Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2017/848 E. 2020/153 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2017/848
- Karar No
- 2020/153
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2020/2065 Esas KARAR NO: 2023/1690 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ: 13/02/2020 NUMARASI: 2017/848 E. - 2020/153 K. DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 21/12/2023 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin toptan gıda işi ile uğraşmakta olup davalı borçlu şirkete gıda satışı yapmakta olduğunu, borçlu tarafından satış hizmet bedelinin ödenmesi üzerine alacağı tahsil etmek üzere İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalı dilekçesinde bir yandan borcu kabul ettiği halde kötü niyetle alacağın tahsilini geciktirmek amacıyla borca ve faize gayrı hukuki gerekçelerle itiraz ettiğini beyan ederek davanın kabulü ile, davalının icra takibine yaptığı itirazın iptaline ve takibin devamını, alacağın % 20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına sunulan itiraz dilekçesinde de belirtildiği üzere davacı şirketin, müvekkili şirket hakkında üçüncü kişi ... Limited Şirketinin borcundan dolayı haksız ve kötü niyetli şekilde haciz ve muhafaza işlemleri gerçekleştirdiğini ve bu sebeple İstanbul 15. İcra Hukuk Mahkemesinin 2017 / 491 Esas ve İstanbul 4. İcra Hukuk Mahkemesinin 2017 / 802 Esas sayılı dosyalarında istihkak davaları açılmış olup söz konusu işlemler sebebiyle müvekkili şirketin maddi ve manevi zarara uğradığını, müşterileri nezdinde zor duruma düştüğünü, bu sebeple haksız haciz ve muhafaza işlemleri sebebiyle müvekkili şirketin uğradığı zararların davacı şirket tarafından tazmini gerektiğini, bu zararın talep edilen tutardan çok daha yüksek olduğunu, söz konusu borç ile müvekkili şirketin alacaklı olduğunu iddia eden ... şirketinden olan tazminat alacaklarının TBK m 139 uyarınca takas ve mahsup edilmesi gerektiğini, dolayısıyla müvekkili şirketin davacı şirketten haksız haciz ve muhafaza işlemleri sebebiyle söz konusu olan tazminat alacağı belirlenmeden itirazın iptaline karar verilmesinin mümkün olmadığını, ayrıca davacı şirketin bir taraftan üçüncü kişiye ait borcu müvekkili şirketten tahsil etmeye çalıştığını, diğer taraftan da müvekkili şirketten ayrıca alacağı bulunduğu iddiasıyla icra takibi ve işbu davayı açtığını, bu durum dahi davacı tarafın iyi niyetle olmadığının göstergesi olduğunu, öte yandan itirazlarının saklı kalmak ve kabul anlamına gelmemek kaydıyla, takibe konu cari hesabın da kabulü mümkün olmayıp müvekkili şirket ile davacı şirket arasında cari hesap mutabakatı bulunmadığı gibi söz konusu cari hesabın incelenmesinden müvekkili şirkete ait olmayan başka şirkete ait faturaların da cari hesaba işlendiğini, bu yönüyle de haksız açılmış davanın reddinin gerektiğini, yine davacı tarafça icra takibine talep edilen % 14 faiz oranı da yasaya aykırı olup bu yönüyle de takibe yapılan itirazının haklı olduğunu, aksi yöndeki davacı talebinin reddinin gerektiğini beyan ederek davanın reddini, davacının kötü niyetli olarak işbu davayı açmış olması sebebiyle % 20'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "... Davacı şirketin takip tarihi itibariyle takip miktarı kadar alacaklı olduğu,davalının sunduğu ödeme dekont örneklerinin hali hazırda davacı kayıtlarında bulunduğu ancak bu ödemenin dava konusu olan alacak kalemine ilişkin olmadığı gibi zaten davacı tarafından kayıt altına alındığı, davacı şirket tarafından davalıya düzenlenen faturaların davacı şirket tarafından imza karşılığında teslim alındığı, davalı tarafından faturalara itirazda bulunulduğuna dair bilgi ve belge bulunmadığı, 6102 Sayılı TTK'nın 21. Maddesi hükmü gereği dava dosyasında davalı tarafından faturaya itiraz edildiğine dair bilgi ve belgeye rastlanılmamış olduğuna aksine dair bilgi ve belge bulunmadığına kanaat getirilmiştir. Aşağıda hükümde belirlendiği üzere davalının yukarıda izah olunan sebeplerle mevzuat ve ticari kayıtlar gereği davacı tarafa borçlu olduğu değerlendirilmiştir. Usule uygun olarak süresinde davacı tarafça ibraz edilen ticari kayıt ve defterler gereğince özel ve teknik olarak incelenen kayıtları gereğince aşağıda belirlendiği şekilde davalı taraftan mevzuat gereğince alacağının bulunduğu, davalı tarafın yukarıda açıklamalar ışığında hesaplanan miktar kadar sorumlu olduğu, aşağıdaki miktar kadar davacının davasını ispatladığı değerlendirilerek davalı