Yargıtay · 9. Ceza Dairesi
Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2008/19839 E. 2010/2059 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 9. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2008/19839
- Karar No
- 2010/2059
- Karar Tarihi
Mahkemesi:Ağır Ceza Mahkemesi Suç: Terör örgütüne üye olma Dosya incelenerek gereği düşünüldü: Sanık susma ve müdafiden yararlanma hakkının da hatırlatıldığı ve savunmasını kendisinin yapacağını belirttiği 17.11.2005 tarihli Askeri Savcılık tarafından alınan, ifadesinde, özetle "parti olarak nitelendirdiği ...örgütünün üyesi olduğunu, İstanbul'da yapılan basın açıklamasına katıldığını söylemiş, duruşmadaki savunmasında ise, anılan örgütün terör örgütü olduğunu kabul etmediğini, askeri savcıya verdiği ifadesinin doğru olup olmadığı hususunda bir şey söylemek istemediğini açıklamıştır. CMK'nın 148. maddesinin amaç, kapsam ve gerekçesi birlikte nazara alındığında, sanığın Askeri Savcılıkta alınan ifadesinin yasak usullerle elde edilmediği gibi müdafii hazır bulunmaksızın alınan savcılık ifadesi kollukça alınan ifade olarak değerlendirilemeyeceğinden hükme esas alınmasında yasal bir engel bulunmadığı, kaldı ki sanığın bu ifadesini mahkeme huzurunda da açıkça reddetmediği anlaşılmaktadır. Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde, sanığın kesinleşmiş yargı kararları ile terör örgütü olduğu kabul edilen ...adlı örgütün üyesi olduğu, eyleminin 3713 sayılı Kanunun 7/1. maddesinde tanımlanan suçu oluşturacağı, hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden yazılı gerekçe ile beraatına karar verilmesi, Kanuna aykırı, Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 16.02.2010 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Sanığın imamlık yaptığı mescitte ...terör örgütünün broşürü ve diğer bazı kitapların bulunması üzerine;... müdafi bulundurulmadan alınan 17.11.2005 tarihli ifadesinde; “Ben ...isimli partiye üyeyim. ...benim görüşüme göre bir siyasi partidir. Herhangi bir örgüt değildir. Görüşüme göre kimseye zararı olan bir siyasi parti de değildir. Bu siyasi partiye yaklaşık 1,5-2 yıl önce üye olmuştum. Sivilde bu siyasi partinin kesin olmamakla birlikte 2004 yılı son ayları veya 2005 yılı ilk aylarında İstanbul'da yapılan basın açıklamasında bulundum. Ancak bu açıklamayı ben yapmadım. ... Komutanlığına katıldığım tarihten itibaren ...isimli siyasi partiyi herhangi bir kimseye anlatmadım. Bu partiye üye olduğuma dair kimseye bir şey söylemedim ve hiç kimseye bu siyasi partiye katılmaları yönünde tavsiyede bulunmadım. İslama göre bir gruba birilerini davet etmek haramdır.” şeklinde ifade verdiği görülmüştür. Sanık kovuşturma safhasında 03.04.2007 tarihinde alınan ifadesinde; “İddianamede belirtilen bir kısım şeyler yanlıştır. Ben mescitte imam değildim. Yakalanan kitaplar bana ait değildir. Ben...'in terör örgütü olduğuna inanmıyorum” diyerek suçlamayı kabul etmemiş, “Komutana vermiş olduğum ifadem doğru olup, askeri savcıya verdiğim ifademin ise doğru olup olmadığı hususunda bir şey söylemek istemiyorum. Ben 2004 yılı sonlarında veya 2005 yılı başlarındaki İstanbul'daki basın açıklamasına katıldım şeklindeki beyanları kabul etmiyorum, çünkü o tarihte ben asker idim, ayrıca başka bir tarihteki basın açıklamasına katılmadım” şeklinde beyanda bulunarak, suçlamayı kabul etmemiştir. Sanıktan ele geçen broşür ve kitapların yasaklanmış kitaplardan olmadığı, haklarında toplatma kararı bulunmadığı ... Emniyet Müdürlüğünün 29.11.2006 tarihli yazısından anlaşılmıştır. Sanığın Askeri Savcılıkça alınan ifadesinden önce sanığa, CMK'nın 147. maddesindeki haklarının, susma hakkının ve müdafiden yararlanma hakkının hatırlatıldığı ve şüphelinin “savunmasını kendisinin yapacağını” beyan ettiği tutanağa yazılmışsa da,... sanığın ifadesinin alındığı 17.11.2005 tarihinde yürürlükte bulunan, daha sonra 06.12.2006 tarihinde 5560 sayılı Kanunla değiştirilen 5271 sayılı CMK'nın 150/3. maddesinin değişiklikten önceki ve ifadenin alındığı tarihte yürürlükte bulunan “Üst sınırı en az beş yıl hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır.” hükmü karşısında ifadenin alındığı tarihte sanığın istemi aranmaksızın ifadesinin müdafi huzurunla alınması zorunludur. Usul hükümlerinin derhal yürürlüğe gireceği kuralı karşısında, askeri savcılık tarafından alınan ifade mahkumiyet hükmüne esas alınamaz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun kesinlik kazanmış kararlarında; “Sanığın suçu ikrarının aleyhine kanıt olarak kabul ve değerlendirilmesi için maddi hukuka ait delillerden sonra olması, hakim huzurunda doğrudan doğruya yapılması, maddi ve manevi cebirle elde edilmemiş, kendiliğinden yapılmış bulunması ve geri alınmamış olması gerektiğinin vurgulanmış olması da gözetilerek, suç tarihine göre askeri savcıda ifade alınması sırasında müdafi bulundurulmaması, askeri savcıda alınan ifadenin kovuşturma safhasında geri alınmış bulunması ve sanığın hakim huzurunda ikrarının da olmaması karşısında, sanığın terör örgütü üyesi olmak suçunun sabit olmaması nedeniyle ve mahkemece gerekçeleri gösterilerek verilen beraat kararı usul ve yasaya uygun olduğundan, hükmün onanması gerektiği düşüncesiyle Sayın çoğunluğun hükmün bozulması yönündeki düşüncesine katılmıyoruz.