Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2020/314 E. 2020/332 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2020/314
- Karar No
- 2020/332
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2022/1137 Esas KARAR NO:2025/62 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI:2020/641 Esas- 2022/49 Karar TARİH:27/01/2022 DAVA:Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ:23/01/2024 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Tacir müvekkili ile davalı tacir arasındaki ilişki ticari ilişki olduğunu, ticari faaliyetleri dolayısıyla birçok kez para gönderle alma çekme düzenleme sonucunda ticari ilişkiye dayanan cari hesap ekstresi oluştuğunu, bu sebeple davanın açılması gereken mahkemenin ticaret mahkemesi olduğunu, yetkili mahkemenin İstanbul mahkemeleri olduğunu, menfi tespit davasını açmakta hukuki yararları bulunduğunu, davalı ...'un müvekkili ile arasında ticari ilişkiden kaynaklı bir borcunun olduğunun iddia etmiş ve bununla ilgili olarak İstanbul ... İcra Dairesinde ... numaralı ilamsız icra takibi başlatıldığını ve işbu takibe müvekkili banka hesaplarına haciz konulması ile öğrenildiğini, müvekkili ile davalı arasında evvelden beri var olan bir ticari ilişki söz konusu olduğunu, bu ilişki dolayısıyla tutulan cari hesap ekstresinde açıkça görüleceği üzere müvekkilinin borçlu olmasının yanında işin aslı alacaklı olduğunu, davalı tarafın haksız ve kötü niyetli olarak başlattığı icra takibi dolayısıyla %40'dan aşağı olmamak üzre kötü niyet tazminatı ödemesi gerektiğini, müvekkilinin banka hesapları üzerinde uzun süredir haciz olmasından mütevellit müvekkili iş ve işlemlerini halledemediğini, bankalar nezdinde itibari ve kredi puanı düştüğünü, cari hesap ekstresi, banka dekontları ve çek fotoğraflarında yapılacak incelme ile müvekkilinin açıkça alacaklı olduğunun görüleceğini, karşı tarafın ve kendilerinin ticari defterleri incelendiğinde haklılıklarının ortaya çıkacağını, müvekkilinin davalı tarafa borçlu olmadığına ilişkin menfi tespit davalarının kabulünü, .... Sayılı dosyasının müvekkili yönünden iptalini ve icra takibi dolayısıyla konulan tüm hacizlerin kaldırılmasını, müvekkilinin anılı icra dosyası yönünden borçlu olmadığının tespitini, icra takip dosyasının haksız ve kötü niyetli olması nedeniyle takip konusu alacağın %40'ından az olmamak üzere müvekkilinin haksız takip ve işbu dava sebebiyle uğradığı zararların tazminini, kötü niyet tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle açılan bu davayı yetki yönünden itiraz ettiklerini, davalı müvekkilinin ikamet adresinin ve ticari faaliyetlerini uzun yıllardır sürdürdüğü adresinin Bursa olduğunu, dolayısı ile dosyanın yetkili Bursa Mahkemelerine gönderilmesini, davacı ile müvekkili arasında geçmişe dayalı bir ticari ilişki bulunduğunu, ticari ilişkiden kaynaklı olarak davalı müvekkili ile davacı taraf hakkında ... Sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, davacı tarafın yasal süreler içerisinde itiraz etmemesine rağmen hakkında yapılan cebri icra işlemleri neticesinde İstanbul 6. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2020/314 E. Sayılı dosyası ile usulsüz tebligat itirazında bulunulduğunu, aralarındaki ticari ilişkiden kaynaklı olarak müvekkilinin alacaklarını alamadığı için icra yoluna başvurduğunu, öncelikle açılmış olan dosyanın yetki yeri olan Bursa Mahkemelerine gönderilmesini, mahkemece aksi görüşte olunması halinde ise davanın reddine karar verilmesini, davacı hakkında %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi'nin 27/01/2022 tarih ve 2020/641 esas ve 2022/49 karar sayılı kararında;"Dava: Menfi tespit istemine ilişkindir. Davacı ... Sayılı doya alacağı nedeni ile davalıya borçlu