Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2020/452 E. 2021/873 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2020/452
Karar No
2021/873
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO:2022/471 Esas KARAR NO:2024/1905 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ:09/12/2021 NUMARASI:2020/452 E. - 2021/873 K. DAVANIN KONUSU:Menfi Tespit (Kefalet Sözleşmesinden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ:21/11/2024 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:Davacı vekili tarafından sunula dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 12/12/2017 tarihinde banka hesabına konan haciz ile, 2015 yılında ... A.Ş. tarafından müvekkili aleyhine ... sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığının öğrendiğini, takibin müvekkili .... A.Ş'ne kefil olduğuna dayandırıldığını, oysa ortada geçerli bir kefalet sözleşmesi bulunmadığını, "Sözleşme Özel Şartları" başlıklı belgede müvekkilini adı adresi ve kefil olunan tutar ifadesinin karşısında 500.000-TL miktarının el yazısı ile yazıldığını, ancak kefalet tarihine yer verilmediğini, ayrıca müvekkiline ait bilgilerin "Müşterek Borçlu, Müteselsil Kefiller" başlıklı kısımda verildiğini, müteselsil kefil ifadesinin de el yazısı ile yazılmadığını, geçerli şekil şartlarına uygun bir kefalet sözleşmesi bulunmadığını, buna bağlı olarak yapılan ek sözleşmelerin de geçersiz olduğunu, bir an için kefalet sözleşmesi geçerli kabul edilse bile ancak adi kefalet olarak kabul edilebileceğini, bu olasılıkta bile alacaklının müvekkilini takip imkanı bulunmadığını beyanla müvekkili aleyhine başlatılan takibe konu kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğunun, davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; Davacı ...'ın Müvekkili şirket ... A.Ş ile uzun yıllar süren ... işlemleri neticesi müvekkili şirketten .... işlemleri karşılığı ticari kredi kullandığını, iş bu krediler karşılığında ise müvekkili şirkete ödemesi gereken borçlarına ilişkin bu güne dek bir kuruş dahi ödeme yapmadığını, iş bu nedenle müvekkili şirket tarafından aradaki geçerli borç ilişkisine dayanarak ... sayılı dosyası ile icra takibine girişildiğini, bunun üzerine davacı tarafça kefalet yönünden sorumlu olmadığından bahisle huzurdaki davayı ikame ettiğini, iş bu davanın davacı tarafça açmış olduğu davada her nedense borçlu şirket olan... yetkili yönetim kurulu başkanı olduğu bilgisini de dilekçesinde belirtmediğini, oysa ki davacı taraf ile müvekkili şirket arasında imzalanan tek ... Sözleşmesi olmadığını, taraflar arasında 3 adet Faktoring Sözleşmesi imzalandığını ve bu sözleşmelerin tamamına davacı taraf gerek şirket yetkilisi olarak şirket adına gerekse de şahıs olarak kefalet taahhüdünde bulunduğunu, ayrıca davacı tarafın iddia ettiği gibi sözleşmelerde tarih mevcut olmadığı iddiasının doğru olmadığını, tüm sözleşmelerde tarih, davacının imzası kefaletle sorumlu olduğu miktar ve müşterek ve müteselsil kefil olduğu bilgisinin mevcut olduğunu, ancak müvekkili şirkete önceki mahkeme tarafından usulsuz tebligat ile savunma imkanı verilmemesi nedeni ile mevcut dosyada bu hususlar göz ardı edilerek karar tesis edildiğini, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi'nin 2020/976 Esas sayılı kararında taraflar arasında yapılan ...sözleşmesinin ticari iş sayılacağının açıkça belirtildiğini, Beyoğlu ...Noterliği'nin 06/07/2011 tarihli imza sirkülerinde de açıkça görüleceği üzere aynı zamanda sözleşmeyi şirket yetkilisi sıfatı ile imzalayan davacı ...'