Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2017/697 E. 2020/556 K. – Tazminat

Konu: Tazminat

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2017/697
Karar No
2020/556
Karar Tarihi
Konu
Tazminat

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2021/183 KARAR NO: 2024/144 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 13/10/2020 NUMARASI: 2017/697 E. - 2020/556 K. DAVANIN KONUSU: Alacak (Bayilik Sözleşmesinden Kaynaklanan) Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında düzenlenen bayilik sözleşmesi ile müvekkilinin 21.08.2013 tarihinden itibaren 5 yıl süre davalıya ait akaryakıt ürünlerinin satışını üstlendiğini, ancak davalının sözleşmenin imzalanması aşamasında basiretli bir tacir gibi davranmadığını, davalı ile istasyonun arsa malikleri arasındaki kira sözleşmesinin 18.09.2010 tarihli olup 5 yıl için düzenlendiğini ve kira sözleşmesinin 18.09.2015 tarihinde sona erdiğini, bayilik sözleşmesinin devamı sırasında kira sözleşmesinin süresinin dolduğunu, kalan üç yıllık sürede davalının bayilik sözleşmesindeki edimini yerine getiremeyeceğinden müvekkili ile olan bayilik sözleşmesini haklı bir neden olmaksızın feshettiğini, sözleşmedeki edimin ifasının imkansız hale gelmesi nedeniyle sözleşmenin feshedildiğinin davalı şirket yetkililerince beyan edildiğini, davalının kusurundan kaynaklanan fesih nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını, fesih ihbarının sözleşme hükümlerine aykırı olduğunu ve davalının fesih ihbarında hiçbir haklı gerekçe göstermeden, ticari koşullarda anlaşma sağlanamaması ve satış yapılmaması dolayısıyla fesih hakkını kullandığını, ancak satış yapılamadığına ilişkin gerekçenin yerinde olmadığını, Urla Çeşme yolu üzerinde bulunan istasyonun özellikle yaz aylarında önemli miktarda ürün sattığını, davalının tanklarda kurulu sensörler aracılığıyla her gün ne kadar ürün satıldığını takip ettiğini, sözleşmede günlük satış limiti bulunmadığını, fesihten önce depodaki akaryakıtın azalması nedeniyle sipariş verildiğini, aynı gün sözleşmenin haksız şekilde feshedilmesi nedeniyle siparişin yerine getirilmediğini, müvekkilince fesih ihbarına hemen itiraz edildiğini, ancak itirazının EPDK tarafından reddedildiğini, lisansın iptal edilmemesi için 90.günde ... A.Ş'ye başvurduğunu, 27.10.2015 tarihinde bu bayiliğin onaylandığını, buna rağmen eski satışın yapılamadığını, en yüksek satışın yapıldığı yaz aylarının faaliyetsiz geçirildiğini, davalı ile yeni bayilik verenin ürünleri arasında satış farkı olduğunu, tek taraflı düzenlenen bayilik sözleşmesinde özellikle feshe ilişkin maddelerde davacının haklarının kısıtlandığını ileri sürerek, haksız fesih nedeniyle uğranılan zararların tespiti ile şimdilik 25.000 TL maddi zararın faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin müvekkilince Beyoğlu ... Noterliğinin 30.07.2015 tarihli ihtarıyla haklı nedenle feshedildiğini, ihtarda belirtildiği üzere, ticari koşullarda anlaşma sağlanmaması ve satış yapılmaması nedeniyle sözleşmenin 31.maddesine uygun şekilde feshin gerçekleştirildiğini, tarafların ticari defter ve kayıtları incelendiğinde, davacının satış konusundaki taahhütlerini yerine getirmediğinin anlaşılacağını, fesihin davacının iddia ettiği gibi arsa maliki ile müvekkili şirket arasındaki kira sözleşmesinin süresinin bitmesi olmayıp, davacının sözleşmedeki edimlerini yerine getirmemesinden kaynaklandığını, sözleşmesinin satışlar ve ürünler başlıklı 4. maddesinde satışa ilişkin limitler belirlendiğini, davacının yıllık satış hacminin incelenmesi halinde feshin