Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2018/2901 E. 2020/38 K. – Alacak (Acentelik
Konu: Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2018/2901
- Karar No
- 2020/38
- Karar Tarihi
- Konu
- Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2021/644 KARAR NO: 2024/1017 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 22/09/2020 NUMARASI: 2017/542 Esas - 2020/351 Karar DAVA: Alacak (Acentelik sözleşmesinden kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 04/07/2024 Taraflar arasındaki Alacak (Acentelik sözleşmesinden kaynaklanan) davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davalılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;Müvekkilinin davalı iki şirketle 03/12/2004 tarihinden bu yana acentelik sözleşmesi gereğince İstanbul Anadolu Yakası Bölgesinde acentelik faaliyetini yerine getirdiğini, müvekkili ile karşılıklı olarak imzalanmış olan 03/12/2004 tarihli acentelik sözleşmesinin davalılar tarafından Beyoğlu ...Noterliğinin 10/02/2017 tarihli ... yevmiye numaralı fesih ihbarı ile tek taraflı olarak feshedildiğini ve müvekkilinin maddi ve manevi zarara uğradığını, müvekkilinin kendi bölgesinde ulaşabileceği en yüksek müşteri portföyüne ulaşana kadar gayet iyi yürüyen, sürekli övgü ve başarı primleri ile ödüllendirilen bir acente olarak ani ve mesnetsiz gerekçelerin sözlü olarak bildirilmesinin hemen akabinde sözleşmenin tek taraflı olarak feshedilmesinin hukuki zeminde koruma alanı bulamayacağını, davalılar tarafından yapılan haksız ve hukuka aykırı uygulamanın düzeltilmesi için müvekkili adına, davalı şirketlere keşide edilen Beyoğlu ... Noterliğinin ... yevmiye numaralı ve 20/03/2017 tarihli ihtarname ile haksız feshin ve bu fesihten kaynaklı haksızlıkların giderilmesi için süre verdiğini ancak herhangi bir değişikliğin olmadığını, bu nedenlerle haksız fesih neticesinde TTK'nun 122.maddesi hükmüne göre dava tarihi itibariyle işleyecek avans faizi ile birlikte hesaplanacak denkleştirme tazminatının davalılardan alınarak davacıya verilmesine, haksız fesih nedeniyle sona eren acentelik sözleşmesinden kaynaklı olarak davalı şirketlerce tahsil edilen feshe ilişkin her türlü fesih bildirim, azilname, ihtarname ve ticaret siciline tescil masraflarının davalılardan alınarak ödeme tarihleri itibariyle işleyecek yasal faizi ile birlikte müvekkiline iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının, müvekkili şirket tarafından kendisine verilen hedefleri gerçekleştirememiş olması nedeniyle, acentelik sözleşmesinin haklı olarak feshedildiğini ve davacı acentenin müvekkili şirket dışında da sigorta şirketleriyle çalıştığını, davacının portföy tazminatı alacağı talebinin bir dayanağının bulunmadığını, bu nedenlerle 03/12/2004 tarihli acentelik sözleşmesinin Beyoğlu ... Noterliğinin 10.02.2017 tarih ve ... yevmiye numaralı fesih ihtarı ile 3 ay içerisinde feshedileceğinin bildirildiğini ve 15.05.2017 tarihinde feshedildiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, davacı tarafın taleplerinin portföy tazminatına hükmedilebilmesi için öncelikle TTK'nun ilgili maddesinde sayılan şartların meydana gelip gelmediğinin tespit edilmesinin gerektiğini, bu nedenlerle davanın usulden reddine, aksi halde haksız ve mesnetsiz olarak açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "..Somut olaydaki acentelik sözleşmesi TK 121/1-son cümlesine göre, fesih yoluyla sona erdirildiğine ve feshin haksız ve geçersiz sebebe dayanmış olmasına göre bu gibi bir sona erme denkleştirme bedelinin ilk şartını karşılamaktadır. Belirsiz süreli acentelik sözleşmesinin TK 121/1-c.l kapsamında sona erdirilmesi, denkleştirme talebine imkân veren bir sona