Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2020/1309 E. 2022/924 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2020/1309
- Karar No
- 2022/924
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/1705 KARAR NO : 2024/1575 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 21/03/2017 (Dava) - 11/07/2024 (Karar) NUMARASI : 2022/563 Esas - 2024/562 Karar DAVA : Maddi Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan) BAM KARAR TARİHİ : 31/10/2024 KARAR YAZIM TARİHİ : 31/10/2024 İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/563 Esas-2024/562 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının, müvekkili şirket sahibi ...’in yeğeni olduğunu, 14.07.2010-25.11.2016 tarihleri arasında müvekkili şirket olan ... A.Ş.’nde işveren vekili olarak satış ve pazarlama direktörü sıfatıyla çalıştığını, hem yakınlıktan hem de pozisyonundan dolayı serbest çalışma saatlerini kendisinin belirlediğini, işyeri ile ilgili konularda yetki sahibi olduğunu, yakınlığı ve pozisyonu itibariyle davalının, şirket ile ilgili her türlü bilgiye de haiz olduğunu, şirket hisselerinin el değiştirmesinden sonra hesap verecek şekilde çalışmamak ve kendi işini yapma amacıyla istifa ederek ayrıldığını, ancak rekabet ve dürüstlük kurallarına aykırı davranarak eşi ... (kendisi de müvekkili şirkette bir dönem çalışan) adına 09.12.2016 tarihinde müvekkiliyle aynı alanda faaliyet gösteren ... Limited Şirketi’ni kurduğunu ve haiz olduğu müşteri ve ticari bilgilerini kendi lehine, müvekkili aleyhine kullanmakta olduğunun tespit edildiğini, davalının bu bilgileri kullanarak müvekkilinin müşterilerine ulaştığını, müşterileri müvekkili ile olan ticari işlerini, sözleşmelerini sonlandırmaya yönlendirdiğini, daha düşük bedel teklifinde bulunduğunu, kendisi ile çalışmalarını istediğini, ticari sırlarını ifşa ettiğini, müşteri çevresinden yararlanarak müvekkiline zarar, kendisine ise fayda sağladığını, davalının şirketini eşi adına kurmuşsa da işlemlerin tamamını kendisinin yürüttüğünü, örneğin; davalının, müvekkilinin müşterisi olan ...’e mail üzerinden ölçeğe göre fiyat bildirimi yaptığını, aynı şekilde ... firması ile de iletişime geçtiğini, haksız rekabete ilişkin düzenlemelerin sınırlayıcı olmayarak sayıldığını, haksız rekabet tehlikesinin varlığı veya haksız rekabetin devam ettiği ya da tekrarlama tehlikesinin varlığı halinde haksız rekabetin men'inin istenebileceğini, davalının, müşteri bilgisi ile haksız rekabet eylemlerine devam edeceğinin de kuşkusuz olduğunu, inceleme sonucunda müvekkilinin uğradığı maddi zararın belirlenebileceğini, kaldı ki maddi zararın belirlenemediği durumlarda da makul bir tazminata hükmedilmesinin eski bir içtihat olduğunu (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 1998/9757 Esas-1999/1792 Karar sayılı ilamı) belirterek, haksız rekabetinin men'ine, müvekkilinin uğramış olduğu maddi zararlara karşılık (davalının elde etmesi muhtemel görülen kârların karşılığı da dâhil olmak üzere) şimdilik 1.000,00-TL’nin haksız eylem tarihinden itibaren işletilecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, ıslah dilekçesi ile talebin 41.340,12-TL'ye çıkartıldığı anlaşılmıştır. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı şirketin mesnetten yoksun ve somutlaştırılamamış, salt müvekkilinin kendilerine karşı açmış bulunduğu işçilik hakları alacağına dair davasına karşın açtığı işbu haksız rekabet davasının reddi gerektiğini, müvekkilinin işveren vekili olduğu iddialarını reddettiklerini, zira müvekkilinin her ne kadar şirket sahibi ...'in yeğeni olsa da oğlu ... şirket müdürü iken müvekkilinin de işveren vekili olduğunu iddia etmenin yersiz olduğunu, müvekkilinin, aile şirketinde çalışan akraba olmasına rağmen yetenekleri ve şirkete kattıkları nedeniyle şirkette olduğunun şirket ciro ve hasılat artışından da anlaşıldığını, müvekkilinin uzmanı olduğu alanda bu yeteneklerini kullanmasının yeni şirket ortakları tarafından istenilmediği gerekçesiyle mobbing ile istifaya yönlendirildiğini, müvekkilinin sadece bağlı bulunduğu birimle ilgili ve vazifeleri gereği bildirimlerde bulunarak kendisine verilen görev tanımını yerine getirmiş olduğunu, kendi hırsı ve çalışkanlığı ile davacının ulaşamayacağı yerlere ulaşıp ona yeni piyasalar, yeni müşteriler sağladığını, bu bilgileri şirkete kazandıranın zaten müvekkili olduğunu, kaldı ki gizli bir bilgi yahut ticari sırdan bahsedilemeyeceğini, müvekkilinin kendi yeteneklerini yeni çalıştığı iş yerinde de gösterdiğini, müvekkili şirketin yeni ortaklarının amcası ...'in yerini sarsmak için müvekkiline teklifte bulunması, onun yerini sarsmak istemeleri ve şirketin kalan kısmına da sahip olma arzularını dile getirmeleri, müvekkilinin de bu yönde baskı sebebiyle rahatsız bir ortamda çalışmaya mecbur bırakılması, tecrübesi ve kendi emekleriyle şirkete kattıklarından ötürü öngörüsünü dile getirmesine rağmen itibar edilmemesi, yıldırma politikaları nedeniyle işten ayrılmaya sürüklendiğini, müvekkilinin davacıya sunmuş olduğu ihbar önelli istifa dilekçesinde belirtilen tarihten önce işten çıkarıldığını, kendisinin ve eşinin çalışmış olduğu, bilgi birikimleri ve emeklerinin doğru bir şekilde kazanca dönüşebileceği alanda davacı gibi üretim değil, gıda lojistik ve dış ticaret şirketi kurduğunu, müşterilere, davacı şirket tarafından, müvekkilinin artık bünyelerinde çalışmadığının mail yoluyla bildirilmesinin ardından bahsi geçen alışverişler ve fiyat teklifi alma eylemlerinin gerçekleştiğini, müşterilerin kendilerinin teklif istediklerini, bilakis karşı tarafın iddialarının aksine, müvekkilinin müşterilere vermiş olduğu fiyatlardan daha aşağı çekenin karşı taraf olup müvekkilini zarara sokma ve iş yapmasına engel olma amacıyla hareket ettiğini, maillerde de müvekkilinin karşı tarafın aleyhine hiçbir şekilde iş ve eylemde bulunmadığının anlaşılacağını, davacı tarafın, iddialarını ispatta yetersiz kaldığını, ispat yükünün davacıda olduğunu, müvekkilinin böyle bir faaliyetinin olmadığının aşikar olduğunu, bu alandaki her ticari ilişkinin tek seferlik alım için geçerlilik arz ettiğini, bu durumda da müvekkilinden teklif isteyen 3.kişi şirketlerin davacı ile aralarındaki sözleşmeyi sonlandırdığından ve davacı aleyhine müvekkiliyle çalıştığından da söz edilemeyeceğini, mail zincirlerinde ilk olarak ... adına Rajiv Krishnan'ın fiyat almak için başvurduğunun görüleceğini, müvekkilinin de serbest piyasada çalıştığı şirket adına bilgi birikimini ve yeteneklerini kullanarak çalıştığını, serbest piyasa ekonomisi modelinde temelin ticari rekabete dayandığını, müşterilerin bir kısmı da müvekkilini yetenekleri ve başarısından dolayı tercih ettiklerini, burada haksız rekabetin varlığından söz edilemeyeceğini, kaldı ki müvekkilinin, davacının iddia ettiği müşterilerine herkese verdiği fiyat listesini sunduğunu, ...'nin, davacının bu bahsi geçen cari hesaplı müşterisi olmakla beraber sabit, süresi dolmamış sözleşmesi bulunan bir müşterisi olmadığını, davacının müvekkiline ait mail yazışmalarını hukuka aykırı bir şekilde elde ederek dosyaya sunduğunun aşikar olduğunu beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DAİREMİZİN KALDIRMA KARARI: Mahkemece daha önceden verilen "davanın reddi" ne dair karara karşı yapılan istinaf incelemesi neticesinde Dairemizin 08.06.2022 tarihli, 2020/1309 E. - 2022/924 K. sayılı kararı ile "...Bilindiği üzere, 6102 sayılı TTK'nın 54. maddesinde; haksız rekabete ilişkin hükümlerin amacının, bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanması olduğu düzenlenmiş, anılan maddenin ikinci fıkrasında ise rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamaların haksız ve hukuka aykırı bulunduğu hüküm altına alınmıştır. Somut uyuşmazlıkta davacı şirket vekili, aynı zamanda davacı şirket sahibinin yeğeni de olan davalının davacı şirkette üst düzey yönetici olarak çalıştığını, şirket ticari bilgilerine ve sırlarına vakıf olduğunu, ancak davacı şirketten istifa ettikten kısa süre sonra aynı iş kolundaki davadışı şirketi eşi üzerine açarak bu şirket üzerinden müvekkilinin müşteri çevresiyle irtibata geçerek iş yapmaya başladığını, bu suretle haksız rekabet eyleminde bulunduğunu ileri sürmüş, davalı ise savunmalarında; davacı şirkette kendi birikimi, çevresi ve emeği ile belli bir yere geldiğini, davacı şirketin de ciro ve hasılatlarını arttırdığını, yeni yönetimle olan anlaşmazlıklar nedeniyle davacı şirketteki işinden ayrılıp eşinin adına kurdukları şirkette eşiyle birlikte çalışmaya başladıklarını, davacı şirketin bahsettiği bilgileri davacı şirkete kazandıranın da zaten kendisi olduğunu, bu anlamda bir sır olmadığını, davacının bahsettiği mail yoluyla gerçekleşen alışverişlerin ve fiyat teklifi alma işlemlerinin, davacı şirketin artık davalının şirkette çalışmadığını müşterilerine bildirmesinden sonra gerçekleştiğini, davalının davacı şirket aleyhine bir iş ve eylemde bulunmadığını, kaldı ki bu sektörde her alımın tek seferli alım olup bu nedenle davacının müşterileriyle mevcut sözleşmelerini sonlandırdığından bahsedilemeyeceğini beyan etmiştir. Dosya kapsamına sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesinde; davalının, SGK kaydına göre davacı şirkette üst düzey yönetici olarak görev yaptığı, bu durumun davalının eşinin tanık beyanıyla ve diğer tanık beyanlarıyla da doğrulandığı, görev tanımının "satış pazarlama müdürü" olarak tanıklarca beyan edildiği, davalının satış birimindeki faaliyetlerde ve bu birimdeki çalışanlar üzerinde yetki sahibi olduğu, davacı şirketin sunduğu ve davalının da kabulündeki maillerde davalının davacı şirket e-posta adresini (...@....com) şirketten ayrıldıktan sonra da kullanmaya devam edip alışverişe dair şirketlerle bu mailler üzerinden de iletişim kurduğu, bu haliyle karşı tarafa davacı şirket ile iş yapıyormuş izlenimi verildiği, yine gerek işbu mahkemede ve gerekse taraflar arasında iş mahkemesinde görülen davada dinlenen tanık beyanlarında, davalının şirketten ayrılmasından sonra birtakım personelin de davacı şirketten ayrılıp davalının çalışmaya başladığı eşine ait şirkete geçtiği, davadışı şirketin kuruluşu ve tescilinin davalının işten ayrılmasından çok kısa bir süre sonra gerçekleşmiş olduğu anlaşılmakta olup, davalının da beyanlarında esasen, eşinin kurduğu şirkette aktif olarak çalıştığını, bilgi birikimi ve müşteri çevresini serbest piyasa koşullarındaki rekabet kuralları uyarınca kullanmaya devam ettiğini, davacı şirketin bahsettiği iki şirket ile de bu şirketlerin istemi ile ve kendisinin davacı şirketten ayrıldığının duyurulmasından sonra iletişime geçtiğini kabul etmekte olduğu görülmektedir. Ayrıca mahkemece yapılan yargılamada, davacı şirket defterleri ile davalının sonradan işe girdiği davadışı şirket defterlerinin incelendiği, iki ayrı bilirkişi raporu alındığı da görülmüştür. Davacı