Bölge Adliye Mahkemesi · İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi 2020/1712 E. 2023/1102 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Daire
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2020/1712
- Karar No
- 2023/1102
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2020/1712
KARAR NO : 2023/1102
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 26/10/2023
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı- borçlu şirket ... Grup Gemi İnşaa- İnşaat ve Sağlık San. Tic. Ltd. Şti, Davacı- alacaklı Müvekkilinin ... Adi Ortaklığından 1 adet Schön Marka ön monta makinası, 1 adet ... marka halka makinası ve strobel satın aldığını, yapılan satım nedeniyle müvekkil tarafından fatura tanzim edildiğini, davalının fatura bedelini kısmen ödediğini, bakiye kalan bedelin yapılan yazılı ve sözlü uyarılara rağmen ödenmemesi üzerine davalı aleyhine İstanbul Anadolu 20. İcra Müdürlüğünün ... E. Sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını davalının takibe itiraz ettiğini ve takibin durduğunu, müvekkilinin takip konusu fatura alacağını tahsil edememesi durumunda telafisi güç zararlara uğrayacağını iddia ile alacağın güvence altına alınması bakımından ihtiyati haciz kararı verilmesini ve davalının takibe itirazının haksız ve mesnetsiz olduğunu iddia ile itirazın iptaline takibin devamına, %20 den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama gideri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin icra takibine konu edilen borcun bulunmadığını, davaya konu icra takibine müvekkil tarafından süresi içerisinde haklı olarak itiraz edildiğini, müvekkili şirket üzerine düşen yükümlülüğü tam ve eksiksiz olarak, zamanında yerine getirdiğiğini, davaya konu fatura bedelinin, 15.000,00-TL'lik kısmı 29.04.2015 tarihinde ...aracılığıyla EFT olarak ödendiğini, bakiye 18.630,00-TL'lik kısmının, 06.05.2015 tarihinde 5.000,00-TL'si davalı adi ortaklığın yetkilisi ...'a imzası karşılığında elden ödendiğini, 21.05.2015 tarihinde 5.000,00-TL'si davalı adi ortaklığın yetkilisi ...'a imzası karşılığında elden ödendiğini, 10.06.2015 tarihinde 3.630,00-TL'si davalı adi ortaklığın yetkilisi ...'a imzası karşılığında elden ödendiğini, akiye kalan 5.000,00-TL'si için ise ...a 10.06.2015 tarihinde imzası karşılığında "05.10.2015 tarihli 0339209 seri numaralı 5.000,00-TL bedelli çek" verildiğini, söz konusu çek ödeme gününde bankaya ibraz edildiğinde banka tarafından davalıya 05.10.2015 tarihinde 5.000,00-TL ödeme yapıldığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Yapılan yargılamada taraflar arasında satım ilişkisi bulunduğu malların bedelleri ve faturanın varlığı hususunda bir ihtilaf bulunmamakta olduğu anlaşılmıştır. Temeldeki ihtilafın ise davalı tarafça sunulan ödeme iddiasına dayanak makbuzlardaki imzaların sahte ve/veya geçerli bir imza olup olmadığı noktalarında toplandığı anlaşılmıştır. Bu noktada makbuzlar altındaki imzaların davacı adi ortaklık ortaklarından ...'a ait olup olmadığının incelenmesi gerekecektir. Bu hususta mümkün olan tüm imza örnekleri toplanmış ve alanında uzman bir grafolog bilirkişiden rapor alınmıştır. Konunun teknik uzmanlık gerektiren bir alan olması ve alınan raporun denetime elverişli olması nedeniyle rapor hükme esas alınmış olup imzaların ...a ait olduğunun kabulü gerekmiştir. Daha sonradan iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağına aykırı şekilde davacı tarafça adi ortaklığın temsili hususunda münferiden temsilin mümkün olmadığı ve atılan imzaların adi ortaklığı bağlamayacağı iddia edilmiştir. Fakat bu hususta da belirtilmesi gereken bir husus vardır ki; doktrinde de kabul edildiği üzere adi ortaklığın ortakları birinci dereceden sınırsız ve müteselsil sorumluluk ilkesi ile sorumludurlar. Bu bilgiden hareketle davacı tarafça sunulan adi ortaklı sözleşmesinin 7. Maddesinde "adi ortaklığın idaresi ortakların müşterek kararlarıyla sağlanacaktır. Ortakların şahsi borç ve taahhütleri ile tasarrufları hiçbir şekilde ortaklığı ilzam etmeyecektir. Bu tür şeylerden ortağın kendisi şahsen mesul olacaktır" şeklindeki bir ibare ancak ve ancak adi ortaklığın iç ilişkisinde hüküm ve sonuç doğuracaktır. Adi ortaklığın dış ilişkideki temsil ve ilzamı hususunda bu sözleşmenin bir hükmü yoktur. Zira adi ortaklıklarda şahıs unsuru ön plana çıkmakta olup adi ortaklığın ayrı bir tüzel kişiliği bulunmamaktadır ve adi ortaklık ile ticari ilişkiye girenlerin bu sözleşmeden haberdar olması da mümkün olmayacaktır. Adi ortaklık olağan işlerinde tek imza ile temsil edilebilen bir organizma olup aksi yöndeki alınan kararlar üçüncü kişileri bağlamayacak olup özden yönetim ilkesi gereği... tarafından imzalanan para makbuzları adi ortaklığın tüm ortaklarını bağlayacaktır. Doktrinde de belirtildiği üzere "...