmiştir. Dosya kapsamına alınan soruşturma dosyası kapsamındaki verilere göre plakası ve sürücüsü tespit edilemeyen aracın kırmızı ışıkta geçtiğinin anlaşılması karşısında mahkemece kusur raporunun olayın oluşuna uygun düştüğü nazara alındığında kusura yönelik istinaf itirazı yerinde görülmemiştir. Trafik kazası nedeniyle açılan tazminat davalarında maluliyete ilişkin alınacak raporların nasıl düzenleneceğine ilişkin ne Karayolları Trafik Kanun’un da ne de Türk Borçlar Kanun’unda düzenleme yapılmamış, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin içtihatları ile kaza tarihine göre dönemsel olarak uygulanması gereken Yönetmelikler açıklanmıştır. Buna göre maluliyete ilişkin alınacak raporların, 11/10/2008 tarihinden önce Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında Çalışma Gücü Ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmelik hükümleri, 01/09/2013 tarihi ile 01/06/2015 tarihleri arasında Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmelik hükümleri, 01/06/2015 tarihi ile 20/02/2019 tarihleri arasında Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması Ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümleri, 20/02/2019 tarihinden sonrada Erişkinler için Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir. (Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin 2021/12907 E. ve 2022/6237 K., 2021/12288 E. ve 2022/6235 K., 2021/11515 E. ve 2022/5238 K. sayılı kararları) İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan ATK 2. İhtisas Dairesinden aldırılan 29/05/2020 tarihli maluliyet raporunun dosya kapsamı ve davacının kaza nedeniyle düzenlenen tüm tıbbi belgeleri de incelenerek, davacının yeni tarihli tıbbı muayene evrakları istinerek maluliyet oranının tespiti açısından kaza ile yaralanma arasındaki illiyet bağı da açıklanarak kaza tarihi itibari ile yürürlükte bulunan Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması Ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun şekilde düzenlenmiş olmasına göre bu yöne değinen istinaf itirazı yerinde değildir. Dava tarihi itibariyle 2918 sayılı KTK'nın 97. maddesinde yapılan değişiklik yürürlükte olup, davacı vekilinin dava tarihinden önce davalı sigorta şirketine başvurduğu, ancak eksik belge verildiğinden işlem yapılamadığı belirtilmektedir. Eksik belge ile müraacat yapılmış olsa dahi başvuru koşulunun yerine getirildiğinin kabulü gerekir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin KTK'nın 98. maddesinin kapsamının belirlenmesi bakımından vermiş olduğu 02/03/2022 tarih, 2022/312 E. ve 2022/3685 K. sayılı kararında; geçici iş göremezlik ve geçici bakıcı gideri yönünden sigorta şirketlerinin sorumluluğunun devam ettiği yönünde karar vermiştir. Bu nedenle davalı sigorta şirketinin tedavi gideri teminatı kapsamında poliçe limiti ile geçici iş göremezlik tazminatından sorumluluğu bulunduğundan, davalı vekilinin geçici iş göremezlik tazminatının teminat dışı olduğuna, sakatlanma ve ölüm teminatından karşılanması gerektiğine ve limitin tükendiğine ilişkin istinaf başvuruları yerinde görülmemiştir. (Benzer yönde Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2021/6911 E. ve 2021/10351 K., 2021/5305 E. ve 2021/7685 K. sayılı kararları). Yargıtay 17. (kapatılan) ve 4. Hukuk Dairelerinin, Anayasa Mahkemesinin 17/07/2020 tarih, 2019/40 Esas ve 2020/40 Karar sayılı kararı sonrasında vermiş olduğu güncel kararları gereğince tazminat hesaplarında bakiye ömrün belirlenmesinde TRH 2010 tablosu uygulanacak, bilinmeyen (işleyecek) devre bakımından da "progresif rant" formülü kullanılarak tazminatın hesaplanması gerekecektir (Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2022/6135 E. ve 2022/10604 K., 2021/16078 E. ve 2022/10550 K., 2021/13398 E. ve 2022/10498 K. sayılı kararları). Somut uyuşmazlıkta, İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan aktüerya bilirkişi raporunda TRH 2010 yaşam tablosu ve progresif rant yöntemi esas alınarak tazminat belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi iptal kararı gereğince genel şartlarda belirtilen 1,8 teknik faiz esas alınarak hesaplama yapılması olanaklı olmadığından, davalı sigorta şirketinin bu hususa değinen istinaf talebi yerinde değildir. Davacı emekli olmakla beraber garsonluk yaptığı, gelir elde ettiği anlaşılmakla geçici iş göremezlik talebinin kabulüne karar verilmesinde de isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu nedenlerle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1. maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:1-Davalı vekilinin yukarıda esas ve karar numarası yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yapmış olduğu istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Harçlar Yasası'na göre alınması gereken 3.609,03 TL harçtan peşin alınan 902,26 TL harcın mahsubu ile bakiye 2.706,76 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,3-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden üzerinde bırakılmasına,4-Duruşma yapılmadığından, vekalet ücreti hükmedilmesine yer olmadığına, 5-İstinaf aşaması için yatırılan gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere, oy birliği ile karar verildi.11/07/2024