Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2013/15266 E. 2013/23045 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2013/15266
Karar No
2013/23045
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2020/1975 Esas KARAR NO: 2024/235 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 25/12/2019 NUMARASI: 2017/100 Esas, 2019/1057 Karar DAVANIN KONUSU: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 22/02/2024 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı tarafından davacı şirketin satın aldığı ve daha sonra dava dışı 3.şahıs şirkete kiraladığı taşınmazlar ile yine davacı şirket ile 3.şahıs firma arasındaki akdedilen finansal kiralama sözleşmesinin teminatını teşkil etmek üzere alınan ipoteğe konu taşınmazların değerlemesinin yapıldığı, davacı tarafça söz konusu değerleme esnasında hem finansal kiralamaya konu malların değerinin fazla tespit edildiği, hemde ipoteğe konu taşınmazların değerinin fazla tespit edildiği, bu nedenle davacının zarara uğradığını iddia ederek 5.179.839,00-Euro zararın yasal faizi ile birlikte davalıdan tazminini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı şirket tarafından hazırlanan raporların hatalı olduğu yönündeki iddiaları kabul etmediklerini, davalı şirkete başvuru koşullarının oluşmadığını, davalı şirkete başvurulabilmesi için davacı tarafın tüm hukuki yolları tüketmiş olması gerektiğini, davalı şirket tarafından hazırlanan değerleme raporları ile davacı tarafın uğradığını iddia ettiği zarar arasında illiyet bağı bulunmadığını, davacı tarafın kendi kusuru ile zararın meydana gelmesine sebebiyet verdiğini, yine davacı tarafın uğradığını iddia ettiği zararın hesabının hatalı olduğunu, zarar hesabının Euro olarak yapılmasının kabul edilemeyeceğini, anılan nedenlerle davacının haksız davasının reddine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; davacının gerçek zararının 1.520.000,00 TL olduğunun mahkemece değerlendirildiği, davacının gerçek zararını tespit ettikten sonra meydana gelen zararın doğum ve oluşumunda, davacının müterafık kusurunun bulunup bulunmadığı hususunun da değerlendirilmesi gerektiği, davacı davalı gibi tacir olduğu ve basiretli bir tacir gibi hareket etmek zorunda olduğu, davacı şirketin davalıya ilk değerleme yaptırdığı sırada basiretli bir tacir gibi davranıp, başka bir şirketten yeni bir değerleme yaptırması gerekirken, söz konusu değerlemeyi yaptırmadığı, ayrıca davacı şirket tarafından eksik teminat alındığı, bu nedenle meydana gelen olayda ve zararda davacının da %50 oranında müterafık kusurunun bulunduğu, bu kapsamda 1.520.000,00 TL'lik zararın 760.000,00 TL'sine davacının katlanması gerektiği, 760.000,00 TL'sinden ise davalının sorumlu olduğu gerekçesi ile 760.000,00 TL için davanın kabulüne karar verilmiştir. İSTİNAF NEDENLERİ Karar yasal süresinde davacı vekili ile davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davacı vekili istinaf nedenleri olarak; Mahkemenin zararın tespitine esas aldığı değerlendirmenin objektiflikten uzak olduğunu, dava dilekçesindeki zarar hesaplamasının Yargıtay'ın sübut bulan zarar hesaplama yöntemi esas alınarak yapıldığını, Yargıtay'ın içtihatları doğrultusunda, kusurlu eylem (değerleme işlemleri) neticesinde doğan zararın iki ekspertiz raporu arasındaki fark kabul olduğunu, buna karşın, dava dilekçesinde tazminat olarak iki ekspertiz raporu arasındaki fark talep edilmediğini; bu tutardan kiracıdan bugüne kadar yapılan tahsilatlar, iade alınan kiralama konusu taşınmazın (otel binası) güncel değeri ve paraya çevrilen ipotekli taşınmazın satın alma bedeli düşüldüğünü ve güncel zarar tutarının hakkaniyete uygun şekilde tespit edildiğini, ancak Yerel Mahkemenin, hem