Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2019/336 E. 2021/426 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2019/336
Karar No
2021/426
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2022/1577 KARAR NO: 2025/237 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi TARİHİ: 23/12/2021 NUMARASI: 2019/336 E. - 2021/426 K. DAVANIN KONUSU: Fikir Ve Sanat Sanat Eseri Sahipliğinden Kaynaklanan Haklara Tecavüzün Ref'i, Önlenmesi Ve Tazmini İSTİNAF KARAR TARİHİ: 06/02/2025 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, iki bölümden oluşan ... isimli kitabın yazarı olduğunu, ... isimli eserin konusunun ... oyunu olduğunu, kitabın birinci bölümünde, zengin ve aile şirketi sahibi bir karakter olan ...'ün, kitapta kendi özel yaşamında arayış içerisinde olduğunu, ...’ün içerisinde bulunduğu durum, kendisine gelen isimsiz mektuplarla daha gizemli bir hal aldığını, kitabın ilerleyen bölümlerinde ..., kasten öldürme suçundan gözaltına alınıp bir süre tutuklu kaldığını, tutukluğu sonrasında kendisine gelen mektupları okuyan ..., kitabın ikinci bölümünde yer alan ... öyküsü ile tanıştığını, ..., ... oyununun anlatıldığı, bir kahvehanede tek tek makamların açıklanarak oyunun devam ettiği bir hikaye olduğunu, kitabın sonunda ..., ilk bölümdeki halinden sıyrılıp kendi kabuğuna çekilen bir karakter olarak karşımıza çıktığını, müvekkil tarafından yayınlanan kitabın konusu ile ... kanalında yayınlanan ... dizisinin senaryosu ciddi anlamda benzerlikler içerdiğini, ... kitabı ve ... dizisi arasında birçok benzerlik bulunduğunu, bu benzerlikler dizinin senaryosunun müvekkilin izni alınmaksızın kitaptan uyarlandığını gösterdiğini, dizide oyunu anlatan ... adlı karakter, ... Kitabındaki ... karakteriyle benzerlik gösterdiğini, her ikisi de ... oyununu kurup etrafındakilere anlattığını, bu benzerlikler dizinin bölümlerinde açıkça görüldüğünü, ... oyununu, günümüze uyarlayan ilk eserin ... kitabı olduğunu, somut olayda kitabın başkarakteri ile dizinin başkarakterinin çok benzer özelliklere sahip olması, olay örgüsünün benzer şekilde ilerlemesi, oyunun oynandığı yerin kahvehane olması ve oyunun akşam oynanması, yan karakterlerin çok benzer olması gibi hususlar dikkate alındığında ... dizisinin senaryosunun müvekkilin ... isimli kitaptan uyarlandığı, diğer bir ifadeyle müvekkilinin izni alınmaksızın telif haklarının ihlal edildiğini, senaryonun ana hatları ile başka bir eserin benzer olması halinde telif hakkına tecavüzün sözkonusu olacağını, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun m.2 hükmünde ilim ve edebiyat eserlerinin tanımına yer verildiğini, bu kapsamda müvekkiline ait ... isimli kitabın eser olduğunun ve müvekkilinin eser sahibi sıfatıyla mali ve manevi haklara sahip olduğunun tartışmasız olduğunu, müvekkilinin, kendisine ait olan eserin kullanılması hususunda davalı yana herhangi bir şekilde izin vermediğini, müvekkiline ait eserin davalı yanca kullanılmasının hukuka aykırı olduğunu, dizinin halen yayınlanmakta olup bu ihlal devam ettiğini, bu nedenle, müvekkilin haklarının ihlal edilmesine son verilmesi amacıyla FSEK m. 66 vd hükümleri uyarınca tecavüzün ref'ine karar verilmesi gerektiğini, davalı taraf vekili tarafından, arabuluculuk görüşmesine katılım gösterildiği ve tutanağın altına imza atılmak suretiyle resmi belge niteliğini haiz tutanağın kabul edildiği de dikkate alındığında, tarafların başka herhangi bir hususun yazılması konusunda anlaşmadıkları ve buna rağmen davalı vekilinin arabuluculuk son tutanağının geçersiz olduğunu ileri sürmekte kötü niyetli olduğunu, dava konusu uyuşmazlık arabuluculuk son tutanağına yazıldığını, FSEK ile ilgili davalar haksız fiil de teşkil ettiğinden Borçlar Kanunu 60. madde gereğince bir ve on yıllık zamanaşımı sürelerine tabi olduğunu, davalı tarafından ileri sürülen davanın yasal süresi içerisinde ikame edilmediği hususu tamamıyla haksız ve mesnetsiz olduğunu, davanın konusunun, davalının "...'dan faydalanması" değil, dizinin senaryosunun direkt olarak müvekkilin izni olmaksızın ... kitabından uyarlanması olduğunu, davaya konu olan asıl husus kitabın karakterleri, olay örgüsü, mekan ve zaman bakımından da ... kitabı ve ... dizisi arasında ciddi benzerlikler bulunması olduğunu, bahsi geçen unsurlar adeta ... kitabından kopyalandığını, hal bu iken, davalı tarafından ifade edilen ...'nın fikri mülkiyet korumasından yararlanamayacağı hususunun, mahkemeyi yanıltmaya yönelik olduğunu, davalının müvekkilin iznini almaksızın müvekkile ait ... kitabını işleyerek dizi senaryosuna dönüştürdüğünü ve ciddi anlamda gelir elde ettiğini, FSEK m.68 hükmünde Kanuna uygun yazılı izni almadan eseri işleyen, çoğaltan, çoğaltılmış nüshaları yayan, temsil eden veya hertürlü işaret, ses veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletenlerden izni alınmamış hak sahibinin sözleşme yapılmış olması halinde isteyebileceği bedelin veya FSEK hükümleri uyarınca tespit edilecek rayiç bedelin en çok üç kat fazlasını isteyebileceğinin belirtildiğini, müvekkil daha önce hiç bir kişi ile sözleşme yapmamış olup, rayiç bedelin tespit edilmesi gerektiğini, bu sebeple şimdilik 1.000,00-TL talep ettiklerini, müvekkilinin kitabının izin alınmaksızın bir dizi senaryosuna dönüştürüldüğünü öğrendiğinde büyük bir manevi yıkıma uğradığını, onu çok üzdüğünü, müvekkilin manevi zarara uğradığı bu zararın tazmini yönünden 10.000,00-TL talep ettiklerini, müvekkilinin telif haklarına gerçekleştirilmiş olan tecavüzün ref'ine, bilirkişi marifetiyle rayiç bedel belirlendikten sonra dava değerini arttırma hakkı saklı kalmak kaydıyla FSEK m.68 uyarınca şimdilik 1.000,00-TL (belirsiz alacak) bedelin tecavüz tarihinden itibaren işletilecek mevduata uygulanan en yüksek faiz ile birlikte müvekkiline verilmesini, davalı aleyhine 10.000,00-TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. Davalı ... Hizmetleri A.