Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2019/304 E. 2021/366 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2019/304
- Karar No
- 2021/366
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2022/152 KARAR NO: 2024/1533 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi TARİHİ: 05/10/2021 NUMARASI: 2019/304 E. - 2021/366 K. DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 27/09/2024 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin 1986 yılında ... ve ... tarafından kurulduğunu; müvekkilin LPG dolum ve depolama tesisleri, demirbaşlar, makineler ve satış sonrası hizmetlerin üretimi, pazarlanması, montajı sektöründe ulusal ve uluslararası alanda faaliyet gösterdiğini; müvekkili şirketin kurulduğu günden bu yana nizasız ve fasılasız bir şekilde ticaret unvanının kılavuz unsuru olan “...” ve “...” ibarelerini marka olarak kullandığını; marka başvurusunun müvekkil şirket yetkilisi ... adına yapılmış olduğunu ve sonradan müvekkil şirkete devretmiş olduğunu; davalının, dayanak markanın başvuru tarihinden beş ay sonra marka tescil başvurusunda bulunmuş olduğunu; huzurdaki davanın ikamesinden önce davalıya markalarını geri çekmesi için bir mail gönderildiğini; davalı şirket, müvekkili şirketten haberdar olmasına rağmen müvekkil şirketin marka hakkını ihlal eder nitelikte, marka tescilinden feragat etmediğini ve bu durumun davalı şirketin kötü niyetini açıkça gözler önüne serdiğini; müvekkil şirketin “...” ve “...” ibareleri üzerinde gerçek hak sahibi olduğunu; dava konusu ... no.lu “...”, ... no.lu “...” şekil” markalarının SMK m. 5/1/ç, 6/1, 6/3, 6/4, 6/5, 6/6, 6/9 ve 25 uyarınca hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin Türkiye'de uzun yıllardır faal olarak LPG sektöründe tanınmış markaların yetkili servisi hizmetini veren, itibarlı bir ticari hayatı olan ve geniş müşteri kitlesine sahip, otomotiv, alternatif yakıt sistemleri ve bilimum yedek parça ve madeni yağ ürünlerinin ticaretine ilişkin faaliyet gösteren bir firma olduğunu; basiretli bir tacir olmanın gereklerine uygun olarak dava konusu ... no.lu “...” şekil”, ... no.lu “...” şekil” markalarının müvekkili şirket adına tescilli olduğunu; davacı şirket adına tescilli olan markalar ile müvekkil şirket adına tescilli olan markaların aynı olmadığı gibi markalar arasında karıştırılmaya sebebiyet verecek bir benzerliğin bulunmadığını; taraf markalarının farklı sınıflarda tescil edilmiş olduğunu; davacı ve davalının birebir aynı sektörde faaliyet göstermeleri gibi bir durumun söz konusu olmadığını; her ne kadar ticari faaliyetlerinin konusu LPG olsa da, müvekkili şirketin hizmet, bakım ve montaj firması olduğunu, davacı şirketin ise makine ve ekipman üreten üretici bir firma olduğunu; bu nedenle, davacı şirketin iddia ettiği üzere “...” ibaresini gören kişiler tarafından karıştırılma ihtimalinden söz edilemeyeceğini; açıklanan tüm nedenlerle davacı tarafından haksız ve mesnetsiz olarak açılan davanın reddini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "...556 sayılı mülga KHK’nın 35. maddesi aynen “Tescil başvurusu yapılmış markanın 7’nci ve 8’inci madde hükümlerine göre tescil edilmemesi gerektiğine ilişkin itirazlar ile başvurunun kötü niyetle yapıldığına ilişkin itirazlar ilgili kişiler tarafından marka başvurusunun yayınından itibaren üç ay içerisinde yapılır” demek suretiyle, marka başvurusunun kötü niyetli olarak yapılmasını başlı başına bir ret nedeni olarak düzenlenmişti. Eski KHK döneminde Kötü niyet halinin, hukukun genel prensipleri çerçevesinde markanın hükümsüzlüğü ile ilgili bir neden oluşturabileceği doktrin ve yüksek yargı ilamları ile kabul edilmekteydi. 