şirket defterlerinin incelendiği ilk raporda; davacı şirketin 2017 yılı itibariyle cirolarının düştüğü, özellikle davacı tarafın dava dilekçesinde belirttiği iki şirket bakımından da (..., ... şirketleri) cirolarının düştüğü, ancak davalı şirkette yönetim değişikliği de olup bunun da etkisi olabileceği, yine davacı şirketteki personelin de çoğunlukla değiştiği şeklinde görüş bildirildiği, davadışı şirketin defterlerinin incelenmesiyle düzenlenen raporda ise, davacı şirketin bildirdiği şirketlerden biri olan ... Şirketiyle davadışı şirketin yüksek oranda iş yaptığı, davacının 2017 yılı iş cirosunun da bu şirket bakımından düştüğü belirlenmiştir. Davacının dava dilekçesine eklediği ve davalının satış yaptığını belirttiği bir diğer şirket olan "... Şirketi" bakımından ise raporlarda hiçbir değerlendirme yapılmadığı gibi, yine davacının örnek olarak belirttiği şirketler dışında her iki taraf defterleri kıyaslanmak suretiyle de başka aynı şirketlerle iş yapılıp yapılmadığının araştırılması yönündeki talebine dair raporlarda bir tespit ve değerlendirmede bulunulmadığı, yine SGK kayıtlarına da delil olarak dayanıldığı halde, tanık beyanlarında ve alınan 1. bilirkişi raporunda da bahsedilmesine rağmen, davacı şirketten ayrılıp davalının çalışmaya başladığı davadışı şirkette işe giren personelin olup olmadığının ve bu hususta davalının etkisinin de haksız rekabet kuralları uyarınca irdelenmediği, bu haliyle eksik inceleme ile hüküm tesis edildiği anlaşılmıştır. Haksız rekabete dayalı eldeki dava bakımından, haksız rekabet sonucu zarar tehlikesinin varlığı da yeterli olup, bu husus dikkate alınarak, gerek müşteri çevresi ve gerekse personel bakımından davalının eylemlerinin haksız rekabet oluşturup oluşturmadığının, her iki şirket defter ve belgelerinin mukayeseli olarak (satıma konu ürünlerin aynı olup olmadığına da dikkat edilerek) ayrıntılı inceleme sonucunda tespiti gerekmekte olduğundan, yerel mahkeme kararının HMK 353/1-a-6. madde uyarınca kaldırılarak dosyanın mahkemesine iadesine...."şeklinde karar verildiği görülmüştür. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Mahkemece yeniden yapılan yargılama sonucunda, "....Davalının, SGK kaydına göre davacı şirkette üst düzey yönetici olarak görev yaptığı, bu durumun davalının eşinin tanık beyanıyla ve diğer tanık beyanlarıyla da doğrulandığı, görev tanımının 'satış pazarlama müdürü' olarak tanıklarca beyan edildiği, celp edilen SGK kayıtlarının değerlendirilmesinden davacı şirket tarafından 2016 yılı içerisinde çok sayıda çalışanın haklı sebep bildirilmeksizin işten çıkarıldığı, işçilerin blok olarak davacı şirketten ayrılıp dava dışı ... şirketinde çalışmaya başlaması şeklinde yorumlanabilir bir durumun tespit edilemediği, davacı şirketten ayrılıp dava dışı şirkette çalışmaya başlayan dört kişinin tespit edildiği (..., ..., ..., ...), bu kişilerden ...'ın 18/03/2016 tarihinde davacı şirketteki (satış destek personeli) işinden ayrıldığı, 27/03/2017 tarihinde dava dışı şirkette (satış müdürü) işe başladığı, ...'un 12/12/2016 tarihinde davacı şirketteki (satış destek personeli) işinden ayrıldığı, 01/02/2017 tarihinde dava dışı şirkette işe (ön muhasebeci) başladığı, ... 