Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2001/9284 E. 2003/955 K. – Tazminat

Konu: Tazminat

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2001/9284
Karar No
2003/955
Karar Tarihi
Konu
Tazminat

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2021/1139 KARAR NO:2024/1995 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ:22.01.2021 NUMARASI:2017/1084 Esas - 2021/27 Karar DAVA:Tazminat (Alacağın teminat amaçlı temlikinden kaynaklı) Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket tıbbi malzeme tedarikinden dolayı dava dışı Çukurova Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi (Döner Sermaye İşletmesi)'nden toplam 369.573.10 TL alacaklı olduğunu, borçlunun, ödemelerinden yaşanan gecikmeler sebebiyle, müvekkili şirketin finansman sıkıntısı içine girdiğini ve bunu aşmak için davalı bankadan kredi talebinde bulunduğunu, davalı banka açacağı krediyi teminat altına almak için, müvekkilinin dava dışı kurumdaki alacağının teminaten temlikini istediğini, bunun üzerine müvekkili şirket, dava dışı Çukurova Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesinden olan 12.05.2014-24.06.2014 arası tarihli 17 adet toplam 369.573.10 TL'lık fatura alacaklarının 25.08.2014 tarih ve ... yevmiye numaralı Temlik Sözleşmesi ile kullanmış olduğu kredinin teminatı olarak davalı bankaya temlik ettiğini, TBK 189. md. yer alan hüküm gereği, temlik edilen asıl alacakla birlikte işlemiş faizleri de devrettiğini, aynı kanunun 190. md. uyarınca da, temlike konu alacak hakkına ilişkin tüm belgeler ve bilgiler temlik sözleşmesi ile birlikte davalı bankaya teslim edildiğini, bu temliklerin, davalı bankanın müvekkili şirkete açmış olduğu kredi borçlarının ifası amacıyla ve ifa yerine değil; krediden doğan asıl borç ifa edilince müvekkili şirkete iade edileceği inancıyla (teminat amacıyla) temlik edildiğini, bu sebeple "teminaten temlik sözleşmeleri" ile taraflar arasında bir inanç ilişkisi kurulduğunu, davalı banka inanç sözleşmesine istinaden kendisine devredilen alacak hakkını özenle idare ve muhafaza etme, krediden doğan alacağını temlik edilen alacaktan karşılama, varsa aşan kısmını iade etme (iadeten temlik) borcu altında olduğunu, müvekkili şirketin, davalı bankaya teminat amacıyla temlik sebebiyle borçlu kurumun, temlik keyfiyetinin bildirilmesi üzerine, davalıya temerrüt tarihinden sonra aşağıda gösterildiği şekilde gecikmeli olarak ödemeler yaptığının tespit edildiğini, bu ödemelerin davalı banka tarafından kredi borcuna sayıldığını, müvekkil şirketin, davalı bankanın Adana Gazipaşa Şb. 18.09.2014 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi ile açmış olduğu krediden kaynaklanan asıl borcu ve bu sözleşmeye bağlı diğer borçlarının yukarıda gösterilen ödemeler ve davalıya müvekkili şirketin doğrudan yaptığı ödemelerle tamamen ifa edildiğini, müvekkili şirketin kredi sözleşmelerinden dolayı davalı bankaya bir borcu kalmadığını, dolayısıyla alacağın teminat amacıyla temlikine ilişkin inanç sözleşmesi, asıl borcun ifa edilmesiyle sona erdiğini, temlik edilen alacağın teminat olma İşlevi gerçekleşmediğini, bu hukuki durum karşısında müvekkili şirketin, borçlu kurum tarafından temlik sebebiyle davalı bankaya temerrütten sonra yapılan ödemelerin, öncelikle gecikme faizi ve masraflardan sayılmış olması lazım geldiğini belirterek, kredi borcunun ifa ile sona ermiş olması sebebiyle temlik ettiği alacağın bakiyesinin iadaten temlikini davalı bankadan 19.07.2017 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarname ile talep ettiğini, davalı banka ihtara bugüne kadar cevap vermediğini, iadeten temlikten kaçındığını, oysa, borçlu kurumun teyit yazılan ile fatura içeriklerine bir itirazlarının bulunmadığını bildiğini, teminat amacıyla olsa da, alacağın temliki halinde alacağı devralan, devraldığı alacağın