Yargıtay'ın bu konudaki tazminat tespit ilkelerine hem de dosyadaki bilirkişi raporlarına aykırı olarak hukuka aykırı bu kararını tesis ettiğini, ipotekli taşınmazın değerinde yapılan hata dolayısıyla müvekkili şirketin uğradığı zararın, yerel mahkemece zarar hesaplamasında dikkate alınmamasının açıkça hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, konusu ekipman olan finansal kiralama sözleşmesinden kaynaklanan zararın dikkate alınmadığını, Yerel Mahkemenin dosyada mübrez bilirkişi raporları arasındaki çelişkiyi gidermeden ve itirazları dikkate almadan karar vermesinin hukuka aykırı olduğunu, zarar hesaplamasında faizin haksız fiil tarihi yerine dava tarihinden başlatılmasının da hatalı olduğunu, yerel mahkemenin, zarar hesaplamasını Türk Lirası üzerinden yapmasının kanun ve içtihatlara aykırı olduğunu, doğan zararın, zararın doğduğu para biriminden karşılanması gerektiğini, yerel mahkemenin, müterafik kusur hükümlerini uygulamasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, müvekkili şirketin basiretli bir tacir olarak, tüm risklere karşı finansal kiralama işlemini teminatlandırdığı fakat davalı şirketin kusuru nedeniyle teminatların değerinde oluşan bu fark nedeniyle işlemin bir anda teminatsız hale düştüğünü, müvekkili şirkete kusur atfedilmesi ve tazminatta indirime gidilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir. Davalı vekili istinaf nedenleri olarak; kararda, müvekkili şirkete başvuru koşullarının oluşup oluşmadığı konusu ile ilgili bir değerlendirme yapılmadığını, davacının müvekkili şirkete başvurabilmesi için, tüm hukuki yolları tüketmiş olması gerektiğini, kredi kullandırılıp kullandırılmayacağına ilişkin tüm değerlendirme ve takdir yetkisinin davacıya ait olduğunu, sadece teminata dayalı olarak kredi kullandırılmasının mümkün olmadığını, zarar hesabına katılmadıklarını, Türk lirası cinsinden hesaplama yapılmasının uygun olduğunu, zaten müvekkili tarafından yapılan ekspertiz raporunun Türk Lirası cinsinden olduğunu, davacı ile müşterisi arasındaki yabancı para ilişkisinin müvekkili ilgilendirmediğini, Yerel mahkemenin her halükarda kabul anlamına gelmemek şartı ile zarar hesabında 919.997,70.TL nin hesaba alınarak değerlendirme yapması gerektiğini, ayrıca bu hesap yerine lehimize olan 1.296.131,53.TL olan bedel de dikkate alınabileceğini, davacı şirket tarafından eksik teminat alınmasından müvekkili şirketin sorumlu tutulamayacağını, BDDK'nın destek hizmet alımı kapsamında düzenlenmiş olan değerleme hizmetinin risk transfer yönetimi veya risk azaltımı tekniği olmadığını, ayrıca vekalet ücretinin eksik hesaplandığını belirterek kararın kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir. DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dava, taraflar arasındaki hizmet sözleşmesi uyarınca davalı tarafça yapılan gayrimenkul değerleme hizmetini gereği gibi ifa etmediği iddiasıyla davacı tarafın uğradığı zararın tazmini istemine ilişkindir. Taraflar arasında düzenlenen 18.04.2013 tarihli değerleme sözleşmesinin incelenmesinde; sözleşme konusunun, müşteri tarafından gösterilecek gayrimenkulün, gayrimenkul projesinin veya bir gayrimenkule bağlı hak ve faydaların belirli bir tarihteki muhtemel değerinin müşterinin göndereceği talepler doğrultusunda değerleme şirketi tarafından fax, e-posta yolu ile alınıp değerlendirileceği olarak belirtilmiştir. Mahkemece, uyuşmazlığa konu icra takip dosyası celp edilerek dosya arasına alınmış, taşınmazın bulunduğu yerde bulunan talimat mahkemesi aracılığıyla taşınmazın değer tespitine yönelik bilirkişiler eşliğinde mahallinde keşif yapılarak yıllara göre taşınmazın değerini belirten rapor düzenlenmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda ise, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davacı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Somut davada, davacı şirketin satın aldığı ve daha sonra dava dışı 3.