erme hâlidir ve bu bakımdan denkleştirme bedeli için aranan ilk şartı sağlar. Denkleştirme bedelinin ikinci koşulu, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da davalının önemli menfaatler elde etmesidir. [SigK 23/16; TK 122/(l)-a]Yeni müşteri, acentenin sözleşme süresi içindeki faaliyetleri (aracılık veya sözleşme yapması) neticesinde, davalıya doğrudan veya dolayısıyla (temsilci aracılığıyla) bağlanan müşterileri ifade eder. Öte yandan acentenin eski/mevcut müşterilerle olan ilişkileri önemli ölçüde genişletmesi de "yeni müşteri" kapsamında değerlendirilmektedir.Yeni müşterinin denkleştirme bedelinde bir unsur olarak kabulü, bu ilişkinin sürekli olmasına yani sözleşme ilişkisi sona erdikten sonra da davalı tarafından müşteriden menfaat sağlanmasına bağlıdır.TK 122/(2)'de, "Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır." düzenlemesi yer almaktadır. Somut olayda; mahkememizce alınan 03.04.2019 tarihli bilirkişi raporu ile, davalı sigorta şirketinin davacı acente tarafından bildirilen ve acentenin feshinden sonra ilgili acentenin 89 müşterisine ait toplam 229 poliçenin davalının diğer acenteleri tarafından yenilendiği, acentenin feshinden sonra yenilenen bu poliçeler nedeniyle davalı sigorta şirketinin toplam 190.258,00 TL net prim geliri elde ettiği, bu poliçeler için düzenlenen acentelere 29.303,00 TL komisyon tahakkuk ettirildiği tespit edilmiş, buna göre davalı sigorta şirketinin fesihten sonra önemli menfaat elde ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Bilirkişilerin 03.04.2019 tarihli kök raporlarında davalı şirketin ticari kayıtlarının incelenmesi sonucunda, yaklaşık 13 yıl süren acentelik sözleşmesine göre son 5 yıllık net komisyonların 1 yıllık ortalamasına göre basit aritmetik ortalama hesabı yapılarak 168.673,00 TL tazminat miktarına ulaşılmış, 2012 ve 2017 yılı faaliyetleri bir yıllık faaliyet dönemleri altında kaldığından hesaplama gün hesabına göre de yapılmış ve buna göre davacının talep edebileceği portföy tazminatı 159.910,00TL olarak belirlenmiş olup, bu hesaplama yönteminin 6102 Sayılı TTK'nın 122/2. maddesindeki düzenlemeye uygun olduğu anlaşılmıştır. Denkleştirme bedelinin üçüncü koşulu, acentenin ücret kaybına uğramasıdır. Burada sözü edilen ücret kaybı, yeni müşterilerle acenteye ücret hakkı kazandıracak sözleşmelerin acentelik sözleşmesinin sona ermesi sebebiyle acente tarafından yapılamamasından dolayı ortaya çıkan ücret kaybıdır. Zira sözleşme İlişkisi devam etseydi, acente, yeni müşterilerle yapılan/yapılacak sözleşmeler sebebiyle ücret isteyebilecekken sona erme nedeniyle bu imkândan mahrum kalmaktadır. İşte TK 121/l-(b)'de sözü edilen "ücret isteme hakkının kaybı" ile kast edilen budur.Denkleştirme bedeli ödenmesinin son koşulu ile "somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesinin hakkaniyete uygun düşmesi"dir [SigK 23/16; TK 122/l-(c)]. Acente, hakkaniyet gerektirdiği takdirde ve oranda denkleştirme talep edebilir. Denkleştirme talebinin hakkaniyet ölçüsü bakımından değerlendirilmesi için diğer koşulların öncelikle bulunması gerekir. Dolayısıyla diğer koşullar var olmakla birlikte talebin hakkaniyete uygun olmaması durumunda acenteye denkleştirme bedeli ödenmez. Bizatihi içeriğinden de anlaşıldığı üzere hakkaniyet ölçütü, hâkimin doğrudan doğruya takdir yetkisi ile ilgilidir.Denkleştirme bedelinden önceden vazgeçilmesine ilişkin anlaşmalar geçersizdir (TK 122/(4)).Somut olayda, taraflar arasındaki süresiz acentelik sözleşmesinin davalı tarafından geçersiz sebeple feshedildiği, sözleşmenin feshinden sonra davacı acentenin 89 müşterisine ait 229 adet poliçenin davalının acenteleri tarafından yenilenmesi sonucunda davalının bilirkişilerin 03.04.2019 tarihli raporlarında tespit edildiği üzere 190.258,00 TL net prim geliri elde ettiği, davalının sözleşmenin feshi nedeniyle davacı acentesinin portföyü sayesinde elde ettiği menfaatin önemli menfaat olarak değerlendirilmesi gerektiği ve denkleştirme tazminatı talebinin hakkaniyete uygun olduğu anlaşılmıştır. Bu doğrultuda; davacı tarafından 168.673,00 TL olarak neticelendirilen davanın kısmen kabulüne karar verilerek, 159.910,00 TL tazminatın davalı ... Sigorta A.