Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2011/861 E. 2016/11019 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2011/861
- Karar No
- 2016/11019
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2021/661 KARAR NO: 2024/1135 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 12/01/2021 NUMARASI: 2014/1396 Esas - 2021/10 Karar DAVA: İtirazın İptali Taraflar arasındaki asıl ve birleşen davaların ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle asıl ve birleşen davaların kabulüne dair verilen karara karşı, asıl ve birleşen davalarda davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ ASIL DAVADA Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında akdedilen sözleşme kapsamında müvekkili tarafından davalıya hizmet verildiğini ve bu hizmetler neticesinde müvekkilinin 12.090,74.-TL’lik bir alacağının bulunduğunu, söz konusu alacağa davalı tarafından ihtarname ile itiraz edildiğini, bu nedenle alacağın tahsili için müvekkili tarafından davalı aleyhine İstanbul ... İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, ancak davalının itirazları neticesinde icra takibinin durduğunu beyanla neticeten itirazın iptali ile takibin devamına, alacak miktarının %40’ından az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; taraflar arasında 11/02/2009 tarihinde bir Kurye Dağıtım Hizmetleri Sözleşmesi akdedildiğini, müvekkili ve müvekkilinin grup şirketi ... Tic. A.Ş.’nin merkez ofislerinin aynı olması sebebi ile davacı tarafından iki şirkete de kurye taşımacılığı hizmeti verildiğini, davacı şirkette çalışan ... isimli personel tarafından yazılı ihbarda bulunulduğunu, söz konusu ihbarlar neticesinde müvekkili kayıtlarında yapılan incelemeler neticesinde 26/07/2011 tarihli Mali Müşavir Denetim Raporu alındığını, söz konusu incelemelerde; müvekkilinin 14.319,96.-TL, .... şirketinin ise 25.582,96.-TL olmak üzere müvekkilinin toplamda 39.902,92.-TL tutarında davacıya fazladan ödeme yapıldığının tespit edildiğini, bu tespitler üzerine müvekkili şirkette çalışan dava dışı ...’nın iş sözleşmesinin 26/07/2011 tarihinde feshedildiğini, ayrıca söz konusu fazladan ödenen bedelin ihtarname ile talep edildiğini, söz konusu zararlar yönünden ise davacıya faturalar düzenlendiğini ve davacının müvekkili şirketteki cari hesabından mahsup edildiğini, davacı tarafından başlatılan icra takiplerinin haksız olduğunu beyanla neticeten öncelikle kamu davası açılması ihtimaline karşın İstanbul C. Savcılığı tarafından yürütülen 2011/158240 nolu soruşturma dosyasının neticesinin bekletici mesele yapılmasına, dava dışı ... tarafından açılan İstanbul 7. İş Mahkemesi’nin 2011/861 E. sayılı dosyasının bekletici mesele yapılmasına, müvekkilinin zararının tespitine, müvekkilinin itirazının kabulü ile davanın reddine, davacının kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine, yargılama harç ve giderleri ile ücreti vekaletin davacıya yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Birleşen İstanbul 45.Asliye Ticaret Mahkemesi 2011/459 E.sayılı davada Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında akdedilen 11/02/2009 tarihli Kurye ve Dağıtım Hizmetleri sözleşmesine istinaden verilen hizmetten doğan 19.760,30 TL cari hesap alacağı mevcut olduğunu, bu nedenle ödenmeyen alacak için İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile borçlu işrket aleyhinde genel haciz yolu ile icra takibinde bulunduğunu, davalı şirketin itirazlarının iptali ile icra takibinin devamına, alacak miktarının % 40'ından az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; asıl davada davalı olarak ileri sürülen savunma iddia ve sebepleri kapsamında davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Yapılan yargılama, ceza dosyası, alınan bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesi neticesinde; taraflar arasında Kurye Dağıtım Hizmetleri Sözleşmelerinin imzalandığı, davacı tarafından sözleşmeden kaynaklı faturaların takip konusu yapıldığı, davalıların söz konusu faturaların davalıların çalışanı dava dışı ... davacının birlikte hareket etmeleri neticesinde usulsüz olarak düzenlendiğini, davalıların haksız ve