Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2018/21996, 25.02.2021

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2018/21996
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

METİN BAYRAM BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/21996)

Karar Tarihi: 25/2/2021

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, açığa alınan kamu görevlisinin kesilen

maaşının göreve iade edildikten sonra değer kaybına uğratılarak ödenmesi nedeniyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 3/7/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

8. İstanbul Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüğü emrinde

gümrük memuru olarak görevliyken hakkında resmî evrakta sahtecilik suçundan

adli ve idari soruşturma başlatılan başvurucu, 28/5/2001 tarihinde görevden

uzaklaştırılmıştır. Ardından adli soruşturmanın uzaması nedeniyle 25/7/2003

tarihinde başvurucunun görevden uzaklaştırma tedbiri kaldırılarak yeniden

göreve başlatılmıştır.

9. Başvurucunun görevden uzaklaştırıldığı

28/5/2001-25/7/2003 tarihleri arasında maaşından 1/3 oranında kesinti

yapılmıştır. Başvurucunun görevine iade edilmesinden sonra 2003 yılı içerisinde

maaşından yapılan 1/3 oranındaki kesintiler kendisine iade edilmiş, ancak 2003

yılından önceki kesintiler iade edilmemiştir.

10. Iğdır Ağır Ceza Mahkemesinin 23/5/2013 tarihli

kararıyla resmî evrakta sahtecilik suçundan başvurucunun mahkûmiyetine karar

verilmiştir. Kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 21. Ceza Dairesince

15/12/2015 tarihinde davanın zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar

verilmiştir.

11. Başvurucu 27/1/2016 tarihinde idareye başvurarak

görevden uzaklaştırıldığı 2001 yılı Haziran ayı ile 2002 yılı Aralık ayı

arasındaki dönem için kendisine ödenmeyen 19 aylık maaş kesintilerinin göreve

iade edildiği 25/7/2003 tarihinden itibaren faiziyle birlikte ödenmesini talep

etmiştir.

12. İdarenin başvurucunun talebine yanıt vermemesi

üzerine başvurucu, aynı taleple 24/5/2016 tarihinde İstanbul 10. İdare

Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Mahkemece 4/7/2017 tarihinde davanın

kabulüyle 2001 yılı Haziran ayı ile 2002 yılı Aralık ayı arasında başvurucuya

ödenmeyen 19 aylık maaş kesintilerinin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle

ödenmesine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde, ilgili mevzuat hükümlerine

göre söz konusu kesintilerin ödenmesinin kanuni zorunluluk olduğu ve idarenin

kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu

belirtilmiştir.

13. Karar, başvurucu tarafından istinaf edilmeyip davalı

idare tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Başvurucu, davalı idarenin

istinaf dilekçesine karşı sunduğu cevap dilekçesinde 19 aylık maaş kesintisinin

toplamı olarak 1.350 TL'nin 2017 yılı Ocak ayında ödendiğini, ancak faizin

ödenmediğini ve alacağının değer kaybına uğradığına işaret etmiştir. Başvurucu

bununla birlikte, idarenin istinaf talebinin reddine karar verilerek kararın

onanmasını talep etmiştir.

14. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi İkinci İdari Dava

Dairesince (Daire) 10/4/2018 tarihinde Mahkeme kararının anılan kesintilere

faiz uygulanmasına ilişkin kısmının kaldırılmasına ve davanın bu kısmının

reddine kesin olarak karar verilmiştir. Ayrıca dava kısmen kabul, kısmen ret

ile sonuçlandığından başvurucu aleyhine 1.090 TL vekâlet ücretine

hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinde, belli koşulların gerçekleşmesi hâlinde

maaştan yapılan kesintilerin ödeneceği mevzuatta öngörülmüş olmasına rağmen bu

alacağa faiz ödenmesini gerektiren bir düzenlemenin bulunmadığı belirtilmiştir.

Buna göre görevden uzaklaştırma tedbiri kaldırılarak göreve iade edilme

durumunda yapılacak ödemelere faiz işletilemeyeceğinin aşikâr olduğu ifade edilmiştir.

