Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2017/402 E. 2020/258 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2017/402
- Karar No
- 2020/258
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2022/1147 KARAR NO : 2024/1469 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 19/11/2020 NUMARASI : 2017/402 E. - 2020/258 K. DAVACI : VEKİLİ DAVALI : DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 19/11/2020 Tarih ve 2017/402 Esas - 2020/258 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı ... vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, müvekkilinin hiçbir dilde anlamı olmayan "..." ve "..." ibareli markalarını kurulduğu günden beri kullandığını, bu markanın bir çok ülkede tescilli bulunduğunu, müvekkilinin markalarını tanıtmak için büyük çaba harcadığını, müvekkilinin sadece kendi sektöründe değil hiçbir faaliyetinin bulunmadığı sektörlerde de tanındığını, müvekkili ürünlerinin "www...com" adlı internet sitesinde sergilendiğini, yine müvekkilinin sosyal medya hesaplarında çok sayıda takipçisi bulunduğunu, neticesinde müvekkili markalarının tanınmış bir marka haline geldiğini ve gerek 556 sayılı KHK'nın 8/3 gerekse de Paris Sözleşmesi'nin 1. mükerrer 6. maddesi kapsamında korunması gerektiğini, davalı tarafından 2015/61260 sayılı "..." ibareli marka başvurusunun yapıldığını, müvekkilinin bu karara yönelik itirazının Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından kabul edildiğini ve 556 sayılı KHK'nın 8/3 maddesine dayalı olarak davalı başvurusunun reddine karar verildiğini, başvuru sahibinin bu karara itirazının ise YİDK tarafından kabul edildiğini ve ret kararının kaldırıldığını, oysa müvekkilinin yaratılmış, hiçbir dilde bir anlamı olmayan "..." ibaresi üzerinde gerçek hak sahibi olduğunu, başvuru konusu işaretin de müvekkili markasına ayırt edilemeyecek kadar benzediğini, müvekkilinin 2015/103597 sayılı "...&..." markasına hemen hemen aynı deliller ile yaptıkları itirazların davalı Kurum tarafından kabul edildiğini, Yargıtay’ın gerçek hak sahipliğine ilişkin çok sayıda kararının bulunduğunu, dava konusu marka açısından müvekkilinin üstün ve gerçek hak sahibi olduğunun kabulünün gerektiğini, dava konusu başvurunun aynı zamanda kötü niyetli olduğunu, davalının bu ibareyi tesadüfen seçmiş olamayacağını, aynı veya benzer emtialarda markayı tescil ettirmeye çalışmasının da bu kötü niyetin bir göstergesi olduğunu, davalının tek kötü niyetli başvurusunun bu olmadığını, dava konusu markanın müvekkilinin tanınmışlığı nedeniyle de iptalinin gerektiğini ileri sürerek, YİDK'in 2017-M-3351 sayılı kararının iptaline, dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Birleşen Ankara 4 FSHHM'nin 2018/509 E. 2018/505 K. Sayılı dosyasında davacı vekili, asıl davadaki iddialarının yanı sıra birleşen dosyada davalı olan ...in'in kötü niyetli olduğunu, anılan şahsın daha önce de 2015/08888 ve 2015/09135 sayılı marka başvurularında bulunduğunu, bu başvurulara müvekkili itirazlarının kabul edilerek başvuruların reddine karar verildiğini, hatta anılan şahsın 2015/34479 sayılı "..." ibareli marka başvurusuna yönelik itirazlarının Kurum tarafından kötü niyetli kabul edildiğini, davalının bununla yetinmeyerek 2017/00462 sayılı "mini ..." ibareli bir başvuru daha yaptığını, bu markanın kötü niyet nedeniyle reddedildiğini, davalının bir kez daha 2017/114941 sayısı ile yaptığı “...” markasının başvurusunun da yine kötü niyet gerekçeli olarak reddedildiğini, davalının kötü niyetli olduğunu ortaya koyar 5 ayrı Kurum kararı varken, kendi adına alamadığı markayı üçüncü kişiler üzerinden başvuru konusu yapıp devralmak suretiyle tescil ettirmeye çalıştığını ileri sürerek, YİDK kararının iptali ile dava konusu markanın hükümsüzlüğünü talep etmiştir. Davalı ... vekili, davacının yayına itiraz aşamasında sunduğu delillerin, dava konusu markanın başvuru tarihi olan 23.07.2015 tarihinden önce, başvuru kapsamında yer alan mallar bakımından, davacının önceye dayalı hak sahipliğini ortaya koyar nitelikte olmadığını, yine davacının "www...com" internet alan adının varlığından bahisle ileri sürdüğü iddiaların yerinde bulunmadığını, internet alan adını oluşturan ibarenin, dava konusu markanın aynısı olmadığını, bu nedenle KHK'nın 8/5 kapsamındaki hak sahipliğinin dinlenemeyeceğini, kötü niyet iddialarının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu avunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili, dava konusu markayı devrettiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Birleşen davada davalı ..., davaya cevap vermemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, tescilsiz bir işaret üzerinde önceye dayalı üstün hakkın varlığının, işaretin marka etkisi yaratacak şekilde ticari olarak