olmadığınıntespitine karar verilmesini istemiştir.... Sayılı dosya aslı celp edilmiş ve incelenmesinde; alacaklısı ... tarafından, borçlu ... aleyhine 105.274,23 TL asıl alacak, 8.419,05 TL işlemiş faiz olmak üzere yekün 113.693,28 TL üzerinden asıl alacağa takip tarihi olan 04.09.2019 tarihinden itibaren yıllık %10,50 Reeskont - Avans faizi işletmek kaydıyla tahsili talebi ile icra takibi başlatıldığı anlaşılmıştır.Davalı her ne kadar yetki itirazında bulunmuşsa da menfi tespit davalarında icra takibinin başlatıldığı yer mahkemesi de yetkili olduğundan mahkememizin yetkisine yapılan itiraz yerinde görülmemiştir.Taraf delillerinin toplanmasına geçilmiş; davacı ve davalı tarafın ticaret sicil kayıtları dosyamıza alınmıştır.Davacı ve davalının tacir olup olmadığı araştırması için bağlı bulundukları ticaret ve esnaf odaları ile vergi dairelerine müzekkere yazılmış gelen yazı cevapları dosyamız arasına alınmıştır. Gelen belgelerin incelenmesinden tarafların her ikisinin de tacir olduğu belirlenmiştir.İstanbul 6. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2020/314 E. 2020/332 K. Sayılı dosyası UYAP sistemi üzerinden celp edilmiştir. İncelenmesinde davacının usulsüz tebligat nedeni ile icra müdürlüğü işlemini şikayet ettiği; mahkemenin..., ... sayılı kararı ile davanın kabulü ile yapılan tebligat işleminin usulsüz olduğunun tespitine karar verildiği anlaşılmıştır... Sayılı dosyası UYAP sistemi üzerinden getirilmiştir. Dosyanın incelenmesinden dosyamız davacısının cari hesap alacağına ilişkin davalıdan alacaklı olduğu iddiası ile takip başlattığı ve dosyamız davalısının itirazı üzerine takibin durduğu görülmüştür.Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/749 E. Sayılı dosyasının bir sureti UYAP sistemi aracılığı ile dosyamıza kazandırılmıştır. Dosyanın irdelenmesinden; dosyamız davacısının bu defa alacaklı olduğu iddiası ile davalı hakkında başlattığı ... Sayılı dosyasına yapılan itiraz nedeni ile açılan itirazın iptali davası olduğu anlaşılmıştır. Mahkememiz dosyasının bu dosya ile birleştirilmesi isteminde bulunulmuşsa da davamızın esasının anılan dosyadan eski olması nedeni ile talep yerinde değildir.Taraflar arasındaki uyuşmazlığın tespiti bakımından dosya mali müşavir bilirkişiye tevdii edilmiş, bilirkişi 02.12.2021 tarihli raporunda özetle; "...davacının 2017-2018 yılı ticari defterlerinin lehine delil niteliğinin olduğunu, davacının 2017-2018 yılı ticari defterlerinde davalı ...'a ait belge ve kayıtların usulen uygun olarak izlediğini, davalının 2017-2018 yılları ticari defterlerinin lehine delil niteliği olduğunu, BA-BS Formları incelendiğinde davacının BA bildirimlerinin usulüne uygun olarak bildirmiş olduğunu, davacı şirketin ve davalı şirketin 2017-2018 yılı karşılıklı olarak yapılan ticari defter incelemesi neticesinde davalı ...'un ticari defterlerinde kayıtlı olmayan 300.000,00 ₺, 6.500,00 ₺, 6.100,00 ₺ ve 8.000,00 ₺ olan ödemelere ait banka dekontları görüldüğünü, davacının davalı yandan 31.12.2018 tarihi itibariyle 55.274,23 ₺, 31.12.2019 tarihi itibariyle 24.725,77 ₺ alacaklı olduğu şeklinde görüş bildirmiştir.Bilirkişi raporu taraflara ayrı ayrı tebliğ edilmiş, davacı rapor gibi karar verilmesi isteminde bulunmuş; davalı ise bilirkişi raporunu kabul etmedikleri, yapılan ödeme ve havale dekontlarında borca ve takibe atıf yapılmadığın ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacı ile davalı arasında süregelen ticari ilişki bulunduğu, bu ticari ilişki kapsamında davalının davacıdan alacaklı olduğundan bahisle ... Sayılı dosyası ile icra takibi başlattığı ve takibin kesinleşmesi sonucu davacının bir kısım mal varlığı üzerine haciz uygulandığı hususlarında bir ihtilaf bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık başlatılan takibe konu edildiği gibi davacının davalıya borçlu olup olmadığı ile bunun sonucu takibin iptaline karar verilmesi gerekip gerekmediği ile davalının kötü niyetli tazminatı isteminin haklı olup olmadığı noktalarındadır. Bunun tespiti için bilirkişi incelemesi yoluna gidilmiş ve mali müşavir bilirkişinin 02.12.2021 tarihli raporuna göre taraf defterlerinin karşılıklı olarak incelenmesinde davacı yanın davalıya borçlu olmadığı gibi 24.725,77 ₺ tutarında da alacaklı olduğu görülmüştür. Davalı kendi kayıtlarına göre davacıdan alacaklı görünmekte ise de bilirkişi raporu ile açıkça tespit edildiği üzere bu fark davacının gerek çek gerekse banka havalesi yolu ile yapmış olduğu ödemeleri davalının ticari defterlerine işlememesinden kaynaklanmıştır. Davalı her ne kadar yapılan ödemelere ilişkin davacının bir açıklama getirmediği, yapılan ödemelerin takip konusu ile ilgisi olmadığı savunmasında bulunmuş ise de cevap dilekçesinde taraflar arasındaki ticari ilişkiden farklı olarak bir alacağı olduğu iddiasında bulunmadığı gibi takip talebinde de buna yönelik bir talep ve açıklama bulunmamaktadır. Yine bilirkişi raporuna beyanlarında da buna bir izahat getirilmemiştir. Buna göre alınan bilirkişi raporu mahkememizce de benimsenmiş ve davacının davalıya borçlu olmadığı kabul edilmiştir. Davacı davada aynı zamanda kötü niyet tazminatı isteminde bulunmuştur. Kötü niyet tazminatına hükmedilebilmesinin koşulu karşı tarafın kötü niyetinin ispat edilebilmesidir. Gerçekten davalı kendi ticari defterleri ile davacıdan alacaklı olmadığını bilebilecek durumdadır. Buna rağmen davacı hakkında icra takibine girişmiş ve mal varlığı üzerine haciz konulmasını sağlamıştır. Tüm bu husular birlikte değerlendirildiğinde davacının kötü niyeti mahkememizce sabit görülmüş, sonuç olarak davacının davasının kabulü ile talep gibi başlatılan takibin iptaline ve takip tutarının %20 si oranında kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalının kötü niyet tazminatı isteminin ise davacının kötü niyeti ortaya konulamadığından reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis etmek gerekmiştir..."gerekçesi ile,''1-Davacının davasının kabulü ile; Davacının ... Sayılı dosyası ve buna dayanak 30.11.2018 tarihli fatura ile cari hesap nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine, 2-... Sayılı icra takibinin iptaline, 3-Davalının kötü niyeti sabit olduğundan dava değerinin %20'si nispetinde hesaplanan 21.054,84 ₺ kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 4-Davalının kötü niyet tazminat talebinin reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkeme tarafından 17/01/2022 tarihli gerekçeli kararında davacı yanın dava dilekçesindeki iddialarına dayanan bilirkişi raporu üzerinden hüküm kurarak davacı lehine Davacının davasının kabulüne, davacının ... Sayılı dosyası ve buna dayanak 30.11.2018 tarihli fatura ile cari hesap nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine, ... Sayılı icra takibinin iptaline, müvekkilinin kötü niyeti sabit olduğundan dava değerinin %20'si nispetinde hesaplanan 21.054,84 ₺ kötü niyet tazminatının müvekkilden alınarak davacıya verilmesine, müvekkilin ise kötü niyet tazminat talebinin reddine, karar verildiğini, söz konusu kararın usul ve yasaya aykırı olup müvekkil lehine bozulması gerektiğini beyan etmiştir. Davacı tarafından mezkur borçla ilgili olarak müvekkiline herhangi bir ödeme yapılmadığını, kendileri tarafından başlatılan ilamsız takibe konu borca ilişkin ödeme iddialarında ispat yükünün davacı borçlu üzerinde olduğunu, ancak davacının sunmuş olduğu dekontlarda, takip konusu borca ilişkin herhangi bir açıklama veya atıf (vade tarihi, tanzim