15. Nihai karar, başvurucuya 8/6/2018 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

16. Başvurucu 3/7/2018 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

17. İlgili hukuk için bkz. Vildan Utku Atalay,

B. No: 2015/4812, 7/2/2019, §§ 20-31.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

18. Mahkemenin 25/2/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

19. 28/5/2001-22/7/2003 tarihleri arasında görevden

uzaklaştırılan başvurucu, göreve iade edildikten sonra 2003 yılındaki

kesintilerin resen ödendiğini ancak talep etmesine ve göreve iade edilen diğer

memurların kesintilerinin tamamının ödenmesine rağmen geriye kalan kesintilerin

ödenmediğini vurgulamıştır. Başvurucu göreve iade edildiği tarihten ödemenin

yapılacağı tarihe kadar faiz talebinde bulunmasına ve söz konusu kesintilerin

ödenmesine hükmedildiği hâlde faiz alacağına hükmedilmemesinden yakınmaktadır.

Başvurucu diğer taraftan Dairenin faiz talebinin reddine karar vermesinin

neticesinde aleyhine 1.090 TL vekâlet ücretine hükmedilmesinin orantılı

olmadığını da öne sürmektedir. Başvurucu sonuç olarak 25/7/2003 tarihinde

ödenmesi gereken maaş kesintilerinin 13 yıl sonra faizsiz ödenmesi nedeniyle

eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ve hak kaybına uğradığını iddia etmiştir.

20. Bakanlık görüşünde, görevden uzaklaştırılan memurun

görevden uzaklaştırıldığı dönemde maaşından yapılan kesintiler için geçmişe

dönük olarak faiz ödeneceği hususunda 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet

Memurları Kanunu'nda herhangi bir hükme yer verilmediği belirtilmiştir. Öte

yandan müdahalenin kanunilik koşulunu sağladığı ve kamu yararına dayalı meşru

bir amacının bulunduğu ifade edilmiştir. Bakanlık, ölçülülük incelemesi

bağlamında hangi alacaklara faiz işletileceği, faiz oranının ne olacağı, faizin

işletilme tarihinin belirlenmesi gibi hususların Anayasa Mahkemesinin görevine

girmediğini vurgulamıştır. Bununla birlikte başvurucunun göreve iade

edilmesinden sonra açıkta geçirdiği sürelere ilişkin olarak yoksun kaldığı parasal

haklarını talep etmesi üzerine 2003 yılına ait maaş farklarının derhal

ödendiğini, mahkûmiyet kararının ortadan kalkması üzerine eksik kalan

kısımların ödenmesine dair yargı kararı üzerine de söz konusu bedellerin

ödendiğine işaret edilmiştir. Buna göre faiz borcundan bahsedilebilmesi için

ödenmesi gereken paranın zamanında ödenmemiş olması diğer bir deyişle

kesintilerin ödenmesine ilişkin kararın kesinleşmiş olması ve başvurucunun

talebine rağmen ödenmemiş olması gerektiği belirtilerek başvurucuya geçmişe

dönük olarak faiz ödenmemesi nedeniyle aşırı bir külfet yüklenmediği

açıklanmıştır.

B. Değerlendirme

21. Anayasa’nın "Mülkiyet hakkı" kenar

başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,

kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum

yararına aykırı olamaz.”

22. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun şikâyetlerinin özü, maaş kesintilerinin değer kaybına

uğratılarak ödenmesi olduğundan şikâyetlerin mülkiyet hakkı kapsamında

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Göreve İade

Tarihiyle Dava Tarihi Arasındaki Döneme İlişkin Şikâyet Yönünden

23. Başvurucu, idareye yaptığı başvuruda ve sonrasında

açtığı başvuru konusu davada 2001 yılı Haziran ayı ile 2002 yılı Aralık ayı

arasında kendisine ödenmeyen 19 aylık maaş kesintilerinin göreve iade edildiği

25/7/2003 tarihinden itibaren faiziyle birlikte ödenmesini talep etmiştir.

24. Mahkemece, maaş kesintilerinin dava tarihinden

itibaren yasal faiziyle ödenmesine karar verilmiştir. Diğer bir deyişle

başvurucunun dava tarihinden öncesine ilişkin faiz talebi reddedilmiştir.