haklı olduğunun anlaşılacağını, fesih sonrası davacının başka bir dağıtım şirketi ile anlaştığını ve lisansının onaylandığını, bu tarihe kadar geçen süredeki kar yoksunluğundan müvekkilinin sorumlu olmadığını, sözleşmenin tarafların özgür iradesi ile düzenlenerek imzalanması nedeniyle sözleşmedeki feshe ve cezaya ilişkin hükümlerin geçerli olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...taraflar arasındaki uyuşmazlık, bayilik sözleşmesinden kaynaklı olarak açılan alacak davasına ilişkindir. Dosyadaki bilgi ve belgelerden, taraflar arasında 21.08.2013 başlangıç tarihli ve 5 yıl süreli bayilik sözleşmesinin imzalandığı, Beyoğlu ... Noterliğinin 30.07.2015 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarname ile davalı tarafça, taraflar arasındaki sözleşmenin, ticari koşullarda anlaşmanın sağlanamaması ve satış yapılmadığı gerekçesiyle feshine yönelik ihtarnamenin keşide edildiği, bu feshin haksız olduğu gerekçesiyle de gelir-kar kaybı ile nakliye giderlerinin tazmini için İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/1054 Esas sayılı dosyasında açılan davada, anılan Mahkemenin 10.02.2017 tarih ve 2017/155 Karar sayılı yetkisizlik kararı ile birlikte Mahkememize tevzi edildiği anlaşılmaktadır. Yargılama aşamasında taraf teşkili sağlamış olup tahkikat aşamasında, Mahkememizce verilen 09.04.2019 tarihli celse sonunda 2 nolu ara karar ile davacı tarafın ticari defterlerinin incelenmesi için 700,00-TL ve 3 nolu ara karar ile de dava dosyasının mali bir bilirkişiye tevdii için ayrı bir 700,00-TL bilirkişi ücretinin 2 haftalık kesin süre içerisinde Mahkeme veznesine ödenmesi yolunda ara kararların tesis edildiği, 09.04.2019 tarihli ara kararların, duruşma zaptıyla birlikte davacı vekiline, 24.04.2019 tarihinde tebliğ edildiği, bu ara kararların, davacı vekiline tebliğ edilmiş olmasına rağmen, dava dosyasına sadece 700,00-TL bilirkişi ücretinin depo edildiği, bu ücret ile de 09.04.2019 tarihli celse sonunda verilen 3 nolu ara karar gereğinin yerine getirilip dosyanın mali bilirkişi ...'ya tevdii edilip rapor alındığı, davacı vekilince 09.04.2019 tarihli celse sonunda verilen 2 nolu ara karar gereğinin, verilen kesin süreye rağmen yerine getirilmediği, bu haliyle davacı tarafın bu bilirkişi deliline dayanma hakkından vazgeçmiş sayıldığı, bilirkişi incelemesi yapılmaksızın da davacı tarafın dava dilekçesinde belirttiği iddialarını ispatlayamadığından..." gerekçesiyle davanın reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; 07.02.2020 tarihli ara kararın kendilerine tebliğ edilmediğini ve usulüne uygun tebliğ edilmeyen ara karar ile davanın reddine karar verilmesinin yasaya aykırı olduğunu, kaldı ki bu ara karar ile 11.02.2020 tarihli duruşmada verilen ara kararın yasaya aykırı olduğunu, mahkemenin 07.02.2020 tarihli ara kararı ile bilirkişi aracılığıyla 01.06.2020 tarihinde tarafların defter ve belgelerinin incelenmesine karar verildiğini, tayin edilen bilirkişiler için toplam 1.400,00 TL ücret takdir edildiğini, ancak 11.02.2020 tarihli celsede ise bilirkişiler için ayrı ayrı 800,00 TL ödenmesinin kararlaştırılarak iki karar arasında çelişki oluşturulduğunu, mahkemece 07.02.2020 tarihli ara karar ile mali müşavir incelemesi için davacının yatırdığı avanstan 700,00 TL masraf ve talimat gideri yatırılmasına karar verildiğini, bu masrafın önceki kararla 19.04.2019 tarihinde yatırıldığını, bu masrafın davalının sehven davalının defter ve belgelerinin incelemesi için kullanıldığını, buna rağmen yeniden davacıdan masraf istenilmesinin hatalı olduğunu, bu