usulsüz olarak borçlandırıldığını ve fazla ödemeler yapıldığını, fazladan ödenen bu bedellerin tenzili ile davacının kendilerinden herhangi bir alacağının bulunmadığını savundukları, dava dışı ... ile davacı şirket yetkilisi ... hakkında yapılan yargılama sonucunda verilen beraat kararının Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiği, kural olarak Türk Borçlar Kanununun 74. maddesi gereğince hukuk hakimi, ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı değil ise de hem ilmi hem kökleşmiş yargı kararlarında kesinleşen ceza mahkemesi kararında belirlenen maddi olgu ile bağlı olacağı, buna göre dosya kapsamında yer alan deliller ve ceza dosyasında belirlenen maddi olgu, alınan bilirkişi raporları nazara alındığında davalıların savunmalarında ileri sürdükleri şekilde davacı tarafından haksız şekilde alacak oluşturulduğunun ispatlanamadığı, netice itibariyle ayrıntılı, gerekçeli, dosya kapsamına uygun nitelikte düzenlenmiş olan bilirkişi raporu hükme esas alınarak davacının esas ve birleşen davalara konu takiplerde haklı olduğu anlaşıldığından ancak yalnızca asıl alacak üzerinden harç yatırılarak itirazın iptali talep edildiğinden işlemiş faiz yönünden herhangi bir değerlendirme yapılmayarak esas ve birleşen davalar yönünden davanın ayrı ayrı kabulüne karar verilmesi gerektiği... " gerekçesiyle, esas dava yönünden davanın kabulüne, davalı ... AŞ'nin İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı icra dosyasına yapmış olduğu itirazın iptali ile takibin 12.090,74 TL asıl alacak üzerinden kaldığı yerden devamına, davacının icra inkar tazminat talebinin kabulü ile asıl alacağın % 40'ı oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine; birleşen davanın kabulüne, davalı ... Tic. AŞ'nin İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı icra dosyasına yapmış olduğu itirazın iptali ile takibin 19.760,30 TL asıl alacak üzerinden kaldığı yerden devamına, davacının icra inkar tazminat talebinin kabulü ile asıl alacağın % 40'ı oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, asıl ve birleşen davalarda davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Asıl ve birleşen davada davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi gerekçeli kararında "Hukuk hakiminin ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı olmadığı" kuralını belirtmiş olmasına rağmen TBK'nın 74. maddesinde belirtilen bu kurala uygun karar vermediğini, hukuk mahkemesindeki yargılamanın ceza mahkemesinde verilen beraat kararına bağlı olmaması gerektiğini, ilk derece mahkemesince her ne kadar bu hususa dikkat edildiği belirtilmişse de yerleşmiş yargı kararları neticesinde ceza mahkemesince belirlenen maddi olgulara bağlı kalıncağı belirtilerek müvekkili şirketler aleyhine hüküm tesis edildiğini, ancak söz konusu ceza mahkemesi kararında herhangi bir maddi olgu tespiti yapılamadığını, CMK'nın 223.maddesi uyarınca "...Sanıkların mahkumiyetlerine yeterli kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince..." beraat kararı verildiğini, ilk derece mahkemesini bağlayan her hangi bir karar da mevcut olmadığını, Yargıtay 9. HD., E. 2016/11019 K. 2019/22186, 11.12.2019 tarihli kararı uyarınca da ceza mahkemesinin şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince kurmuş olduğu beraat kararının dikkate alınmaksızın hukuk yargılaması ilkeleri ışığında araştırma ve inceleme yapılarak hüküm kurulması gerekmekte olup ilk derce mahkemesince verilen kararın müvekkili şirketler lehine kaldırılması gerektiğini, İlk Derece Mahkemesince, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarının esas alınarak hüküm kurulduğunun belirtildiğini, 08.08.2019 tarihli bilirkişi raporunda, davacının ticari defterlerini usulüne uygun tutmadığı ve kendisi lehinde delil teşkil edemeyeceği tespit edilmiş olmasına rağmen davanın kabulü yönünde hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, emsal nitelikteki Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 06.03.2014 tarih, 2013/13784 E., 2014/4287 K. no.lu kararını dilekçe ekinde sunduklarını, bu bakımdan da davacı tarafından usulüne uygun olarak tutulmayan defter ve