6769 sayılı SMK’nun 6.maddesinin 9.fıkrası ile kötüniyete nispi ret nedenleri arasında yer verilmiştir. Ayrıca SMK’nun 5 ve 6. maddelerindeki mutlak ve nispi ret nedenlerine atıfta bulunulduğundan ,kötüniyetin aynı zamanda bir hükümsüzlük nedeni olduğu hususu açıklığa kavuşturulmuştur. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.7.2008 tarih ve 2008/11-501E. 2008/507 K. sayılı kararı da “kötü niyet” halini başlı başına bir hükümsüzlük sebebi olarak kabul etmiştir. “Kötü niyet” ifadesi ile anlatılmak istenilen, “iyiniyetli olmamak” yani markanın varlığını bilmek veya öğrenebilecek durumda bulunmaktır. Bunun dışında, mutlaka, bir hilenin, aldatmanın, dolanmanın varlığının bulunup bulunmadığının araştırılmasına ayrıca gerek yoktur Davalının, davacının markasından haberdar olmaksızın söz konusu logonun aynısını ve birebir marka adını tesadüfen yaratmış olduğunu söyleyebilmek somut deliller kapsamına göre mümkün değildir.(... tescil nolu marka yönünden) Zira davacının markası ve logosu ilk tescil sahibi olan davacı tarafından yaratılmış bir logo ve ibaredir. Davalının tescil anında iyiniyetli olmadığı, Türk Medeni Kanununun 2. maddesinde belirtilen dürüstlük kuralına aykırı olarak tescilin gerçekleştirildiği, davalının marka tescilinde kötüniyetli olduğu subut bulduğundan ... tescil nolu marka yönünden davalı adına tescilli markanın bu yönde ileri sürülen hükümsüzlük sebebi de yerinde görüldüğünden kötüniyetli tescil gözetilerek 6769 sayılı SMK’nun 6/9 ve 6/6 maddeleri gözetilerek hükümsüzlüğüne,"1-Davalı adına ... nolu ... şekil ve ... nolu ... ibareli markaların ayrı ayrı hükümsüzlüğüne," karar verilmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -"Davacı firmanın ... ibaresine tek başına sahip olması sadece kendi tescillenmiş markalarının sınıflarında mümkündür. Davacının isim/markaya bütün sınıflarda tek başına sahip olması mümkün değildir." ;"Davacı ve davalı firmaların çatı sektörleri LPG olsa bile yaptıkları işler farklı kulvarlardadır. Bu yukarıda web sitelerinin karşılaştırmalarında da anlaşıldığı üzere firmaların algıları farklı şekildedir. Ne davacının ürünlerini alacak birileri davalının şirketine, ne de davalının ürün/hizmetlerini alacak birileri davacının şirketine gidebilir."; "Davacı ve davalı şirketlerinin isimlerindeki ... kök ismi dışında bir benzerlik bulunmamakta, çatı sektörleri LPG olsa bile farklı işleri yapmaktadırlar."; "İncelemeler ve değerlendirmeler ışığında şu andaki halleriyle davacı ve davalı şirketlerin web sitelerinde algılanan imajları iltibasa sebebiyet verici durumda değildir."; "... ibaresinin tek bir firma tarafından sektörel olarak tanınmışlık seviyesi oluşturmamış olması nedeniyle davacı yanın tanınmışlık iddialarının bilirkişi incelemesi sonucunda ispatlanamadığı tespit edilmiş olmaktadır." ;"Markaların tescil edildikleri emtialar aynı veya aynı tür olmadığından SMK m. 5/1/ç'ye dayalı hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı görülmektedir."; "Davacının markasal tanınmışlık iddiası heyetimiz sektör bilirkişisince incelenmiş olup, davacı markasının tanınmış marka statünde olmadığı değerlendirmesi yapılmış olduğundan somut olayda SMK m.6/4'e dayalı hükümsüzlük şartlarının olmadığı görülmektedir." ; "Davacı adına tescilli olan ... esas unsurlu markalarının sektörel olarak bilinir markalar olduğunu iddia etmişse de heyetimiz sektör bilirkişisince yapılan incelemede davacı markasının sektörel olarak bilinen marka statünde olmadığı değerlendirmesi yapılmış olduğundan somut olayda SMK m.6/5'e dayalı hükümsüzlük şartlarının olmadığı görülmektedir."