ın da borçlu şirketi temsile yetkili Yönetim Kurulu başkanı ve şirketin ortağı olduğunun açıkça görüleceğini, davacı tarafın basiretli bir tacir ve Anonim Şirket Yönetim Kurulu Başkanı ve ortağı olarak bizzat kendisinin yaptığını, ...sözleşmesinde aynı zamanda müvekkili şirketten kredi kullanabilmek amacı ile sözleşmeye kendi rızası ile sözleşmenin imzalandığı tarihte ve eş zamanlı olarak şahsi kefil olduğunu, TTK 7. maddesi hükümleri gereğince ticari işlerde kanunen müteselsil kefalet karinesinin mevcut olduğunu, aksi belirtilmedikçe davacının müşterek ve müteselsilen sorumlu olmasının kanunen zorunlu unsur olduğunu, burada TTK 7. maddesinin özel bir düzenleme olduğunu, ticari işlerde verilen kefaleti düzenlemekte ve bu hükmü ile TBK 583 mad ve TBK 603 maddeleri burada uygulama alanı bulamadığını, TBK düzenlemeleri gerçek kişiler için ve adi işler için verilen teminatlar açısından değerlendirilmesi gerektiğini, Yargıtay kararlarında da ticari işlerde müteselsil kefaletin esas olduğunu, dolayısı ile tarafların aynı anda takip edilmesinde usule aykırılık bulunmadığını, Ticaret Kanunu düzenlemesinden farklı olarak TBK 583. maddesinde kanun koyucu kefilin müştereken kefil olması durumunda bu sıfatla veya bu anlama gelecek bir ifadeyi belirtmesi koşulunu ararken kanunun lafzından anlaşılacağı gibi borçlunun müşterek ve müteselsil kefil olduğunun farkında olması ve iyi niyetli şahısların kefaletin sorumluluğu nedeni ile zarar görmemesi gayesini güttüğünü, ancak ticari işlerde ise TTK tarafından özel bir düzenleme yapıldığını ve tacirlerin ticaret hayatındaki özel bir alanı düzenlemesi, hız ihtiyacı, kredi düzeninin korunması gibi nedenlerin TBK m.583/1 hükmündeki şekli koşulları, kefil bakımından, kefaletin ticari bir iş olduğu hallerde uygulanmasına engel teşkil edeceğini, bu nedenle de TTK da kefalete ilişkin bu koşulların aranmadığını, nasıl ki Tüketici Kanununda verilen garanti adi kefalet sayılmalı hükmü tüketiciyi korumak için getirilmiş özel bir hüküm ise aynı şekilde TTK 7. maddesinin de ticari hayatın korunması için konulmuş özel bir hüküm olduğunu, ayrıca sözleşmede iddiaların aksine davacının kefil olduğu tutarın el yazısı ile yazdığını, bu yazının tam üzerinde de müşterek ve müteselsil kefil olarak imzaladığını yazdığını, kaldı ki sözleşme içeriğinde de kefaletin müşterek ve müteselsil kefalet sıfatıyla olduğunu yazdığını, davacı tarafın borçlu şirket yetkilisi olarak basiretli bir tacir gibi davranmak yükümlülüğünde olduğunu, burada davacı tarafın sözleşmede açıkça belirli olan bir ibarenin altına el yazısı ile imzasını attığını, açıkçası davacının iyiniyetinin kötüye kullanılması sureti ile kefillikten kurtulma çabasında olduğunu, davacı tarafça imzalanan sözleşmede kefaletin sorumlu olduğu miktar ve müşterek ve müteselsil kefil olarak sorumlu olduğu bilgisi yazdığını, mahkeme tarafından davacı tarafça açılan Menfi Tespit davasında davacının borçtan tümü ile sorumlu olmaması gibi bir durumun kabul edilemeyeceğini, bu durumun ticaret hayatında var olan tüm iyiniyet ilkelerine aykırı olduğunu, davacı taraf yöneticisi olduğu anonim şirketi adına ticari kredi kullandığını ve bu krediye kefil olmuş kredileri geri ödememesine rağmen kefaletin geçersizliği gibi hukuken dayanaksız bir dava açıldığını ve davanın usulsuz tebligatla gıyaplarında sonuçlandığını, kaldı ki davada taraflar arasındaki borç ilişkisinin varlığının da araştırılmadığını, eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "...Davacı tarafça açılan DAVANIN KABULÜ ile; davacı tarafın dava konusu 28/08/2012 tarihli faktoring sözleşmesinin eki niteliğindeki sözleşme özel şartlar başlıklı 500.000,00-TL bedelli ve 04/02/2013 tarihli ek sözleşme başlıklı 1.500.000,00-TL bedelli kefaletlerinin MÜTESELSİL OLMADIĞININ TESPİTİNE, davacının dava konusu kefaletlerden dolayı borçlu olmadığının tespitine yönelik terditli isteminin reddine," karar verilmiştir.