Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/3589 E. 2023/118 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/3589
Karar No
2023/118
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/825 KARAR NO: 2024/1449 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 16/03/2023 NUMARASI: 2021/446 Esas - 2023/157 Karar DAVA: Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 10/10/2024 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında 2017 yılında bayilik sözleşmesi imzalandığını, sözleşme içeriği ürünlerin tüm bölgeler dahilinde münhasır olmayan satış hakkının müvekkili firmaya verildiğini, müvekkili firmanın taraflar arasındaki sözleşmenin davacı tarafından sebep gösterilmeksizin ve sözleşmedeki süreye aykırı olarak fesih edildiği 01/08/2018 tarihine kadar sözleşme gereğince yükümlü olduğu tüm edimleri yerine getirdiğini, davalının sözleşme gereği edimini yerine getirmediğini bildirdiğinden bahisle 45.929,94 Euro' nun sözleşme fesih tarihi olan 01/08/2018 tarihinden itibaren yabancı paraya uygulanan en yüksek mevduat faizi ile birlikte fiili ödeme tarihindeki Türk lirası karşılığının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; tarafların tacir olduğunu, beş yıla yakın ticari ilişkilerinin olduğunu, taraflar arasında 25/05/2015 tarihli bayilik sözleşmesi uyarınca taraflar arasındaki uyuşmazlıkları çözmekle görevli merci olarak Uluslararası Ticaret Odası Kurumunun belirlendiğini, işbu kurumun ticari hayatta büyük deneyim ve itibarı bulunan bir Uluslararası Kurumsal Tahkim Kuruluşu olduğunu, bu nedenle tahkim itirazında bulunduklarını, davacı tarafından kaybolduğu belirtilen malların teslim alındığına ilişkin tutanakların olduğunu, bahsettiği arızalı ürünleri iadesini gerçekleştirmediğini beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " Konunun uzmanlık gerektirmesi nedeniyle mahkememizce alınan 30/05/2022 tarihli ve 14/11/2022 tarihli bilirkişi raporlarında detaylı açıklandığı üzere, arızalı ürünler yönünden sunulan delillerin yeterli olmadığı, bu nedenle arızalı ürünlerin ispata muhtaç olduğu, ürünlerin eksik sevkiyatının ürünün kayıp olduğunu göstermeyeceği, bu iddianın da ispata muhtaç olduğu davacının iddia ettiğinin aksine, davacıya münhasır bir yetki tanınmadığının anlaşıldığı, ancak buna rağmen, davacının ikinci bir bayi olduğu takdirde alım yapmayacağını elektronik posta ile bildirdiğinin görüldüğü, bu husus dikkate alındığında sözleşmeni haklı nedenle feshedildiği sonucuna varıldığı, bu bakımdan davacının portföy ve kar kaybı tazminatına ilişkin talebi yerinde olmadığını, davacının diğer zarar talepleri de, mali tespitler dikkate alındığında, ispata muhtaç olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmenin haklı nedenle feshedildiği bu bakımdan davacının portföy ve kar kaybı tazminatına ilişkin talebinin yerinde olmadığı, davacının diğer zarar taleplerinin de, mali tespitler dikkate alındığında, ispata muhtaç olduğu sonuç ve kanaati bildirildiği, TMK. m. 6 hükmüne göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür”. HMK. m. 190/1 hükmüne göre: “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir”. Bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf o vakıayı ispat etmeye mecburdur. Dosya kapsamı usul ve yasaya uygun bilirkişi raporları uyarınca davacıya münhasır bir yetki tanınmadığının anlaşıldığı, ancak buna rağmen, davacının ikinci bir bayi olduğu takdirde alım yapmayacağını elektronik posta ile bildirdiğinin görüldüğü, taraflar arasındaki sözleşmenin haklı nedenle feshedildiği, bu bakımdan davacının portföy ve kar kaybı tazminatına ilişkin talebinin yerinde olmadığı, davacının diğer zarar taleplerinin de, mali tespitler dikkate alındığında, ispata muhtaç olduğu ispatlanamayan davanın reddine, ..." karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Taraflar arasındaki sözleşme davalı tarafından hiçbir gerekçe göstermeden feshedilmesine rağmen ne bilirkişi ne de mahkeme bu hususu dikkate almamış, bu nedenle de gerçeğe aykırı hüküm oluşturulduğunu, davalının Beşiktaş ... Noterliğinin 10.07.2018 tarih ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile hiçbir haklı neden göstermeden taraflar arasındaki sözleşmeyi feshettiğini, bilirkişilerin bu hususu dikkate almadan davalının sonraki ihtarlarını görerek yanlı rapor hazırladıklarını, teslim edilmeyen ürünler nedeniyle kâr kaybı ile Yıl Sonu Ciro Prim kaybının mahkemece incelenip tartışılmadığını, hükümde de hiç ele alınmadığını; kayıp mal tutarının, arızalı ürünlerin akdin feshi nedeniyle uğramış olduğu “Denkleştirme” Tazminatı Talebinin ise mahkeme tarafından eksik incelendiğini ve yanlış değerlendirildiğini, sözleşmede davacı şirket aleyhine olan hükümler genel işlem şartlarının içerik denetimine tabi tutulması ve dürüstlük kuralına aykırı hükümlerin geçersiz sayılması gerektiğini, sözleşmede davalıdan denkleştirme tazminatı talep edilmeyeceğine dair ve benzer aleyhe hükümler genel işlem şartı oluşturduğundan geçersiz olarak değerlendirilmesi gerektiğini, geçen 5 yıla yakın sürede satış rakamlarınının olağan üstü şekilde yükseldiğini ancak davalının haksız şekilde feshi nedeniyle davacı artık bu müşteri çevresini kaybetmiş, buna karşın davalı üretici kendisine devredilen bu çevreden yararlanmaya devam edecek olup, davacı, bu nedenle hak kaybına uğradığını, zira davacı firma bayiliği başladığında 200.000. Euro civarında olan ciro bayilik sözleşmesi fesih edildiğinde 960.000 Euro'ya yükseldiğini, davalının defterleri incelenmediğinden bu hususun da araştırılmadığını, hatta davalı süresi içinde defterlerini sunmadığından bu konudaki taleplerin (ciroya ilişkin) kabul edilmesi gerektiğini, her ne kadar TTK 122/5 maddesinde tek satıcılık ve benzeri tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi halinde uygulanacağı belirtilmiş ise de öğretide ve ekte sunulan Prof. Dr. ...’dan alınmış bilimsel görüşe göre münhasır olmayan bayinin de bu tazminatı talep edebileceği sonucuna varıldığını, zira denkleştirme tazminatının dayanağı “tek satıcılık yetkisi” olmayıp, bayinin mal ve hizmetlerin satışını arttırmış olmasından ve sözleşmenin sona ermesi ile bu çevreden yararlanamayacak olmasından kaynaklanması gerektiğini ayrıca, sözleşmenin haksız şekilde sona ermesi karşısında davalının ürünlerini Türkiye piyasasında tanıtarak markanın yayılmasına, ve olağan üstü ciro artışı gerçekleştirmesi karşısında hakkaniyet gereğince davacıya bir ödeme yapılması gerektiğini, yine bu konuya ilişkin taleplerinin de yetkin olmayan bilirkişiler tarafından değerlendirilememiş, sözleşmenin davalı tarafından feshedildiğini dahi fark edemeyen bilirkişilerden rapor alınmış, mahkeme tarafından da değerlendirme yapılmamış, deliller tartışılmamış olup, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE: Dava, bayilik sözleşmesi nedeniyle alacak ve sözleşmenin haksız feshedildiği iddiasına dayalı tazminat davasıdır. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, sözleşmenin haksız feshedilip edilmediği, teslimi yapılmamış ürün bulunup bulunmadığı ve bu nedenle kar kaybı ile prim kaybı zararının oluşup oluşmadığı, eksik teslim söz konusu olup olmadığı, arızalı ürün iadesinin bulunup bulunmadığı ile denkleştirme tazminatının koşullarının bulunup bulunmadığı noktasındadır. Taraflar arasında akdedilen 25/05/2015 tarihli bayilik sözleşmesi davalı tarafından, davacı muhatabına çekilen Beyoğlu ... Noterliğinin 10/07/2018 Tarih ve ... YN'lu ihtarnamesi ile, 01/08/2018 tarihi itibariyle feshedildiği ihbar ve ihtar edilmiştir. Davacı tarafça, feshin haksız olduğunu, gönderilmeyen siparişler nedeniyle kar ve prim kaybına uğradığını, sipariş edilen malların bazılarının eksik teslim edildiğini, bazılarının ise teslim edilmediğini, iade edilen arızalı ürün bedelinin ödenmediğini ve akdin haksız feshi nedeniyle denkleştirme tazminatı şartlarının oluştuğundan bahisle alacaklarının tahsiline ve tazminata karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır. Taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin 18.2 maddesinde tarafların en az üç ay önceden bildirimde bulunarak sözleşmeyi