itirazın mali müşavir bilirkişi incelemesine yönelik itirazda mahkemeye iletilmesine karşın mahkemece ara karardan dönülmesi talebi ile ilgili bir karar verilmediğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne, karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇE Dava, bayilik sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle uğranılan zararın tazmini amacıyla başlatılan takibe yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Taraflar arasında düzenlenen 23.08.2013 tarihli İstasyonlu Bayilik Sözleşmesi ile davacı beş yıl süreyle davalıya ait ürünlerin satışını bayi olarak üstlenmiştir. Taraflar arasında bu sözleşmeye ek olarak ödünç sözleşmesi de düzenlenmiştir. Davalı tarafından düzenlenen Beyoğlu ...Noterliğinin 30.07.2015 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarı ile "Münakit bayilik sözleşmesi ticari koşullarda anlaşma sağlanmaması ve satış yapılmaması dolayısıyla fesih edilmiştir." gerekçesi ile sözleşme feshedilmiştir. Davacının fesih sonrası başka bir şirketle bayilik sözleşmesi düzenleyerek faaliyetine devam ettiği anlaşılmaktadır. Dava konusu uyuşmazlıkta, davalının feshinin haklı olup olmadığı, haksız ise fesih nedeniyle davacının zararının oluşup oluşmadığı, zararın miktarına ilişkindir. Davacı ayrıca sözleşmenin 24 ve 25. maddelerinde fesih halinde davalı için belirlenen tazminat ve cezai şartının davacı açısından da geçerli olduğunun tespiti ile bundan kaynaklı zararın tahsilini istemiştir. Dava dilekçesinde delil olarak davacının ticari defterlerine dayanılmıştır. Bu tür bir davada ispat yükü HMK'nın 190 ve TMK'nın 6.maddesi gereğince feshin haksızlığını ve fesih nedeniyle zarara uğradığını iddia eden davacıya aittir. Davacı sadece kendi defterine dayanmakla birlikte, tacir olan tarafların ticari defterlerinin birlikte değerlendirilerek, tarafların ticari ilişkiyi hangi hesaplarla izlediği, defterler arasında fark bulunması halinde farkın sebebi, ticari defterler ve kayıtlardan belirlenerek sonuca ulaşılmalıdır. Mahkemece tarafların talebi üzerine veya gerek duyulması halinde tacir olan tarafların ticari defterlerinin birlikte incelenmesine karar verilebilir. Ancak ticari defterlerin incelenmesi halinde her iki tarafın ticari defterlerinin incelenmesi zorunludur. Davacının, ayrıca davalının ticari defterlerine delil olarak dayanmış olması gerekmez. Yani, mahkemenin gerek taraflardan birinin talebi üzerine veya TTK'nın 83. maddesi uyarınca kendiliğinden inceleme yapmaya karar vermesi halinde, her iki tarafın ticari defterlerinin birlikte incelenmesi gerekir. Bu tür bir davada sadece davacının ticari defterlerinin incelenmesiyle sonuca gidilemez. İspat yükü davacıda olması nedeniyle tarafların defterlerinin incelenmesi için HMK'nın 324. Maddesi uyarınca davacının delil avansı yatırması gerekir. Bu davada, davalının ticari defterlerinin incelenmesi için davalıdan avans istenmesi mümkün değildir. İspat yükü davacıya ait olması nedeniyle, mahkemece usulüne uygun şekilde delil avansı istenmesine rağmen, bu yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde davacının bu delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılarak karar verilmelidir. Ancak bu şekilde bir işlem yapmak için verilen ara kararın usulüne uygun şekilde düzenlenmesi, tarafların adil yargılanma ve iddia- savunma haklarına zarar vermemesi gerekir. Kısaca mahkemece incelemeye ilişkin tüm giderlerin davacıdan alınarak öncelikle davacının ticari defterlerinin talimat yoluyla incelenmesi, ardından bu raporun da değerlendirilerek davalının