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -İlk Derece Mahkemesinin müteselsil kefaletin mevcut olmadığına ilişkin hükmü yerinde ve doğru bir hüküm olsa da kanuni geçerlilik şartlarını haiz olmayan kefalet sözleşmesinin geçerli kabul edilmiş olması dolayısıyla istinafa başvurulması gereği hasıl olduğunu, Müvekkilinin, 12.12.2017 tarihinde banka hesabına konan haciz ile, 2015 yılında ... A.Ş. tarafından Müvekkili aleyhine ... sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını öğrendiğini, İcra dosyasının incelenmesi ile, takibin Müvekkilinin ...A.Ş. şirketine kefil olduğuna dayandırıldığının anlaşıldığını, oysa ortada geçerli bir kefalet sözleşmesi bulunmadığını, uyuşmazlık konusu ana Faktoring Sözleşmesi'nin ekleri ve tadilleri niteliğinde düzenlenmiş olan kefalet sözleşmelerinde kefalet tarihinin müvekkilinin el yazısı ile yazılmadığını, ancak İlk Derece Mahkemesi "TBK'nun 583/1 maddesindeki düzenleme gereği kefaletin geçerliliğini etkileyen kefaletin yazılı şekilde yapılma ve kefilin sorumlu olacağı miktar ile kefalet tarihinin dava konusu kefalet sözleşmelerinde kefilin el yazısıyla belirtildiği ve bu yönüyle kefalet sözleşmesinin yasada belirtilen şekil şartlarına uygun olarak düzenlendiği ''ni belirterek hatalı tespit yaptığını, kefalet sözleşmesinin geçerli olabilmesi için sözleşmedeki bazı unsurlar bakımından nitelikli yazılı şekil arandığını, kefalet tutarı, kefalet tarihi, müteselsil kefil olunması durumunda bu ibareyi kefil olan kişinin kendi el yazısı ile yazması gerektiğini, ayrıca madde metninde de özellikle ''kefalet tarihinin'' kefilin el yazısı ile yazılması gerektiği belirtildiğinden kefalet sözleşmesinin fer'isi niteliğinde olduğu ana sözleşmede tarihin mevcut olması geçerlilik koşulunun sağlanması bakımından yeterli olmadığını, kefalet sözleşmesine kefalet tarihinin el yazısı ile yazılması gerektiğini, sözleşme içinde matbu bir şekilde yazılmış olması ve bu tarihe atıf yapılması geçerlilik koşulunu sağlamayacağını, kefalet asıl borca bağlı fer'i bir borç olmasına rağmen ondan ayrı bir borç ilişkisi olduğundan ayrı bir tarihi olması gerektiğini, zira kefilin her zaman ana sözleşmenin tarafı da olmadığını,-Geçerli bir kefalet taahhüdü bulunsaydı dahi, Türk Borçlar Kanunu’nun 583. Maddesinin 3. fıkrası uyarınca;“Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz”. dolayısıyla kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler yapılırken, kefilin yine kefalet tarihini, kefil olduğu azami miktarı ve müteselsil kefalet sıfatını el yazısı ile yazması gerektiğini, müteselsil kefalete dair el yazısı ile bir beyan bulunmadığını, ayrıca bu metinlerin bazılarında iki farklı rakam yer aldığını, azami kefalet miktarı anlaşılmadığını, ayrıca bu metinlerde “… tarihli … no’lu sözleşme” diye esas borç kaynağına atıf yapılmak üzere boşluklar bırakıldıysa da, bu boşlukların doldurulmadığını, bu açıdan esas borcun bireyselleştirilerek belirli hale getirilme ilkesine uyulmadığını, esas borcun bireyselleştirilmesinin kefalet sözleşmesi bakımından geçerlilik şartı teşkil edeceğini, kefalet sözleşmesi bakımından kanunda aranan şekil şartlarına ve diğer geçerlilik şartlarına uyulmaması sözleşmenin kesin hükümsüzlüğü sonucunu doğuracağını,Davalı şirket tarafından Müvekkil aleyhine icra takibine