feshedebilecekleri, 18.3 maddesinde ise diğer tarafın sözleşmeyi veya bir siparişi esaslı ihlali durumunda veya ihlalin telafi edilemez ya da ihlal bildirilmesini takip eden 30 gün içinde ihlalde bulunmayan tarafı makul ölçülerle tatmin edecek şekilde giderilmez ise (sayılan sebeplerle sınırlı olmamak kaydıyla) sözleşmenin feshedilebileceği düzenlenmiştir. Bu maddede uygun sipariş verilmemesi ya da ödemelerin zamanında yapılamaması haklı fesih nedeni olarak sayılmıştır. Davalı tarafından, davacı muhatabına çekilen Beyoğlu ... Noterliğinin 10/07/2018 Tarih ve ... YN'lu ihtarnamesi ile bayilik sözleşmesi feshedilmiş ancak ihtarnamede herhangi bir fesih nedeni gösterilmemiş ve ayrıca olağan fesih için üç aylık süreye de uyulmamıştır. Davalı tarafça cevap dilekçesinde sözleşmenin fesih nedeni olarak ödemenin zamanında yapılmaması, müşteriye süresinde teslimat yapılmaması ve haksız rekabet niteliğinde maliyetin altında ve zararına satış yapılması gösterilmiştir. Ancak sözleşmeye göre, giderilmesi mümkün bir ihlalin bulunması halinde karşı tarafa ihlalin giderilmesi için ihlal bildirimini takip eden 30 gün süre verilmesi ve bu süre zarfında ihlalin giderilmesi halinde sözleşmenin feshedilmesi gereklidir. Ancak dosya kapsamında bu usulün uygulandığına ilişkin herhangi bir iddia veya belgeye rastlanmamıştır. Bu nedenle söz konusu usule riayet edilmeden yapılan feshin haksız fesih olduğunun kabulü gerekir. Davacının haksız feshe bağlı denkleştirme tazminatı talebi bulunmaktadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 122/4. Maddesine göre, denkleştirme istem hakkının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gerekir. Taraflar arasındaki sözleşmenin 01/08/2018 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere feshedildiği ihtilaf konusu değildir. Bu durumda denkleştirme tazminatı davasının 01/08/2019 tarihine kadar açılması gerekir. Arabuluculuk sürecinde zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin işlemeyeceği ve arabuluculuk sürecinin 19/01/2019-25/02/2019 tarihleri arasında 37 gün davam ettiği nazara alındığında, duran bu süre 01/09/2018 tarihine eklendiğinde dahi 25/12/2019 tarihinde açılan denkleştirme tazminatı davası hak düşürücü süre içerisinde açılmamıştır. Bu nedenle davacının denkleştirme tazminatına ilişkin iddiaları dinlenebilir değildir. Davacı taraf, fesih tarihi itibariyle vermiş oldukları ancak kendilerine teslim edilmeyen siparişlerden elde edecekleri kâr nedeniyle kaybı bulunduğu ve eğer sözleşme davalı şirket tarafından haksız olarak sona erdirilmese ve stok mallarının teslimi yapılmış olsaydı yıl Sonu Ciro Primine hak kazanabileceklerine beyanla bu kalemler yönünden tazminat talep etmiştir. Müspet zarar; borçlu, edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır. Kuşkusuz kâr mahrumiyetini de içine alır (Hâluk Tandoğan, Türk Mesuliyet Hukuku, İstanbul 2010, s. 426-427; Ejder Yılmaz, Hukuk Sözlüğü, Genişletilmiş 5. Baskı, s. 591). Müspet zarar, alacaklının ifadan vazgeçerek zararının tazminini istemesi hâlinde söz konusu olur; alacaklının ifaya ilişkin talep hakkının yerini müspet zararının tazminine dair talep hakkı almaktadır. Müspet zarar kapsamında kâr kaybı, kârdan mahrum kalma karşılığı meydana gelen zarardır ve sözleşmeyi kusuruyla fesheden taraftan istenir. Aslında kâr kaybı açısından kârdan yoksun kalan tarafın mal varlığında kusurlu fesihten önce ve sonra bir değişiklik mevcut olmaz. Burada kârdan yoksun kalan kusurlu fesih yüzünden mal varlığında ileride meydana gelecek çoğalmadan mahrum kalır. Menfi zarar ise; uyulacağı ve yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi ve yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması dolayısıyla uğranılan zarardır. Başka bir anlatımla, sözleşme yapılmasaydı uğranılmayacak olan zarardır. Menfi zarar borçlunun sözleşmeye aykırı hareket etmesi yüzünden sözleşmenin hüküm ifade etmemesi dolayısıyla ortaya çıkar (Tandoğan, s. 427). Burada alacaklının sözleşmenin hükümsüzlüğünden kaynaklanan zararının tazmini söz konusudur. Çünkü sözleşme