şahıs şirkete kiraladığı taşınmaz ile yine davacı şirket ile 3.şahıs firma arasındaki akdedilen finansal kiralama sözleşmesinin teminatını teşkil etmek üzere alınan ipoteğe konu taşınmazların gayrimenkul değerleme raporu düzenlemiştir. Davacı taraf, davalının düzenlediği raporların gerçeğe uygun olmadığını ve bu nedenle zararının oluştuğunu belirterek iş bu davayı açmıştır.Dosya kapsamı incelendiğinde, davacı finansal kiralama şirketinin, finansal kiralama sözleşmesinden kaynaklı alacaklarının tahsili amacıyla kiracı şirket ile müteselsil kefiller aleyhine İstanbul ...İcra Müdürlüğü'nün ... E. Sayılı dosya ile icra takibine geçildiği, bu dosyadan ipotekli taşınmazların satışının yapıldığı, ancak satışa rağmen davacının zararını karşılanmadığı, dava tarihi itibariyle finansal kiralama sözleşmesinden kaynaklı alacağının bulunduğunu iddia etmektedir. Taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin gereği gibi ifa edilmediği iddiasıyla açılan iş bu tazminat davasında, teminat altına alınan ipoteklerin paraya çevrildikten sonra satıştan sonra ödenmeyen bir alacağın kalması durumunda kesin/geçici aciz belgesi alınması ve asıl borçluya karşı tüm takip yollarının tüketilmesi gerekmektedir. Burada üzerinde durulması gereken husus davacının finansal kiralama sözleşmesinden kaynaklı alacağının asıl sorumlusu finansal kiralama borçlusu olup davacı zararının, davalı yönüyle finansal kiralama alacağının finansal kiralama borçlusundan tahsil olanağının kalmaması halinde doğduğunun kabulü gerekmektedir. Nitekim bu husus Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 25.03.2019 tarih 2019/1325 Esas 2019/3912 Karar sayılı ilamında " davacı banka hatalı ekspertiz raporu nedeniyle uğradığı zararı, davalı eksperden talep edebilmesi için öncelikle teminat olarak alınan ipoteği paraya çevirmesi ve satıştan sonra ödenmeyen bir alacağının kalması halinde bunun için kesin veya geçici rehin açığı belgesi (İİK m.152, 150/f) alınması, ayrıca asıl borçlu hakkında tüm takip yolları tüketilmesine rağmen, tahsil edilemeyen bakiye alacak için aciz vesikası alınması (İİK m.105) zorunludur. Zira ödenmeyen kredi borcunun, rehin paraya çevrilerek veya asıl borçludan tahsili halinde, eldeki davanın konusuz kalacağı açıktır. Bu nedenle, asıl borçlu hakkında aciz vesikası ve rehin açığı belgesi alındıktan sonra eldeki davaya devam edilmesinde davacının hukuki yararının olduğu kabul edilmelidir." şeklinde ifade edilmiştir. Yargıtay 11 Hukuk Dairesinin 2020/6855 E-2022/4075 K sayılı kararında; "Somut uyuşmazlıkta, davacı bankanın davalıdan iddia ettiği alacağını talep edebilmesi için ilk aşamada taraflar arasındaki sözleşmeden bağımsız olarak alacağını tahsil etmek için tüm yolları tüketmesi ve ancak yine de alacağını tahsil edememesi gerekmektedir. Başka bir deyişle davacı banka, alacağını tahsil edebilmek için kredi müşterisine, her tür şahsi ve ayni teminatlara başvurmalı, buna rağmen alacağını tahsil edemezse davalıdan talepte bulunmalıdır. Bu durumda mahkemece davacı bankanın alacağını tahsil etmek için tüm yolları tüketip tüketmediği araştırılıp sonucuna göre eldeki davanın erken açılan bir dava olup olmadığı değerlendirilip varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir." denilmiştir. Yargıtay 11. H.D.'nin 17.12.2013 T., 2013/15266 E., 2013/23045 K. sayılı ilamında:" Dava, taraflar arasında düzenlenen değerleme hizmet sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Ancak, davalıların zarara