Ş'den tahsiline karar vermek gerekmiştir. (Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nin 2017/2068 Esas 2019/760 Kararı )Davalı ... A.Ş. Yönünden ;03.04.2019 tarihli bilirkişi kök raporunda "Yıl Bazında Acentenin Sistemdeki Komisyonu" başlıklı tabloda acentenin düzenlemiş olduğu poliçelerin sınıflandırması yapılmış, yapılan sınıflandırmaya ve dosya kapsamındaki diğer bilgi ve belgelere göre acente tarafından herhangi bir dönemde müşterilerine herhangi bir hayat ya da emeklilik poliçesi düzenlenmediği anlaşılmıştır. Bu bağlamda, yukarıda da detaylı belirtildiği üzere, öncelikle yeni müşteri çevresinin yaratıldığını, var olan müşterilerle ilişkinin pekiştirilip genişletildiğini ve bu müşteriler sebebiyle davalının önemli menfaatler elde ettiğini ispat yükü üzerinde olan acentenin, davalı... yönünden bu hususları ispat edememesi karşısında, faaliyet alanı bireysel emeklilik ve hayat sigortası olan davalı ... A.Ş hakkında davanın reddine " karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; her ne kadar portföy tazminatı için kanunda son 5 yılın komisyon ortalaması limit olarak esas alınmışsa da asıl limitin "fesihten sonra devam eden üretime isabet eden komisyon bedelidir" gerçek ve asıl dikkate alınması gereken limitin bu olduğunu, Mahkemenin kararının, sigortacılığın ne olduğunun bilinmediği anlamına geldiğini, primin, komisyon olarak algılandığını, primin, sigorta şirketlerinin net kazancı olarak kabul edildiğini, son 5 yılın komisyon ortalamasının üst limit olarak değil, gerçek zarar olarak kabul edildiğini, bu, üç önemli hatanın çok vahim ve hatalı bir sonuca yol açtığını, bilirkişi raporunda ve bunu esas alan mahkemenin kararında "yeni müşteri" kavramı üzerinde çok durulduğunu, oysa TTK.'nun 122. maddesinde yer alan bu kavramın sigortacılık kanunununda yer almadığını ve "yeni müşteri" kavramının sigortacılık uygulamasında yeri ve önemi olmayan bir kavram olduğunu, haksız fesihten kaynaklanan tazminat ile portföy tazminatının birbirine karıştırıldığını, sigortacılıkta portföyün ne anlama geldiği, portföy kavramının ne olduğu, her üretimin portföy olarak kabul edilip edilemeyeceğini, özellikle trafik üretiminin porföy olarak kabul edilip edilmeyeceğinin hiç irdelenmediğini, feshin, TTK ve acentelik sözleşmesindeki öngörülere dayalı olarak yasal açıdan uygun ve geçerli nedenlere dayalı olarak yapıldığını, böyle bir feshin haksız fesih olarak kabulünün son derece yanlış olduğunu, portföy tazminatının bir diğer önemli unsurlarından biri "fesihten sonra devam eden üretimin mevcut olması" olduğunu, ancak bu olgu üzerinde hiç durulmadığını , fesihten sonra hangi branşta kaç poliçenin devam ettiği saptanmamış olmasına rağmen bunun anlamı ve önemi üzerinde durulmadığını, temel inceleme konusu değerlendirilmeden varılacak her sonucun eksik ve işin özüne aykırı olacağını, bilirkişi raporunda ve mahkemenin kararında farklı farklı rakamların yer aldığını, hükmedilen bedelin nasıl belirlenmiş olduğunun belli olmadığını, denkleştirme tazminatının en önemli unsuru olarak kabul edilen; "önemli kazanımın ne olduğu, sigortacılıkta önemli kazanımın nasıl sağlanabileceği" konusunda da tek bir saptama ve değerlendirme yapılmadığını, portföy tazminatı hesaplamasında bir oranlama yapılmasının doğru bir yöntem olmadığını, doğru yöntemin, gerçek zararın belirlenmesi olduğunu, hak düşürücü süreden sonra yapılmış olan ıslah ile arttırılan bedelin ayrıca reddi gerekirken kabul edilmesinin kanuna açık bir aykırılık oluşturduğunu, ... A.