... bilirkişiler tarafından açıklanan bu lehe tespitler incelendiğinde iddialardaki haklılıklarının gözler önüne serildiğini, davacı ve davalı firmaların çatı sektörleri LPG olsa bile farklı alanlarda hizmet verdiklerini ve ... ismi haricinde ortak hiçbir noktalarının olmadığını, davacı şirketin LPG sektöründeki ekipmanlar ve makinelerle ilgili faaliyet gösteren, makine ve ekipmanların üretimini yapan bir şirket olduğunu, Müvekkili şirketin ise LPG sektöründe yurtdışında ve Türkiye'nin önde gelen bazı markalarıyla çalışan ve markaların yetkili servisliklerini yapan, müşterilerine LPG tanklarıyla ilgili bakım ve montaj hizmeti veren, temel itibariyle üretim yapmayan ve müşterilerine hizmet vererek ticari faaliyetini sürdüren bir şirket olduğunu, taraflar bakımından birebir aynı sektörde faaliyet gösterme gibi bir durum da söz konusu olmadığını, her ne kadar ticari faaliyetlerinin konusu LPG olsa da, müvekkili firmanın hizmet bakım ve montaj firması olarak faaliyet gösterdiğini, davacı firmanın ise makine ve ekipman üreten üretici firma olduğunu, -Davacının isminin tanınmış marka olmadığı ve tüm marka sınıflarında korumasının bulunmadığı gerçekleri de göz önüne alındığında benzer sektörlerde çalışma göstermeyen müvekkili şirketin davacının marka hakkına tecavüz ettiği ve hak kaybına sebebiyet verdiği yönündeki hiçbir iddianın kabulünün de mümkün olmadığını, rapor aksine karar verilmiş olduğunu, marka sınıfları incelenecek olursa söz konusu sınıfların birlikte kullanım zorunluluğu olan ürünler olarak nitelendirilemeyeceğini, müvekkili şirket adına tescilli emtiaların günümüz dünyasında neredeyse her sektör ile birlikte kullanım alanı olan hatta kullanım zorluğu olan ürünler olduğunu, bu hatalı fikrin kabul edilmesi durumunda işbu sınıfta tescilli müvekkili şirkete ait ürünlerin diğer tüm sınıflarla bağlantılı olduğunun gündeme gelebileceğini, tarafların faaliyet gösterdiği alanların farklı olduğu ve iltibas oluşmayacağı tespit edilmiş iken, sonrasında tamamen zıt bir kanaat ile, tarafların tescil ediliği emtiaların bağlantılı olduğu ve hükümsüzlük şartlarının oluştuğu yönündeki açıklamaların çelişkili olduğunu, -müvekkilinin ... ibareli markası ile davacının markarları arasında ayırt edilemez bir benzerlik yahut karıştırılma imkanı da söz konusu olmadığını, müvekkili tarafından tescil edilen ... ibareli markasının, bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere, ... kelimesi dışında davacının hiçbir markası ile bir benzerliği bulunmadığını, davacı tarafın 4. sınıfta tescilli bir markası bulunmadığını, ... kelimesi TPE nezdinde pek çok sınıfta pek çok marka için kullanıldığı ve kullanılabileceği göz önüne alındığında ... kelimesinin davacı firmanın özel olarak kullanabileceği ve tekelleştirebileceği bir ibare olmadığını, -davacının markasının tanınmış marka statüsünde olmadığı ve yalnızca ... kelimesinin ortak bir şekilde kullanılmış olması sebebiyle ihlal durumunun oluşmayacağı anlaşıldığından, huzurdaki haksız davanın reddi