aslı ve ferilerini birlikte kazanmış olduğunu, TBK 189. md. yer alan hüküm gereğince de ister yasal, ister sözleşmeden doğsun sadece işlemekte olan faizler değil, işlemiş faizler de asıl alacakla birlikte devredilmiş sayılacağını, temlikle, devredenin alacak üzerinde tasarruf yetkisi kalmaz, "alacaklı sıfatını" devralan iktisap eder ve alacak aslı ve ferileriyle birlikte ona ait olur, temlikin teminat amacıyla yapılmış olması bu hukuki durumu değiştirmeyeceğini, temerrüde düşen borçlunun yaptığı ödemeleri ana borçtan saymaya ilişkin bir tercih hakkının olmadığını, bu hakkın alacaklıya ait olduğunu, dolayısıyla davalı bankanın temlikle devraldığı alacakla ilgili, borçlunun temerrüde düştükten sonra yukarıda gösterilen tarihlerde yaptığı ödemeleri öncelikle gecikme faizinden ve masraflardan saymış olması gerekirken, böyle yapmayarak, temlik sebebiyle borçlunun kendisine yaptığı ödemeleri ana borçtan düşmesi teminaten temlik aldığı alacağı korumaya ilişkin özen borcuna aykırılık teşkil ettiğini, bu ise TKB. 112. md. gereğince, alacağını teminaten temlik eden (inananın) varsa bundan doğan zararının tazminini gerektirdiğini borçlunun temerrütten sonra yaptığı ödemeler sebebiyle, müvekkili şirketin borçlunun gecikmeli ödemelerinden dolayı faiz alacağının mevcut olduğunu, davalı bankanın açmış olduğu kredi sözleşmesinden doğan temlike konu alacağın teminat altına aldığı asıl borç ifa ile sona erdiğine göre, borçlu kuruma karşı bakiye alacaklarının ve sözleşmeden doğan sair yasal haklarını ileri sürebilmeleri ancak teminat amacıyla temlik ettikleri alacaktan geriye kalanın müvekkili şirkete iadeten temlik edilmesi halinde mümkün olacağını, bu sebeple davalının kusurlu olduğunu, müvekkili şirket ile dava dışı Üniversite döner sermaye işletmesi arasındaki alacağı doğuran ilişki, tıbbi malzeme tedarikinden kaynaklanmakta olup, her iki tarafın ticari işletme olması sebebiyle, zararın kapsamı belirlenirken temerrüt ve temerrüt faizi konusunda 6102 sayılı TTK 1530. md. 2. fıkrasında yer alan hükmün uygulanacağı ve zararlarının kapsamının bu hükümden gösterilen esaslar çerçevesinde hesaplanacağının açık olduğunu, taleplerinin bu yönde olduğunu, TTK 1530. md. göre ... Bankasınca her yıl Ocak ayında belirlenen temerrüt faiz oranlan değiştiği ve asıl borçlu temlik ettikleri alacaklarını bu maddeye göre farklı tarihlerde temerrüde düştüğünden, teminat miktarını daya tarihinde tam ve kesin olarak belirleyebilmeleri mümkün olmamış, bu sebeple davanın belirsiz alacak olarak açıldığını iddia ederek yukarıda açıklanan sebeplerle; tahkikat sonucu tazminat alacaklarının tam ve kesin olarak belirlendiğinde, HMK 107/2. md. Uyarınca taleplerini artırma haklan bulunduğu dikkate alınarak, asgari olarak 10.000.- TL tazminatın, ihtar tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, yargılama giderleri ve vekaletin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 23/11/2020 tarihli ıslah dilekçesinde; müvekkilinin zararının giderilmesi için ikame edilen iş bu belirsiz alacak davasında, müvekkilinin zararı yargılama sırasında belirlenmiş olup taleplerinin HMK 107/2 gereği 104.712,06 TL artırarak, toplamda 114.712,06TL'nin ihtar tarihinden itibaren işletilecek ticari faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; yetkili mahkemenin, Adana Ticaret mahkemeleri olduğunu, davacının müvekkili şirketten 18.09.2014 tarihinde kredi kullandığını, söz konusu kredi sözleşmesi için 25.08.2014 tarihinde ... yevmiye nolu Temlik Sözleşmesi ile toplam 369.573.10 TL tutarındaki faturalı alacağım temlik ettiğini, teminat amaçlı alacağın temliki işleminde, temlike konu alacağı, gerek devreden inanan, gerekse 3.kişilere karşı, hakkın bütünü olarak devri teorisi uyarınca tam hak sahibi olacak şekilde, bir bütün olarak iktisap edeceğini, alacağını bu yolla