Ş. yönünden reddedilen avukatlık ücretinin yanlış hesaplandığını, açıklanan nedenlerle Mahkemece verilen kararın, kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. GEREKÇE: Dava, sigorta acentelik sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle denkleştirme (portföy) tazminatı istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince, yukarıda açıklanan gerekçe doğrultusunda, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, bu karara karşı davalılar vekili tarafından, yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, sözleşmenin haklı sebeple feshedilip edilmediği, denkleştirme tazminatı koşullarının oluşup oluşmadığı, talep arttırım dilekçesi ile arttırılan kısma ilişkin hak düşürücü sürenin dolup dolmadığı, davanın reddine karar verilen davalı lehine hükmedilen vekalet ücretinin usul ve yasaya uygun olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır. Taraflar arasında 03.12.2004 tarihli tarihli sigorta acentelik sözleşmesi imzalandığı, sözleşmenin akdedildiği tarihte yürürlükte bulunan mülga 6762 Sayılı TTK'nın 134.Maddesinde "Muhik bir sebep olmadan ve üç aylık ihbar müddetine riayet etmeksizin akdi fesheden taraf, başlanmış işlerin tamamlanmaması yüzünden diğer tarafın uğradığı zararı tazmine mecburdur. Müvekkilin veya acentenin iflas veya ölümü yahut hacir altına alınması sebebiyle acentelik mukavelesi sona ererse, işlerin tamamen görülmesi halinde acenteye verilmesi gereken ücret miktarına nispetle tayin olunacak münasip bir tazminat acenteye yahut yukardaki hallere göre onun yerine geçenlere verilir." hükmünün düzenlendiği, mülga TTK da denkleştirme tazminatının açıkça düzenlenmemesi sebebiyle bu madde uyarınca denkleştirme tazminatı talep edilebileceği hususunun teoride ve uygulamada kabul edildiği, ancak sözleşmenin yürürlükte bulunduğu ve feshedildiği tarihte yürürlükte bulunan 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'(TTK)nda denkleştirme tazminatı ve koşulları açıkça düzenlenmiş olup, bu hükümler somut olaya da uygulanacaktır. TTK'nın 122/1 ve 3. maddelerine göre, müvekkilin, feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan acentenin sözleşmeyi feshetmesi veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmesi halleri saklı kalmak kaydıyla sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa, somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir. 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 23/16 hükmüne göre, sigorta acentesinin denkleştirme talep edebilmesi için acentenin haklı bir nedene dayanmaksızın sözleşmeyi feshetmemiş olması ya da kendi kusuruyla sözleşmenin feshine neden olmaması, sigorta acentelik ilişkisinin sona ermesi nedeniyle sigortacının acentenin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde etmesi, hakkaniyetin tazminat verilmesini gerektirmesi şarttır. Bu şartlardan birinin mevcut olmaması halinde sigorta acentesi denkleştirme talep edemez. Esasen özel hüküm niteliğindeki 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 23/16.maddesi ile genel hüküm niteliğindeki TTK'nın 122/1.madde düzenlemesi genel olarak paralel niteliktedir. Somut olayda taraflar arasındaki sözleşmenin 23.maddesinde acentenin isteğine bağlı olarak üç ay önceden ihbar edilmek koşuluyla sözleşmenin her zaman feshedilebileceği, bu sözleşmenin