Başvurucu tarafından istinaf edilmeyip davalı idare tarafından talep edilen

istinaf incelemesinde, Mahkeme kararının anılan kesintilere faiz uygulanmasına

ilişkin kısmının kaldırılmasına ve davanın faize yönelik kısmının reddine karar

verilmiştir.

25. Netice olarak başvurucunun Mahkemenin dava tarihinden

öncesine ilişkin faiz talebinin reddine dair kararına karşı, itiraz etmediği

anlaşılmıştır. Buna göre başvurucunun iddialarını ileri sürebileceği istinaf

olağan kanun yolunu tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu

sonucuna varılmıştır.

26. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Dava

Tarihinden Sonraki Döneme İlişkin Şikâyetler Yönünden

27. Başvurucu söz konusu 19 aylık maaş kesintilerinin

değer kaybına uğratılarak ödendiğinden yakınmakta ise de Mahkemece dava

tarihinden öncesine ilişkin faiz talebi reddedilmesine rağmen başvurucu istinaf

kanun yoluna başvurmamıştır. Dolayısıyla bu başlık altında Mahkemenin anılan

kesintilerin dava tarihinden ödeme tarihine kadar yasal faiz işletilmesi kararı

ve sonrasında Dairece bu faizin de reddine karar verilmesiyle başvurucu

aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmesine dair kararı değerlendirilecektir.

28. Başvurucunun davalı idarenin istinaf dilekçesine

karşı verdiği cevap dilekçesinde söz konusu 19 aylık toplam 1.350 TL maaş

kesintilerinin 2017 yılı Ocak ayında ödendiği belirtilmiştir. Buna göre Dairece

faiz talebi reddedilmemiş olsaydı başvuruya 73,90 TL yasal faizle birlikte

1.423,90 TL ödeme yapılması gerekecekti. Söz konusu 1.350 TL alacağın enflasyon

karşısında değer kaybetmemesi için dava tarihlerden ödemenin yapıldığı tarihe

kadar geçen süredeki enflasyon oranları dikkate alındığında ise 105,47 TL

farkla birlikte toplam 1.455,47 TL ödenmesi gerekecekti. Öte yandan faiz

alacağının reddine karar verilmesiyle birlikte başvurucu aleyhine ayrıca 1.090

TL vekâlet ücretine hükmedilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun alacağının

enflasyon karşında değer kaybına uğramasını önleyecek 105,47 TL ile birlikte

1.090 TL vekâlet ücreti olmak üzere toplam 1.195,47 TL alacaktan mahrum kaldığı

anlaşılmaktadır.

29. Bu durumda başvurucunun ileri sürdüğü ihlal

iddialarının niteliği nazara alınarak başvurunun kabul edilebilirlik

kriterlerinden olan anayasal ve kişisel önemden yoksun olma kriteri yönünden

incelenmesi gerekir.

30. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında anayasal açıdan önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara

uğramadığı başvuruların esastan incelenmeksizin reddedilebileceği hüküm altına

alınmıştır.

31. Anılan hükümle anayasal ve kişisel önemden yoksun

başvuruların esastan incelenmemesine imkân tanıyan ek bir kabul edilebilirlik

kriteri getirilmiştir. Dolayısıyla diğer tüm kabul edilebilirlik kriterlerini

taşısa hatta esas hakkında incelemeye geçildiğinde ihlal kararı verilebilecek

nitelikte olsa bile 6216 sayılı Kanun'da belirtilen nitelikteki bir başvuru

kabul edilemez bulunabilecektir (K.V. [GK], B. No: 2014/2293, 1/12/2016,

§ 55).

32. 6216 sayılı Kanun'da anayasal ve kişisel önemden

yoksun başvuruların kabul edilemez bulunabilmesi için iki koşul öngörülmüştür. Anayasal

önem olarak adlandırılabilecek olan birinci koşul başvurunun Anayasa’nın

uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının

belirlenmesi açısından önem taşımaması, kişisel önem olarak

adlandırılabilecek olan ikinci koşul ise başvurucunun önemli bir zarara

uğramamasıdır (K.V. § 57).