dayanak gösterilen belgelerin kanunda yer alan geçerlilik şartlarını taşımadığını geçerli bir kefalet sözleşmesi bulunmadığını, İlk Derece Mahkemesinin gerekçeli kararında müteselsil kefil olunduğuna ilişkin ibarenin matbu formda yazılması nedeniyle haklı bir şekilde müteselsil kefaletin geçersizliğine karar vermesi ile kefalet sözleşmesinde el yazısı tartışmasına dahi girilmeksizin herhangi bir tarihin bulunmamasına rağmen kefalet sözleşmesinin geçersiz olmadığı tespitinin kararlar arasında çelişki teşkil ettiğini,-23. Asliye Hukuk Mahkemesi 2018/74 Esas Ve 2019/131 Karar sayılı kararı ile kefalet tarihi belirtilmediği için kefalet sözleşmesinin geçerli olmadığı tespit edildiğini, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi'nin 2020/976 Esas ve 2020/964 Karar sayılı kararı ile hakkında görevsizlik kararı verilen İstanbul 23. Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde ikame etmiş oldukları 2018/74 Esas sayılı dosyada görevsiz Mahkeme kefalet sözleşmesinin geçerli olmadığını tespit ettiğini, 23. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin vermiş olduğu kararda kefalet sözleşmesi tarih içermediğinden ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmediğinden müvekkilin ... sayılı takip dosyası kapsamında borçlu olmadığı tespit edildiğini, adi kefaletin geçerliliği konusunda yeni bir değerlendirme yapılarak, Müvekkili ile davalı arasındaki kefalet sözleşmelerinin geçersizliğinin ve müvekkilinin borçlu olmadığının tespitini yönünde karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili katılmalı istinaf ve cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafın icra takibi aşamasından takibe ve kefalete yönelik bir itirazı bulunmadığını, iş bu takibin hem borçlu şirkete yönelik hem de kefil sıfatı ile ... A.Ş şirketinin sahibi ve münferiden imzaya tek yetkili yönetim kurulu başkanı olması neticesi davacı tarafa karşı yapıldığını, şirketin faaliyetlerine son vermesi neticesi anılan icra dosyasında tahsilat yapılamadığını, Davacı tarafın sahibi ve tek imza yetkilisi olduğu şirket ile müvekkili şirket arasında 3 adet Faktoring Sözleşmesi imzalandığını (Asıl Sözleşme ve ek sözleşmeler) ve bu sözleşmelerin tamamına davacı taraf gerek şirket yetkilisi olarak şirket adına gerekse de şahıs olarak kefalet taahhüdünde bulunduğunu, davacı tarafın iddia ettiği gibi sözleşmelerde tarih mevcut olmadığı iddiasının doğru olmadığını, sözleşmelerde tarih, davacının imzası kefaletle sorumlu olduğu miktar ve müşterek ve müteselsil kefil olduğu bilgisinin mevcut olduğunu, Davacı tarafın açmış olduğu dava önce İstanbul 23. Asliye Hukuk Mahkemesi 2018/74 Esas Ve 2019/131 K sayılı kararı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16 Hukuk Dairesi 2020/976 E sayılı kararı ile kaldırıldığını, taraflar arasında yapılan Faktoring sözleşmesinin ticari iş sayılacağı açıkça belirtildiğini ancak bu kararda dosyanın esasına girilmediğini ve sadece göreve ilişkin karar verildiğini, kefalete ilişkin kesinleşmiş bir hüküm bulunmadığını, Beyoğlu ... Noterliği 06/07/2011 tarihli imza sirkülerinde de açıkça görüleceği üzere aynı zamanda sözleşmeyi şirket yetkilisi sıfatı ile imzalayan davacı ...'