Ş' nin dosyaya sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; arabuluculuk dava şartının yerine getirilmediğini, Tecavüzün ref’i ile maddi ve manevi tazminat talepleriyle ikame edilmiş olan huzurdaki davanın aynı zamanda yasal süresi içerisinde ikame edilmediğini, davanın esasa girilmeksizin zamanaşımından usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkili şirketin, davacının benzerlik iddialarını yönelttiği ... dizisinin yapımcısı olup söz konusu dizinin senaryosunun dava dışı ...’e ait olduğunu, müvekkili şirket ile adı geçen senarist arasında senaryo sözleşmesi imzalandıktan sonra senaryonun mali ve manevi haklarının müvekkili şirkete devredildiğini, davanın ...’e de ihbarını talep ettiklerini, müvekkili şirket ile adı geçen Senarist arasında hikayesi, genel karakterleri, tiplemeleri, ana akışı, konsepti ve diyalogları bir bütün olacak şekilde bahse konu senaryonun, ‘’...’’ adlı televizyon dizisine esas teşkil edecek şekilde kullanılması için 5 Eylül 2018 tarihinde Senaryo Sözleşmesi, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve sair yasal düzenlemeler uyarınca Eser üzerinde sahip olunan hakların müvekkil şirkete devredildiğine ilişkin 5 Eylül 2018 tarihli Muvafakatname ve son olarak, Eser üzerindeki mali, manevi, komşu ve bağlantılı hakların müvekkil şirkete devri, Eser’e ilişkin haklar için üçüncü kişilerle herhangi bir sözleşme akdedilmediği ve tüm hakların müvekkil şirket tarafından kullanılmasına muvafakat edildiği hususunda bila tarihli beyan metninin imzalandığını, senarist, Sözleşme, Muvafakatname ve Beyan kapsamında, Senaryo ve Eser’e ilişkin tüm mali ve manevi haklar ve kullanma yetkisini müvekkili şirkete devrettiğini, ... dizisinin senaryosu ve dizide işlenen hikaye, temel olarak, bin yılı aşkın bir süre önce vücuda getirilen, ... olarak adlandırılan ve bir anlamda ‘’yolculuk’’ temasını işleyen bir oyun üzerine kurgulandığını, bu bağlamda Dizi’de yer alan karakterler, sahneler, replikler ve işlenen hikaye gerek ayrı ayrı gerekse de bir bütün halinde esas olarak ...’dan yola çıkılarak hazırlandığını Senarist’in özgün ve nevi şahsına münhasır bir fikri ürün olarak münferit bir eser niteliği taşıdığını, ... veya günümüz Türkçesi ile ... olarak adlandırılan ‘’oyun’’, kimin tarafından vücuda getirildiği bilinmemekle birlikte baskın görüşe göre, ilk olarak 1500 yıl önce Hindistan’da ortaya çıktığını ve 1200 yıllarında yaşayan ... tarafından da talebelerine tasavvuf felsefesini ve öğretilerini aşılamak amacıyla geliştirildiği düşünüldüğünü, ..., her ne kadar pratikte bir oyun gibi oynanmaktaysa da aslında günümüze kadar tasavvufi bir terbiye irşad metodu, bir başka deyişle eğitme ve yol gösterme aracı olarak kullanılageldiğini zira ...’da 1’den 101’e kadar kareler bulunmakta ve bu karelerde insanoğlunun hayatı boyunca karşılaşabileceği manevi makamlar sıralandığını, burada temel olarak insanoğlunun bu makamlar arasındaki seyri ve nihayetinde de visalini (Allah’a kavuşmasını) amaç edinen bir kurgu bulunduğunu, bidayetinde Anadolu’da yerleşen Kıraathane kültürüyle birlikte insanlar özellikle Ramazan aylarında akşam vakitlerinde bir araya gelerek ...’yı oynamaya başladıklarını, ... Üzerinde Herhangi Bir Fikri Mülkiyet Koruması bulunmadığını, bilindiği üzere, ..., kim tarafından vücuda getirildiği tam olarak bilinmemekle birlikte bin yılı aşkın bir süre önce ortaya çıkmış olup günümüze kadar farklı coğrafyalarda, farklı dillerde ve farklı formatlarda gelişmeye devam edegeldiğini, dolayısıyla da, dizi’de de hikayenin çıkış noktasını oluşturan ...’nın kim tarafından ve ne zaman vücuda getirildiğinin bilinmediğini, bir başka deyişle ‘’anonim’’ olduğunu, fikri mülkiyet anlamında eser olarak herhangi bir koruma altında bulunmadığını, kaldı ki yalnızca müvekkil şirketin yapımcılığını yaptığı Dizi’de değil, başkaca bir çok sinem filmi, dizi, belgesel, kitap vs. eserlerde de işlenen hikayelere temel teşkil ettiğini ve herkesçe kullanıldığını, anonim olduğu ve herhangi bir kanuni koruma altında olmadığı tartışmasız şekilde ortada olan ...’ya ve/veya ...’dan hareketle vücuda getirilen bir esere ilişkin herhangi bir hak iddia edilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu ve bu anlamda davacının da hak iddiasının ve taleplerinin yerinde olmadığını, davacının fikri mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddiasını, temel olarak, yazarı olduğunu belirttiği ‘’...’’ isimli kitaba dayandırdığını, nitekim ... isimli kitap incelendiğinde de, aynen Dizi’deki gibi ...’dan hareketle kaleme alındığının görüldüğünü, bir başka deyişle, bu kitabın da, tıpkı Müvekkil Şirket’in yapımcılığını üstlendiği ... dizisi gibi, ...’nın üzerine inşa edilen bir hikaye ile kurgulanmış, kaleme alındığını, ancak kati surette, kitaptaki hikaye ve karakterler ile Dizi’deki hikaye ve karakterler arasında herhangi bir benzerlik söz konusu bile olmadığını, davacının hak sahipliği yalnızca ve yalnızca kaleme almış olduğu ‘’...’’ isimli kitap üzerinde olabilir ki bahse konu kitabın da Dizi, Senaryo ve/veya Dizi ve Senaryo’da geçen hikaye ve karakterler ile hiçbir şekilde ilişkisi bulunmadığını, müvekkil şirketin yapımcılığını yürüttüğü ve her türlü mali, manevi ve sair hakları Senarist’ten devralmış olduğu Eser’in senaryosu, Senarist ... tarafından yazılmış ve özgün birer eser olarak ortaya çıkarılmış olan Eser/Dizi de, tamamen sahibinin hususiyetini taşıyan bir fikir ve sanat eseri niteliği taşıdığını, ... Dizisinin, ... Kitabından uyarlandığı iddiaları gerçeği yansıtmadığını, davacının kitabındaki karakterler ile müvekkilinin yapımcısı olduğu dizideki karakterlerin farklı olduğunu, davacının bu olay örgüsüne ilişkin benzerlik iddiasının da yerinde olmadığını, dava dilekçesinde, ...’ya ilişkin olarak ‘’...’’ ve oyunun kaldığı yerden devam ettiği yönünde benzerlik iddiasında bulunulmuş ise de davacının bu yöndeki iddiaları davanın hangi eser ve/veya eserler üzerine inşa edildiği noktasında tereddüt uyandırdığını, ...’nın bir anlamda ‘’yolculuk’’ temasını işlediği ve oyunda kullanılan piyonların da aslında yolcu olarak addedildiği dikkate alındığında bu oyunun temel alındığı bir hikayede gerek ‘’...’’ gerekse de ‘’yolculuğun kaldığı yerden devam etme’’ vurgusunun kaçınılmaz olduğunu, başkarakterlerin ‘’mafya ilişkileri’’ ile ilgili benzerlikleri bulunduğu iddia edilmişse de; kitaba bakıldığı zaman ...’ün barda güvenlik görevlisi ile kavga ettiği, ortada mafya olarak adlandırılabilecek herhangi bir grubun bulunmadığını, bir benzerlik iddiasının da polislerin işlenen suçları takip etmesi olarak gösterildiğini, ancak bilindiği gibi suç işlenen bir hikayede suçluların izinin sürülmesi, olayın aydınlatılmaya çalışılması, adli incelemeler yapılması, takipte bulunulması vs. süreçler olayın/hikayenin doğal bir sonucu ve hatta gerekliliği olduğunu, burada davacının kitabından esinlenildiği gibi bir durum söz konusu olmadığını, davacının FSEK’in 66 vd. maddeleri uyarınca tecavüzün ref’i yönünde karar verilmesine ilişkin talebinin kati surette reddinin gerektiğini, davacının maddi ve manevi tazminat talebinin de reddi gerektiğini beyan etmiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; ".“Davaya konu ... isimli kitabın FSEK 2/1 çerçevesinde ilim ve edebiyat eseri olduğu, davacının davaya konu kitabın eser sahibi olduğu, davacının kitabının kurgusu ve bazı karakter ve mekânsal hususiyetlerin ... isimli dizide izinsiz kullanılmasının FSEK 21'de yer alan mali hak türü olan işleme hakkının, davacının dizide işlenen eserin sahibi olarak belirtilmemesi sebebiyle manevi hak türü olan FSEK 15'teki adın belirtilmesini isteme hakkının ihlali niteliğinde olduğu sonucuna ulaşılmış, davacının eser sahipliğine tecavüz teşkil ettiğinin tespiti ile davacının talep edebileceği telif bedelin 20.000 TL olabileceği davacının bu bedelin FSEK 68 çerçevesinde 3 katını talep edebileceği anlaşılmakla maddi tazminat davasının kabulü ile taleple bağlı kalınarak 40.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, yine davacının eser sahibi olarak adının belirtilmemesi nedeniyle “eser sahibi olarak tanıtılma hakkı”(FSEK m.15) ihlal edildiği anlaşılmakla manevi tazminat talebinin kabulü ile eylemin ağırlığı kullanım şekli dikkate alınarak takdiren 10.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, ref talebi yönünden talebin FSEK 68 e dayalı olduğu dikkate alınarak ref talebinin reddine," karar verilmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -Anlaşmamaya dair arabuluculuk son tutanağının geçersiz olduğunu, tutanağın, ilgili mevzuat hükümleri kapsamında belirlenen nitelikleri haiz olmadığını, uyuşmazlık konusu, arabuluculuk son tutanağı kapsamında, “başvurucunun telif haklarına gerçekleştirilmiş olan tecavüzün durdurulması ve maddi ve manevi zararın tazmini” gibi oldukça genel bir söylemle ifade edilmiş olup başvuruya konu somut uyuşmazlığın gerçek anlamda ne olduğu, hangi eser ve/veya eserlere dayandığı ve tarafların hangi fikri ürün ve/veya ürünlere ilişkin talepler hususunda anlaşamadıkları yönünde bir tespit yapılmış olmadığını, davanın esasa girilmeksizin dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini, -bilirkişi raporunun eser sahipliğinin değerlendirilmesi başlığı incelendiğinde, "dava konusu sinema filmlerinin 1995 yılından önce yapıldığından" ve "senarist olduğunu iddia eden davacının sinema filmi üzerindeki (eser sahipliğinden)" söz edildiği görüldüğünü, ancak dava konusu olayda hem 1995 yılı öncesinde yapılan bir sinema filmi mevzubahis olmadığı gibi davacının müvekkili şirkete ait "..." isimli TV dizisinin senaryosu üzerinde bir hak sahipliği de bulunmadığını, davacının ... dizisi ile yazarı olduğu ... kitabı arasında benzerlik olduğu ve uyarlama bulunduğu iddiasına dayandığını, ancak raporun bu konuda hüküm kurmaya elverişli olmadığını, davacının dava konusu kitabına konu ettiği ve iddialarını yoğunluklu olarak dayandırdığı “...”nın eser vasfının bulunmadığını ve bu anlamda davacının da bu hususta herhangi bir eser ve hak sahipliğinin de bulunmadığını, -Dava konusu “...” kitabı ile müvekkil şirket’in “...” dizisi arasında benzerlik olduğu yönündeki mahkeme gerekçesinin yerinde olmadığını, kitap incelendiğinde, aynen ... dizisindeki gibi ...’dan hareketle kaleme alındığının görüldüğünü, bir başka deyişle, bu kitap da, ...’nın üzerine inşa edilen bir hikaye ile kurgulandığını, ancak kati surette, kitaptaki hikaye ve karakterler ile ...’taki hikaye ve karakterler arasında herhangi bir benzerlik söz konusu bile olmadığını, davacının da, bin yılı aşkın bir süre önce ortaya çıkmış olan ve günümüzde her ne ad altında olursa olsun hiçbir hukuki koruma altında bulunmayan ... oyunu üzerinde herhangi bir hak sahibi olmadığını, yalnızca kaleme almış olduğu “...” isimli kitap üzerinde olabilir ki bahse konu kitabın da ... dizisi, senaryo ve/veya dizi ve senaryoda geçen hikaye ve karakterler ile kısmen veya tamamen hiçbir şekilde ilişkisi, dolayısıyla da benzerliği bulunmadığını, raporda da ..., bugüne kadar birçok dizi, film, belgesel, kitap, dergi, makale vs. eserlere de konu edildiğinin belirlendiği, davaya konu her iki eserde de ... üzerinden “yolculuk, yolda olma, yolculukla pişme ve hakikate erme” teması işlendiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunda edebiyatçı bilirkişi de, aynen ifadeyle “...” konusu evrensel ve anonim bir konudur” tespitine yer verdiğini, evrensel temaların konu edinilmiş olmasının intihal için yeterli kabul edilmediğini, kesinlikle “esinlenildiğinin” kabulü anlamına gelmemekle birlikte benzerlik, aynı alanda üretilmiş eserlerde bulunması mümkün, soyut fikir, konu, yöntem gibi olağan ve anonim unsurlara ilişkin veya sadece önceki eserden esinlenme mertebesinde kalmış ise, bunun meşru bir kullanım sayılması gerektiğini, ...’