Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2025/5772 E. 2025/7510 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
9. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/5772
Karar No
2025/7510
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2025/94 E., 2025/166 K. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı asıl dava dilekçesinde; 08.01.2013 tarihinde davalı Bakanlığa ait Avrupa Birliği ve Malî Yardımlar Dairesi Başkanlığında sözleşmeli ihale ve finans asistanı olarak çalışmaya başladığını, iş sözleşmesinin ... kumpası sonucunda 06.10.2017 tarihinde gözaltına alınması üzerine 10.11.2017 tarihinde haksız olarak feshedildiğini, hakkındaki ithamların asılsız olduğunu ve 29.12.2017 tarihine kadar tutuklu kaldığını, yapılan yargılama sonucunda beraatine karar verildiğini, ücretinin 1.800,00 Euro olduğunu, ödenmeyen alacakları bulunduğunu ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile diğer bir kısım alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde talep konusu alacakların zamanaşımına uğradığını, Avrupa Birliği tarafından finanse edilen ve uzatılan proje kapsamında finans asistanı olarak çalışan davacının hakkında başlatılan ... soruşturması neticesinde tutuklandığını, işe devamsızlığı üzerine tutanaklar düzenlenerek iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini, davacının yargılama sonucu beraat etmesinin sonucu değiştirmeyeceğini, zira davacının eylemi kesin olarak ispatlanamasa dahi güven unsurunun sarsılması nedeniyle iş sözleşmesinin 10.11.2017 tarihi itibarıyla haklı nedenle feshedildiğini, davacı tarafça 01.11.2017 tarihli mektup ile iş sözleşmesinin sonlandırılmasının talep edildiğini, 06.10.2017-10.11.2017 tarihleri arasında tutuklu bulunan ve çalışmayan davacıya ücreti ödenmediği gibi sigortasının da yatırılmadığını, davacı ile yapılan sözleşme hükümlerinden de anlaşılacağı üzere belirlenen aylık ücrete fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin dâhil olduğunu, davacının yıllık ücretli izinlerini kullandığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Bölge Adliye Mahkemesinin ortadan kaldırma kararı üzerine yargılamaya devam edilerek davacı tanığının yeniden dinlenildiği ve 270 saate kadar fazla çalışma ücretinin temel ücrete dâhil olduğu yönündeki iş sözleşmesi hükmü gözetilerek hesap bilirkişinden ek rapor alındığı, 10.11.2017 tarihli SGK işten ayrılış bildirgesinde fesih nedeninin KHK ile görevden çıkarmaya ilişkin kod (37) olarak bildirildiği, davacının tutuklandığının davalıya 18.10.2017 tarihinde bildirildiği, ayrıca 24.10.2017 tarihinde de davalıya bildirim yapıldığı, 16.11.2017 tarihli fesih yazısında iş sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 25. maddesi gereğince feshedildiğinin belirtildiği, dosya içindeki kovuşturma ve soruşturma belge ve kararları ile davacının atılı suçtan beraatine karar verildiği dikkate alındığında; nihai olarak davacının iş sözleşmesinin tutukluluk nedeniyle feshedildiğinin anlaşıldığı, bu nedenle yapılan feshin 4857 sayılı Kanun'un 17. maddesindeki bildirim süresini aşmadan yapıldığı, iş sözleşmesinin şüphe feshi kapsamında ve geçerli ancak haksız olarak feshedildiği buna göre kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin yerinde olduğu, yapılan işin niteliğine uygun olarak ve dosya içerisindeki bilirkişi tespit ve mütalaalarına itibar edilerek davacının bir gün hafta tatili dâhil, 2014 yılı Ağustos ayı öncesi fazla çalışma yapmadan, 2014 yılı Ağustos ayı sonrasında aylık 45 saat fazla çalışma yaptığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 01.01.2014-31.12.2014 tarihlerini kapsayan belirli süreli iş sözleşmesine zeyilname isimli belgede davacının ücretin Türk lirası üzerinden belirlendiği, çalışma dönemindeki kurun dikkate alınması gerektiği, kıdem tazminatı hak edecek şekilde iş sözleşmesinin feshinin tespiti hâlinde davacının yeniden ... müracaat edebileceği, davacı vekilinin istinaf talebinin yerinde olmadığı, kovuşturma ve soruşturma belge ve kararlarından davacının atılı suçtan beraatine karar verildiği, davacının iş sözleşmesinin tutukluluk nedeniyle sona erdirildiği, feshin geçerli olduğu, davacı tarafından 01.11.2017 