Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2020/87 E. 2022/74 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2020/87
Karar No
2022/74
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2022/1402 KARAR NO : 2025/113 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 08/03/2022 NUMARASI : 2020/87 E. - 2022/74 K. DAVACI VEKİLİ : DAVALI : DAVANIN KONUSU : Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 08/03/2022 Tarih ve 2020/87 Esas - 2022/74 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin 2014 yılından beri “... ...” adıyla yöresel lezzetler ve bu lezzetlerin bir araya gelerek fuar düzenlenmesi hizmetleri alanında faaliyet gösterdiğini, “... ...” markasını 2014 yılında 2014/05581 tescil no ile 41. ve 35. Sınıflarda tescil ettirdiğini, davalının, müvekkili ile aynı sektörde faaliyet gösterdiğini, müvekkilinin sektörde yıllardır emek harcayarak tanınmış hale getirdiği “...” sloganlı markasından haksız olarak faydalanmak için müvekkili markası ile aynı ve ayırt edilemeyecek derecede benzer olan 2017/53421 nolu “...? ...+Şekil” ibareli marka başvurusunda bulunarak tescil ettirdiğini, iş bu marka başvuruna karşı taraflarınca Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/1040 Esas Sayılı dosyası ile hükümsüzlük davası açıldığını, davalı adına 2017/53421 Tescil no ile tescilli marka mevcut iken, dava konusu 2018/91594 numaralı marka başvurusunda bulunduğunu, tüm bu başvuruların davalının kötüniyetli olduğunu gösterdiğini, müvekkilinin iş bu markayı 2014 yılından beri kullanmak suretiyle marka üzerinde geçmişe dayalı kullanımından kaynaklı üstün hak sahibi olduğunu, müvekkilinin tescilli markaları ile, itiraza konu marka başvurusunun ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu ve seri marka izlenimi yaratacağını, yapılan fiillerin haksız rekabete neden olduğunu, davalının, müvekkili ile aynı sektörde ve faaliyet gösterdiğini, müvekkilinin ilgili sektörde ve faaliyet gösterdiği bölgede tanınmış marka olduğunu, “...” ile “...” ibaresinin iltibasa sebebiyet vereceğini, taraf markalarında geçen “...” VE “...” ibarelerinin aynı anlamlara geldiğini, dava konusu markanın müvekkili markası olduğu veya şubesi ya da seri markası olduğu yanılgısına düşebileceğini, davalının kötüniyetli olduğunu ileri sürerek 2019-M-10687 sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı şirket vekili, müvekkilinin markasının kendine özgü olduğunu, iltibas yaratmadığını, müvekkili tarafından tescil talebinde bulunulan marka ile davacının mesnet markası arasında benzerlik bulunmadığını, davacı tarafın tescil ettirdiği markanın “... ...” olduğunu “...” ibaresinin ise slogan ibare olduğunu, "...", sloganının günlük hayatta sürekli kullanılan bir soru cümlesi olduğunu, davacı markasının esas unsurunun ... olduğunu, karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, tarafların hitap etmiş oldukları kesimlerin birbirinden farklı olduğunu, müvekkilinin kötüniyetli olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun bulunduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu marka başvurusu kapsamında da yer aldığı görülen 35.01-04 alt grupları ile 03, 05, 08, 11, 13, 14, 15, 16, 18, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34. Sınıflardaki malların satışına ilişkin 35/05 alt grubunda ve 41. Sınıfta yer alan hizmetlerin tamamının, davacı yana ait önceki tarihli markalar kapsamında da yer aldığı, taraf markalarının aynı, aynı tür ya da benzer hizmetleri kapsadıkları, “...?” kelimesinin slogan niteliğinde kullanılan bir ibare olup kavramsal niteliği itibarıyla marka olarak algılanmasının mümkün olmayan bir yardımcı unsur olarak yer aldığı, markadaki esaslı unsurun “...” ibaresi olduğu, davacının markasının incelenmesinde de; “...” ibaresinin bir etkinlik adı olarak kullanıldığı, “...” kelimesinin de slogan niteliğinde kullanıldığı, markadaki esaslı unsurun “...” ibaresi olduğu, başvuru konusu marka ile davalı ... arasında herhangi bir karıştırılma ihtimalinin doğmayacağı taraf markaları arasında iltibas bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, dava konusu marka başvurusunun "kötüniyetli" olarak yapıldığını, davalı karşı tarafın esas amacının kötüniyetli olarak “...” ibaresini tescil ettirmek olduğunu, davalı karşı tarafın marka yedekleme yoluyla ve ısrarla "..." ibarelerini tescil ettirmeye çalıştığını ve bu durumun kötüniyetin varlığı için tek başına yeterli olduğu ortada iken, bu konuda herhangi bir inceleme yapılmamış olmasının eksik inceleme mahsulü olduğunu, davalı taraf başvuruları ve tescilli markaları incelendiğinde "..." ibaresinin okunmayacak derecede küçük ve sadece "tescil engelini ortadan kaldırma kastıyla" yazılmış olduğunu, müvekkilinin "..." sloganını ön plana çıkartarak kullanmakta olduğu ve bu sloganın müvekkilinin markası ile özdeşlemiş olduğunu, davalı adına, müvekkilinin markası ile aynı ve ayırt edilemeyecek derecede benzer olan 2017/53421 tescil no ile tescilli “...” marka başvurusuna karşı Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/1040 Esas Sayılı dosyası ile açılan hükümsüzlük davasında 