Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2020/40 E. 2011/3384 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2020/40
Karar No
2011/3384
Karar Tarihi

T.C. ADANA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/732 - 2025/922 T.C. ADANA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2023/732 KARAR NO : 2025/922 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP : İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 08/11/2022 NUMARASI : ... Esas, ... Karar DAVACI : ... - VEKİLİ : Av. DAVALI : ... SİGORTA ANONİM ŞİRKETİ - VEKİLLERİ : Av. DAVA : Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat KARAR TARİHİ : 15/04/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 15/04/2025 ....Asliye Ticaret Mahkemesinin 08/11/2022 tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı kararına yönelik olarak istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla Dairemize gönderilen dosyanın yapılan incelemesinde; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 30.06.2015 tarihinde sürücü konumunda bulunduğu ... plakalı aracın karşı taraf sigortalısı ... plakalı araçla çarpışarak çift taraflı trafik kazası meydana geldiğini ve müvekkilinin bu kaza sonucunda malul kaldığını, kazaya ilişkin ceza davasının ... ASCM ... E. Sayılı dosyasında görüldüğünü, bu nedenle 50 TL sürekli, 50 TL geçici iş gücü kaybı tazminatının davalı sigorta şirketinden ticari sigortadan temerrüt tarihinden itibaren işleyecek faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; kabul manasına gelmemek üzere; kusur ve kaza ile illiyet bağını gösterir maluliyet raporu alınması gerektiğini, tedavi gideri ve geçici iş göremezlik tazminatından sorumlu olmadıklarını, temerrüde düşmediklerinden dava tarihinden itibaren yasal faizden sorumlu tutulabilecekleri iddiasıyla davanın reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Mahkemece, davanın kabulü ile; 64.299,61 TL kalıcı iş göremezlik tazminatı ile 4.944,43 TL geçici iş göremezlik tazminatı olmak üzere toplam 69.244,04 TL tazminatın 13/04/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. İSTİNAF NEDENLERİ: Karara karşı davacı vekili; yargılama aşamasında kusur ve maluliyet raporlarına yönelik itirazlarının olduğunu, ancak itirazlarını karşılar mahiyette buna ilişkin yeniden raporlar alınmadan ve bu hususlar tam olarak netleştirilmeden dosyada karar verildiğini, dava dosyasındaki raporlara yönelik itirazlarını karşılar nitelikte yeniden raporlar alınması için kararın kaldırılması gerektiğini belirterek kararı istinaf etmiştir. Karara karşı davalı vekili; kaza tarihinde yürürlükte olan Özürlülük Ölçütü'ne göre belirlenen maluliyet oranını hükme esas alınması gerektiğini, asgari ücret baz alınarak TRH 2010 mortalite tablosu ile 1,8 teknik faizin kullanılmasını talep ettiklerini, geçici iş göremezlik tazminatı giderlerinden davalı müvekkilinin herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, başvuranın kaza sebebiyle elde ettiği gelir ve tazminatların mahsubunun gerektiğini, müterafik kusur nedeniyle de ayrıca indirim yapılıp yapılmadığı açısından değerlendirme yapılması gerektiğini, hesaplanacak tazminattan hatır taşıması nedeniyle indirim yapılıp yapılmayacağı açısından değerlendirme yapılması gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, meydana gelen yaralamalı trafik kazası sonucu açılan maddi tazminat talebine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş olup karar davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf edilmiştir. Davacı vekilinin kusur raporuna yönelik itirazları yönünden yapılan incelemede; Dosya arasında mevcut bulunan kaza tespit tutanağında davacı sürücü ...'ın kavşakta geçiş önceliğine uymamak sebebiyle, dava dışı sürücü ...'ın ise kavşağa yaklaşırken yavaşlamaması sebebiyle kusurlu oldukları belirtilmiştir. ... CBS dosyasında alının 17.08.2015 tarihli kusur raporunda ...'ın asli oranda kusurlu, ...'ın ise tali oranda kusurlu olduğu belirtilmiştir. İşbu dosyada alınan 30.01.2019 tarihli bilirkişi raporunda davacı sürücü ...'ın %75 oranında, ...'ın ise %25 oranında kusurlu olduğu belirtilmiştir. 29.05.2019 tarihli ... Karayolları Fen Heyetinde görevli bilirkişi heyetinden alınan kusur raporunda ise davacı ...'ın kavşaklarda geçiş önceliğine uymamak kuralını ihlalden %75 oranında asli kusurlu, dava dışı araç sürücüsü ...'