ın sahibinin hususiyetini taşıyan bir eser olarak kabul edilmesi ve intihal iddiasının külliyen reddedilmesi gerektiğini, -Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, dava konusu ... kitabı ve ... dizisindeki karakterlerin/kişilerin benzer şekilde işlendiği tespitine yer verilmiş ve mahkemece de bu değerlendirme ile hüküm ihdas edilmiş ise de bu değerlendirmenin yerinde olmadığını, ... isimli kitabın baş kahramanı olan ... karakteri incelendiğinde, karakterin, gerçekte sorumsuz, kendini alkole vermiş, gece hayatı yoğun bir insan olduğu; buna karşın ... dizisindeki baş karakter olan ...'in ise ailesini bir arada tutan, aile holdingini yöneten, tutarlı ve oldukça düzenli bir hayatı olan karakter olarak işlendiğinin görüldüğünü, dizide yer alan ... ve ... karakterleri de, satrancı urefanın işlendiği bir hikayede, konunun bir bütün olarak ele alınması halinde aslında konunun işlenebilmesi için zaten bulunması gereken karakterler olduğu ve ... üzerinden işlensin işlenmesin birçok dizi, kitap, film, senaryo ve sair eserde birebir aynı veya benzer karakterlerin yer aldığı tartışmasız bir gerçek olduğunu, eserin baş kahramanı olan kişiye genelde yol gösteren bilge kişiler kaçınılmaz şekilde bulunduğunu, ... zaten basamakların ve bu basamaklarda ortaya çıkan hikayelerin anlatılması üzerine kurulu bir oyun olarak icra edildiğini, bir karakter tarafından anlatılmadan bu oyunu oynamanın mümkün olmadığını, ...’nın gerek ortaya çıktığı coğrafya, gerek icra ediliş şekli, yüklenen anlam ve temel amacı dikkate alındığında bu oyunun oynanması için derin bir tasavvuf bilgisi gerektiğini, Dava konusu kitaptaki ... karakteri de bir kahraman, dizideki ... karakteri de bir kahraman olup, her iki kahramanın da, kurgusal olarak bu yolculukta elbette bir akıl hocasına, yol göstericiye ihtiyaç duyabileceğini, dizideki ..., ...- ... ilişkisi de böyledir ve bu ilişkide bir orijinallik söz konusu olmadığı gibi davacının kitabında da bir özgünlük ve orijinalliğin aranmaması gerektiğini, -raporda sahnelerin ve konuların benzer şekilde işlendiğinden söz edilmişse de, gerek dizinin gerekse de kitabın bir kavga sahnesi veya ölüm olayı ile başlaması salt huzurdaki davaya konu eserlerde işlenen konular olmadığını, bu gibi konular ile esere başlanması kitaplarda yaygın olmasa bile dizi ve sinema sektöründe çok yaygın olarak kullanılan bir yöntem olduğunu, bahsi geçen kitaptaki kavga kurgusu ve ... dizisindeki kavga kurgusunun orijinal bir fikir olmadığını, -kız çocuğu ve mektup konusunun da aslında birer klişeye örnek olduğunu, buna benzer şekilde, bir hikayede hiç bir görgü tanığı olmadığı düşünülen bir cinayetin aslında daima ya bir görgü tanığı ile ya da bir başka delil ile ortaya çıkması da bu klişelerden olduğunu, ... kitabındaki bu kurgunun da orijinal bir fikir olarak kabul edilemeyeceğini, -benzer olarak değerlendirilen bir başka husus da, satrancı urefanın bir kişi üzerinden anlatılması olarak gösterilmişse de satrancı urefanın zaten insanın manevi yolculuğunu anlatan bir unsur olduğunu, konunun birden çok kişinin ağzından ve/veya başka şekillerde anlatılmasının zaten mümkün olmadığını, dizide satrancı urefanın bir kahvehanede ve sonrasında ...’nın dükkanında anlatılması hususuna ilişkin olarak ise, satrancı urefanın zaten toplanıp anlatılmak, öğretilmek, karşılıklı fikir yürütmek üzerine kurulmuş bir oyun olduğunu, ..., tarih boyunca toplumun bir arada vakit geçirdiği kahvehane, kıraathane gibi yerlerde oynana gelmiş olduğunu, ..., Dizi’de ilk iki bölüm kahvehanede oynandıktan sonra antikacı dükkanında oynanmaya devam edilmiştir. Dolayısıyla dosya kapsamında bu olay örgüsüne ilişkin benzerlik bulunduğunun kabulü yerinde değildir. Zira insanların bir araya gelip bilge bir kişiyi dinlemesi insanlık tarihinin en temel gerçekliklerinden biridir. Ülkemizde de mahallelerdeki toplanma yerlerinin ezelden beri kahvehaneler ve dükkanlar olduğu dikkate alındığında, bu tür bir dizide konunun farklı bir şekilde ve farklı bir mekanda anlatılması zaten olaya ve satrancı urefaya gerçek dışı bir yaklaşım olacağını, tüm toplumlarda insanların gündüz saatlerinde çalışmakta ve ancak akşam saatlerinde sosyal aktivitelere zaman ayırabildiğini, bunun temel bir kural olduğunu, -Benzerlik olarak rüya sahneleri gösterilmiş ise de, manevi unsurlarla işlenme biçimi de ancak ve ancak rüya yolu ile olduğunu, -Mahkemece yapılan değerlendirmede, göz ardı edilen en temel noktalardan biri de kitaptaki karakterin (...) yolculuğu, iyi bir insan olmaya çalışması olup, dizinin başkarakteri olan ...'in ise zaten iyi bir insan olduğunu ve bu yolculuğu/sınavı kadın – erkek aşkı ve ailelerin çatışması/düşmanlığı üzerinden verdiğini, ... karakteri ...’nın basamaklarını hayatında yaşamadığı gibi ... ile de hiçbir teması bulunmadığını, ... karakteri kitapta bir anlamda hikaye anlatıcısı olarak yer aldığını, Dizi’nin başrolü olan ... karakteri'nin ise ...’dan habersiz bir şekilde hayatına devem etmekte, kitaptaki ... ile kıyaslanan ... ve ... karakterleri ile de birebir temasta olduğunu, Dizi’de, ailelerin geçmişten gelen bir düşmanlığından dolayı imkansız görünen bir aşk hikayesi işlenmekteyken, davacının kitabında bu veya buna benzer bir hikaye veya karakter dağılımı bulunmadığını, kitaba bakıldığında, ... karakteri, ailesini 10 yaşında bir kazada kaybettiği, akrabalarının yanında büyümüş, yurt dışına çıkmış, ülke ülke gezmiş, kitapta yazdığı şekli ile “amcalarının yönettiği şirkette gölgesini gezdirmiş”, sonunda Türkiye’ye dönmüş ve hayatını alkol ve eğlence üzerine kurmuş, alkollü araç kullanmayı alışkanlık haline getirmiş sorumsuz bir karakter olarak karşımıza çıktığını, oysa Dizi’deki başkarakter ..., ailesi ile birlikte yaşamayan fakat onlar ile yakın temasta olan, aile holdingini tek başına yöneten, her sabah saat 06.00’da kalkıp işe giden, küçük yaşlardan beri sorumluluk taşıyan, aile içindeki sıkıntıları gidermeye çalışan, alkol ve eğlenceye uzak, sosyal sorumluluk sahibi ve fazlasıyla “düzgün” bir hayatı olan bir karakter olduğunu, iki karakter arasında sosyal ve psikolojik özellikler anlamında hiçbir benzerlik bulunmadığını, dizi ve kitaptaki başkarakterlerin kişilik ve yaşam tarzlarının farklı olduğunu, kitapta ...’yı anlatan kişiler ile ... arasında herhangi bir temas olmadığını, bu karakterlerin dizideki karakterler ile ortak yönlerinin bulunmadığını, kitaba bakıldığında ...’