tarafın itirazında aşağıdaki hükümde belirlenen miktar kadar haksız olduğu ve sorumlu olduğu, alacağın likit olduğu ve tazminata hükmolunması gerektiği, davacının talebi dikkate alındığında davanın kabulüne" karar verilmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Taraflar arasında bir herhangi bir cari hesap mutabakatı bulunmadığı gibi davacı tarafça tek taraflı düzenlenmiş fatura ve sunulan kayıtlara bağlı olarak alacaklı olduğunun kabulünün mümkün olmadığını, bilirkişi raporunda davacı tarafın e-defter mükellefi olduğu belirtilmişse de bunu tevsik eden e-defter beratı ve sair belgelerden veya bunların incelendiğinden söz edilmediğini, davacı tarafın ticari defterlerinin usulüne uygun ve kesin delil niteliği taşıdığından söz edilemeyeceğini, Davacı tarafın e-defter mükellefi olduğu doğru şekilde tespit edilip belirtilmeden hazırlanan raporun eksik olduğunu, açılış ve kapanış tasdiklerinin belirlenmesi gerektiğini, Davacı tarafça düzenlenen faturalarda teslim alan imzasının bulunduğu belirtilmişse de bu kişilerin müvekkili şirket çalışanı olup olmadıkları ile ilgili hiçbir tespit yapılmadığını, en azından söz konusu faturalarda imzası bulunduğu iddia edilen kişilerin isimlerinin müvekkili şirket SGK kayıtlarıyla karşılaştırılması gerektiğini, Davacının ... ve ... isimli dava dışı şirket adına kestiği faturaları müvekkili şirketten tahsil etmeye çalıştığı görülmesine, bu durumun cari hesap özetinden dahi anlaşılmasına rağmen davanın kabul edilmesinin hatalı olduğunu, davacı tarafın takibe konu cari hesaba dava dışı ... Ticaret Ltd.Şti'ne ait faturaları da dahil ederek bu tutarları müvekkili şirketten tahsil etmeye çalıştığını, taraflar arasında cari hesap mutabakatının bulunmaması sebebiyle davacı tarafından ileri sürülen cari hesap tablosunun dikkate alınmasının mümkün olmadığını, ek rapor alınması gerektiğini,Davacı tarafça hukuka aykırı olarak yapılan haciz işlemi sebebiyle müvekkili şirketin uğradığı zararın bir faraziye olmadığını, haksız haciz yapılıp yapılmadığı hususunun istihkak davaları sonucunda verilecek karar ile tespit edilecek olup haksız haciz sebebiyle uğranılan zararın haksız fiil ve işlemin yapıldığı anda muaccel olduğunu, takas ve mahsup yönnüden istihkak davalarının sonuçlarının beklenmesi gerekirken aksi şekilde davanın kabul edilmesinin hatalı olduğunu,TBK m.139 son cümlede açıkça ''Alacaklardan biri çekişmeli olsa bile takas ileri sürülebilir.'' dendiğini ve takas hakkını ileri sürebilmek için alacağın çekişmeli olmasının önemli olmadığını, mahkeme kararında edimlerin özdeş olmadığı belirtilmişse de müvekkili şirketin tazminat talebinin de davacının işbu davadaki talebinin de paraya müteallik olup özdeş olduğunu, yasada alacakların hukuki sebeplerin özdeş olmasının kastedilmediğini, haksız haciz işlemi sebebiyle müvekkili şirketin uğradığı zararları talep hakkının bir para alacağı olup davacının işbu dava konusu talebinin de para alacağı olduğunu, müvekkili şirketin davacı şirketten haksız haciz ve muhafaza işlemleri sebebiyle söz konusu olan tazminat alacağı belirlenmeden, bu konudaki istihkak davalarının sonucu beklenmeden, itirazın iptaline karar verilmesinin kabul edilemeyeceğini, davacıya karşı açılmış olan İstanbul 15.İcra Hukuk Mahkemesinin 2017/491 E. ve İstanbul 4.İcra Hukuk Mahkemesinin 2017/802 E. sayılı dosyalarında yer alan delillerin değerlendirilmesi gerektiğini, müvekkili şirketin, ... ve ... Gıda Ltd.Şti. işyerini kapattıktan sonra aynı yerde faaliyette bulunması dışında söz konusu şirketle hiçbir ilgisi bulunmadığı gibi işyerinin devrinin de söz konusu olmadığını Takas/mahsup talepleri ve ticari ilişki çerçevesinde alacak talebinin müvekkili şirket yönünden likit olmamasına rağmen icra inkar tazminatına hükmedilmesinin de hatalı olduğunu kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava, satış sözleşmesi nedeniyle fatura bedelinin tahsili için yapılan icre takibine vaki itirazın iptali talebine ilişkindir.