acentenin sözleşme hükümlerine veya ilgili mevzuat ve teamüllere uygun olarak ... tarafından verilen karar, direktif ve genelgelere uymaması halinde önceden ihbara gerek kalmaksızın her zaman ... tarafından feshedilebileceği düzenlenmiştir.Davalının sözleşmenin bu hükmüne dayanarak Beyoğlu ... Noterliğinin 10.02.2017 tarihli ... yevmiye no'lu ihtarnamesi ile sözleşmeyi feshettiği ihtilafsızdır. Davacıya gönderilen fesih ihtarında fesih sebebi bildirilmemiş, davalı tarafça davacının verimsiz çalışması nedeniyle 15.05.2017 tarihinde sözleşmenin feshedildiği savunulmuştur. Davalı tarafın iddiasına yönelik somut bir hedef belirlenerek davacıya bildirildiğine ya da 04.11.2016 tarihlerinde yapılan bildirim dışında sözleşme süreci içinde performans denetimi yapıldığına dair bir tespit olmadığı gözetildiğinde mahkemenin feshin haklı olmadığı yönündeki kabulü yerindedir. Bu yönlere ilişkin davalı ... sigorta Aş vekilinin istinaf sebepleri haklı görülmemiştir. Denkleştirme tazminatının şartlarından olan sigortacı tarafından önemli menfaat elde edilip edilmediğinin tespitinde, sigorta acentesinin akdettiği yeni ya da yeni sayılabilecek sigorta sözleşmelerinin sayısı yanında bu sözleşmeler dolayısıyla elde edilen prim miktarı da esas alınmalıdır; zira sigortacının önemli menfaat elde edip etmediği hususunda acentenin portföyünün ekonomik değeri de belirleyicidir. Acentenin portföyünün ekonomik değeri acentenin aracılık ettiği veya akdettiği sigorta sözleşmeleri dolayısıyla tahsil edilen veya edilecek olan prim miktarına göre belirlenir. Sigorta acentesi, hakkaniyet gerektirdiği takdirde ve oranda denkleştirme talep edebilir. Bu koşul, somut durumun tüm özellikleri dikkate alınarak denkleştirme ödemesinin adil bir sonuç olup olmayacağının belirlenmesini ifade eder. Denkleştirme isteminin sınırları; sözleşmeden kaynaklanan menfaatler, sözleşmenin tarafları arasındaki risk paylaşımı, acentelik sözleşmesinin süresi, acentenin gelir miktarı, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülükleri yerine getirmek için harcanan emek ve zaman, sözleşme dışı kazanç ve kayıplar, tarafların mal varlığı ve gelir ilişkileri, kişisel durum (Yaşlılık, sağlık durumu, çalışma yeteneği), işin önemi, acentenin tek firma-çok firma acentesi olması, markanın etkisi (unvanın), rekabet yasağının ihlal edilmesi, sözleşmenin sona erme nedeni ve varsa kusur oranları gibi hususlar göz önüne alınıp çizilir. (Koç, Mehmet, Acentenin Denkleştirme İstemi, s. 90). TTK 'nın 122 maddesi uyarınca, acentenin talep edebileceği denkleştirme tazminatı miktarı, son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı tüm ödemelerin (komisyon, prim vs.) yıllık ortalamasını aşamaz. Beş yıldan daha az süren acentelik ilişkilerinde talep edilebilecek denkleştirme tazminatında azami miktar, faaliyet gösterilen sürenin yıllık ortalamasıdır. Denkleştirme tazminatı hesabının ne şekilde yapılacağına dair gerek yasaya gerekse Yargıtay içtihatlarında detaylı bir yöntem belirlenmiş değilse de öğretide hesabın, acentenin göreve başladığı tarihte mevcut olan müşteri çevresi hariç, yeni oluşturulan müşteri çevresi belirlendikten sonra üç aşamalı bir formülle yapılacağı görüşü hakimdir. Buna göre ilk aşamada acentenin kendi çabasıyla kazandırdığı yeni müşteri çevresinden müvekkilin elde ettiği/ elde etmesi muhtemel menfaatler/gelirler hesaplanır. Daha sonra, acentenin yeni müşteri çevresiyle işlem yapamayacak olması nedeniyle uğradığı gelir kaybı hesaplanır. Bu kayıp, acentelik sözleşmesi devam etseydi, acentenin temel edimleri karşılığında elde edeceği ücret (provizyon) gelirleridir. Müvekkilin elde edeceği menfaatin, acentenin gelir kaybı kadar