tarihi, miktarı vs.) bulunmadığını, zira sunulan dekontlardaki ödemelerin ne vade ne miktar ne de cari hesap bakımından takibe konu borcu işaret etmediğini, Karara esas alınan ticari defter incelemesinden kendilerinin borçlu olduğu kanaatine varılmasının eksik ve hukuka aykırı olduğunu gösterdiğini, ödeme iddiasını ileri süren davacının senede karşı senetle ispat yükümlülüğü altında olduğunu, nitekim Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarının da aynı istikamette olduğunu, Yargıtay'ın 2015/21905 E. 2015/317 K. sayılı ilamında;“İİK'nun 169/a-1. maddesi gereğince borçlu, borcun bulunmadığını veya itfa yahut imhal edildiğini resmi veya imzası ikrar edilmiş bir belge ile ispat ettiği takdirde icra mahkemesince itirazın kabulüne karar verilir. Dairemizin yerleşik içtihatlarına göre de, ödeme iddiasının kabul edilebilmesi için söz konusu ödeme belgelerinde takibin dayanağı olan senede açıkça atıfta bulunulması zorunludur. Somut olayda borçlu tarafından ödeme belgesi olarak sunulan banka dekontlarının incelenmesinde; takip konusu bonolara atıf yapılmadığı anlaşıldığı gibi, alacaklının da dayanak senetlerden doğan borca karşılık ödeme yapıldığı yönünde bir kabul beyanı bulunmadığına göre, anılan dekontlar ile borca itirazın İİK'nun 169/a maddesine göre usulünce ispatlandığı sonucuna varılamaz. O halde mahkemece borca itirazın reddi gerekirken, yazılı gerekçe ile kabulüne karar verilmesi isabetsizdir. ”Somut olayda, borçlunun ödeme belgesi olarak sunduğu banka havalesinde, ödemenin tarih ve bedeli belirtilerek takip konusu bonoya mahsuben yapıldığı yönünde bir açıklama bulunmamaktadır. Alacaklı vekili bu ödemenin takip konusu olmayan ve vadesi önce gelen 25.01.2013 ve 25.02.2013 vade tarihli başka senetlere mahsuben yapıldığını, takibin dayanağını oluşturan 25.03.2013 vade tarihli senet borcuna ilişkin ödeme yapılmadığını savunmuştur. Alacaklının bu ödemenin takip konusu senede ilişkin olarak yapıldığı yönünde kabul beyanı da bulunmamaktadır. Bu durumda ödeme iddiasında bulunan borçlu bu iddiasını İİK.'nun 169/a maddesinde öngörülen bir belgeyle kanıtlayamamıştır. O halde mahkemece itirazın reddine karar verilmesi gerekirken, istemin kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.”Yargıtay’ın 2016/15913 E. 2015/7645 K. sayılı ilamında;İİK'nun 169/a-1. maddesi gereğince borcun bulunmadığı veya itfa yahut imhal edildiği resmi veya imzası ikrar edilmiş bir belge ile kanıtlanmalıdır. İİK'nun 169/a maddesi uyarınca, belgede, takip dayanağı senede açıkça atıf yapılması zorunlu olup, açıkça atıf yapıldığının kabulü için senedin, vade ve tanzim tarihleriyle miktarlarının belirtilmesi gereklidir.Somut olayda, borçluların ödeme belgesi olarak sunduğu banka dekontları ve hesap ekstrelerinde, takip konusu bonolara açıkça atıf yapılmadığı anlaşılmaktadır. Alacaklının bu ödemelerin takip konusu senetlere ilişkin olduğu yönünde bir kabul beyanı da bulunmamaktadır. Bu durumda ödeme iddiasında bulunan borçlular borca itirazlarını İİK'nun 169/a maddesinde öngörülen bir belgeyle kanıtlayamamıştır. O halde mahkemece itirazın reddi yerine kabulü ile takibin iptali yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.”Davacının borçsuz olduğunu, üstelik müvekkilin davacıya 24.725,77 TL borçlu olduğunu kabul etmemekle birlikte hükme esas alınan ticari defter incelemesi sonucunda karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, yerleşik Yargıtay kararları gereğince ticari defterler yasaya uygun tutulmuş olsalar bile; iki tarafın defterleri birbirine aykırı ise ticari defterlerin delil vasfını kazanamayacağının belirtildiğini beyan etmiştir.YARGITAY 19. H.D. 2018/1179 E. 2020/356 K."