gerektiğini, www...com web adresine ait domainin 2007 yılından beri müvekkili şirkete ait olduğunu, Müvekkili ile çeşitli firmalar arasında bayilik, servislik sözleşmelerinin uzun yıllardır imzalanmakta olduğunu, Sanayi Bakanlığından müvekkilinin almış olduğu Hizmet Yeterlilik Belgesi (HYB)’nin ... Sistemleri olarak ilk tescilinin 2007 yılında gerçekleştiğini, şirketin kuruluş gazetesine göre kuruluş yılının 1995 olduğunu, 2000 yılında yapılan unvan değişikliğini ait ticaret sicil gazetesi ekte de olup, bu unvan değişikliği ile birlikte müvekkilinin ... olarak ticari faaliyetlerini ve marka yatırımı yapmaya devam ettiğini; keza 2000 yılında ... (... Markası) ile yapılan bayilik sözleşmesinin de bulunduğunu bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; süresi içerisinde sunulmayan yeni delillere muvafakat etmediklerini, davalı yan tarafından istinaf dilekçesinin ekinde sunulan belgelerin markasal kullanıma ilişkin, ticaret sicil kaydı, yeterlilik belgesi, sözleşme örnekleri, olmadığı gibi davalının markalarının tescilli olduğu 04. sınıfa dahil emtialar ile ilgili olmadığını, servis hizmetine ilişkin olduğunu, 1986 tarihten itibaren nizasız ve fasılasız bir şekilde ticaret unvanının kılavuz unsuru olan “...” ve “...” esas unsurlu markalarını kullanmak suretiyle tanınmış hale getirildiğini, davalının kötüniyetli olduğunu, davalı şirketin marka başvurularını yaparken iyiniyetli olsaydı Müvekkilinin iyiniyetli çabalarına istinaden olumlu hareket edeceğini, dava dışı marka vekili ... tarafından müvekkili şirketin talebine aykırı surette “...” ibareli marka başvurusu 07.05.2018 tarih ve ... no ile müvekkili şirket adına değil, müvekkili şirket yetkilisi ... adına yapıldığını sonra devir işlemi gerçekleştirildiğini, yapılan marka başvurusunun birebir aynısının müvekkili şirketin yetkilisi ... adına yapılan marka başvurusundan sadece 5 ay sonra davalı şirket adına marka başvurusunda bulunulduğunu, davalı yana gönderilen 05.07.2019 tarihli e-mailde bu husus açık bir şekilde görüldüğünü, markayı ısrarla tescil ettirmesi ve markayı yedekleme amaçlı ikinci bir marka başvurusunda bulunması ve bu ikinci markayı da tescil ettirmesinin kötü niyetin açık bir ispatı olduğun, davalı şirketin 25.10.2018 koruma tarihli ve ... no' lu“...” markasının müvekkili şirketin “...” ve “...” markalarının birebir aynısı olduğunu ve ayırt edilemeyecek kadar aynısı olduğunu, markalar şekil açısından incelendiğinde, müvekkilinin markasının üst kısmında yer alan dişli çarkın içerisinde yer alan çift çizgiden oluşan üçgenden ibaret şeklin birebir aynısının davalının markasında kullanıldığını, işbu şeklin davalı şirketin markasının esas unsurunu oluşturan “...” ibaresinin önünde yer aldığını, markaya hiçbir surette ayırt edicilik kazandırmadığını ve müvekkili şirketin markalarının bir versiyonu olduğu izlenimi yarattığını, markalar ayırt edilemeyecek kadar aynı oldukları gibi, benzer/bağlantılı emtia/hizmet üzerinde kullanılmaları halinde karıştırılmalarının kaçınılmaz olduğunu, Dava konusu ... no' lu “...” ibareli olduğunu, ancak bilindiği üzere Sayın Enstitünüzce yayımlanan “Marka Karar Kriterleri" nde de belirtildiği üzere, “kelime * şekilden oluşan marka başvurularında, markanın ayırt edici unsuru açısından yapılan değerlendirmelerde öncelik markanın kelime unsuruna verileceğini, “...” ibaresinin aynı sektörde faaliyet gösteren Müvekkili şirketin faaliyet gösterdiği LPG