kayıtlara itibar olunmaması gerekmekte iken ilk derece mahkemesince hukuka aykırı olarak kurulan hükmün kaldırılması gerektiğini, Davacı şirket tarafından hileli davranışlar ile müvekkili şirketlerin borçlandırılmak istendiğini, davacı şirket tarafından, taraflar arasındaki 11.02.2009 tarihinde Kurye ve Dağıtım Hizmetleri Sözleşmesine aykırı bir şekilde fatura düzenlenmek suretiyle dava dışı ...’ya da menfaat temin edilerek usulsüz faturalar düzenlendiğini ve davalı şirketin haksız ve usulsüz olarak borçlandırıldığını, davacı şirketin sözleşmeye aykırı olarak, kararlaştırılan hizmet bedeli dışındaki fazla tutarları fatura ettiğini, bir kısım faturalarda ise hizmet vermeden fatura düzenlediğini ve davacı şirketin bu haksız ve usulsüz işlemleri ticari kayıtlar üzerinde yapılan inceleme neticesinde ortaya çıktığını, davacı şirket ile dava dışı ...’nın anlaşmalı bir şekilde Kurye ve Dağıtım Sözleşmesine aykırı bir şekilde ücretlendirme ile müvekkili şirketten fazladan tahsilât yapıldığı, 22.07.2011 tarihli tutanak ve Mali Müşavir İnceleme ve Denetim Raporu ile net olarak ortaya konulduğunu,Nitekim dosya kapsamında alınan ek bilirkişi raporundaki görüşlerine istinaden 25.10.2019 tarihli beyan dilekçelerinde, müvekkil şirketler defter ve kayıtları üzerinde yerinde inceleme yapılarak rapor oluşturulması talep edilmiş olmasına rağmen bu taleplerinin de yerine getirilmeksizin eksik ve hatalı kök rapor esas alınarak hüküm kurulduğunu, dosya kapsamından da açıkça anlaşıldığı üzere; alınan bilirkişi raporları arasında çelişkiler mevcut olup iş bu çelişkilerin giderilmesi adına müvekkili şirketlerin defter ve kayıtları üzerinde yerince inceleme yapılmasının talep edildiğini, ancak ilk derece mahkemesi tarafından bu taleplerinin yerine getirilmediğini, davacı defter ve belgelerinin usulüne uygun tutmamış olmasına rağmen iş bu kayıtları davacı lehine delil olarak değerlendirerek kök rapordaki hesaplamalara göre hüküm kurduğunu, söz konusu sanıkların şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince beraat ettikleri göz önüne alındığında ceza mahkemesince kurulan hükmün hukuk mahkemesi hakimini bağlamadığını, nitekim; 22.07.2011 tarihli tutanak, Mali Müşavir İnceleme ve Denetim Raporu ile davacının fazladan tahsilat yaptığı tespit edildiğini, davacı tarafın defter ve belgelerini usulüne uygun tutmadığı da göz önüne alında, davaya konu uyuşmazlığın çözülmesi bakımından müvekkili şirketin defter, belge ve kayıtlarının incelenmesi gerektiğini, bu bakımdan da ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, Davacı tarafından takibe konu edilen alacak likit olmadığından ve yargılamayı gerektirdiğinden, davacının icra inkar tazminatı talebinin kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, söz konusu icra takibindeki alacak net ve likit bir alacak olmadığı için icra inkar tazminatı talebinin reddi yönünde karar verilmesi gerekirken ilk derece mahkemesince icra inkar tazminatlarının kabulün şeklinde karar vermesi hatalı olduğunu, Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin 29.3.2018 Tarih ve 2016/13827 E. 2018/2952 K.sayılı ilamına göre: ilamı ile Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 2.11.2017 Tarih 2016/14882 E. 2017/8731 K. Sayılı ilamı, Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 13.7.2017 Tarih 2016/7074 E. 2017/5974 K. Sayılı ilamı, Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 10.4.2017 Tarih 2017/924 E. 2017/2986 K. sayılı ilamlarında da aynı görüş benimsendiğini ve likit alacak, miktarı belirli ya da belirlenebilir olan ve bunun için tarafların anlaşmasına yahut mahkeme kararına gerek olmayan alacak olarak tanımlandığını, bu sebeple icra takibi tarihinde gerekse iddia edilen alacak likit olmadığından davacının icra inkâr tazminatı isteminin kabulü yönünde verilen karar hukuka aykırı olup icra inkar tazminatı taleplerinin reddi gerektiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına, asıl ve birleşen davaların reddine, karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇE Asıl ve birleşen davalar, kurye taşıma işi kapsamında düzenlenen faturalara dayalı açık hesap alacağı