teminat altına alan inanılan, temlik işlemi ile birlikte, teminata konu alacağı iktisap ederek, alacağın tek başına ve bağımsız hakimi olduğunu, sağlanan bu hakkaniyet ile de temlik alan 3. kişilere karşı da tam hak sahibi olduğunu, hal böyle iken, alacağın temlikinden müvekkili şirketin sorumlu tutulabilmesi TBK. md.49/2 "Zarlar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarlar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür" hükmünün işletilebilir olsa da, aradaki kredi sözleşmesi göz önünde bulundurulduğunda bunun da imkansız olacağını, dolayısıyla huzurdaki davanın dayanaktan yoksun olduğu bir kez daha ortaya çıkacağını, BK. 100. maddesinin emredici nitelik taşımadığını, tarafların hükmün aksini açık veya örtülü olarak kararlaştırabileceklerini, hatta öğretiye göre somut olayın şartları ve işlem hayatının teamülleri dahi, İBK. md. 85 (TBK. md. 100) hükmünü uygulamaz kılabileceğini, bu konuda Yargıtay 19. HD. 2001/9284 E. 2003/955 K. sayılı ilamında; "...bankalar para satan ticari müesseseler olup, sattıkları para karşılığında yaptıkları tahsilatı öncelikle faizden mahsup etmeleri BK md. 84 gereği olduğunu, bu tahsilatlarda, ödemelerin faize mahsup edildiğini bildirmelerine gerek olmadığını, bu durumda mahkemece davacı tarafından yapılan ödemelerin öncelikle faize mahsup edilerek, davalı bankanın dava tarihi itibariyle alacağı bulunup, bulunmadığının belirlenmesi için konusunda uzman b.kişi kurulundan rapor alınıp, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.. ." ifadelerine yer vererek, huzurdaki davanın dayanaktan yoksun olduğunu bir kez daha gösterdiğini, bankacılık Genel Kredi Sözleşmesi (GKS) uygulamasında dönemsel borç ödeme olgusu, dönemsel olarak kat edilen kredi hesaplarına dayalı doğan borçlar için de söz konusu olduğunu, ... çerçevesinde müşteri kredi çekme yetkisine sahip olup, belirli (uygulamada üçer aylık) dönemlerde cari hesap şeklinde işleyen kredi hesabı kat edilmekte ve bu işlemle birlikte anapara (iadesi)ve anapara faizi borçları doğup, muaccel olduğunu, müşterinin anapara faizi ödeme borcunun muacceliyeti ise, hesabın kat edilmesi ile gerçekleştiğinden, hesabın kat edilmesinden sonra müşteri TBK md.100/1 anlamında hesabı ödemede gecikmiş durumda olduğun ve bu nedenle yaptığı tam olmayan ödenildi alacaklı kabul etmedikçe, öncelikle anapara borcuna mahsup ettiremeyeceğini, bu tür bir mahcup, hesabın kat edilmediği dönemde yapılan ödemeler için de mümkün görülmeyebileceğini, zira burada da ... kapsamında akdedilen mevcut birel (tüketim ödüncü sözleşmesinin) banka lehine öngördüğü anapara faiz alacağı, bankaya müşterinin önceden anaparaya ilişkin ödemede bulunma talebini alacaklı temerrüdüne düşmeden ret etme olanağı tanıdığını (TBK m.96), müvekkili şirketten davacıya ait ..., ödeme planı ve hesap özeti celp edildiğinde de bu konudaki haklılıklarının pekişeceğini, yukarıdaki açıklamaları çerçevesinde müvekkili şirketin sorumluluğunun bulunmadığını, delil dilekçelerinde belirtmiş oldukları belgeler müvekkili şirketten celp edildiğinde bu durumun bir kez daha gözler önüne serileceğini, savunarak; açıklanan nedenlerle; davalının kasten müvekkili şirket nezdinde yaratılmış olan zararın giderilmesi adına, daha sonraki hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 5.000 TL'lık zararın tazmin edilmesine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Taraflar arasındaki temlik sözleşmesinin 8. Maddesi: "Temlik eden, BANKA'nın temlik olunan alacağı tahsile yetkili olduğunu, ancak Muhatabın ödemede bulunmaması durumunda BANKA'nın dava ve takip hakkını kullanmamakta muhtar olduğunu, Bankanın mutlaka dava ve takip yapması gibi bir sorumluluğunun bulunmadığını, temlike konu alacağın ödenmesinde doğabilecek gecikmelerden temlik eden olarak sorumlu olduğunu kabul etmiştir." şeklinde