kullanılmasına, ilgili piyasada en azından bilinir hâle gelmesine bağlı olduğu, davacının dosyaya sunduğu yabancı ülkelerde markanın kullanıldığını gösteren fatura v.b. evrak ile yabancı ülkelerde alınan marka tescil belgelerinin, ülkemizde önceye dayalı üstün hakkın varlığının kabulü için yeterli olmadığı, markanın ülkemizde kullanıldığına dair delil ve emarenin dosya kapsamında bulunmadığı, yine internet alan adının da etkili olduğu ülkeler arasında Türkiye'nin olmadığı, bu sebeple davacının üstün hak iddiasına itibar edilmediği, davacının ilgili markayı 2013 yılından beri aktif biçimde kullandığı ve bilinir hale getirdiği, markanın basit bir araştırma ile kolayca bulunabileceği, davalılardan ... ile davacı arasında geçen marka başvurusu-itiraz ve ret süreci gibi hususlar dikkate alındığında, davalı tarafın, davacı markasını bilerek ve markanın tanınmışlığından faydalanmak maksadı ile kötü niyetle hareket ettiği, markanın alınmasını müteakip daha evvel davacı ile husumetli olan davalı ... ...'e devri de nazara alındığında asıl dava davalısının da süreçten haberdar olduğu ve kötüniyetli bulunduğu, davalının markasının davacının markaları ile aynı veya ayniyet derecesinde benzer olduğu, davalının dava konusu markaları kapsamındaki ürünlerin, davacının markalarının tescilli olduğu 25. sınıf mal ve hizmetlerle benzer nitelikte bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, YİDK'in 2017-M-3351 sayılı kararının iptaline, davalıya ait 2015/61260 sayılı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı ... vekili, müvekkili Kuruma sunulan bilgi ve belgelerle, "..." markasının, davacı tarafından başvuru tarihinden önce başvuru kapsamında yer alan mallar üzerinde, söz konusu ibarenin başkası tarafından kullanımını veya tescilini engelleme hakkı verecek nitelik ve yoğunlukta, ciddi kullanım teşkil edecek şekilde Türkiye'de ticaret alanında kullanıldığının ispatlanamadığını, bu durumun mahkemece de tespit edildiğini, ancak bu tespitle çelişir şekilde başvuru markasının kötü niyetle yapıldığı belirtilerek davanın kabulüne karar verildiğini, itiraza mesnet markanın ülkemizde kullanıldığına dair delil ve emare bulunmadığını, internet alan adının da etkili olduğu ülkeler arasında Türkiye’nin olmadığı tespit edilmişken başvurunun kötü niyetle yapıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, aynı zamanda, itiraz aşamasında başvurunun kötü niyetle yapıldığını iddia eden tarafın, kötü niyete ilişkin iddialarını delillerle desteklemesinde zorunluluk bulunduğunu, başvuruya yapılan itirazda kötü niyet iddiasını destekler nitelikte yeterli delil sunulmadığını, kötü niyet iddiası sadece markalar arasındaki benzerlik ve iltibas iddiasına dayandırıldığından ve kabul anlamında olmamakla beraber zaten markalar arasındaki benzerlik diğer başkaca koşulların varlığı aranmaksızın, tek başına, kötü niyet iddiasının kabulü için bir kanıt teşkil etmediğinden, davanın reddinin gerektiğini, öte yandan başvuru markasının davalı ... ...’e devredilmesinin başvurunun kötü niyetle yapıldığı, asıl dava davalısının da süreçten haberdar olduğu ve onun da kötü niyetli bulunduğu gerekçesinin varsayıma dayalı olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE :Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. İşlem dosyasının incelenmesinden; asıl davada davalı ...'nun 23.07.2015 tarihinde 2015/61260 sayılı "..." ibareli marka başvurusunda bulunduğu, başvuru kapsamında 25. sınıf malların yer aldığı, davacı tarafından bu başvuruya itiraz edildiği, Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından 556 sayılı KHK'nın 8/3 maddesine dayalı itirazın yerinde görüldüğü ve bu gerekçe ile başvurunun reddine karar verildiği, davacının kötü niyet vakıasına dayalı itirazlarının ise yerinde bulunmadığı, bu karara karşı yalnızca davalı ... tarafından itiraz edildiği, YİDK'in 13.09.2017 tarih, 2017-M-3351 sayılı kararıyla davalı itirazının yerinde görüldüğü ve başvurunun reddi kararının kaldırılmasına karar verildiği, bu kararın 15.09.2017 tarihinde davacıya tebliğ edildiği, işbu dava açıldıktan sonra ise dava konusu markanın diğer davalı ...'e devredildiği anlaşılmıştır. Her ne kadar dava konusu markanın yargılama sırasında devredilmesi nedeniyle HMK'nın 125. maddesi uyarınca işlem yapılması gerekirken, yargılama sırasında dava konusu markayı devralan ...'e karşı ayrı dava açtırılıp, eldeki dava ile birleştirilmesi doğru değil ise de, taraf teşkilinin sağlanmış olması ve usul ekonomisi ilkesi ile istinaf edenin sıfatı gözetildiğinde, bu yanlışlık sonuca etkili görülmemiş, uyuşmazlığın esasının incelenmesine geçilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yerleşmiş kararları uyarınca YİDK kararının iptali istemiyle açılan davaların, YİDK kararında tartışılan