fesih edilerek hükümsüz olduktan sonra tekrar sözleşmeye dayanarak borcun ifa edilmemesinden doğan zarardan söz edilemez; istenilecek zarar menfi zarardır. Başka bir anlatımla, genel olarak menfi zarar, sözleşmenin kurulmamasından veya geçerli olmamasından; müspet zarar ise, ifa edilmemesinden doğan zararı ifade eder (Fikret Eren, Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, 12. Baskı, İstanbul 2010, s. 482)." (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 22.02.2023 tarih, 2021/(15)6-874 E., 2023/118 K. sayılı ilamı) Yargıtay 11. HD'nin yerleşik kararları gereğince de, sözleşmenin haksız feshi halinde davacı, davalı tarafça sözleşmenin feshi üzerine aynı nitelikteki bir işi, aynı koşullarda, ne kadar sürede temin edebilecek ise bu süre için müspet zarar isteminde bulunabilir(Yargıtay 11. HD'nin 29.02.2024 Tarih 2023/3589 E. - 2024/1639 K. Sayılı Kararı). 14/11/2022 tarihli bilirkişi heyeti raporunda raporunda teslim edilmeyen ürünler nedeniyle kar kaybı ve buna bağlı yıllık ciro kaybı istemi yönünden davacının "talep edilmesine rağmen teslim edilmeyen ürünlerle ilgili herhangi bir liste veya belge sunulmadığı" tespit edilmiş olup, bu haliyle söz konusu iddialar ispatlanamamıştır. Bu nedenle, ilk derece mahkemesince bu alacak kalemleri yönünden davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Davacı, davalı şirketin sipariş üzerine gönderidiği ürünlerden bir kısmının teslim edilmediğini, bir kısmının ise kargoda kaybolduğunu ve 4.230,70+KDV EURO bedelli ürünlerin teslim edilmediğinin, kaybolduğunun 22.06.2018 tarihli mail ile davalı şirket tarafından da kabul edildiğini iddia etmiştir. Ancak davacı dava dilekçesinde kaybolan ürünler hakkında fatura düzenlediğini ancak davalının bu faturayı iade ettiğini beyan etmiş olması karşısında kayıp iddiasına konu ürünlere ilişkin davalı faturasını ticari defterlerine kaydettiği anlaşılmaktadır. Bu halde davacının kayıp ürün iddiasını yazılı delil ile ispatlaması gerekir. 30/05/2022 tarihli bilirkişi heyeti raporunda da belirtildiği gibi ürünlerin kayıp olduğuna ilişkin herhangi bir belge sunulmamıştır. Davacı tarafça, davalının mail yazışmalarında kayıp ürün bulunduğunu kabul ettiğini ileri sürmüş ise de, bu mail ürünlerin teslim edilmediğine ilişkin bir kabul içermemekte olup, davacının iddiasını ispata yeterli değildir. Bu nedenle, ilk derece mahkemesince bu alacak kalemi yönünden davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Davacı tarafça ayrıca davalı şirketten satın alınan ancak arızalı çıkan ürünler nedeniyle 27.07.2018 tarih ve ... numaralı 9.610,77.-TL bedelli fatura düzenlenerek gönderildiği ancak faturanın iade edildiğini, “Arıza Bildirim Prosedürü”ne rağmen kendilerine bir rapor gönderilmediği gibi ödeme de yapılmadığını iddia etmiştir. Davalı tarafça ise. Söz konusu ürünlerin kendilerine teslim edilmediği savunulmuştur. Davacı tarafından arızalı ürün açıklamasıyla 27/07/2018 tarih ve ... nolu irsaliyeli fatura düzenlenmiş ve ... kargoya verilmiştir. Davalı tarafından yazılan 17/08/2018 tarihli mailde de "... bey 4 adet ... ve 2 adet ... size ilettiğini bildirmektedir, ... nolu ürün tarafımıza ulaşmamıştır. Öte yandan ... Makina tarafından herhangi bir arıza talep formu gelmemiştir." şeklinde beyanda bulunulmuştur. Ayrıca konuya ilişkin diğer yazışmalar da inceleniğinde 30/05/2022 tarihli bilirkişi heyeti raporunda da belirtildiği gibi arızalı ürünlerin davacının müşterilerinden ... adlı şirkete ait olduğu anlaşılmaktadır. Davacının söz konusu ürünleri müşterisinden iade alarak para iadesi yaptığı iddia edilmemiş olup, dolayısıyla arızalı ürün prosedürü nedeniyle zarara uğradığını da ispat edememiştir. Bu nedenle, ilk derece mahkemesince bu alacak kalemi yönünden davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir. KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.10/10/2024

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2023/3589, K. 2023/118, T. 27.07.2018, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-3589-e-2023-118-k-d4fb8befdd1c