ün işlenen hikayeyi okuyarak aktardığını, yine kitapta, dizide işlenen aşk, aile ilişkileri, geçmişten gelen düşmanlıklar, mahalle hayatı gibi konuların hiçbir surette ele alınmadığını, kahvehane, kıraathane gibi mekanların, bilge ve/veya kötü adam gibi karakterlerin günümüze kadar bir çok eserde (film, dizi, kitap vs.) işlenegeldiğini göz önünde bulundurulduğunda raporda yer verilen benzerlik yönündeki değerlendirmelerin yerinde olmadığını, -Edebiyatçı bilirkişinin, raporda iki eserde de konunun işlenmesinin ciddi oranda aynı olduğu ve bunun esinlenmeden öte bir "izinsiz kullanım" durumunu ortaya çıkardığı şeklinde yerinde olmayan bir tespitte bulunduğunu, aynı bilirkişinin, aynı değerlendirme bölümünde, dizide, araya başka epitozların girmesi, mecazi beşeri aşka daha çok yer verilmesi, aile içi çatışmalar, yoksulluk, mahalle hayatı, elit kimselerin sahte yaşamları vs. hususların diziyi ... kitabından uzaklaştırdığını da belirttiğini, Senarist bilirkişinin, üçte bir oranında tespitte bulunurken, ...’da, ...'ün ilahi aşka ulaşma yolculuğunun kurgusu, esasını ...'yı kullanarak onun metaforları üzerinden anlatılırken, ...'in hikayesi ise ağırlıklı olarak yaşadığımız günümüz kaotik dünyası, fani ilişkileri üzerinden anlatıldığını, ... oyunu ve metaforları ikincil katman olarak kurgulandığını, ..., ...'ın yol göstericiliğiyle başlayan yolculuğunda Cehalet makamından çıkıp ...'nın hikayesiyle özdeşleşerek ilahi aşk makamına ulaşmış iken, ... ise ... (...) ile yaşadığı aşk ve karmaşık aile ve çıkar ilişkileri içerisinde ilahi aşkla fani dünya arsındaki dengeyi kurmaya çalıştığını, ...'ün hikayesi sadece cinayet, hapishane ve ...'nın hikayesi üzerinden sofistike bir tarzda ve esas olarak Satranc-ı urefanın günümüz gerçekçiliği içinde yine gerçekçiliğin kaosu içinde çok yönlü işlenmişken ...'in yolculuğunun teması, her ne kadar ...'ün yolculuğunun temasıyla aynı olsa da ...'in bu yolculuğu tamamlama biçimleri, kurgusu, tecrübeleri, içine girip çıktığı dünyalar çok yönlü işlendiğini, ana kahramanlardan ... okuma, dinleme, yazma araçlarıyla yolculuğunu sürdürmekteyken Davalı dizinin ana kahramanı ... ise eylem, aksiyon, dinleme üzerinden piştiğini belirttiğini, -Mahkemece hükme esas alınan 17.11.2020 tarihli bilirkişi raporu eksik inceleme mahsulü olduğu gibi hiçbir gerekçe sunulmaksızın rapora karşı itirazları ve ek rapor talebinin reddedildiğini, bilirkişi raporundaki eksik ve hatalı tespitlere ilişkin itirazlar da dikkate alınarak dosyada yeniden bir bilirkişi incelemesi yapılması ve itirazlarını karşılar mahiyette bir rapor alınması gerektiğini -Hükme esas alınan bilirkişi raporunda edebiyatçı bilirkişi ile senarist bilirkişinin, “...”nın eserlerde işlenme düzeyi noktasında değerlendirmeleri arasındaki farklılık/çelişki giderilmeksizin karar verildiğini, davacının, dava konusu kitabında işlediğini ve müvekkili şirkete ait “...” dizisinde de sözde bu kitabından esinlenilerek işlendiğini iddia ettiği ... oyununun bir eser olmadığı ve dolayısıyla da koruma altında olmadığını, ..., kim tarafından vücuda getirildiği tam olarak bilinmemekle birlikte bin yılı aşkın bir süre önce ortaya çıkmış olup günümüze kadar farklı coğrafyalarda, farklı dillerde ve farklı formatlarda gelişmeye devam edegeldiğini, ... koruma altında bir eser olmayıp tarih boyunca birçok coğrafyada farklı formatlarda işlenegelen bir unsur olduğu şüphesiz ki bundan faydalanmak davacının ve/veya başkaca bir üçüncü kişinin iznine de tabi olmadığını, edebiyatçı bilirkişinin, “... romanının bütün vurgusu ... üzerinden yapılmıştır. Aynı şekilde ... dizisinde de daha ilk bölümlerden ..., senaryonun en büyük metaforu hâline gelir. Aynı ...'da oynayanlar, anlatanlar ve izleyenler gibi ...'ta da oynayan, oynuyorken anlatan ve izleyenler vardır. Yukarıda belirtildiği üzere tek başına ... değil, oyunun oynanma, anlatılma, dinlenme biçimleri ayrıca mekânları iki eserde de tamamen aynıdır. Davalı tarafın, beyanlarında ...'nın ... romanına has ya da ... romanının inhisarında olmadığını belirtmeleri, hatta oyunun söz konusu edildiği bazı dizilerden örnekler vermeleri bu yüzden intihal iddiasını boşa çıkarmaz. Zira hiçbir eserde ..., ... ile ...'ta olduğu gibi ve olduğu kadar benzerlikler taşımaz.” ve “... romanı da ... dizisi de, metnin ağırlık noktasına ...'yı yerleştirmiş, metnin mesajı bu oyunla, oyunun simgelediği makamlarla, beşeri hâllerle verilmiştir.” şeklindeki değerlendirmeleriyle satrancı urefanın her iki eserde de aynı düzeyde işlendiği görüşünü bildirmekteyken; senarist bilirkişinin, “Davacı esere ...'