12/12/2016 tarihinde davacı şirketteki (şoför) işinden ayrıldığı, 01/02/2017 tarihinde dava dışı şirkette (şoför) işe başladığı anlaşılmakla adı geçen çalışanların işten ayrılma ve dava dışı şirkette işe başlama tarihleri gözetildiğinde, ayrıca adı geçenlerin davacı şirketteki işlerinden ayrılmasında davalının etkisinin bulunduğuna dair somut bir delil de bulunmadığından davalıya bu vakıa yönünden haksız rekabet teşkil eden davranış atfedilmediği, BAM kaldırma kararı doğrultusunda aldırılan bilirkişi raporları doğrultusunda, davacının dava dilekçesine eklediği ve davalının satış yaptığını belirttiği ... Şirketi ile davacının ticari ilişkisi irdelendiğinde 2015 yılında davacı ile adı geçen şirketin herhangi bir alışverişinin bulunmadığı, 2016 yılı itibariyle başlayan ticari ilişkide elde edilen 1.774.285,28-TL'lik işlem tutarının, 2017 yılında artarak 1.934.815.24-TL olarak devam ettiği, buna karşılık dava dışı şirketin 2017 yılında ... Şirketi ile ticari ilişkisinde satış tutarının 72.002,75-TL olarak gerçekleştiğinin tespit edildiği, davacı şirketin davalının işten ayrılmasından sonra ... Şirketi ile satış miktarını ve işlem tutarını artırdığı, davacının bu işlem tutarı ile dava dışı ... şirketi ile ... Şirketi arasında gerçekleşen işlem tutarı kıyas edildiğinde davacı şirketi zarara uğratacak ya da zarar tehlikesi yaratacak boyutta olmadığının değerlendirildirildiği, davacının örnek olarak belirttiği şirketler dışında her iki taraf defterleri kıyaslanmak suretiyle başka aynı şirketlerle iş yapılıp yapılmadığı yönünde yapılan değerlendirmede; davacı şirket ile dava dışı ... şirketinin yurtiçi satışları bakımından ortak müşterileri bulunduğu anlaşılmış ise de elde edilen satış tutarları kıyas edildiğinde haksız rekabetten kaynaklanan zarar tehlikesi yaratacak boyutta dava dışı şirket tarafından gerçekleştirilen satışın bulunmadığı, davacı şirketin sunduğu ve davalının da kabulündeki maillerde davalının davacı şirket e-posta adresini (...@....com) şirketten ayrıldıktan sonra da kullanmaya devam edip alışverişe dair şirketlerle bu mailler üzerinden de iletişim kurduğu, bu haliyle karşı tarafa davacı şirket ile iş yapıyormuş izlenimi verildiği, bu şekilde davalı tarafından ... şirketine davalı tarafça davacı şirket e-posta adresi olan (...@....com) adresinden mail gönderildiği bu vakıanın davacı şirket yönünden haksız rekabet ve dolayısıyla zarar tehlikesi oluşturduğunun değerlendirildiği, nitekim incelenen ticari defter kayıtlarına göre de davacı şirket ile ... şirketi arasında devam eden ticari ilişkideki işlem tutarının 2017 yılı itibariyle düştüğü tespit edilmiş olduğundan, davalının çalıştığı dava dışı ... şirketinin ... şirketi ile 2017 yılı içerisinde gerçekleşen işlem tutarı olan 1.252.686,53-TL üzerinden tazminat hesabı yapılarak davalının haksız rekabet teşkil eden eylemleri nedeni ile davacının talep edebileceği maddi tazminatın 39.004,76-TL olduğu kabul edilerek bu miktar üzerinden davanın kabulüne, ayrıca davalının haksız rekabetinin men'ine karar vermek gerekmekle, sonuç olarak, DAVANIN KISMEN KABULÜNE, HAKSIZ REKABETİN MEN' İNE, haksız rekabet teşkil eden eylemler nedeni ile 39.004,76-TL MADDİ TAZMİNATIN DAVA TARİHİNDEN İTİBAREN İŞLEYECEK AVANS FAİZİ İLE BİRLİKTE DAVALIDAN ALINARAK DAVACIYA VERİLMESİNE, fazlaya ilişkin istemin REDDİNE..." şeklinde karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili tarafından, "....Mahkemenin gerekçeli kararında dayanak yaptığı mail yazışmasındaki adresin hatalı olduğunu, müvekkili ...'in ... domainli herhangi bir mail adresinden yurt dışındaki şirketlerle yazışmadığını, zira müvekkili ...'in yazışmış olduğu mail adresinin davacı tarafın dava dilekçesinde de belirtmiş olduğu gibi ...