ın ise kavşaklarda hızını azaltmama kuralını ihlalden %25 oranında tali kusurlu olduğu belirtilmiştir. Mahkemece aldırılan raporların dosya kapsamına ve olayın oluşuna uygun olduğu gibi soruşturma dosyasında alınan raporla da uyumlu olduğu, raporlar arasında çelişki olmadığı anlaşıldığından davacı ve davalı vekilinin kusur oranın yanlış tespit edildiğine ilişkin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Maluliyet raporuna yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde; Bilindiği üzere Yargıtayın 4. ve 17. Hukuk Dairesinin yerleşik uygulamasına göre maluliyet oranları Adli Tıp Kurumu İhtisas dairesi ya da Üniversitelerin Adli Tıp Anabilim dalı başkanlığından oluşturulacak bilirkişi heyetinden kaza tarihi itibari ile yürürlükte olan mevzuat yönetmelik hükümlerine uygun olacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Buna göre 01/06/2015 ile 20/02/2019 tarihleri arasındaki kazalar için 30/3/2013 tarihli ve 28603 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan "Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik" çerçevesinde düzenlenmiş sağlık kurulu raporu alınması gerekmektedir. Mahkemesince hükme esas alınan 05.08.2021 tarihli ... ATK 2. İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen maluliyet raporunun, kaza tarihi olan 30.06.2015 tarihinde yürürlükte bulunan 30/03/2013 tarihli ve 28603 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan "Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik" hükümleri çerçevesinde düzenlendiği, maluliyet oranının % 27 olarak belirlendiği, itiraz üzerine alınan 24/02/2022 tarihli ... ATK 2. Üst Kurulu tarafından düzenlenen maluliyet raporunda oranın % 43 olarak belirlendiği, raporun kaza tarihi olan 30.06.2015 tarihinde yürürlükte bulunan 30/03/2013 tarihli ve 28603 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan "Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik" hükümleri çerçevesinde düzenlendiği, davacının son film ve grafileri incelenmek sureti ile raporun hazırlandığı, rapora itiraz edilirken başka somut delil sunulmadığı anlaşılmakla, davacı ve davalı vekilinin bu yöndeki istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir. (Benzer yönde Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2021/6247 E - 2021/9135 K; 2021/5898 E - 2021/8467 K; 2021/4501 E - 2021/7401 K sayılı kararları) Davalı vekilinin hesap raporuna yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde; Anayasa Mahkemesinin 2019/40-2020/40 E.K sayılı 17/07/2020 günlü kararı sonrasında Yargıtay 17. Hukuk ve sonrasında Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin istikrarlı kararlarında (örneğin 17/06/2021 gün ve 2021/9757 Esas ve 2021/3262 karar sayılı kararları, 2021/3173 Esas ve 2944 Karar sayılı kararları) davacının gerçek zararının belirlenmesi noktasında davacının muhtemel bakiye yaşam süresinin TRH 2010 Yaşam Tablosu'na göre belirlenerek ve prograsif rant tekniği kullanılmak suretiyle tazminat miktarının hesaplanması gerektiğine işaret edilmiştir. Buna göre eldeki dosyaya baktığımızda mahkemesince hükme esas alınan hesap raporunda PMF yaşam tablosu ve prograssif rant yöntemi kullanılmak sureti ile davacının zararının belirlendiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle davalı vekilinin bu yöndeki istinaf talebi de yerinde görülmemiştir. Geçici iş göremezlik tazminat yönünden yapılan istinaf incelemesinde; Anayasa Mahkemesinin 2019/40-2020/40 Esas-Karar sayılı 17/07/2020 günlü kararı dikkate alındığında davacının zararının belirlenmesinde 01/06/2015 günlü ZMSS genel şartlarının tümü ile dikkate alınamayacağı anlaşılmaktadır. Bu yönüyle davacının geçici iş görmezlik zararının davacının gerçek zararı niteliğinde olduğu, dolayısıyla davalı sigorta şirketi tarafından davacının uğramış olduğu bu zararın karşılanması gerektiği, zararın teminat kapmasında olduğu anlaşıldığından bu miktar yönünden davanın kabulüne karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. (Aynı yönde Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2019/6271 esas ve 2020/8104 karar sayılı 03/12/2020 günlü kararı) Sair istinaf sebepleri yönünden yapılan istinaf incelemesinde: Meydana gelen kazada davacının sürücü olup emniyet kemerinin takılı olup olmadığının belli olmadığı, kaza nedeniyle araçtan fırlamadığı, bu sebeple indirim yapılmaması yerinde olmakla davalı vekilinin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davacı kazaya karşına ... plakalı aracın sürücüsü konumundadır. Hatır taşıması indirimi ancak kişinin yolcu konumunda bulunduğu araç için tezahür edecek riskin gerçekleşmesi sonucu söz konusu