13.12.2019 tarihli bilirkişi raporu ve 28.02.2020 tarihli ek bilirkişi raporu ile dava konusu ile birebir aynı markanın müvekkilin tescilli markası ile ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunun belirlendiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE :1- Dava, marka ile ilgili Kurum kararlarının iptali istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dava konusu marka başvurusu ile itiraza mesnet marka arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede SMK'nın 6/1. maddesi anlamında bir benzerlik bulunmadığı, zira “...?” kelimesinin slogan niteliğinde kullanıldığı, marka olarak algılanmasının mümkün olmayacağı, markadaki esaslı unsurun “...” ibaresi olduğu, davacının markasında da “...” ibaresinin bir etkinliği bildirdiği, “...” kelimesinin de slogan niteliğinde bulunduğu, esaslı unsurun “...” ibaresi olduğu, buna göre de başvuru konusu marka ile mesnet marka arasında herhangi bir karıştırılma ihtimalinin doğmayacağı, işin uzmanı veya dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu ürünler için ayırdığı satın alım ve yararlanım süresi içinde, davalının "...?...+şekil" markasını gördüğünde bunun davacının mesnet markalarından farklı bir marka olduğunu algılayabileceği, tescilli markaların bir uzantısı, yeni bir versiyonu, yeni bir serisi olarak algılanmasının ihtimal dahilinde olmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin aşağıdaki bent dışındaki istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. 2-Davacı tarafça, diğer iddiaların yanında, dava konusu başvurunun kötüniyetli olduğu da ileri sürülmüş olup, bu hususlarda ilk derece mahkemesince olumlu veya olumsuz bir değerlendirme yapılmamış, davacı vekilince de ilk derece mahkemesince değerlendirilmeyen kötüniyet istinaf sebebi yapılmıştır. SMK'nın 6/9. maddesi uyarınca kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Tescil başvurusu sırasında kötü niyetin başlı başına bir itiraz sebebi olarak öne sürülebilmesi mümkün olduğu gibi, sonradan aynı nedenle hükümsüzlük davasının açılabilmesi de mümkündür. Yargıtay HGK'nun 16.07.2008 gün ve 2008/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi marka hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli olarak kabul edilmektedir. Kötü niyetin varlığı, her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak belirlenmelidir. Yine Yargıtay HGK.'nun 21.09.2005 gün ve 2005/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca iyiniyetin asıl, kötüniyetin istisna olması sebebiyle davalının kötüniyetli olduğunun delil ve gerekçelerinin gösterilmesi gerektiğinden davacı, davalının kötüniyeti bulunduğunu kanıtlamalı ve mahkemece de bunun delil ve gerekçesi gösterilmelidir. Bu açıklamadan sonra somut olay değerlendirildiğinde, yukarıda 1 nolu bentte açıklandığı üzere, dava konusu markalar arasında SMK'nın 6/1. maddesi anlamında bir benzerlik ve karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı mahkemece isabetli şekilde belirlenmiştir. Davacı markası ile dava konusu marka arasında iltibas bulunmadığı gibi bunun dışında, davalı markasının tescilinin kötüniyetli olduğuna dair başkaca bir hususun iddia ve ispat edilemediği, sırf marka başvurusunda bulunmanın kötüniyeti göstermeyeceği, davacının kötüniyet iddiasının yerinde olmadığı anlaşılmıştır. HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, diğer bir ifade ile kanun koyucu, temyiz kanun yolunda Yargıtay tarafından verilebilen, yerel mahkeme hükmünün gerekçesinin değiştirilerek düzelterek onanması kararını, istinaf mahkemeleri için öngörmeyip, bu halde istinaf mahkemesince yeniden esas hakkında karar verilmesi gerektiğini düzenlediğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun, ilk derece mahkemesi hükmünün gerekçesine ilişkin olarak yerinde görülmekle kabulü ile HMK.'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf itirazlarının HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 08/03/2022 gün ve 2020/87 Esas - 2022/74 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Davanın yukarıda açıklanan gerekçe ile REDDİNE, 4-Harçlar Kanunu'na göre alınması gereken 615,40.TL maktu karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 54,40.TL harcın mahsubu ile bakiye 561‬,00.TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 5-Davalılar kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 7.375,00.TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 6-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 7-Davalılar tarafından ilk derece ve istinaf aşamasında yapılan bir yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), 9-Davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 80,70 TL istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 10-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına dair, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 24/01/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 27/01/2025 Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2020/87, K. 2022/74, T. 21.09.2005, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2020-87-e-2022-74-k-6abee589e774