İlk derece mahkemesince somut olayda bilirkişilerden alınan raporlardaki tespitlere itibar edilerek davanın kabulüne karar verildiği ancak kural olarak; fatura konusu mal veya hizmetin teslimini ispat külfeti davacı satıcıya ait olup, yasal delillerle desteklenmediği sürece fatura ve davacı defter kayıtları tek başına alacağın varlığını kanıtlamayacağından, davacı, fatura konusu mal veya hizmetin davalıya teslim edildiğini kanıtlamak zorunda olduğu anlaşılmıştır.Bu durumda, Yerel Mahkemece dava ve takip konusu faturaların aslının dosyaya celbi ile bu faturalar üzerinde davalı şirket adına teslim alan sıfatıyla adı geçen kişinin davalı çalışanı olup olmadığı (SGK' dan) araştırılmalı, söz konusu kişinin davalı çalışanı/yetkilisi/işçisi ise faturalar üzerindeki imzaların bu kişiye ait olup olmadığı hususu tam olarak tespit edilmeli ve gerekirse davalı taraf usulüne uygun şekilde isticvap edildikten sonra dosya kapsamında toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiği, ayrıca yerleşmiş Yargıtay uygulamaları uyarınca mahkemece gerekli görüler ise re'sen BA ve BS formlarının getirtilmesi gerektiği, davacının ... ve ... isimli dava dışı şirket adına kestiği faturalara ilişkin istinaf isteminin de ek rapor alınarak değerlendirilmesi gerektiği, belirtilen gerekçelerle sonuç olarak HMK'nun 355. Maddesi uyarınca istinaf başvurusu sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda, istinaf eden davalının istinaf sebepleri yukarıda belirtilen yönlerden yerinde görüldüğünden, HMK'nın 353/(1)-a.6. maddesi gereğince istinafa konu edilen yerel mahkeme kararın kaldırılmasına, 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-a.6. maddesi gereğince Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle yukarıda belirtilen eksiklikler giderildikten sonra sonucuna göre bir karar verilmek üzere davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye geri gönderilmesine sair istinaf sebepleri değenlendirilmeksizin karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak, oy çokluğuyla aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1- Davalı vekilinin istinaf isteminin KABULÜ ile;2- İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13/02/2020 tarih, 2017/848 E. 2020/153 K. Sayılı Kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,3- Dosyanın, yukarıda gösterilen biçimde inceleme ve değerlendirme yapılmak üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4- İstinaf yasa yoluna başvuran davalı tarafından peşin olarak yatırılan istinaf karar ve ilam harcının talebi halinde kendisine iadesine,5- Dosya üzerinde inceleme yapılması sebebiyle vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,6- İstinaf yasa yoluna başvuran tarafından istinaf aşamasında yapılan giderlerin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına,6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. ve 362/1-g. maddeleri gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve KESİN olmak üzere, oy çokluğuyla karar verildi. 21/12/2023 MUHALEFET ŞERHİ; İtirazın iptali davasının dayanağı icra takibinin, cari hesap alacağına dayandığı, borçlu davalının itirazında taraflar arasındaki ticari ilişkiyi inkar etmemekle birlikte borçlu bulunmadığının ileri sürüldüğü, ispat yükünün davacıda olup, itirazın iptali davalarının takibe sıkı sıkıya bağlı olması nedeniyle, davacının taraflar arasındaki cari hesaptan dolayı davalının takip miktarınca davacıya borçlu bulunduğunu ispat etmesi gerektiği, ilk derece mahkemesince tarafların tacir olması ve ticari defterlere delil olarak dayanılması nedeniyle HMK 222. Madde gereğince taraf vekillerine ticari defterlerin ibrazı için usulüne uygun ihtarat yapıldığı, davalı tarafın ticari defterlerini ve dayanak belgelerini ibraz etmediği, yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde davacı defterlerinin usulüne uygun tutulduğunun ve davacı defterlerindeki kayıtlara göre, davalının davacıya, cari hesap nedeniyle takibe konu miktar kadar borçlu bulunduğunun tespit edildiği, HMK 222/3 maddesi (22/07/2020 tarihli ve 7251 Sayılı 23. Maddesiyle değişikliğe uğrayan) gereğince davacının davasını ispatladığının kabulü gerektiği anlaşılmaktadır. Kaldı ki; davalı vekilince bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde, ticari defterlerini inceleyerek defterlerinde kayıtlı olmayan faturayı/faturaları tespit ederek, cari hesap ilişkisi içerisindeki irsaliyeli faturalardan hangisindeki teslim alan imzasını kabul etmedikleri ve hangi imzanın davalı çalışanınca atılmadığı konusunda somut bir itirazda bulunulması gerekirken, tüm faturaların ve imzaların inkarı sonucunu doğuracak şekilde itiraz edilerek, mahkemece tüm faturaların çalışanlarına ait olup olmadığının incelenmesini talep etmesininde kabul edilebilir olmadığı, davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddi gerektiği kanaatinde bulunduğumdan, sayın heyet çoğunluğunun görüşüne katılmıyorum.21/12/2023