ın da borçlu şirketi temsile yetkili Yönetim Kurulu başkanı ve şirketin ortağı olduğunu, ticari işlerde kanunen müteselsil kefalet karinesi mevcut olup aksi belirtilmedikçe davacının müşterek ve müteselsilen sorumlu olması kanunen zorunlu unsur olup, TTK 7 maddesi özel bir düzenleme olup, ticari işlerde verilen kefaleti düzenlemekte ve bu hükmü ile TBK 583 mad ve TBK 603 maddeleri burada uygulama alanı bulamadığını, ticari işlerde müteselsil kefaletin esas olduğunu, tarafların aynı anda takip edilmesinde usule aykırılık bulunmadığını, Tüketici Kanununda verilen garanti adi kefalet sayılmalı hükmü tüketiciyi korumak için getirilmiş özel bir hüküm ise aynı şekilde TTK 7. madde de ticari hayatın korunması için konulmuş özel bir hüküm olduğunu, sözleşmede iddiaların aksine davacı kefil olduğu tutarı el yazısı ile yazdığını, bu yazının tam üzerinde de müşterek ve müteselsil kefil olarak imzaladığı yazdığını, sözleşme içeriğinde de kefaletin müşterek ve müteselsil kefalet sıfatıyla olduğu yazdığını, belirtilen yasa hükmünde kefaletin geçerlilik şartları bu şekilde öngörülmüş ise de, 6102 sayılı TTK.nın 7.maddesinde ticari teselsül karinesi düzenlendiğini, buna göre, “(1) İki veya daha fazla kişi, içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticari niteliği haciz bir iş dolayısıyla, diğer bir kimseye karşı birlikte borç altına girerse, kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmemiş ise müteselsilen sorumlu olurlar. Ancak, kefil ve kefillere taahhüt veya ödemenin yapılmadığı veya yerine getirilmediği ihbar edilmeden temerrüt faizi yürütülemez. (2) Ticari borçlara kefalet halinde hem asıl borçlu ile kefil, hem de kefiller arasındaki ilişkilerde de 1.fıkra hükmü geçerli olur”. somut olayda davalıların, dava dışı ….ile davacı ….arasındaki ticari ilişkiden kaynaklanan her türlü borçlara 2.500.000 TL.limitle müteselsil kefil olarak kefalet senedini imzaladıkları, kefalet senedinde kefaletin müteselsil kefalet olduğu açıkça belirtildiği gibi, 6102 sayılı TTK.nın 7.maddesinde hükme bağlanan ticari teselsül karinesi karşısında ticari borçlara kefaletin müteselsil kefalet olduğunun kabulü gerektiğini, bu itibarla “müteselsil kefalet” sözcüklerinin kefillerin el yazısı ile yazılmamış olmasının, kefaletlerinin müteselsil kefalet olarak yorumlanmaması sonucunu doğurmayacağını, kefalete ilişkin diğer geçerlilik koşullarının ise gerçekleşmiş olduğu dosya içeriğinden anlaşıldığını, bu durumda mahkemece davalılar … ve …’ın kefaletlerinin de müteselsil kefalet niteliğinde olduğu kabul edilerek deliller bu çerçevede değerlendirilip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, adı geçenlerin kefaletlerinin niteliğinin yorumlanmasında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğini, Davacı taraf borçlu şirket A.Ş yetkilisi olarak basiretli bir tacir gibi davranmak yükümlülüğünde olup, davacı tarafın sözleşmede açıkça belirli olan bir ibarenin altına el yazısı ile imzasını attığını, açıkçası davacı iyiniyetin kötüye kullanılması sureti ile kefillikten kurtulma çabasında olduğunu, davacı tarafça imzalanan sözleşmede kefaletin sorumlu olduğu miktar ve müşterek ve müteselsil kefil olarak sorumlu olduğu bilgisi yazdığını,Davacı tarafın yöneticisi olduğu A.Ş adına ticari kredi kullandığını ve bu krediye kefil olduğunu, kredileri geri ödememesine rağmen kefaletin geçersizliği gibi hukuken dayanaksız açılan davada sadece matbu olarak yazılan müşterek ve müüteselsil kefildir ibaresi nedeni ile karar verildiğini,-Davacı tarafından İstanbul 23 Asliye Hukuk Mahkemesi 2018/74 E 2019/131 K sayılı karar İstinaf aşamasında görevsizlik Kararı verilmiş olup iş bu karara ilişkin lehlerine takdir edilmesi gereken vekalet ücreti yönünden de Sayın Mahkeme tarafından bir hüküm kurulmadığını, bu yönden de verilen kararın kaldırılarak lehimize vekalet ücreti takdir edilmesi ve Müşterek ve Müteselsil Kefalet ibaresinin matbu yazılması nedeni ile kefaletin müşterek ve müteselsil