hususlarla sınırlı olarak görülmesi zorunludur. Diğer bir deyişle YİDK kararının iptali istemine ilişkin davada, iptali istenen Kurum kararında tartışılmayan hususların tartışılması mümkün değildir. Somut uyuşmazlıkta da yukarıda yapılan özetten anlaşılacağı üzere iptali istenen YİDK kararı, davalı başvurusunun, 556 sayılı KHK'nın 8/3 maddesi uyarınca reddine dair Markalar Dairesi Başkanlığı kararına karşı başvurucu tarafından yapılan itirazın incelenmesine ilişkindir. Zira, davacı Şirket tarafından dava konusu başvuruya kötü niyet gerekçesi ile de itiraz edilmiş olmakla birlikte Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından bu itiraz yerinde görülmemiş, davacı yanca da bu yönden Markalar Dairesi Başkanlığı kararına itiraz edilmemiştir. Bu durumda, kötü niyete dayalı davacı itirazının yerinde olmadığı hususu idari yönden kesinleşmiş olup, davaya konu YİDK kararında da bu husus tartışılmadığından, YİDK kararının iptali istemine ilişkin davada, başvurunun kötü niyetli olup olmadığının tartışılması mümkün değildir. İlk derece mahkemesince açıklanan hususlar gözetilerek, YİDK kararının iptali istemi bakımından davacının kötü niyete dayalı iddiasının tartışılmasının mümkün olmadığı, 556 sayılı KHK'nın 8/3 maddesi koşullarının da oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddi gerekirken, dava konusu başvurunun kötü niyetli yapıldığı gerekçesi ile YİDK kararının iptaline yönelik davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, davalı ... vekilinin istinaf itirazları haklı bulunmuştur. Yukarıda açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesince, davaya konu YİDK kararında, başvurunun kötü niyetli olup olmadığı hususu tartışma konusu olmadığından, YİDK kararının iptali istemli davada, davacının kötü niyet iddiasının tartışılamayacağı, söz konusu YİDK kararında kabul edildiği gibi 556 sayılı KHK'nın 8/3 maddesi koşullarının da somut olayda oluşmadığı gözetilerek, YİDK kararının iptaline yönelik davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kötü niyet gerekçesi ile YİDK kararının iptaline yönelik davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, HMK'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiş, istinaf incelemesine konu olmayan marka hükümsüzlüğü davası yönünden ise ilk derece mahkemesi ile aynı şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 19/11/2020 Tarih ve 2017/402 Esas - 2020/258 Karar sayılı kararın KALDIRILMASINA, 2-YİDK kararının iptaline yönelik davanın REDDİNE, 3-Marka hükümsüzlüğüne ilişkin davanın KABULÜ ile davalı ...'e ait 2015/61260 ayılı "..." ibareli markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, 4-Harçlar Kanunu'na göre alınması gereken 427,60.TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 31,40.TL harcın mahsubu ile bakiye 396,20.TL'nin davalı ...'den tahsili ile Hazineye irat kaydına, 5-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden ve marka hükümsüzlüğüne ilişkin dava yönünden Dairemizce bir istinaf incelemesi yapılmadığından, ilk derece mahkemesi karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 4.910,00.TL maktu vekalet ücretinin davalı ...'den tahsili ile davacıya verilmesine, 6-Davalı ... kendisini vekille temsil ettirdiğinden, Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 25.500,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ... verilmesine, 7-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan 1.800,00.TL bilirkişi ücreti, 356,00 TL tebligat ve posta masrafı ile istinaf aşamasında yapılan 96,50.TL tebligat ve posta masrafından oluşan toplam 2.252,50.TL'nin, takdiren 1/2'sinin marka hükümsüzlüğü davası yönünden yapıldığının kabulü ile bu orana tekabül eden 1.126,25 TL'ye, 31,40 TL peşin harç, 31,40.TL başvurma harcı tutarı eklenerek oluşan toplam 1.189,05 TL yargılama giderinin davalı ...'den alınarak davacıya verilmesine, bakiyesinin davacı üzerinde bırakılmasına, 8-Davalı ... tarafından istinaf aşamasında yapılan 70,80.TL posta masrafı, 220,70.TL istinaf kanun yoluna başvuru harcı olmak üzere toplam 291,50.TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalı ... verilmesine, 9-Diğer davalılar tarafından ilk derece ve istinaf aşamasında yapılan herhangi bir gider bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 10-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333), 11-Davalı ... tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 80,70.TL istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde anılan davalıya iadesine, 12-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına dair, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 20/09/2024 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 24/09/2024 Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...