bakiyesinin tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda asıl ve birleşen davaların kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı asıl ve birleşen davada davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı, asıl ve birleşen davalarda davalılar ile akdedilen kurye dağıtım sözleşmesi uyarınca verilen hizmet karşılığı düzenlenen faturaların ödenmediğini ileri sürmüş, davalılar ise gerek asıl gerekse birleşen davaya konu icra takibine dayanak faturalar nedeniyle davacıya borçlu görülemeyeceklerini, davacının davalı çalışanı ... ile birlikte hareket ederek usulsüz olarak düzenlenen faturaların davalılardan bu surette fazladan ödemelerle tahsil edildiğinin anlaşıldığını, usulsüz ve fazladan tahsil edilen tutarların tenzili ile davacıya borçlu bulunulmadığını ileri sürmüşlerdir. İlk derece mahkemesi gerekçesinde de işaret edildiği üzere, davacı şirket ile davalı şirketler arasında ayrı ayrı 11/02/2009 tarihli Kurye Dağıtım Hizmetleri Sözleşmesinin imzalandığı , yine davacı yanca davalılara sözleşme uyarınca kurye taşıma hizmeti verildiği ihtilafsızdır. Uyuşmazlık, davacı tarafından davalı çalışanı ile hareket edilerek, davalıların fazladan borçlandırılıp borçlandırılmadığı, davalıların bu surette kendilerinden daha önce fazladan tahsil edildiği iddia edilen tutarların tenzilinin yerinde olup olmadığı, bu kapsamda davacının söz konusu faturalardan dolayı takip dosyaları kapsamında davalılardan alacak talep edip edemeyeceği hususundadır. İlk derce mahkemesince taraf ticari defter ve kayıtları da inceletilmek üzere bilirkişi raporu alınmış, bilirkişi rapor içeriklerinden davacı faturalarının davalı taraf defterlerinde de kayıtlı olduğu, davacının davalılardan takip tutarı kadar alacaklı göründüğü, taraf defterlerindeki uyumsuzluğun, davalıların 26.08.2011 tarihli davacıya keşide ettikleri ve kendi defterlerine kayıtladıkları kurye bedeli iade açıklamalı 19.760,30 ve 12.090,74 TL lik ( ki bu tutarlar takiplerde istenen asıl alacak tutarı ile örtüşmektedir) davacı defterlerinde kayıtlı olmayan faturalardan kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Davalılar iddia ve savunmaları kapsamında davacı şirket yetkilisi ... ve davalı çalışanı ... ile ilgili iddialar kapsamında İstanbul 21 Ağır Ceza Mahkemesinin 2025/139 K sayılı kararı ile sanıkların delil yetersizliğinden beraatlerine karar verildiği ve kararın yargıtay denetiminden geçerek onandığı da anlaşılmaktadır. Yine bilirkişi rapor içerikleri ışığında davalıların fazla fiyatlandırma yapıldığını iddia ettikleri faturaların sadece listelerinin sunulduğu, davalıların davacı yanca hiç hizmet verilmediği ya da fazla tutarda faturalandırdıklarını iddia ettikleri faturalar kapsamında davalıyı borçlandırıcı olarak düzenlenen kendi defterlerine kayıtladıkları faturaların ise dayanağının kanıtlanmadığı anlaşılmaktadır. Tüm bu hususlar çerçevesinde kurulan hüküm isabetli olup, davalılar vekilinin hukuk hakiminin ceza mahkeme kararı ile bağlı olmadığı tespitine rağmen ve davacı defterlerinin usule uygun tutulmadığı tespitine rağmen savunma ve iddialarının kıymet verilmemesinin doğru olmadığı, yine davacı şirket tarafından hileli davranışlarla davalı şirketlerin dolandırılmaya çalışıldığının dikkate alınmadığı yönündeki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.Davacı alacağının faturaya dayalı likit alacak olduğu kabulü ile davalılar aleyhine icra inkâr tazminatına hükmedilmesi isabetli olup, aksi yöndeki davalı vekilinin istinaf nedeni de yerinde değildir.Davalı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, asıl ve birleşen davalarda davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, asıl ve birleşen davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Asıl ve birleşen davada davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, her iki dava açısından toplam 1.1631,73 TL bakiye karar harcının davalıdan tahsiline,3- Asıl ve birleşen davalarda davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,5-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 11.07.2024 tarihinde oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.