sayılmayacağına ilişkin kararın açıkça kanuna aykırı olması nedeni ile kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava, faktoring sözleşmesinin ekinde yer alan kefalet sözleşmesinin ve tadillerinin geçersizliği ve davacının ... sayılı ilamsız icra takibi kapsamında borçlu olmadığının tespiti, bunun mümkün olmaması halinde müteselsil kefaletin geçersizliğine ilişkindir.Davacı taraf davalı şirket ile yetkilisi olduğu şirket arasında düzenlenen faktoring sözleşmesinde verilen kefalete ilişkin düzenlenen 500.000,00-TL ve 1.500.000,00-TL bedelli kefalet sözleşmelerinden dolayı kefaletin usul ve yasaya aykırı olması nedeniyle borçlu olmadığının tespitine olmadığı takdirde kefaletlerin müteselsil olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.Uyuşmazlığın sözleşme itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nun 583. Maddesi hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiği açıktır.TBK 'nun 583. maddesinde, kefalet sözleşmesi yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe, kefaletin geçerli olmayacağına ilişkin amir hükmü dikkate alındığında, kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı ve kefalet tarihini, kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır ve TBK'nun 583.maddesindeki bu koşullar, geçerliliğe ilişkin şekil şartı kabul edildiğinden, bu unsurlarda eksiklik bulunması halinde, herhangi bir yoruma ihtiyaç kalmadan kefalet sorumluluğu da geçersiz sayılır. (Yargıtay 19.HD 2016/6371 E. 2016/9497 K.; Yargıtay 19.HD 2015/1415 E-2020/720 K.; Yargıtay 11.HD. 2015/2504 E. 2015/3630 K.).Dava konusu 500.000,00-TL bedelli kefalet sözleşmesinin incelemesinde, ... A.Ş. ile müşteri .... A.Ş arasında 28/08/2012 tarihinde imzalanan sözleşmenin eki olan kefalet sözleşmesinde ...'ın 500.000,00-TL ile sınırlı olmak üzere müşterek borçlu müteselsil kefil olduğu, kefilin adını soyadını adresini, kefil olunan tutarı el yazısı ile yazdığı ve imzasını attığı, müteselsil kefil ibaresinin matbu yazılı olduğu, davacının kendi el yazısı ile yazılı olduğuna dair bir ibarenin bulunmadığı görülmüştür.Dava konusu 1.500.000,00-TL bedelli kefalet sözleşmesinin incelemesinde;... A.Ş. ile müşteri .... A.Ş arasında 04/02/2013 tarihinde imzalanan sözleşmede ...'ın 1.500.000,00-TL ile sınırlı olmak üzere müşterek borçlu müteselsil kefil olduğu, kefilin adını soyadını adresini, kefil olunan tutarı el yazısı ile yazdığı ve imzasını attığı, müteselsil kefil ibaresinin matbu yazılı olduğu, davacının kendi el yazısı ile yazılı olduğuna dair bir ibarenin bulunmadığı görülmüştür.Dosyada bulunan 28/08/2012 tarihli faktoring sözleşmesi ile eki olan 500.000,00-TL bedelli kefalet sözleşmesi ve 04/02/2013 tarihli 1.500.000,00-TL bedelli kefalet sözleşmesi incelendiğinde, ana sözleşme olan faktoring sözleşmesinin 28/08/2012 tarihinde imzalandığı ve sözleşmenin 22. maddesinde "İş bu sözleşme aşağıda yer alan özel şartlar ile 28/08/2012 tarihinde İstanbul'da 1 nüsha olarak tanzim ve imza edilmiştir." düzenlemesi bulunduğu bu haliyle ana sözleşmenin eki olan Sözleşme Özel Şartlar başlıklı 500.000,00-TL bedelli kefalet sözleşmesinin imza/düzenleme tarihinin faktoring sözleşmesinin 22. maddesindeki atıfla 28/08/2012 tarihi olduğu kabulü ile davanın reddine karar verilmiş ise de, kefalet tarihinin el yazısı ile yazılmadığı ,Yasa hükmünde kefalet sözleşmesi için aranan şekil, nitelikli yazılı şekil ve geçerlilik şartı olup, tarif edilen şekle aykırı düzenlenen kefalet sözleşmesi kesin hükümsüz olup hükümsüz olan sözleşmeye istinaden de kefilin sorumluluğundan bahsedilemeyeceği, kefalet