@....com adresi olduğunu, '...' müvekkilinin soyadı olup kullanmasının haksız rekabeti oluşturacağının absürt olacağını, ayrıca ... firmasının ünvan itibariyle benzer şekilde haksız rekabet davasının konusu olduğunu, İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/398 Esas-2023/694 Karar sayılı dosyasında verilen ret kararının kesinleştiğini, mahkemenin yanlış bir mail adresi üzerinden yanlış bir hüküm kurduğunu, davacı şirketin eski çalışanı olan kişilerin dava dışı şirkette çalıştığı tespit edilmiş ise de; yüzlerce çalışanı bulunan dava dışı şirketin bir kaç kişinin dava dışı ... Şirketinde çalışmalarının haksız rekabet oluşturduğu anlamına gelmediğini, davacı şirket eski çalışanlarının dava dışı şirketin kurulmasından çok sonra çalışmaları olduğunu, çalışmaya başlamalarından kısa süre sonra da işten ayrıldıklarını, kaldı ki, müvekkilinin faaliyet gösterdiği alanda deneyimi ve yeterliliği bulunmayan 4-5 aylık çalışmaları olan personeller olduğunu, bahsi geçen çalışanların davacı şirkette ne kadar süre çalıştığı, işten ayrılış sebeplerinin tespiti yapılmadan dava dışı şirkette çalışmaya başlamalarının haksız rekabet oluşturmayacağının açık olduğunu, davacı ile dava dışı şirketin faaliyet alanlarının farklı olduğunu, davacı sadece yumurta ticareti ile uğraşırken davadışı şirketin ise yumurta ve tavuk eti satışı yaptığını, müvekkilinin çalışmış olduğu şirketin yumurta ve tavuk eti satışı yapan ve bunları yaparken de piyasadan tedarik eden bir şirket olup tavuk eti ve yumurtanın üretimini yapmadığını, davacının ise yalnızca yumurta üretimi yaptığını, kaldı ki dava dışı şirketin iç piyasada satış yapmadığını, yerel pazardan tedarik ettiği ürünleri yurt dışına pazarladığını, davacının ise üretmiş olduğu ürünleri yerel pazarda satışa sunduğunu, müvekkilinin, davacı şirketin müşteri portföyünü dava dışı ... Ltd Şti şirketine kaydırmasının söz konusu olamayacağını, pazarların birbirinden tamamen farklı olduğunu, müvekkilinin çalışmış olduğu şirketin ürün yelpazesinin davacı şirketten çok daha geniş olduğunu, kaldı ki müvekkilinin faaliyet alanı düşünüldüğünde değişen ekonomik koşullar ve değişken fiyatlar sebebiyle her ticari ilişkinin tek seferlik alım için geçerli olduğunu, bu durumun tek başına haksız rekabet oluşturmadığını, haksız rekabet iddiaları yönünden tanık beyanlarının da belirleyici rol oynadığını, bu sebeple davacı şirketin bahsi geçen yıllarda ekonomik kriz içerisinde olup olmadığının da tespiti ile ekonomik açıdan zarara uğrayıp uğramadığının belirlenmesi gerektiğini, aynı işi yapıp yapmadığının tanık beyanları ile ortaya konulması gerektiğini, somut olayda, dinlenecek tanık beyanları ile haksız rekabet olmadığının ortada olduğunu, davacı tarafın dava dışı ... Şti'ne karşı açmış olduğu haksız rekabetten kaynaklı tazminat davasının reddine karar verildiğini, İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/398 Esas-2023/694 Karar sayılı dosyasında davacı ... ve davalı ... ünvanı/markalarının kullanımının aldatıcı veya dürüstlük kuralına aykırı olmadığı ve iltibasa sebebiyet vermediği, karıştırılma tehlikesine sebebiyet vermediği anlaşılmakla denilerek açılan o davanın reddine karar verildiğini, TTK'nın 55.maddesinde haksız rekabet kavramının karşılığını oluşturan hallerin sayıldığını, bu eylemlerin hangisinin müvekkili tarafından yapıldığının belli olmadığını, hükümde yanlış gerekçelerle sehven dava dilekçesinde dahi bahsi geçmeyen dosyada bulunmayan bir mail adresi üzerinden hatalı tespitlere dayalı bin bir türlü sebepten kaynaklanabilecek binlik ciro azalışlarının, haksız rekabet olarak değerlendirilebileceği şeklindeki imaların ne hukuki ne de dosyanın gerçekleriyle uyuşmadığını, mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini..." beyanla, mahkeme kararı istinaf kanun yoluna getirilmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, haksız rekabetin tespiti, men'i ve tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece yeniden yapılan yargılama sonucunda; yukarıda yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verildiği, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmaktadır. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde; mahkemece istinaf kaldırma kararında belirtilen eksiklikler giderilerek yeniden bilirkişi heyet raporları alındığı ve davalının haksız rekabet teşkil eden eylemlerinin tespiti ile davalı aleyhine maddi tazminata hükmedildiği görülmekle, her ne kadar bilirkişilerce hesaplanan tutardan daha az bir miktara tazminat olarak hükmedilmiş ise de, bu hususta davacı tarafın istinafa gelmemiş olması nedeniyle bu eksiklik karar kaldırma nedeni yapılmamış olup, alınan bilirkişi raporlarının denetime ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, davalının, davacı şirketteki yetkili konumundaki görevinden ayrıldıktan sonra resmi olarak eşi üzerine kurduğu ve birlikte çalıştıklarını beyan ettiği davadışı ... Şirketinde çalışmaya başladığı, her iki şirketin aynı tür faaliyetlerle iştigal ettiğinin görüldüğü, dosyaya sunulan maillerden de, davalının davacı şirkette kullandığı davacı şirket uzantılı mail adresine dair kullanımına son vermediğinin açıkça görülmekte olduğu, yine davacı şirkette çalışan birtakım personelin davalıdan hemen sonra, davacı şirketteki işlerinden ayrılarak, davalının çalışmaya başladığı bahse konu şirkette çalışmaya başladığının SGK kayıtlarından açıkça görüldüğü, bu hususun da davalı tarafın tüm eylemleri ve yargılama sırasındaki beyanları ile birlikte değerlendirildiğinde, dürüstlük kuralına uygun görülmeyip haksız rekabet teşkil ettiği, bilirkişilerin defter ve ticari belgeleri incelemeleri neticesinde sabit olduğu üzere, davacı şirket ile davadışı şirketin aynı faaliyet alanında, aynı müşteri firmalarıyla çalıştıklarının anlaşıldığı, davacının üreterek satması ve davalının çalıştığı şirketin ise yumurtayı üretmeden satmasının haksız rekabet bakımından farklı iş kolu olarak yorumlanamayacağı, davalı tarafın istinafında bahsedilen İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/398 E.-2023/694 K. sayılı dosyasına konu hususun, işbu davadan farklı olup, "..." ve "..." ticaret ünvanları arasında iltibasa neden olacak şekilde haksız rekabetin tespiti ve önlenmesine yönelik bir dava olduğu, eldeki yargılama ile bağlantılı bulunmadığı, bu suretle, sonuç olarak, istinafa sadece davalı tarafın geldiği de gözetilerek, bu kapsamda mahkeme kararında usul ve yasaya aykırı bir yön görülmemekle, davalı vekilinin tüm istinaf itirazlarının esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davalı vekilinin istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere: 1-Davalı vekilinin İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/563 Esas - 2024/562 Karar sayılı kararına yönelik istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-İSTİNAF AŞAMASINDA; alınması gereken 2.664,41 TL istinaf karar harcından peşin alınan 667,00 TL'nin mahsubu ile eksik kalan 1.997,41-TL'nin davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 3-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına, 4-HMK 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde varsa taraflarca yatırılan avansdan kalan bakiyenin yerel mahkemece hesaplanarak ilgili olduğu tarafa iadesine, 5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 6-Kararın, Dairemizce taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre zarfında Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 31/10/2024