ticari defterleri üzerinde inceleme yapılmak ve sektörel konuda rapor hazırlanmak üzere bir bilirkişi kurulu oluşturularak inceleme yapılmalıdır. İlk derece mahkemesinin 18.04.2018 tarihli ara kararı ile tarafların ticari defterlerinin incelenmesi için ara karar oluşturularak iki bilirkişi görevlendirilmiş ve her bilirkişiye 700,00 TL ücret takdir edilerek bu miktarın davacı tarafından ödenmesine ve incelemenin 01.06.2018 tarihinde yapılmasına karar verilmiştir. Bu ara kararın tebliğ edilmemesi nedeniyle davacının delil avansını yatırmadığı 19.12.2018 tarihli oturumda belirlenerek, 1.400,00 TL'nin yatırılması için davacı vekiline iki haftalık kesin süre verilerek incelemenin 25.01.2019 tarihine bırakılmıştır. 12.02.2019 tarihli oturumda davacının defterlerini ibraz etmediği ve gider avansını yatırmadığı belirlenmiş, davacının defter incelenmesinden vazgeçip geçmediğine gelecek oturumda karar verileceği belirtilerek duruşma 09.04.2019 tarihine bırakılmıştır. Belirtilen duruşmada, taraflara defter ibrazı için süre verilmesine rağmen davacının ticari defterlerinin İzmir'de olduğu ve bu nedenle talimat yazılması gerektiği belirlenerek, davacı defterlerinin mali müşavir aracılığıyla incelenmesi için İzmir Asliye Ticaret Mahkemesine talimat yazılmasına karar verilmiş ve 700,00 TL bilirkişi ücreti takdir edilerek bu miktarın yatırılmaması halinde ticari defterlere dayanmaktan vazgeçilmiş sayılacağına karar verilmiştir. Ara kararın üçüncü maddesinde ise, ayrıca davalı defterleri üzerinde inceleme yapılması için ara karar oluşturulmuş ve mali müşavir bilirkişi için 700,00 TL bilirkişi ücretinin yatırılması aksi halde, ticari defterlere dayanılmaktan vazgeçilmiş sayılacağına karar verilmiştir. Davacı tarafından ara kararın tebliği üzerine 19.04.2019 tarihinde 700,00 TL gider avansı yatırılmıştır. Bunun üzerine mahkemece dosya davalı defterlerini incelemek üzere seçilen mali müşavir bilirkişi ...'ya verilmiş ve bilirkişi tarafından davalı defterleri incelenerek, 17.07.2019 tarihli rapor sunulmuştur. Davacı vekilince sunulan 15.11.2019 tarihli dilekçe ile müvekkilince yatırılan delil avansının sehven davalı defterlerinin incelenmesinde kullanıldığı belirtilmiştir. Mahkemece bu talebi 07.02.2020 tarihli ara kararla değerlendirilmiş olup, 09.04.2019 tarihli oturumda verilen 2 nolu ara kararın (davacı defterlerinin incelenmesine ilişkin) kısmın yerine getirilmemesi nedeniyle davacının kendi defterlerine dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağına karar verilmiştir. Mahkemece bu ara karardan sonra 11.02.2020 tarihli ara kararla akaryakıt sektörü ve sözleşme hukuku konusunda uzman bilirkişi kurulu oluşturulmasına her bilirkişi için ayrı ayrı 800,00 TL ücret eksiğinin tamamlanması için davacıya ihtar gönderilmesine 07.02.2020 tarihli ara kararın tebliğine karar verilmiştir. Davalı, 19.02.2020 tarihli dilekçe ile bu ara karardan vazgeçilmesini talep etmiş, mahkemece bundan sonraki 13.10.2020 tarihli oturumda bu talebi ilişkin herhangi bir ara karar oluşturulmadan davanın reddine karar verilmiştir. İlk derece mahkemesince kural olarak davacının, her iki tarafın ticari defterlerinin incelenmesine ilişkin delil avansından sorumlu tutulması yerindedir. Ancak mahkemece yapılan işlemler ve delil avansı için kurulan ara kararlar çelişkili olup, bu kararların yapılacak işlemleri gösterecek açıklıkta olmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle, bu ara kararlarla talebin reddine karar verilmesi ile davacının adil yargılanma hakkı ihlal edilmiştir. İspat yükü davacıda olmasına rağmen bu hususta tereddüte yer vermeyecek şekilde bir ara karar oluşturulmamıştır. 