sektöründe herkes tarafından kullanılabilecek bir ibare olmadığını, Davalı yanın dava konusu markalarından ... nolu Markası Müvekkilinin markalarının birebir aynısı iken, davaya konu ... no'lu “...” markasını da ... nolu Markasını yedekleme amacıyla yine ... ibaresini esas unsur olarak kullanmak suretiyle başvurarak tescil ettirdiğini, dava konusu markaların 6769 sayılı SMK' nın 6/1 ve 25. maddeleri uyarınca hükümsüz kılınmasına ilişkin bilirkişi raporunda yapılan tespitlerde nazara alınarak yerel mahkemece ittihaz edilen kararın bütünüyle usul ve yasaya uygun olduğunu, ... ibaresinin aynı zamanda müvekkili şirketin ticaret unvanının kılavuz unsuru olduğunu, 6769 sayılı smk'nın 6/6 maddesi; "tesci/ başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir." şeklinde olup, Paris Sözleşmesi'nin 8. maddesi “ticaret unvanı, bir fabrika ve ticaret markasının bir kısmını teşkil etsin yada etmesin bütün Birlik ülkelerinde tevdi veya tescil mecburiyeti olmaksızın himaye edilecektir." şeklinde olduğunu, Müvekkilinin “...” ibaresini sadece marka olarak kullanmadığını, bu ibarenin aynı zamanda kuruluştan bu yana müvekkili şirketin ticaret unvanının da esaslı unsurunu teşkil ettiğini, davalının istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davacı adına ... tescil nolu “...” markasının 07, 09, 35. sınıflarda, ... tescil no.lu “..." markasının 07, 09. sınıflarda ve ... tescil no.lu “..." markasının 07, 35. sınıflarda tescil edilmiş olduğu;Davalı adına ... tescil nolu “...” markasın 04. sınıfta ve ... tescil noldu “...” markası 04. sınıfta davalı adına tescil edilmiş olduğu anlaşılmıştır. Dava, davalı adına TPMK nezlinde ... no ile tescilli "..." ... no ile tescilli "..." ibareli markaların 6769 sayılı SMK nın 5/1-c , 6/1, 6/3-4-5-6-9 ve 25.maddeleri uyarınca hükümsüzlüğü ve sicilden terkini istemine ilişkindir. 28/05/2021 tarihli bilirkişi raporunda; ... tescil nolu ... şekil markasının 07, 09, 35. sınıflarda, ... tescil no.lu ... şekil markasının 07, 09. sınıflarda ve ... tescil no.lu ... şekil markasının 07, 35. sınıflarda davacı adına tescil edilmiş olduğunu; davalının ... tescil nolu ... şekil markası 04. sınıfta tescilli olduğunu, markalar bir bütün olarak incelendiğinde, davalının ... tescil no.lu markasının davacının ... tescil no.lu ve ... tescil no.lu markaları ile aynı/benzer olduğu, Davacı markalarının 07. sınıfta tescilli olduğu emtialar ile davalı markalarının 04. Sınıfta tescilli olduğu “Sıvı ve gaz yakıtlar: benzin, mazot, sıvılaştırılmış petrol gazı, doğal gaz, fueloil ile bunların kimyasal olmayan katkıları" emtiaların birbiri ile bağlantılı oldukları, Hükümsüzlüğü talep edilen ... tescil no.lu marka davacının ... tescil no.lu ve ... tescil no.lu markaları ile aynı olduğunu, SMK m. 6/1 uyarınca hükümsüzlük şartlarının olduğunu, Davalı, davacı markalarının tescilinden önceki tarihlerde markasal kullanımını gösterir bir delil ibraz etmemiş olmakla, SMK m. 6/3'e dayalı hükümsüzlük şartlarının olduğunun kabul edilebileceğini; Davacı “...” ve “...” esas unsurlu markalarının tanınmış marka ve sektörel olarak bilinir marka olduğunu iddia etmişse de dosya kapsamında yapılan incelemede bu yönde bir iddiayı tespit edecek delillerin dosyada mevcut olmadığından SMK m. 6/4 ve 6/5'e dayalı hükümsüzlük şartlarının oluşmadığını; Davacı şirket unvanının çekirdek unsuru ile dava konusu markaların esas unsuru “...” ibaresi olduğu; davacı şirket unvanı daha önceki bir tarihte tescil edilmiş olmakla, dava konusu ... tescil no.lu “...”