olduğu ilkesinden hareketle, öncelikle acentenin gelir kaybının hesaplanması uygun olacaktır. Bu hesaplama yapılırken, acentenin temel ediminin karşılığı olan ücretler esas alınmalı ve maliyetler düşüldükten sonraki net gelir esas alınmalıdır. Acenteye arızi olarak ödenen ücretler bu hesaplamada dikkate alınmamalıdır. Acentenin bir yıllık gelir kaybı bulunmalıdır. Gerek müvekkilin elde edeceği menfaat miktarının gerekse acentenin yoksun kaldığı toplam gelir miktarının hesaplanabilmesi için, yeni müşteri çevresinin müvekkille ne kadar süreyle ticari ilişkide bulunacağının, somut olayın özelliklerine göre tahmin edilmesi gerekir. Daha sonra, işin niteliğine ve acentelik ilişkisinin devam ettiği süredeki veriler dikkate alınarak, yıllık müşteri kayıp oranı belirlenir. Yeni müşterilerle müvekkilin tahmini ilişki süresi esas alınarak her yıl için belirlenen miktarlardan, müşteri kayıp oranında indirim yapılır. Her yıl için bulunan zararlar toplanır. Bulunan bu ham alacak üzerinden, acentenin denkleştirme alacağını peşin olarak alacağı düşünülerek, faiz indirimi yapılır ve birinci aşamadaki ham alacak bulunur. İkinci aşamada hakkaniyet denetimi yapılır. Somut olayın özelliklerine göre, hakkaniyet ilkesi gereğince alacak tutarında indirim veya artırım yapılabilir. Örneğin, müvekkilin markasının tanınmışlığı yeni müşteri çevresinin oluşumunda etkili olmuşsa, alacak miktarından uygun bir oranda indirim yapılmalıdır. Acente olağanüstü çaba göstermiş, önemli reklam ve tanıtım çalışmaları yapmışsa alacak miktarı hakkaniyet gereği artırılabilir. Üçüncü aşamada, hesaplanan denkleştirme alacağının, yasal üst sınırı aşıp aşmadığı denetlenir. Eğer üst sınırın altındaysa hesaplanan alacağa aynen hükmedilir; üst sınırı aşıyorsa, alacak tutarı üst sınıra indirilerek hüküm altına alınır. Üst sınırın hesaplanmasında, ilk basamaktaki hesaplamadan farklı olarak, acentenin her türlü geliri hesaplamaya dahil edilmeli ve brüt gelir esas alınmalıdır. Üst sınır acentenin alacak talebini sınırlayan bir düzenleme olduğundan hesaplamanın bu şekilde yapılması hakkaniyete uygun olacaktır. (Emsaller Yargıtay 19 HD. 2018/2901 E. 2020/38 K. Yargıtay 19 HD. 2018/2901 E., 2020/38 K. İstanbul BAM 43. HD. 2020/603 E.2021/764 K, 2021/312 E.: 2024/366 K., İstanbul BAM 12 HD. 2018/418 E. 2018/1657 K. İstanbul BAM 13.HD. 2021/1446 E. 2023/1993 K. İstanbul BAM 14. HD., 2021/503 E. 2024/20 K. sayılı ilamları) Somut olayda davalı vekilinin prim ve komisyon ayrımına ilişkin itirazları bilirkişi raporunda karşılanmadığı gibi mahkemece denkleştirme tazminatına ilişkin ilkeler dikkate alınmaksızın hazırlanan bilirkişi raporu hükme esas alınarak eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması doğru görülmemiştir.Bu halde mahkemece yeni bir bilirkişi heyetinden tarafların ticari defter ve kayıtları ile dosya üzerinden yapılacak inceleme neticesinde belirtilen hususlarda rapor alınması, alınacak rapor ile birlikte denkleştirme tazminatı talep edilebilmesi için gereken koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilerek tazminat ödenmesinin hakkaniyet gereği olup olmadığının ve davacının talep edebileceği tazminat miktarının tespiti ile sonucuna göre karar verilmesi gerekir. HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kaldırma sebebine göre davalılar vekilinin sair istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmeksizin aşağıdaki şeklide karar verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davalılar vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, 2-Davalılar tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine, 3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.04/07/2024