tarihinde Bakanlık çalışanlarına hitaben gönderilen dilekçede soruşturma süreci sonrasında işe dönmeyeceğini, hakkında hukuki bir engel ya da tedbir yoksa iş sözleşmesinin sonlandırılmasını, tazminatlarının ödenmesini talep ettiği belirtilmiş ise de söz konusu dilekçenin, doğrudan Bakanlığın ilgili birimine gönderilmeyip tazminatlarının ödenmesinin de talep edildiği, söz konusu dilekçenin istifa mahiyetinde olmadığı, davacının 08.01.2013-06.10.2017 tarihleri arasında belirsiz süreli iş sözleşmesi ile toplam 4 yıl 8 ay 29 gün süre ile davalı işyerinde çalıştığı, kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, İlk Derece Mahkemesi tarafından davacı tanıklarının yeniden dinlenildiği, davacının fazla çalışma ve hafta tatili alacağını ispatladığı, hükme esas alınan bilirkişi raporunda sözleşmede yer alan 270 saatin dikkate alındığı, her ne kadar davacının ücreti Avrupa Birliği fonlarınca karşılanmış ise de ücretin üçüncü kişi tarafından karşılanmasının iş sözleşmesinin varlığına etkili olmadığı gerekçeleriyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Bölge Adliye Mahkemesinin 11.09.2024 tarihli kararının süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Dairece; tarafların sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra 07.01.2019 tarihli arabuluculuk son tutanağına göre arabuluculuğa konu edilen alacak kalemleri arasından "iş sözleşmesi ... sonlandırıldığı ve işe iade de sağlanmadığı için mahrum kalınan işçilik gelirleri ve ücretler tazminata hükmedilmesini gerektirdiğinden maddi tazminat" istemine ilişkin bir talebe yer verilmediği gibi arabuluculuk başvuru formunda uyuşmazlık konusunun "işçi işveren uyuşmazlığı-nispi" olarak açıklanmış olduğu ve söz konusu talebin başvuru formunda da bulunmadığı bu nedenle arabuluculuk dava şartı yerine getirilmeyen "maddi tazminat (mahrum kalınan işçilik gelirleri ve ücretler)" talebi hakkında dava şartı yokluğundan usulden ret kararı verilmesi gerektiği, gerek dava dilekçesinde gerekse davacı asıl ve vekili tarafından verilen 29.05.2019 ve 19.09.2019 tarihli açıklama dilekçelerinde; "işsizlik ödeneği" adı altında herhangi bir alacak talebi yer almamasına ve bu hususta yöntemince açılmış bir dava bulunmamasına rağmen "...yanlış husumet nedeniyle, işsizlik ödenek alacak talebinin" reddine yönelik karar verilmesinin 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 26. maddesi uyarınca taleple bağlılık ilkesine aykırı olduğu, ayrıca yabancı para borcuna uygulanacak faiz bakımından da kararın isabetsiz olduğu gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; mahkemece bozma öncesinde verilen kararda kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma, hafta tatili alacakları bakımından hükmedilen miktarlar ile usuli kazanılmış hak ilkeleri gözetilerek ve usule ilişkin bozmaya uyularak yargılama sonuçlandırılmak suretiyle davanın kısmen kabulüne dair karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; a. Müvekkili hakkında gözaltı işlemi yapılır yapılmaz sekiz haftalık bildirim süresi beklenilmeden iş sözleşmesinin feshedildiğini, SGK'ya çıkışın kod (37) olarak bildirildiğini, müvekkili hakkında Bylock kullandığı yönündeki asılsız iddia üzerine başlatılan soruşturma sonucu açılan ceza davasında beraatine karar verildiğini, davalı Bakanlıkça iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğinin aşikâr olduğunu, b. Hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik ve hatalı incelemeye dayalı olduğunu, önceki raporlarla çelişecek şekilde hesaplama yapılmasının kabul edilemez olduğu, davacının fazla çalışmalarının tespit olunandan çok daha fazla olduğunu, bunun davalı Kurumun güvenlik biriminin turnike giriş çıkış kayıtlarıyla açıkça tespit olunabileceğini, davalının bu kayıtları tutması ve saklaması zorunlu iken ibraz etmemesinin müvekkili aleyhine yorumlanamayacağını, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde de çalışan müvekkilinin bu alacak talebinin reddinin eksik incelemeye dayalı olduğunu, c. Müvekkilinin hâlen işsiz olduğunu, çalışmaya devam etseydi hak kazanabileceği birtakım parasal haklar yönünden talepte bulunduğunu, fesih tarihinden en azından talep tarihi/dava tarihine kadar