neden olan eylemleri, davacının kredi kullandırdığı dava dışı kişinin teminat olarak gösterdiği taşınmazın değerinin, gerçek değerinin çok üzerinde bir tutar olan 75.000 TL olarak belirlemeleridir. O halde, davacının zararı, kredi alacağı bulunmak kaydıyla, taşınmazın değerleme tarihindeki gerçek değeri ile davalıların belirlediği 75.000 TL arasındaki fark kadar olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu durum karşısında, davacının kullandırdığı kredinin teminatı olan taşınmazın davalıların değerleme yaptığı tarih itibariyle gerçek değerinin belirlenmesine yönelik bilirkişi raporunun gerekçe ile sonucu arasında değerleme tarihi itibariyle gerçek değerinin belirlenmesine yönelik açık çelişki ve davalılar vekilinin bu yönde yaptığı itiraz dikkate alınıp, duraksamaya neden olmayacak şekilde taşınmazın değerleme tarihi itibariyle gerçek değerinin belirlenmesi, tespit edilen tutarın davalıların belirlediği 75.000 TL'den mahsup edilerek davacı zararının ortaya çıkarılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş ve kararın davalılar yararına bu gerekçelerle bozulması gerekirken, yazılı gerekçelerle bozulması yerinde olmadığından, davalılar vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 29.04.2013 Tarih, 2012/10761 Esas-2013/8497 Karar sayılı bozma ilamının 2. bendinin içeriğinin değiştirilerek açıklanan nedenlerle davalılar yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.Yukarıda belirtilen Yargıtay kararlarında da açıklandığı üzere, Mahkemece, davacı finansal kiralama şirketinin alacağını tahsil edebilmek için tüm yolları tüketip tüketmediğinin araştırılması gerekir. Buna göre, mahkemece davacı tarafa asıl borçlular hakkında varsa aciz vesikası sunulması için uygun mehil verilmesi, bakiye alacağın kalması halinde eldeki davaya devam edilmesi ve davacının dava tarihi itibariyle finansal kiralama sözleşmesinden kaynaklı alacağı bulunması, finansal kiralama sözleşmesi borçlularından tahsil edilememesi ve alacak miktarını da geçmemesi kaydıyla, somut olay sebebiyle davacının talep edebileceği zarar miktarının, taşınmazın değerleme tarihindeki gerçek değeri ile davalının belirlediği bedel arasındaki fark kadar olduğu kabul edilerek ve yine müterafik kusur yönünden de değerlendirme yapılmak suretiyle karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.Açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun bu sebeple kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Taraf vekilinin istinaf başvurusunun esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin KABULÜNE, 2-İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/100 Esas, 2019/1057 Karar sayılı ve 25/12/2019 tarihli kararının HMK'nın 353/1a.4 Maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılmak ve yeniden bir karar verilmek üzere mahal Mahkemesine İADESİNE, 4-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 427,60 TL harçtan davacı tarafından peşin olarak yatırılan 54,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 373,20 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, 5-Hüküm tarihinde yürürlükte bulanan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 427,60 TL harcın davalı tarafından peşin olarak yatırılan 12.979,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 12.551,4 TL harcın hüküm kesinleştiğinde ve talep halinde davalı tarafa İADESİNE, 6-Taraf vekillerin yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-4 bendi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.22/02/2024

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2013/15266, K. 2013/23045, T. 29.04.2013, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2013-15266-e-2013-23045-k-3ff4ca355f5b