ün ilahi aşka ulaşma yolculuğunun kurgusunu, esasını ...'yı kullanarak, onun metaforları üzerinden anlatılırken, ...'in hikayesinin ise ağırlıklı olarak yaşadığımız günümüz kaotik dünyası, fani ilişkileri üzerinden anlatılmaktadır. ... oyunu ve metaforları ikincil katman olarak kurgulanmıştır.” değerlendirmesiyle satrancı urefanın ... kitabında esaslı unsur, ... dizisinde ise tali unsur olarak kurgulandığı görüşüne yer verdiğini, bu noktada iki ayrı bilirkişinin, dava konusu eserlerde “... işlenme düzeyi” konusunda farklı görüş bildirmesine rağmen bu çelişki giderilmeden hüküm tesis edilmiş olması açıkça usul ve yasaya aykırılık teşkil ettiğini, -“İntihal” düzeyi değerlendirmesi hususunda edebiyatçı bilirkişi ile senarist bilirkişinin değerlendirmeleri arasındaki çelişki farklılıklar giderilmediğini, edebiyatçı bilirkişinin ciddi bir “izinsiz kullanım” tespitine karşın senarist bilirkişinin, eserlere ilişkin olarak analizini yaptığı unsurlar açısından değerlendirildiğinde iki eser arasındaki benzerlik oranını üçte bir oranında (1/3) tespit ettiğini, ...'nın ilk kez davacı tarafından ve “...” isimli eserde kullanıldığı yönündeki tespitin da yerinde olmadığını, dava konusu kitap 2016 yılı basımı olup “...” bu tarihten daha önce bir çok dizi, film, kitap ve sair şekilde meydana getirilen eserlerde merkeze alınarak işlendiğini, bu konuda gerekli incelemeler yapılmaksızın salt davacının iddialarına itibar ile değerlendirme yapılmakla yetinildiğini, müvekkili şirketin yapımcılığını yaptığı dizi herhangi bir surette davacı ve/veya herhangi bir kimsenin mali veya manevi haklarını ihlal etmediğinden davanın külliyen reddine karar verilmesini talep etmiştir. İhbar olunan vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davacının dava dilekçesindeki talepleri FSEK'na aykırı olduğunu, davacı hem tazminat talebinde bulunmuş hem de tecavüzün refi talebinde bulunduğunu, dava müvekkiline çok geç ihbar olduğunu, bu durumda müvekkilinin savunma hakkının kısıtlandığını, müvekkilinin herhangi bir savunma yapamadan ve savunmaya yardımcı olamadan dosya bilirkişiye tevdi edildiğini, davacının romanı ile müvekkilinin senaryosunu yazdığı dizinin temelinde ... oyunu olduğunu, bu oyun tasavvuf alimi olan ... tarafından 1000 yıldan daha uzun bir süre önce tasavvuf yolunu öğrencilerine öğretmek için geliştirilen bir oyun olduğunu, davacının iddiaları ve müvekkilinin savunmaları dikkate alındığında hükme esas alınan 17.11.2020 tarihli bilirkişi raporunun yetersiz olduğunu, raporda çelişkiler olduğunu, bilirkişi heyetinde tasavvuf konusunda uzman bir bilirkişinin de yeralması gerektiğini, dizi ve kitaptaki karakterlerin farklı olduğunu,( farklılıkları dilekçelerinde ayrıntılı olarak açıkladıkları) davacının ... kitabının kurgusal kısmı ilk 75 sayfada bittiğini, romanın kalan 85 sayfalık kısmı ise ağırlıklı olarak ...’nın sohbeti – sohbet kitabı- olarak yazıldığını, müvekkiline ait eser senaryosu 26 bölüm olarak çekilen, toplam senaryo metni uzunluğu yaklaşık 2900 sayfa olan bir metin olduğunu, Kitap ile Dizi arasındaki benzerlik iddiası kitabın ilk 75 sayfasında kaldığını ve davacının iddialarına göre 65 saatlik bir dizinin 15 -20 dakikasını kapsadığını, bu benzerlikler İslam Tasavvuf geleneğinin ortak mirası olduğunu, her iki eserde açık farklılıklar bulunduğu senarsit bilirkişi tarafından tespit edilmiş olmasına rağmen benzerliklerin kaynağının islam kültürünün ortak mirası olup olmadığının tespit edilemeyişi yönünden eksik inceleme yapıldığını beyanla mahkemece verilen kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu kararın kaldırılmasını ve davanın reddini talep etmiştir. Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle;Müvekkilinin iki bölümden oluşan ... isimli kitabın yazarı olduğunu, ... isimli eserin konusu ... oyunu olduğunu, Kitabın birinci bölümünde, zengin ve aile şirketi sahibi bir karakter olan ..., kendi özel yaşamında arayış içerisinde, ...’ün içerisinde bulunduğu durumun, kendisine gelen isimsiz mektuplarla daha gizemli bir hal aldığını, kitabın ilerleyen bölümlerinde ...'ün, kasten öldürme suçundan gözaltına alınıp bir süre tutuklu kaldığını, tutukluğu sonrasında kendisine gelen mektupları okuyan ..., kitabın ikinci bölümünde yer alan ... öyküsü ile tanıştığını, ..., ... oyununun anlatıldığı, bir kahvehanede tek tek makamların açıklanarak oyunun devam ettiği bir hikaye olduğunu, kitabın sonunda ..., ilk bölümdeki halinden sıyrılıp; kendi kabuğuna çekilen bir karakter olduğunu, müvekkili tarafından yayınlanan kitabın konusu ile ... kanalında yayınlanan ... dizisinin senaryosu ciddi anlamda benzerlikler içerdiğini, Dizide oyunu anlatan ... adlı karakterin, ... Kitabındaki ... karakteriyle benzerlik gösterdiğini, her ikisinin de ... oyununu kurup etrafındakilere anlattığını, bu benzerliklerin dizinin bölümlerinde görülebildiğini, Dizinin 7. ve 8.Bölümünde değişikliğe gidildiğini, oyun akşamları oynanmaya devam edilmekle birlikte başka bir mekana taşındığını, kitapta, ... oyununa başlangıç ve oyunun devamında yapılan “...” vurgusu, dizide de 1.Bölüm 1:21:48-1:23:25 dakikaları arasında görüldüğü üzere özellikle “... – ...” şeklinde yer aldığını, kitapta cinayetle suçlanan ...’ün, dizideki karşılığı olan ... de ... gibi mafyayla ilişkisi olan insanların ortasında kendini bulduğunu, Dizide, polis faili meçhul cinayetleri dizinin tüm bölümleri boyunca nasıl takipteyse, ... Kitabında da ...’ün cinayet bahsi aynı şekilde polisin inceleme sürecinde kitap boyu sürdüğünü, ... Kitabında, ..., nasıl süreç içinde oyundaki gibi makamları yaşayıp bir başka hale bürünüp terbiye oluyorsa, dizideki ... de aynı şekilde oyundaki makamlarla hemhal olup süreçte kendini terbiye ettiğini, ... Kitabında ...’ün rüyalarına yapılan vurgular, ...’in rüyaları olarak karşımıza çıktığını, Dizi ile kitap arasında bir başka benzerliğin objelerde olduğunu, kitapta ...’e ulaşan zarflarla olaya gizem katılıyorken, dizide de kolye, saat, zarf, dergi vb. objelerle konunun işlenişinde bu nesnelere gizem yüklendiğini, ... Kitabında, ...’