şekil” ve ... tescil no.lu “...” şekil” markalarının SMK m. 6/6'ya dayalı hükümsüzlük şartlarının olduğu; Hükümsüzlüğü talep edilen ... tescil no.lu markanın davacının ... tescil no.lu ve ... tescil no.lu markaları ile aynı olduğu; taraf markalarının bir bütün olarak aynı olması tesadüf ile açıklanamayacağından SMK m. 6/9'a dayalı hükümsüzlük koşullarının mevcut olduğunun kabul edilebileceğini bildirmişlerdir. SMK'nın 25/1 maddesine göre ; 5 inci veya 6 ncı maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir. Markalar arasında halk tarafından karıştırılma ihtimâlinden (iltibas) bahsetmek için hem karşılaştırmaya konu marka işaretleri arasında hem de işaretlerin tescil edileceği mal ve hizmetler arasında aynılık veya benzerlik olması gerekir. Dosya kapsamı, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna göre, ... tescil nolu ... şekil markasının 07, 09, 35. sınıflarda, ... tescil no.lu ... şekil markasının 07, 09. sınıflarda ve ... tescil no.lu ... şekil markasının 07, 35. sınıflarda davacı adına tescil edilmiş olduğu, davalının ... tescil nolu ... şekil markası 04. sınıfta tescilli olduğu, her iki markanın da asıl unsurunun "..." ibaresi olduğu, logo ve sözcük markasının birebir aynı olduğu, sınıflar arasında birbirini tamamlama özelliği bulunduğundan iltibas ve işletmesel bağlantı kurma ihtimali bulunduğu, Davaya konu olan markaların bütün olarak bakıldığında görsel ve işitsel olarak benzer olduğu, Davalı tarafın, LPG sektöründe faaliyet gösterdikleri, davacı tarafın LPG sektöründe üretim, imalat yapan bir firma olduğu, LPG sektöründe üretilen, imal edilen ürünlerin servis hizmetini yerine getirdiği buna göre tüketiciler arasında işletmeler arasında bağlantı kurulması ihtimalinin yüksek olduğu, bilirkişi raporunda benzerlik kriterlerinin ayrıntılı olarak açıklandığı, taraf markalarının sınıfları arasında bağlantı olması; hedeflenen tüketici kesimi, son kullanıcılar, tescil edilmiş olan/tescil edilmek istenen sınıflar içerisinde yer alan ürünlerin/hizmetlerin kapsamı, pazar anlayışı, dağıtım kanalları, kullanım yöntemleri, ürünlerin/hizmetlerin tüketiciye sunulduğu mekanlar, ürünlerin kullanım amaçları ve benzeri hususların tamamı arasında da bir ayniyet ve/veya benzerliğin bulunduğu, davalı markalarının davacı markalarının serisi niteliğinde bir marka olduğunu düşünebileceği, markanın başına sonuna eklenen ibarelerin iltibas tehlikesini bertaraf edecek nitelikte yeterli ayırt ediciliğinin bulunmadığı, sonuçta ibareler yönünden de tarafların markaları arasında işletmesel bağlantı yönünden iltibas tehlikesinin bulunduğu, davalının davacı ile aynı sektörde faaliyet gösterdiği, davacının 2001 yılından beri tescilli olan markasından haberdar olmamasının düşünülemeyeceği, davalının markasını 4. Sınıfta tescil ettirmesine rağmen davacı ile aynı faaliyet alanında kullanılması, aynı logo ve sözcük unsurunun seçilmesi, aynı renklerle kullanılmasının davacı markasından faydalanma amacıyla hareket ettiğinin ve kötü niyetli olduğunu gösterdiği, tüm sınıflarda hükümsüzlük kararı verilmesinin yerinde olduğu, davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 05/10/2021 tarih ve 2019/304 E., 2021/366 K. sayılı kararına karşı davalı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 368,3 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 27/09/2024