sözleşmesinin geçersizliği taraflarca itiraz konusu edilmese bile hakim şekle aykırılığı re'sen dikkate almak zorunda olup (Yargıtay HGK 13.03.2013 tarih ve 2013/802 E - 2013/347 K. Sayılı ilamı) bu durumda TBK'da düzenlenen şekilde kefaletin şartlarının gerçekleşmediği, davacılar vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olduğu anlaşılmıştır.Davalı istinaf istemine ilişkin olarak;Davalının katılmalı istinaf harcını maktu olarak yatırdığı, nisbi harcın yatırılması için çıkartılan tebliğin süresinin dolmasına rağmen, istinaf harcının yatırılmadığı anlaşılmakla Davalı vekilinin istinaf isteminde bulunmamış sayılmasına karar verilmiştir.Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin istinaf sebeplerinin reddine, davacı vekilinin istinaf sebebinin kabulü ile duruşma açılmasına gerek görülmeksizin HMK'nın 353/1-b-2. Maddesi gereği ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Davalı vekilinin istinaf isteminde bulunmamış sayılması ile, davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, 2- İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesinin 09/12/2021 tarih, 2020/452 E., 2021/873 K. Sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, Bu kapsamda;3- Davanın KABULÜNE, davacı tarafın dava konusu 28/08/2012 tarihli faktoring sözleşmesinin eki niteliğindeki sözleşme özel şartlar başlıklı 500.000,00-TL bedelli ve 04/02/2013 tarihli ek sözleşme başlıklı 1.500.000,00-TL bedelli kefaletlerden dolayı borçlu olmadığının tespitine 4- İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin; 4/a- Davacı tarafça yatırılan peşin harç ve tamamlama harçlarının toplamı 34.190,90 TL'nin alınması gereken 136.620,00-TL karar harcından mahsubu ile bakiye 102.429,1‬0-TL karar harcının davalıdan tahsil edilerek hazineye gelir kaydedilmesine, 4/b- Davacı tarafça yargılama sırasında yatırılan 35,90-TL başvuru harcı, 35,90-TL peşin harç, 34.119,10-TL tamamlama harcı olmak üzere toplam 34.190,90-TL harç giderinin davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine, 4/c- Davacı tarafça yargılama sırasında yapılan 14 adet tebligat gideri 162,50-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacı tarafa bırakılmasına, 4/ç- Davalı tarafça yargılama sırasında yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına, 4/d- Davacı taraf yargılama sırasında kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 280.000,00-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine, 4/e- Taraflarca yatırılan gider avansının karar tebliğ işlemleri tamamlandıktan ve karar kesinleştikten sonra kullanılmayan kısmının yatıran ilgili tarafa resen iadesine, 5- İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;5/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davacı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine, 5/b-İstinaf başvurusunda bulunmamış sayıldığından davalı tarafça yatırılan istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine, 5/c-İstinaf yargılaması için davacı tarafından yapılan 220,70 TL istinaf yoluna başvurma harcı, 99,5‬0 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 320,2‬0 TL'nin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, 5/ç-İstinaf yargılaması için davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5/d-stinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 6- 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 21/11/2024

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2020/452, K. 2021/873, T. 13.03.2013, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2020-452-e-2021-873-k-a70af486a2a8