Şayet bir ortak, iç ilişkideki kurallara göre yükümlü olduğundan daha fazlasını dış ilişkideki müteselsil sorumluluk nedeniyle alacaklıya ifa ederse, diğer ortaklara karşı bir rücu talebini haiz olur. Alacaklıya ödemede bulunan ortağın rücu talebinin kapsamı bakımından, öncelikle ortaklık sözleşmesi veya ortaklar arasındaki anlaşmalar belirleyicidir. Taraflar arasında böyle anlaşmalar yoksa, zarara katılmaya ilişkin kanuni düzen esas alınır. Bunun sonucu olarak TBK 623'e göre, bütün ortaklar kendi sermayelerinin türü ve miktarı dikkate alınmaksızın aynı oranda zarara katılmakla yükümlüdürler." (Bkz. Prof. Dr. Oruç Hami ŞENER Teorik ve Uygulamalı Ortaklıklar Hukuku Ders Kitabı 2.Bası sayfa 84 ). Bu nedenle adi ortaklık ortaklarının temsilde yetkinin aşılması nedeniyle uğranılan zararları birbirlerine sorumlulukları oranında rücu hakkı saklıdır. İzah olunan gerekçeler ile davacıların iddialarını ispatlayamadığı görülmüş ve ispatlanamayan davanın reddine, ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; söz konusu irsaliyeli faturaya ilişkin olarak davalı borçlu şirketin, davacı adi ortaklık banka hesabına yalnızca 29.04.2015 tarihli 15.000-TL'lik kısmi bir ödeme yapmış ve faturanın huzurdaki davaya konu icra takibine konu olan bakiye bedelini ödememiş olup davalının haksız savunma ve beyanları karşısında taralarınca dava dilekçesinde dayanılan davacı şirket kayıtlarına istinaden; davacının Kartal 2. Noterliği'nde düzenlenmiş, ... yevmiye numaralı, 07.08.2014 tarihli resmi Ortaklık Sözleşmesi örneği ibraz edilmiş ve mezkur sözleşmenin 7. maddesi doğrultusunda; davacının Resmi ve Özel tüm mecralarda müştereken temsil edildiği, davalı borçlu şirketin cevap dilekçesinde sunmuş olduğu ve hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemek kaydıyla temsilen sadece tek bir ortağın imzasının bulunduğu iddia edilen ödeme makbuzları ile ibranamenin sadece müşterek imza taşımaması yönünden bile geçerli olmayacağı, ayrıca ilgili mevzuat uyarınca 8.000.-TL'yi aşan her türlü tahsilat ve ödemenin, bankalar, özel finans kurumları veya PTT aracılığı ile yapılmasının zorunlu olduğu, huzurdaki davaya konu icra takibi mesnedi fatura bedelinin davalının iddia ettiği gibi 5.000.-TL şeklindeki müteaddit ödemelerle nakit olarak tahsil edilmesinin (veya ödenmesinin) mümkün olmadığını, davacının ortaklarından bağımsız bir vergi kimlik numarası bulunmakta, adi ortaklık nam ve hesabına yapılan işlemler için adi ortaklık unvanının basılı olduğu faturaların kullanılmakta olup, yine bu doğrultuda; adi ortaklık nam ve hesabına banka hesabı açmış, adi ortaklığa yapılan ödemelerin bu banka hesabına yapılmasını sağladığını, mezkur banka hesabından meblağı fark etmeksizin çekecekleri tüm paraları da müşterek imza ile çektiklerini, davacı adi ortaklığın idare ve temsil edildiği, ayrıca ödemeleri de adi ortaklık nam ve hesabına açılmış banka hesabına kabul ettiği, davalı borçlu şirketçe yakinen ve çok iyi şekilde bilindiğini, zira davacı adi ortaklık ortaklarından ...ile davalı borçlu şirketin münferiden temsile yetkili müdürü ... arasında kayın hısımlığı (Enişte-Kayınbirader ilişkisi) bulunduğunu, kaldı ki; davalı borçlu şirket, davacı adi ortaklığın izah edilen şekilde idare ve temsil edildiğini, ayrıca ödemeleri de adi ortaklık nam ve hesabına açılmış banka hesabına kabul ettiğini; icra takibine konu olan ve kendisi tarafından itiraza uğramamış faturadan ve bu fatura bedeline mahsuben yaptığı 29.04.2015 tarihli 15.000-TL'lik kısmi ödemeden açıkça ve kolayca bilebilecek halde olduğunu, beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE :Dava, ticari satım sözleşmesine dayalı faturadan kaynaklanan alacağın tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.
İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, adi ortaklardan birine yapılan ödemenin davalıyı borçtan kurtarıp kurtarmadığı noktasındadır.
Davacı takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçlusu hakkında, İstanbul 20. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyasında, "33.630,00 TL bedelli faturanın bakiye alacağı" sebebine dayalı olarak 18.630,00 TL asıl alacağın tahsili istemiyle 20/03/2018 tarihli takip talebi ile ilamsız icra takibi başlatılmış, itiraz üzerine takip durmuştur.
Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır. Davalı tarafça, kalan borcun davalılardan ...'a elden ve adi ortaklık lehine çek verilmek suretiyle ödendiğini savunmuştur.Davacı tarafça dosyaya sunulan 07.08.2014 tarihli adi ortaklık sözleşmesinin temsil ve ilzama ilişkin 7. maddesinde, adi ortaklığın idaresinin ortakların müşterek kararlarıyla sağlanacağı ortakların şahsi borç ve taahhütleri ile tasarruflarının hiçbir şekilde ortaklığı ilzam etmeyeceği, bu tür şeylerden ortağın kendisinin şahsen mesul olacağı düzenlenmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 625/1. maddesine göre, yönetim, sözleşme veya kararla yalnızca bir veya birden çok ortağa ya da üçüncü bir kişiye bırakılmış olmadıkça, bütün ortaklar ortaklığı yönetme hakkına sahiptir. TBK'nın 41/2. Maddesinde de, temsil yetkisi üçüncü kişilere bildirilmişse temsil yetkisinin içeriği ve derecesinin, bu bildirime göre belirleneceği düzenlenmiştir. Somut olayda, davacıların adi ortaklığın temsiline ilişkin düzenlemeyi davalıya bildirdiklerine dair bir iddia ve ispat bulunmamaktadır. Davacı taraf, davalı şirketin yetkilisi ile davacı ... arasında kayın hısımlığı(enişte-kayınbirader) bulunduğunu ve bu nedenle adi ortaklığın temsil şeklinin davalı tarafından bilindiğini iddia etmiş ise de, ileri sürülen akrabalık ilişkisi tek başına davalı şirketin, adi ortaklığının temsile ilişkin düzenlemesini bildiğini ispata elverişli değildir. Bu halde, davacı ...ın, takibe konu hukuki ilişkiye dair tahsil işlemlerinde adi ortaklığı temsil ettiğinin kabulü gerekir. Ödemeye konu çek ise, adi ortaklık lehine keşide edilmiş olup, bu çek de ödendiğinden, takibe konu hukuki ilişkiden kaynaklanan alacak bakımından geçerli bir ödeme niteliğindedir.Davacı tarafça, davalının sunduğu evrakların tanzim tarihine ilişkin bir araştırma yapılmadığını ileri sürmüş ise de, günümüz teknolojisi ile yazı yaşı tespit edilemediği bilinen bir vakıa olup, davacının iddiası dinlenebilir değildir. Sunulan ödeme belgelerinin davacı ...ile davalı borçlu arasındaki şahsi bir alacağa ilişkin olduğu iddia edilmiştir. Bu halde, adı geçen davacı söz konusu şahsi ilişkiyi ispat yükü altındadır. Ancak dosyada bu yönde bir ispat bulunmamaktadır. Davalının sunduğu ödeme belgeleri ve ibra belgesi karşısında taraf ticari defterlerinin incelenmesinin de sonuca bir etkisi bulunmamaktadır. Sonuç olarak, takibe konu faturadan kalan bakiye borcun ödendiği anlaşıldığından, ilk derece mahkemesince, davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
KARAR : Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.
26/10/2023