33. Anayasa hükümlerinin yorumlanması açısından önem

taşıma unsurunun başta Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru yoluyla daha önce

yorumlamadığı meseleleri kapsadığında kuşku bulunmamaktadır. Bununla birlikte

Anayasa Mahkemesi, bir meseleyle ilgili olarak daha önce Anayasa’nın ilgili

hükümlerini yorumlamış olsa bile değişen durumları dikkate alarak yeniden

yorumlama ihtiyacı duyabilir. Bu durumda da o meseleye ilişkin başvurunun

anayasal öneminin bulunduğunu kabul etmek gerekir (K.V., § 63).

34. Anayasa’nın uygulanması açısından önem taşıma

unsurunda ise Anayasa hükümlerinin uygulanması açısından başvurunun önem

taşıdığının söylenebilmesi için kamu makamları ve derece mahkemelerinin belli

bir meseleye ilişkin uygulamalarının Anayasa Mahkemesi yorumlarından farklı

olması ve bu farklılığın da önemli olması gerekir (K.V., § 64).

35. Kişisel önemin bulunmaması koşulu ise -başvurucunun

içinde bulunduğu koşullar da dâhil olmak üzere- her olayın kendine özgü

koşulları dikkate alınarak ve objektif verilerden hareket edilerek Anayasa

Mahkemesi tarafından değerlendirilir (K.V., §§ 66, 67).

36. Anayasa Mahkemesi daha önce kamu kurum ve

kuruluşlarından olan çeşitli para alacaklarının değer kaybına uğratılarak

ödenmesine ilişkin şikâyetleri inceleyerek kapsam ve içeriğini karara

bağlamıştır. Buna göre kamu makamlarının para borçlarını makul olmayan bir

gecikme ile ödediği durumlarda para alacağında meydana gelen değer

aşınmalarının başvurucular üzerinde şahsi olarak aşırı bir yük oluşturması

hâlinde müdahale ölçülü olmadığından mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar

vermiştir (kamulaştırma bedeli yönünden bkz. Mehmet Akdoğan ve diğerleri,

B. No: 2013/817, 19/12/2013; Ali Şimşek ve diğerleri, B. No: 2014/2073,

6/7/2017; bir sosyal güvenlik ödemesi yönünden bkz. Ferda Yeşiltepe

[GK], B. No: 2014/7621, 25/7/2017; ihale alacağı yönünden bkz. ANO İnşaat ve

Ticaret Ltd. Şti. [GK], B. No: 2014/2267, 21/12/2017; vergi iadesi alacağı

yönünden bkz. Akel Gıda San. ve Tic. A.Ş., B. No: 2013/28, 25/2/2015;

deprem nedeniyle tazminat yönünden bkz. Abdulhalim Bozboğa, B. No:

2013/6880, 23/3/2016; açığa alınan memurun maaş farklarının iadesi yönünden

bkz. Vildan Utku Atalay).

37. Buna göre Anayasa Mahkemesinin sıklıkla uygulanmış

açık bir içtihadının bulunduğu alacağın değer kaybına uğratılarak ödenmesi

nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurunun genel bir

soruna işaret etmediği gibi Anayasa'nın uygulanması ve yorumlanması veya temel

hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından da önem taşıdığının

ortaya konulamadığı sonucuna varılmıştır.

38. Öte yandan başvurucu, aleyhine verilen karar

nedeniyle mahrum kaldığı 1.195,47 TL alacak miktarının mali durumuna ciddi

anlamda zarar verdiği ve kendisi için ne denli önemli olduğu hususunda herhangi

bir açıklamasının olmadığı da gözetildiğinde başvuru konusu miktarın başvurucu

açısından önemli bir zarar oluşturduğu kanaatine ulaşılamamıştır.

39. Açıklanan gerekçelerle anayasal ve kişisel önemden

yoksun olduğu anlaşılan başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Göreve iade tarihiyle dava tarihi arasındaki

dönemle ilgili mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Dava tarihinden sonraki dönemle ilgili şikâyetler

nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların anayasal ve

kişisel önemden yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA 25/2/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Muammer TOPAL

Recai AKYEL

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

Mahmut ALTIN

Başvurucu

:

Metin BAYRAM

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2018/21996, T. 25.02.2021, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2018-21996-basvuru-25-02-2021-37e56a95cf31