olabileceğinden davacının yolcu olarak bulunmadığı aracın sürücüsü olduğundan hükmedilen tazminattan hatır taşıması indirimi yapılamaz. Bu nedenle bu yöndeki istinaf sebebi de yerinde değildir. HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede; İlk Derece Mahkemesince açıklanan ve benimsenen nedenlerle dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve delillerin taktirinde ve değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş olmasında, usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmadığı anlaşılmakla, davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiş olup aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-a-Harçlar Kanunu gereğince davacıdan alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcının, peşin yatırılan 179,90 TL istinaf karar ve ilam harcından mahsubuyla, bakiye 435,50 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, b-Harçlar Kanunu gereğince davalıdan alınması gereken 4.730,06 TL istinaf karar harcının, peşin yatırılan 1.002,62 TL istinaf karar ve ilam harcından mahsubuyla, bakiye 3.727,44‬ TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı ve davalı tarafından yapılan istinaf giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Artan gider avansının bulunması halinde, karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine, 5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-Kesin olan işbu kararın taraflara tebliği, avans iade ve harç tahsil işlemlerinin HMK'nın 359/3. maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine, Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; miktar veya değeri beş yüz kırk dört bin (544.000,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy çokluğu ile karar verildi.15/04/2025 Başkan Üye Üye Katip ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır (KARŞI OY) KARŞI OY GEREKÇESİ Dairemizin sayın çoğunluğu tarafından iş bu dosyada temyiz kesinlik sınırınını 6100 sayılı HMK'nın 362. Maddesi ve aynı yasanın Ek 1/2 maddesi gereğince 544.000,00TL olduğu kabul edilerek buna göre Dairemizin kararının kesin olduğu belirtilmiş ise de Anayasa Mahkemesinin 30/01/2025 günlü resmi Gazetede yayınlanan 2023/182 esas 2024/203 sayılı 04/12/2024 günlü kararı ile 6100 Sayılı HMK'nın 24/11/2016 tarihli ve 6763 Sayılı Kanunun 44. Maddesi ile eklenen ek 1. Maddesinin 2 numaralı fıkrasında yer alan "...341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktar esas alınır." hükmündeki " 341 inci, 362 nci ve" ibarelerinin Anayasanın 13 ve 36 maddelerine aykırı olduğu gerekçesi ile iptaline karar verilmiştir. Söz konusu kanun maddesindeki "362." ibaresinin iptaline karar verilmiş olması nedeni ile artık 6100 sayılı yasanın 362. Maddesinde yer alan Bölge Adliye Mahkemelerince verilen kararların temyiz sınırını belirleyen parasal sınırlara ilişkin olarak Bölge Adiye Mahkemesince hüküm verildiği tarihteki miktarın uygulanması olanaklı değildir. Zira temyiz sınırına ilişkin olarak Blge Adliye Adliye Mahkemesinin " karar tarihindeki" miktara göre temyiz sınırının belirlenmesine ilişkin hükmün Anayasa'nın 13 ve 36. Maddelerine aykırı olduğu Anayasa mahkemesince tespit edilmiş ve bu tespite ilişkin karar Resmi Gazetede yayınlanmıştır. Dolayısı ile artık Anayasa'ya aykırı olduğu tespit edilen bir kanunun hükmüne göre temyiz kesinlik sınırının belirlenmesi olanaklı değildir. Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Her ne kadar Anayasa Mahkemesi kararının resmi Gazetede yayınlanmasından 9 ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş ise de T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı). Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında; “Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında ve yine 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır. Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir. Bu nedenlerle eldeki dosyada dosyamız davacı ve davalı tarafından ilk derece Mahkemesinin 08.11.2022 günlü kararına karşı istinaf yasa yoluna başvuru yapılmış olup bu/ tarihteki Temyiz sınırı olan 107.090,00 TL miktarı esas alınarak dairemizce verilen kararın temyize tabi olduğu kanaatinde olduğumdan dairemizin kararının kesin olduğu yönündeki karar katılmadığımdan dairemiz kararına bu yönü ile karşı oy kullanmaktayım. BAŞKAN İş bu karar 5070 Sayılı Yasa hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2020/40, K. 2011/3384, T. 08.11.2022, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2020-40-e-2011-3384-k-cf71fad46cd5