uğranılan zararlar ve mahrum kalınan işçilik gelirleri ve ödenmeyen ücret alacakları yönünden hesaplama yapılması gerektiğini, d. Davacının hak ettiği ancak ödenmeyen ücretlerinin mevcut olduğunu, müvekkili ile davalı işveren arasındaki iş sözleşmelerinde açıkça ifade olunduğu üzere o tarihte ücret alacağının Euro cinsinden belirlenmiş olduğunu, alacakların herhangi bir çevirme işlemi olmaksızın Euro cinsinden hesaplanması gerektiğini, e. Kıdem tazminatının Türk lirası cinsinden fesih tarihindeki tavan ücret esas alınarak ve sonrasında Euro'ya çevrilerek hesaplanmasının hatalı olduğunu, kıdem tazminatının bu şekilde eksik ve hatalı hesaplandığını, f. Davalı lehine hükmedilen vekâlet ücretinin yanlış ve fazla hesaplandığı, bu husutaki alacak talebinin usulden reddine rağmen maktu vekâlet ücreti yerine nispi vekâlet ücretine hükmedilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğunu beyanla ve resen gözetilmesi gereken diğer nedenlerle kararın bozulması gerektiğini ileri sürmüştür. 2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; a. Davacının iş sözleşmesinin mevzuata uygun biçimde feshedildiğini, b. Fazla çalışma ve hafta tatili çalışmasına ilişkin tanık beyanlarının çelişki içerdiğini, ayrıca yazılı belgelerle kanıtlanamayan alacak talepleri için tanık beyanlarına itibar edilemeyeceğini, fazla çalışma yapılmış olsa bile haftalık çalışma süresi sınırlarının aşılmadığının yine davacı tanığı ...'nin beyanı ile kanıtlandığını, iş sözleşmesinde yer alan hüküm gereğince fazla çalışmalar yıllık 270 saati aşmadığından fazla çalışma ücreti talebinin reddi gerektiğini, beyanına itibar edilen davacı tanığı ...'nin anlatımında yer alan çalışma şeklinin müvekkilinin kamu kurumu olduğu gözetildiğinde hayatın olağan akışına aykırılık teşkil ettiğini, c. Dava konusu taleplerin Avrupa Birliği mevzuatına, Avrupa Birliği ile yapılan anlaşmaya, davacıyla imzalanan iş sözleşmesine, ulusal ve uluslararası hukuk kurallarına uygun olmadığını, her ne kadar davacının 4857 sayılı Kanun kapsamında işçi olduğu açık olsa da taleplerin müvekkili Bakanlık tarafından genel bütçeden karşılanmasının mümkün olmadığını beyan etmiş ve resen gözetilmesi gereken diğer nedenlerle kararın bozulması gerektiğini ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık; maddi tazminat ve faiz bakımından bozmaya uygun karar verilip verilmediği ile vekâlet ücretinin doğru belirlenip belirlenmediği konularına ilişkindir. 1. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararında ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı ve bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Somut uyuşmazlıkta maddi tazminat talebinin arabuluculuk dava şartı yokluğundan usulden redine karar verilmiş olup, bu alacak bakımından karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 7/1 hükmü uyarınca maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekmektedir. Mahkemece bu yön göz ardı edilerek reddedilen toplam miktar üzerinden nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi hatalı olmuştur. Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun'un 370/2 hükmü uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir. VII. KARAR Açıklanan sebeple; 1. Davalı tarafın tüm, davacı tarafın diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. Davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının, hüküm fıkrasının (3) numaralı bendinin davalı lehine takdir edilen vekâlet ücretine ilişkin (b) alt bendindeki "... 387.074,14 TL vekalet ücretinin, davacı taraftan alınıp, davalı tarafa verilmesine " ibaresinin hükümden çıkartılarak yerine "Kendisini vekille temsil ettirdiği anlaşılan davalı lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7. maddesinin 1. fıkrası uyarınca hesaplanan 30.000,00 TL maktu vekâlet ücreti ile 172.272,59 TL nispi vekâlet ücreti olmak üzere toplam 202.272,59 TL vekâlet ücretinin, davacıdan alınarak, davalıya verilmesine " ibaresinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 07.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2025/5772, K. 2025/7510, T. 07.10.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-9-hukuk-dairesi-2025-5772-e-2025-7510-k-ae5c04ed607f