ün öldürdüğü zannedilen kişinin kitabın ilk bölümünün sonlarında yaşadığı anlaşılmakta iken, ... dizisinde de ...’in öldürdüğü zannedilen kişinin 10. Bölüm 2:14:05-2:14:52 dakikalarında ölmediği anlaşıldığını, ... oyununu, günümüze uyarlayan ilk eserin ... kitabı olduğunu, müvekkilinin tazminat isteminde haklı olduğu ortada olup haksız ve hukuka aykırı olan istinaf başvurularının reddine karar verilmesini talep etmiştir. İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davanın, davalının yapımcılığını yaptığı ... dizisinin, davacının eser sahibi olduğu ... isimli romandan izinsiz yararlanılarak oluşturulduğunu bu sebeplerle tecavüzün refi ile FSEK 68 çerçevesinde maddi ve FSEK 70 çerçevesinde manevi tazminata hükmedilmesi talepli olarak, 5846 sayılı FSEK hükümleri uyarınca açılmış olan, dava konusu kitabın izinsiz bir şekilde dizi senaryosunda kullanıldığı / intihal iddiasına dayalı eser sahipliğine tecavüzün tespiti durdurulması önlenmesi ortadan kaldırılması maddi ve manevi tazminat taleplerine ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Dosyadaki delillerin değerlendirilmesi yönünden dosya bilirkişiye tevdi olunmuş, sunulan raporda özetle; davaya konu ... isimli kitabın FSEK 2/1 çerçevesinde ilim ve edebiyat eseri olduğu, davacının davaya konu kitabın eser sahibi olduğu, davacının kitabının kurgusu ve bazı karakter ve mekânsal hususiyetlerin ... isimli dizide izinsiz kullanılmasının FSEK 21'de yer alan mali hak türü olan işleme hakkının, davacının dizide işlenen eserin sahibi olarak belirtilmemesi sebebiyle manevi hak türü olan FSEK 15'teki adın belirtilmesini isteme hakkının ihlali sayılabileceği, davacının talep edebileceği telif bedelin 20.000 TL olabileceği davacının bu bedelin FSEK 68 çerçevesinde 3 katını talep edip edemeyeceği hususundaki takdirin mahkemeye ait olduğu, davacının eser sahibi olarak adının belirtilmemesi nedeniyle “eser sahibi olarak tanıtılma hakkı”(FSEK m.15) ihlal edilmiş olacağından davacının manevi tazminat talebinin haklı olduğu manevi tazminatın miktarı hususunda takdirin mahkemeye ait olduğu yönünde görüş bildirilmiş olduğu anlaşılmıştır. Sunulan heyet raporunda yer alan edebiyatçı bilirkişinin değerlendirmelerinde; "İki bölüm hâlinde tasarlanan romanın başkahramanı, “Zamane insanının stres, şehvet, para söyleminin ötesine geçmiş hâliyle” yaşamakta olan ... adlı bir gençtir. (s. 7) Vak'anın birinci teklik şahıs ağzından anlatıldığı yani doğrudan vak'ayı yaşayan kişinin aktarımlarından oluşan eserin ilk bölümünün 03.30 başlıklı alt bölümünde anlatıcı, çocuk parkındaki bir kız çocuğunun, kendisine bir zarf verdiğini belirtir. (s. 9) Arabasının arka koltuğuna bıraktığı zarfı alır ve kaldığı daireye geçer. Vakit gecedir. Düşüncelerle vakit ilerlemiş ve sabah olmak üzeredir. ... yalnızdır. (Farkına varış ve manevi yolculuğa çıkış sürecinin, bazı gerçeklere uyanmaya başlama durumunun gizemli bir mekân ve zamanda yalnızken başlaması ... dizininin ilk bölümünün hemen başında da vardır. Dizinin erkek başkarakteri ... de oldukça zengin döşenmiş bir odada, sabaha karşı yalnızdır. Kendisini gömülürken gördüğü bir kâbusla uyanır. Bir dış ses “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciun” (Biz Allah'ınız ve Allah'a döneceğiz) âyetini okur. Mezarın başında, ileride ...'i, bulunduğu gaflet uykusundan uyandıracak / O'nun tekâmülüne vesile olacak ... ve ... bulunmaktadır. Bu dekor, ses ve insanlar ...'in çıkacağı “pişirici / oldurucu yolculuğun simgeleridir. Esasen davaya konu iki eserde de “yolculuk, yolda olma, yolculukla pişme ve hakikate erme” teması işlenmektedir. Elbette bu konu, çok eski asırlardan beri mitolojilerin, efsanelerin, pek çok şubesiyle sanatın özellikle edebiyatın temel bir mevzuu olmuştur. Eski Yunan mitolojisinde ...'un ...'ya yolculuğu, ...'ın ...'ı, ... hikâyesi, türk Edebiyatı sahasında ...'in ...'ı hatta ...'un ...'ı ilk akla gelen eserlerdendir. (Örnekler kolaylıkla çoğaltılabilir. Sadece Türk romanında bile yol, yolculuğu, eserin başında ham iken yolculuk sayesinde pişmeyi konu alan yüzlerce eser vardır.)” Kaldı ki tasavvufta da “fena”ya ve “fenafillâh”a giden süreç “seyr ü sülük” olarak adlandırılır. Silk Arapça'da yol, “sülük” da “yollar” demektir. Nitekim tarik de yol demektir ve “tarikat” yollar anlamına gelir. Bu bağlamda davaya konu iki eserin, yani ... romanı ve ... dizisinin “yolda olma, yolculukla pişme” eksenine oturmasının intihal olgusunu kanıtlamayacağı, fakat sanat eserinde asıl önemli ve belirleyici olan neyin söylendiği değil, nasıl söylendiği, mevzunun serilmesine ve vurgunun yapılmasına hizmet edecek enstrümanların, kişilerin, nesnelerin, duyguların, fikirlerin seçimi ve kullanımı olduğu, bu bağlamda ... dizisinin, ... romanının en büyük metaforik ögesi ...'yı kullandığı gibi her iki eserde başkarakterler ve etraflarındakiler, oyunda içkin yani oyundaki karelerle sembolize edilen hakikatleri aynı hüviyet ve mahiyette ârif kişilerden dinlediklerini, daha da ötesinde sonunda karakteri kendisiyle ve Yaratıcısıyla buluşturacak olan sürecin de aynı şekilde başladığını, bunun da ciddi bir “izinsiz kullanım” durumunu doğurduğunu beyanla, karakterler ve olay örgüsü arasındaki benzerliğe ilişkin ayrıntılar örneklenmiş, hiçbir eserde ..., ... ile ...'ta olduğu gibi ve olduğu kadar benzerlikler taşımayacağı, bu bağlamda, ... romanı da ... dizisinin de, metnin ağırlık noktasına ...'yı yerleştirdiği, metnin mesajının bu oyunla, oyunun simgelediği makamlarla, beşeri hâllerle verildiği, eserin başında bir anlamda ham veya yarım olan, ömürlerinin bir noktasında ilahi / manevi bir uyanış yaşayan başkarakterlerin “kemâle, visâle erme” süreçleri ve şekilleri de bu oyunla, oyunu oynayan ve anlatanlarla tanışmaları sayesinde olduğu, bu süreçlerin iki eserde de neredeyse tamamen aynı şekilde işlendiği(... dizisinde araya başka epizotların girmesi, mecazi / beşeri aşka daha çok yer verilmesi, aile içi çatışmalar, yoksulluk, mahalle hayatı, elit kimselerin sahte yaşamları vs. ...'