09.04.2019 tarihli ara kararla bunu sağlamaya elverişli olmayıp, bu ara karar uyarınca yatırılan gider avansının eksik olmasına rağmen ve HMK'daki düzenlemeye aykırı şekilde sadece bir tarafın defterinin incelenmesi ve bu incelemeden sonra 11.02.2020 tarihli ara kararla yeniden bilirkişi incelemesi yapılması ve bu ara kararda ödenecek toplam ücretin gösterilmemesi yasaya uygun değildir. İlk derece mahkemesince verilen kesin süreye ilişkin ara kararında, davacının yatırması gereken bakiye gider avansının ne kadar olduğu gösterilmemiştir. HMK'nın 90 ve 94. maddeleri uyarınca hakim tarafından kesin süre verilmesi mümkün olmakla birlikte, verilen kesin süre içinde tarafa yüklenen edimin ne olduğunun ve kesin süreye uyulmamasının hukuki sonuçlarının ne olduğunun, ara kararında tereddüte yer bırakmayacak şekilde açıkça gösterilmesi gerekir. Yargıtayın yerleşik içtihadı bu yönde olduğu gibi, bu durum, hukuki dinlenilme hakkının düzenlendiği HMK'nın 27. maddesinin de bir gereğidir. İlk derece mahkemesinin kesin süreye ilişkin ara kararı, gerekli açıklamaları içermemesi nedeniyle davacının hukuki dinlenilme hakkını ve onun bir unsuru olan yargılama süreçleriyle ilgili bilgi sahibi olma ve ispat hakkını zedeler niteliktedir. Bu nedenlerle, gerek istinaf nedenleri kapsamında gerekse HMK'nın 355.maddesi uyarınca resen bu hususun dikkate alınması gerekir. İlk derece mahkemesinin yukarıdaki hukuki açıklamalar dikkate alındığında, usule uygun şekilde delil toplama faaliyeti yaptığından ve ilk derece yargılamasını usule uygun şekilde yürüttüğünden söz edilemez. İlk derece mahkemesi davacının ispat için gösterdiği delilleri usulüne uygun şekilde toplamadığı gibi delilleri değerlendirmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda, mahkemece tarafların ticari defterlerinin birlikte incelenmesi gerektiğinden mahkemece, buna uygun bir ara karar oluşturularak, her iki tarafın ticari defterlerinin incelenmesi için gereken delil avansını yatırmakla davacının yükümlü olduğu ve giderleri ödememenin sonuçları hatırlatılarak, öncelikle davacının ticari defterlerinin incelenmesi için talimat yazılmalıdır. Talimat cevabı geldikten sonra her iki tarafın ticari defterleri üzerinde yapılan incelemenin birlikte değerlendirilmesi için mali müşavir ve akaryakıt sektöründe uzman bilirkişilerden oluşan bir bilirkişi kurulu oluşturulmalıdır. Bu kurula ilişkin bilirkişi gider ve ücretlerinin de usulüne uygun bir ara kararla davacıdan talep edilmelidir. Tüm ara kararlarda, ispat yükü kendisine ait olan davacının delil avansını yatırmakla yükümlü olduğu hatırlatılarak, bu yükümlülüğün verilecek kesin süre içinde yerinde getirilmemesi halinde bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağı hatırlatılmalı ve delil avanslarının yatırılması halinde gerekli incelemelerin yapılması, avansın yatırılmaması halinde ise davacının bilirkişi incelemesinden vazgeçmiş sayılarak karar verilmesi gerekmektedir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda, işin esasına dair istinaf nedenleri incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir. KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine, 4-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair; HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.01.02.2024

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2017/697, K. 2020/556, T. 01.02.2024, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2017-697-e-2020-556-k-b0376bf4f541