yazılmakla, söz konusu düzenleme ile davalı bankaya TBK'nun 100. maddesine uygun tahsilat yapma yükümlülüğü getirilmediği gibi, aksine gecikmiş ödemelerden davacı şirketin sorumlu olduğunun düzenlendiği, davalı bankanın gecikme halinde takip başlatma ya da dava açma konusunda serbest bırakıldığı, bankanın mutlaka dava açma ve takip başlatma sorumluluğunun bulunmadığı hususlarının kararlaştırıldığı anlaşılmakla, tüm dosya kapsamından edinilen kanaat gereğince, taraflar arasındaki inançlı işlem niteliğindeki temlik sözleşmesi ile davalı bankaya TBK'nun 100. maddesini uygulama yükümlülüğü getirilmeyip, aksine 8. madde ile davalı banka sorumluluktan kurtarıldığından davacı yanın bu sebeple zararının doğduğu iddiasında bulunamayacağı, anılı düzenlenmeye rağmen bu yükümlülüğün mevcut olduğunun kabulünün TMK'nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edeceği sonuç ve kanaatine varılarak, her ne kadar bilirkişi raporları alınmış ve hesaplamalar yapılmış ise de, davanın reddi gerektiğine ilişkin hukuki ve vicdani kanı doğrultusunda... " gerekçesiyle davanın reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Müvekkilinin TBK'nın 100.maddesinin uygulanması gerektiğini ileri sürdüğü alacak-borç ilişkisinin; müvekkilinin teminaten davalı bankaya temlik ettiği dava dışı Çukurova Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi (Döner Sermaye İşletmesi)nden olan alacak için olduğunu, bu nedenle mahkemenin ret gerekçesinin hatalı olduğunu, müvekkilinin kullanmış olduğu krediye ilişkin davalı bankaya yapılan geç ödemeler nedeniyle kredi borcuna işletilen temerrüt faizi ya da diğer masrafları değil, dava dışı Üniversite Hastanesinden olan faturaya bağlı alacağının kurum tarafından geç ödenmesinden dolayı, yapılan ödemenin öncelikle gecikme faizinden düşülmesi gerekirken alacağı teminat amacıyla devralmış olan davalı bankanın, böyle yapmayarak, yapılan geç ödemeleri ana borçtan düşmüş olması sebebiyle uğradığı zararı talep ettiğini, alacağı teminat amacıyla temlik alan davalı bankanın, "iadeten temlikten" kaçınarak, müvekkilinin, geç ödeme sebebiyle asıl borçludan talep edebileceği faize ulaşmasını engellediğini, davalı bankanın bu kusurlu davranışı nedeniyle esasen temlikin iade edilmesi ile dava dışı kuruma açılması gereken davanın, müvekkilin alacağına kavuşmasını engelleyen davalı bankaya karşı ikame edildiğini, davalı bankanın, iadeten temlikten kaçınmakla, müvekkilinin geç ödemeden kaynaklanan haklarını asıl borçluya karşı ileri sürme imkanını elinden aldığını, Borçlunun temerrütten sonra yaptığı ödemeler sebebiyle, müvekkili şirketin, borçlunun gecikmeli ödemelerinden dolayı faiz alacağı bulunduğunu, davalı bankanın açmış olduğu kredi sözleşmesinden doğan, temlike konu alacağı teminat altına aldığı asıl borç, ifa ile sona erdiğine göre; borçlu kuruma karşı bakiye alacaklarını ve sözleşmeden doğan sair yasal hakları ileri sürebilmelerinin, ancak teminat amacıyla temlik ettikleri alacaktan geriye kalanının müvekkili şirkete iadeten temlik edilmesi halinde mümkün olacağını, alacağın (ister asıl, ister fer’ilerinden oluşsun) bakiyesinin borçlu kurumdan istenebilmesi, alacaktan kalanının iadeten temlikine bağlı olduğunu, iadeten temlik gerçekleştirilmedikçe (temlikle, müvekkilinin alacaklı sıfatını kaybettiği ve alacak müvekkile dönmediği için) müvekkili şirketin borçlu kuruma başvurma olanağı bulunmadığını, davalının açıklanan bu tutumunun, inanç ilişkisinden doğan, teminat amacıyla temlik aldığı alacağı korumaya ve alacaklının durumunu ağırlaştırmamaya ilişkin özen borcunun açık bir ihlali olduğunu ve sözleşmeye aykırılık oluşturduğunu, Borçlar Kanununun 112’nci maddesi gereğince, borçlunun bundan doğan zararını gidermekle sorumlu olacağını, davalı bankanın iadeten temlikten kaçınması nedeniyle müvekkilinin dava