...davalı tarafın ticari defterinin kendi lehine delil oluşturabileceği ve kayıtlara göre davalının dava tarihi itibariyle davacı tarafa bir borcunun görünmediğinin tespit edildiği, davacı tarafın defter kayıtlarına göre davacının davalıdan 138.000,00.TL alacaklı olduğunun görüldüğünün tespit edildiği, Yargıtay kararlarında belirtildiği üzere taraflar ticari defterlerini yasaya uygun tutmuş olsalar bile iki tarafın defterleri birbirine aykırı ise ticari defterlerin delil vasfı kazanmayacağı, davacı taraf bu delilin yanında tanık deliline dayanmış ise de karşı taraf tanık dinlenmesine muvafakat etmediğinden dava değeri dikkate alınarak yasa gereği davacı tarafın tanık dinletme talebinin reddedildiği, davacı tarafın 07/11/2014 ve 28/10/2014 tarihinde davalıya yapmış olduğu ödeme dekontlarının havale kısmında da niçin gönderildiğine dair herhangi bir açıklama olmadığından davacı tarafın davalıdan alacaklı olduğu hususunu ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA,"Açıklanan nedenlerle, istinaf başvurusunun kabulüne, İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 02/02/2022 tarih 2020/641 Esas ve 2022/49 Karar sayılı ilamının bozulmasına, istinaf incelemenin duruşmalı olarak yapılmasına, vekalet ücreti ile yargılama giderlerinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava; davalı tarafından davacı aleyhine fatura ve açık cari hesaba dayalı olarak başlatılan ilamsız icra takibine konu borçtan dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine ve davalı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi talebine ilişkindir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş, verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Somut uyuşmazlıkta; taraflar arasında kumaş alım satımına ilişkin ticari ilişki olduğu, bu ticari ilişki kapsamında davalı tarafından düzenlenen faturaların davacı tarafından kabul edilerek ticari defter ve kayıtlarına kaydedildiği ve faturalara konu ürünlerin davalı tarafından davacıya teslim edildiği hususunda taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki istinafa gelen temel ihtilaf davalı tarafından teslim edilen ürünlerin bedelinin davacı tarafından ödenip ödenmediği, davacı defter ve kayıtlarında gözüken ödemelerin icra takibine konu alacağa ilişkin mi yapıldığı hususundadır. Davalı tarafından alacağın ödenmediği iddia edilmiş ve bu iddia yargılama aşamasında cevap dilekçesinde, beyan ve itiraz dilekçelerinde ileri sürülmüş, bilirkişi raporu ve Mahkemece gerekçeli kararda değerlendirilmiştir. Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi ile tarafların defter ve kayıtları arasındaki farkın davacı tarafından banka ve çek ile yapılan ödemelerin davalının defterlerinde kayıtlı olmamasından kaynaklandığı tespit edilmiş olup, davalı banka dekontlarında açıklama içermediğinden ödemelerin takibe konu alacağa ilişkin olmadığını savunmuş, ancak taraflar arasında başka bir alacak borç ilişkisi olduğu ve söz konusu ödemelerin bu alacak için yapıldığı iddia ve ispat edilememiştir. Davacı defter ve kayıtlarında yer alan ödemeler çek ve banka dekontları ile ispat edildiğinden bu yönden iki tarafın defter ve kayıtları arasında fark bulunması davacının defter ve kayıtlarının lehine delil vasfını ortadan kaldırmamaktadır. Mahkemece bu hususlar dikkate alınarak davanın kabulüne karar verilmesi isabetli olup, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 7.191,28-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 1.797,82-TL harcın mahsubu ile bakiye 5.393,46-TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına,5-Artan gider avansı bulunması halinde yatıran tarafa iadesine,6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 23/01/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.