ı ...'dan uzaklaştırır ama bütün bu yan unsurlar “dizi mantığının” doğal ve zorunlu uzantılarıdır.) Bütün bu dikkat ve tespitler, ... dizisinin senaryosunun, ... romanından bariz şekilde yararlandığı, ... romanının konusunu değilse de (zira “yol” konusu evrensel ve anonim bir konudur), konunun serilme, işlenme enstrümanlarını ciddi oranda aynı şekilde kullandığı görülmektedir. Bunun, esinlenmeden öte bir “izinsiz kullanım” durumunu ortaya çıkardığı" değerlendirmelerinde bulunduğu anlaşılmıştır. Sunulan heyet raporunda yer alan senarist bilirkişi değerlendirmelerinde; "Dava dosyası, dosyada sunulan yazılı ve görsel ve digital kanıtlar incelendiğinde Davalı A23'ün yapımcılığını yaptığı ve ...'de yayınlanan ... adlı dizinin Davacı ...'un ... adlı eserinden izinsiz olarak işlenip işlenmediğini belirleyen aşağıdaki dört temel unsur üzerinden analizi yapılacaktır. 1-Eserlerin öyküleme/serim/olay örgüsü açısından özeti.2-Eserlerin teması yönünden kıyaslanması,3-Eserlerin dramatik kurulumunun ana ögeleri bakımından kıyaslanması.4-Karakterler ve yardımcı karakterlerin dökümü ve kıyaslanması. Davacı olay örgüsü açısından Davalı ... dizisinin kendi eseri olan ... adlı eserini aşağıdaki yönlerden işlediği iddiasında bulunduğu, bu unsurlar yönünden kıyaslama yapıldığında, sonuç olarak Davalı ... dizisinin Davacı ... eserinin yukarıda analizini yaptığımız unsurlar açısından değerlendirdiğimizde Davalı ... adlı dizinin 3/1 oranında Davacı eser izinsiz olarak kullanıldığı" değerlendirmelerinde bulunulduğu anlaşılmıştır.Davalı tarafın istinaf sebebi olarak arabuluculuk tutanağının yeterli olmadığını iddia etmiş ise de, yeterli bulunduğu bu konudaki istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Davalı taraf, ... isimli eserin konusunun ... oyunu olduğu, "..." isimli yayımlanmış olan dizinin de bu oyundan uyarlama olduğunu ileri sürmüş olup, "..." isimli kitabin ... oyununu kapsar şekilde yazıldığı, dizinin ise ... oyununu aşarak , ... isimli kitaba yaklaştığı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 07.07.2008 tarihli 2007/7226 esas ve 2008/9041 sayılı kararında; "FSEK.nun 1/B.a bendindeki hususiyet unsurunun eserin bütünü itibariyle göz önüne alınması gerekir. Şayet eserin bütününe hakim olan hususiyet unsuru, dava konusu eserde de esinlenme serbestisini aşacak ve baskın unsur oluşturan nitelikte ise, bu takdirde dava konusu reklam filmlerinin bağımsız birer eser olduklarından söz edilemeyecektir. Ancak, mahkemece alınan bilirkişi raporlarında yukarıda açıklanan hususiyet unsuru bakımından yeterli değerlendirme içermemesi, anılan unsurun niteliği itibariyle hakimin hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği bir husus olmayıp, teknik bilgi gerektirmesine göre, davacının eserleri ile dava konusu reklam filmlerinin hususiyet unsuru bakımından değerlendirilmesi için yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir" şeklindeki tespiti ile kararın davacı yararına bozulmasına karar verildiği, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda "..." dizisinde "..." isimli eserden esinlenme olduğu tespit edildiği, davalının yeni olduğunu iddia ettiği senaryoda mevcut pek çok unsurun her dönem dizisinde bulunabilecek nitelikte olup, diğerlerinden ayırt edici özellik kabul edilemeyeceğini ileri sürdüğü, ancak rapora göre senaryo ana hatları, genel konsept, arka plan, renkler, hikaye, işlenen temalar ve akışı, karakterler ve özellikler bakımından her unsurun kopyalandığını, internet sitelerinin kullanılan logonun bile benzer olduğu, kitabın başkarakteri ile dizinin başkarakterinin çok benzer özelliklere sahip olması, olay örgüsünün benzer şekilde ilerlemesi, oyunun oynandığı yerin kahvehane olması ve oyunun akşam oynanması, yan karakterlerin çok benzer olması gibi hususlar dikkate alındığında ... dizisinin senaryosunun, davacının ... isimli kitaptan uyarlandığı,her ne kadar belirtilen benzerlikler ayrı ayrı incelendiğinde klişe olarak belirtilmiş ise de, tüm klişelerin aynı anda birlikte bulunması nedeniyle bütünü itibariyle benzerliğe sebep olduğu, dava dosyasındaki konusunda uzman, akademisyen ve sektörden kişilerden oluşan bilirkişi kurulu tarafından düzenlendiği, dava konusu hususun teknik yönlerini denetime ve hüküm kurmaya elverişli şekilde açıklandığı, dava konusu eserlerin karşılaştırılması sonucu ortada izinsiz işleme yada intihalin sözkonusu olduğunun değerlendirildiği, buna göre kurulan hükümde aykırılık bulunmadığı, Davalı vekilinin, istinaf sebeplerinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği, ihbar olunanın istinaf başvuru hakkı olmadığından usulden reddine karar verilmesi gerektiği, ihbar olunan vekili davada taraf olmadığından, istinaf başvuru hakkının da bulunmadığı, istinaf başvurusunun usulden reddi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 23/12/2021 tarih ve 2019/336 E., 2021/426 K. sayılı kararına karşı davalı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-İhbar olunan vekilinin ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nun 341/4. maddesi delaletiyle 6100 Sayılı HMK'nun 352/1/b. maddesi gereğince USULDEN REDDİNE,3- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 3.415,50 TL nispi istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 853,88 TL harcın mahsubu ile bakiye 2.561,62‬ TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 4- İstinaf talebinin esası incelenmediğinden ihbar olunan vekili tarafından peşin olarak yatırılan istinaf karar ve ilam harcının talebi halinde yatırana iadesine,5- Taraflarca istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,6- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,7- Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 06/02/2025

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2019/336, K. 2021/426, T. 07.07.2008, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2019-336-e-2021-426-k-0e578514453e