dışı Çukurova Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi (Döner Sermaye İşletmesi)nden tahsilini talep edemediği alacak tutarının 15.06.2020 tarihli bilirkişi ek raporunda 114.712,06TL olarak tespit edildiğini, mahkemece bu tutar üzerinden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken hatalı inceleme neticesinde davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, Sözleşmede ödeme günü veya süresi belirtilmemiş veya belirtilen süre 60 günü aşıyorsa, borçlunun ihtara gerek kalmaksızın Türk Ticaret Kanununun 1530'ncu maddesinin (4.) bendinin (a), (b), (c), (d) bentlerinde gösterilen sürelerin sonunda faize hak kazanacağını, müvekkilinin, dava dışı kurumdan olan alacağını devrederken, alacağın dayandığı belgeleri ve ispatla ilgili tüm belgeleri temlikle beraber devralan davalı bankaya teslim ettiğini ve alacağın ileri sürülebilmesi için gerekli bilgileri verdiğini, başka bir ifade ile; alacağı devralan davalı banka, devraldığı alacağın, tıbbi malzeme tedarikinden doğduğunu, müvekkilin sözleşmeden doğan tedarik borcunun yerine getirdiğini ve fakat borçludan alacağını alamadığını bildiğini, hal böyleyken, davalı bankanın, borçlunun yaptığı ödemeleri, müvekkilinin aldığı kredi borcundan saydığını, müvekkilinin, kredi için davalı bankaya yüksek miktarda faiz öderken, alacağı teminat amacıyla devralan davalı bankanın, kendisine ödeme yapan borçludan geç ödeme sebebiyle faiz istememekle, müvekkilinin yoksun kaldığı faiz miktarı kadar zararına sebebiyet verdiğini, iadeten temliki gerçekleştirmeyerek de, müvekkilinin bu zararını asıl borçludan talep etmesine imkan vermediğini, dolayısıyla davalı bankanın, Türk Borçlar Kanununun 112. maddesi gereğince oluşan zarardan sorumlu tutulması gerektiğini,Sonuç olarak; müvekkil tarafından ifa yerine temlik amacıyla değil de kullanılan krediye teminaten temlik edilen alacağın tahsil edilerek kredi borcunun sona ermesi neticesinde temlik konusuz kaldığından, temlikin müvekkiline iade edilmesi gerektiğini, bu yükümlülüğe aykırı davranan davalı bankanın kusurlu davranışı nedeniyle müvekkilinin tahsil edemediği alacakların davalıdan tahsil edilmesi gerektiğini,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne, karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, davalı bankaya olan kredi borçları nedeniyle davacının üçüncü şahıstan olan alacağının teminat amaçlı olarak davalıya temlikine dair sözleşmesinden kaynaklı tazminat istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı, davalı bankadan kullanılacak kredi borcunun teminatı için dava dışı Çukurova Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesinden 12.05.2014-24.06.2014 tarihli 17 adet toplam 369.573,10 TL lik alacaklarının 25.08.2014 tarihli temlik sözleşmesi ile davalıya temlik edildiğini, tüm fatura ve belgelerinde temlikle birlikte davalıya verildiğini, TBK'nın 189 vd. maddeleri uyarınca temlik edilen asıl alacak ile işlemiş faizlerin de davalıya temlik edilmiş olduğunun kabulü gerektiğini, teminat amacıyla yapılan temlik kapsamında taraflar arasında inanç ilişkisi kurulduğunu, davalı bankanın inanç sözleşmesine istinaden krediden doğan alacağını temlik edilen alacaklardan karşılama ve varsa aşan kısmını iade ile borcu altında olacağını, davalıya temlik edilen alacakların borçlu tarafından gecikmeli ödendiğinin öğrenildiğini, kredi borcunun davalıya ödenip kapandığı da dikkate alındığında, bu şekilde temerrütten sonra yapılan ödemelerin banka tarafından önce faiz ve masraflara sayılması gerekirken, asıl borca mahsup edildiğini, oysa faiz ve masraflara sayılması halinde bakiye tutarın müvekkiline iadeten temlik edilmesi gerektiğini, bankaya yapılan noter bildirimine rağmen iadeten temlikin gerçekleştirilmediğini, bu surette müvekkilinin bakiye tutar kadar zarara uğradığını, bunun nedeninin davalının yukarıda özetlendiği şekilde temerrütten sonra yapılan ödemeleri önce faiz ve masraflara saymamasından kaynaklandığını ileri sürerek, zarar tutarının davalıdan tahsili talep edilmiştir.Davacının davalı bankadan kullandığı kredi borcunun teminatı olacak şekilde, üçüncü kişi Çukurovak Üniversitesi Döner Sermaye İşletmesinden 369.573,10 TL lik alacağını 22.08.2014 tarihli temlik sözleşmesi ile davlıya temlik ettiği ihtilafsızdır. Davacı temlik ettiği alacaklarının üçüncü kişi borçlu tarafından temlik alana ödemede temerrüde düşmesine rağmen, temlik alan davacı tarafından ödemelerin faiz ve ferilerine sayılmaksızın asıl kredi borcuna mahsup edilmesi nedeniyle zarara uğradığını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.İlk derece mahkemesi gerekçesinde de işaret edildiği üzere; taraflar arasındaki temlik sözleşmesinin 8. maddesinde: "Temlik eden, BANKA'nın temlik olunan alacağı tahsile yetkili olduğunu, ancak Muhatabın ödemede bulunmaması durumunda BANKA'nın dava ve takip hakkını kullanmamakta muhtar olduğunu, Bankanın mutlaka dava ve takip yapması gibi bir sorumluluğunun bulunmadığını, temlike konu alacağın ödenmesinde doğabilecek gecikmelerden temlik eden olarak sorumlu olduğunu kabul etmiştir." şeklinde düzenlendiği, yine sözleşmenin 9. maddesinde "Temlik eden işbu temlikin BANKA nın borcun tamamı üzerinden takip hakkını etkilemeyeceğini ve temlik bedeli tahsil edilmeden kredi borçlusunun (Firmanın) kredi borcundan temlik bedeline ilişkin herhangi bir mahsup yapılmayacağını, temlik bedeli tahsil edilip BANKA nın kasasına girdiğinde temlik bedelini, kredi müşterisinden olan alacaklarından dilediği alacağına ve alacağının dilediği kısmına mahsup etmekte Bankanın muhtar olduğunu, temlik eden kabul etmiştir." düzenlendiği anlaşılmakla, söz konusu düzenleme ile davalı bankaya TBK'nın 100. maddesine uygun tahsilat yapma yükümlülüğü getirilmediği gibi, aksine gecikmiş ödemelerden davacı şirketin sorumlu olduğunun düzenlendiği, davalı bankanın gecikme hâlinde takip başlatma ya da dava açma konusunda serbest bırakıldığı, bankanın mutlaka dava açma ve takip başlatma sorumluluğunun bulunmadığı hususlarının kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Diğer bir deyişle taraflar, aralarındaki inançlı işlem niteliğindeki temlik sözleşmesi ile davalı bankaya TBK'nın 100. maddesini uygulama yükümlülüğü getirilmeyip, aksine 8. ve 9. madde ile davalı banka sorumluluktan kurtarıldığından, davacı yanın bu sebeple zararının doğduğu iddiasında bulunamayacağı sonucuyla kurulan hüküm isabetli olup, aksi yöndeki davacı vekilinin istinaf nedenleri yerinde görülememiştir.HMK'nın 282. maddesi uyarınca hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer deliller ile birlikte serbestçe değerlendirir. Buna göre, bilirkişi raporları takdiri delil niteliğinde olup mahkemece diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirilerek hükme esas alınır. Mahkemece taraflar arasındaki ihtilafsız temlik sözleşmesi hükümleri değerlendirilerek sonca varılmış olup, davacı vekilinin alınan 15.06.2020 tarihli ek bilirkişi raporlarında üçüncü kişi borçludan tahsil edilemediği tespit edilen 114.712,06 TL lik tutara hükmedilmesi gerektiği yönündeki istinafı da yerinde görülmemiştir.Davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararında yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 368,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davacı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin kendinin üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,5-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 26.12.2024 tarihinde oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2001/9284, K. 2003/955, T. 26.12.2024, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2001-9284-e-2003-955-k-87e55ac04329